Seokjin×Jungkook
-------------------------------
Seokjin: Jungkook neredesin? İletilemedi
Seokjin: Çocuğum bak artık mesajlarımıza
İletilemedi
Cevapsız görüntülü arama
Seokjin: Jungkook endişeleniyorum
İletilemedi
Seokjin: Lütfen en azından iyi olduğuna bi işaret ver
İletilemedi
-------------------------------------------
Jimin grup adını 'SENİN HER ZAMAN YANINDAYIZ KOOKİEEE ◌⑅⃝●♡⋆♡LOVE♡⋆♡●⑅⃝◌' olarak değiştirdi
••••••••••••••••••••••••••••••••••••
SENİN HER ZAMAN YANINDAYIZ KOOKİEEE ◌⑅⃝●♡⋆♡LOVE♡⋆♡●⑅⃝◌
--------------------------------------------
Seokjin: Jungkook'tan haber alanınız var mı? Yoongi: Yok amk yok Seokjin: Bi mutfağa gidip geldim yok yerşndd çıldırıcqm
Jimin: Yine o depoya mı gitti acaba
Seokjin: Bilmiyorum yoldayım ama şimdi bakcam orayada
Hoseok: Merak etmeyin buldum ben
Namjoon: Nerede?
Hoseok: Hyunjin'in yanında
Namjoon: Herkes bende toplansın. Hoseok, Jungkook'u da al getir.
Hoseok: Tamam
---------------------------------------------
Duvarlar üstüme üstüme gelmişti yine. Seokjin Hyung'ta kalıyordum o günden beri. Belli etmemeye çalışşada gözlerindeki üzüntüyü görüyordum. Üzülüyordu halime ve bu beni daha da bunaltıyordu. Bu yüzden yerimde duramamış ve yine dışarı atmıştım kendimi.
Nereye gittiğimi bilmiyordum. Gidiyordum işte bi' yere. Önemli olan şu bunaltımın gitmesiydi. Gel gör ki 5 ay olmuş hâlâ gitmemişti.
Hava güneşliydi. İçimdeki karanlığa rağmen güneş inatla koruyordu mavi gökyüzündeki yerini. Bi' benim hayatımda parlamamıştı güneş. Bi ben yer bulamamıştım ışığında.
Adımlarım son bulduğunda etrafıma bakındım. Mezarlık...Son 5 ayda herkesten kaçıp geldiğim yerlerden biri.
Büyük demir kapıyı zar zor ittim ve içeri hızla adımladım. Demir kapı büyük bir gürültüyle kapanırken adımlamaya devam ettim. Şu 5 aydır buradaki ruhlar beni tanımıştı. Bende mezar taşlarından az çok tanımaya çalışmıştım onları. Her biri farklı hayatlar, farklı bedenler, farklı acılar...
Bir mezarın önünde durduğumda içimdeki kanayan yaralara rağmen gülümsedim. Hyunjin, yine senin acını çekerken gülümsedim. Görüyor musun beni? Bak, ben geldim. Yine sana geldim. Korkuyor musun ben yokken? Korkma. Bedenen yanında olmasam bile ruhum daima seninle.
Yapılmamış mezarın yanına oturdum. Hyunjin'in ailesi o küçükken trafik kazasında vefat etmişti. Tek çocuktu ve kazadan sağ çıkan sadece oydu. Anneannesinin kanser haberini alır almaz yola koyulmuşlar.
Üniversitede tanışmıştık. Zamanla en yakın arkadaşlar olduk. Sonra birbirimize en yakın arkadaşlıktan öte duygular beslemeye başladık.
Ama ben duygularımı ona yansıtmadım. O benim aksime cesurdu. Duygularını belli etmekten çekinmedi. Sözleriyle ima etti, davranışlarıyla hissettirdi. Bu hallerinden hoşlanmadım desem yalan olurdu.
Ancak yinede salağa yatmış, görmezden gelmiştim. Çünkü aynı zamanda korkuyordum. İki erkek ve arkadaşlıktan öte hisler...
Çok tuhaf geliyordu. Yanlıştı. Böyle düşünüyordum o zamanlar. Hyunglarımda sağ olsun hep yanımda oldular ve bana yardımcı olmaya çalıştılar. Sonrasında utana sıkıla hislerimi itiraf ettim ve sevgili olduk.
O anılar zihnimden bir bir geçerken Hyunjin'in toprağını elimle düzeltmeye çalıştım.
" Hyunjin, içimde öyle bir yangın var ki. Kimseye gösteremiyorum. Sen olsaydın görürdün, anlardın beni. Gözlerindeki sevgiyle söndürürdün beni yakıp kül eden yangını. Sarılışınla çekip çıkarırdın beni o kül yığınından. 'Geçti' derdin. Bunu derkenki şefkatin yangının izlerini, hiçbir zaman nasıl yapardın anlamazdım, öyle güzel iyileştirirdiki. Çok özledim seni. Biliyorum, imkansız ama geri gelemez misin? "
Cevap sessizlikti.
Amcası ve halası önemsemezdi Hyunjin'i. Öyleymiş gibi yaparlardı. Vefat haberini aldıklarında ise yalandan birkaç gözyaşı döküp devam ettiler hayatlarına. Cesedinin gömülmesi veya yakılması kararı tek yakınları olarak onlara kalmıştı.
Onlarsa gömmenin maliyetinden dolayı yakılmasını tercih etti. Bunu duyunca karşı çıktım. Bu karardan vazgeçmelerini istedim. Başta bana hakaret edip, 'Sen kim oluyorsun?' dediler.
Gömme masraflarını benim karşılayacağımı söylediğimde anında kabul ettiler. Sonrada karardan vazgeçtiler.
Beni gerçekten seven bir ruhun bedeninin kül olmasına izin vermezdim. Zaten onunda en büyük korkularından biriydi öldükten sonra vücudunun yakılması. Merak etme Hyunjin, seninleyim.
" Hyunjin, sevgilim...Özür dilerim. Benim yüzümden...Eğer çıkıp gelirsen bırak ikinci şansı tüm şansları vereceğim bize. Benim sözüm sözdür, biliyorsun. Ha, gel hadi. "
Sessizlik...
Dudaklarım usulca kıvrıldı. Yaşlar bir bir akmaya başlarken mırıldanmaya başladım.
" I, I just woke up from a dream. "
( Bir rüyadan daha yeni uyandım)
" Where you and I had to say goodbye."
( Birbirimize veda etmek zorunda kalıyorduk.)
Hyunjin'in vurulmadan önceki sımsıkı sarılışı geldi aklıma. Sımsıkı, sanki veda eder gibi.
" And I don't know what it all means."
( Tüm bunlar ne anlama geliyor bilmiyorum.)
" But since I survived, I realized. "
( Ama uyandığımdan beri anladım ki)
" Wherever you go, that's where I'll follow. "
( Nereye gidersen git, orası takip edeceğim yer olacak.)
Yakında yanına geleceğim.
" Nobody's promised tomorrow. "
( Yarının garantisi yok.)
" So I'ma love you every night like it's the last night. "
( Bu yüzden seni sanki her gece son geceymiş gibi seveceğim.)
" Like it's the last night. "
( Sanki son geceymiş gibi.)
" If the world was ending, I'd wanna be next to you. "
( Dünyanın sonu geliyor olsaydı senin yanında ölmek isterdim.)
Öleceğini bilseydim seninle ölmek isterdim.
" If the party was over and our time on Earth was through. "
( Parti bitmiş olsaydı ve dünyadaki vaktimiz dolmuş olsaydı)
" I'd wanna hold you just for a while and die with a smile."
( Seni sadece bir süreliğine tutmak ve yüzümde gülümsemeyle ölmek isterdim.)
Öleceğini hissettin, değil mi sevgilim? O yüzden öyle sarıldın bana, son kez.
" If the world was ending, I'd wanna be next to you. "
(Dünyanın sonu geliyor olsaydı senin yanında ölmek isterdim.)
" Ooh, lost, lost in the words that we scream. "
( Kaybolduk, çığlık attığımız kelimelerde kaybolduk.)
Kaybolduk, ikimizde geçmişimizde kaybolduk, birbirimizi unuttuk.
" I don't even wanna do this anymore. "
( Artık bunu yapmak bile istemiyorum)
Artık geçmişimde kalmak istemiyorum.
" Cause you already know what you mean to me. "
( Çünkü benim için ne anlam ifade ettiğini kendin de biliyorsun.)
Biliyorsun sevgilim, her zaman bildin.
" And our love's the only war worth fighting for. "
( Ve aşkımız, uğruna savaşmaya değer tek savaş.) (Lady Gaga×Bruno Mars)
Kendimle, geçmişimle olan savaşım saçmalıktan ibaretmiş. Biz, uğruna savaşmaya değer tek savaşmışız.
Şarkı bittikten sonra gözyaşlarıma hıçkırıklarım eşlik etti. Sarsıla sarsıla ağlarken yoldan geçen biri görse deli sanardı beni diye düşündüm. Gerçi mezarlıkta ağlayana deli diyende aptal olmalıydı.
Düşündüğüm son şey bunlardı. Sonrası karanlık...
---------------------------------------------------
Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Hyunglarımın hepsi yanıbaşımdaydı. Uyandığımı gördüklerinde rahatlamışlardı. Seokjin Hyung'un sesi doldurdu kulaklarımı.
" Tanrım, şükürler olsun, şükürler olsun. " Ağlıyordu.
"Ağlama hyung. "
Sesimi duyunca yüzümü avuçladı.
" Ah Jungkook ah. Öldüm, öldük. Sana bir şey oldu diye aklımız çıktı. Hoseok seni bulduğunu söyledi söyledi de baygın bulduğunu söylemedi. Namjoon'da toplanacaktık. Hoseok gecikince sorduk neredesin lan diye o zaman anca söyledi. Endişelenmemizi istememişmiş. Siktiğimin sikkosu, sanki sonradan söylediğinde endişelenmedik."
Seokjin Hyung cümlelerini ard arda sıralarken söylediklerini zar zor seçebiliyordu beynim.
Jimin onu kolundan tutup geri çektiğinde ağlamaktan kızarmış gözlerine tezat sinirle konuştu.
" Lan mal, az nefes al. Taramalı tüfek bile halt etmiş yanında. Daha yeni uyandı Kookiem, bi' dur. "
Namjoon Hyung Seokjin Hyung'un itirazlarına rağmen onu yatıştırarak ikna edip kantine götürdü.
Diğerleri hemşireyi çağırıp durumum hakkında rapor aldı. Sonra doktor geldi ve nöbet ilacımın bir ağırını yazıp geçmiş olsun dileyerek ayrıldı.
Onlar aralarında benim hakkımda konuşurken direnmedim ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Kapkaranlıktı her yer. Sonra annem belirdi karşımda. Rüyada mıydım?
" Anne... "
" Oğlum...Can parem. "
Annem ne yaklaşıyordu bana ne uzaklaşıyordu, ne de ben hareket edebiliyordum. Sabit duruyorduk.
" Bırakma kendini oğlum. "
" Kardeşinin sana ihtiyacı var. "
" Anne. "
" Güzeller güzeli oğlum benim, Hyunjin için harap etme kendini. O bunu bile haketmiyor. O senin sevginin zerresine bile değmezdi. "
" Anne, ne diyorsun sen? "
" Onu öldüren adam, o esmer sana doğru olan. "
" Seni gerçekten yaşatacak olan o. "
" Gücün yok, biliyorum. Ama sen benim oğlumsun. Yaşamak için güçlü olmalısın. Güç ruhunun derinliklerinde. Bunu görebilmek için kendini dinlemelisin."
Bu cümleden sonra annem bir anda yok oldu. Ve o ortadan kaybolunca hareket edebildim ancak.
Seslendim, bağırdım, koştum ama nafile.
Yine karanlıktaydım.
----------------------------------------------------
Hani çok düzyazı yazmicaktım lan be-
ŞARKIMIZIN ADI DIE WITH SMILE TABİKİDE LADY GAGA VE BRUNO MARS ŞAHESERLERİNİN MÜQ ŞARKISI.
Çeviriyi Musixmatch sitesinden aldımmm(ʘᴗʘ✿) UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR.
BEN KAÇARKİNEEE(♥´∀`)/
Seokjin: Çocuğum bak artık mesajlarımıza
İletilemedi
