İçeriğe geç

borç

Bölüm 1 · 5 dk okuma

borç

Bölüm 1

sıfırdan

Tek kişilik olan bu ufak oda, üç kişinin işgaliyle beraber rahatsız edici seviyede kalabalıklaşmıştı. Odayı aydınlatan tek ışık kaynağı, odanın ortasındaki loş ve sarı bir ışık yayan oldukça eski püskü bir ampuldü.

Kapı aralığından sızan rüzgâr, ampulü bir ileri bir geri sallayarak odadaki kişilerin gölgesini resmen dans ettiriyordu. Aynı zamanda odadaki toz, kapı açıklığından içeri giren hafif rüzgârla beraber havalanıp zaten loş olan ışıkla beraber odada bir sis etkisi yaratıyordu.

Bu oda bir motel odasıydı. Bu ufacık oda, pek çok motel odasına göre oldukça dolu sayılırdı. Çalışma masası ve yatağın yanında, dolaptaki birçok kitap göze çarpıyordu. Bu kitapların çoğunun tıpla alakalı akademik kitaplar olduğu dikkate alındığında, bu odada her kim yaşıyorsa üniversite öğrencisi olmalıydı.

Odada 4 kişi göze çarpıyordu. Üç kişi ayakta, bir kişi ise bir çalışma masası sayılabilecek bir masada oturuyordu. Ayaktaki üç kişinin üçü de erkekti ve biri diğerlerine göre hatırı sayılır derecede yaşlı duruyordu. Bu üç kişinin de giyimleri hemen hemen aynıydı; siyah kaban. Yaşlı adamın ise diğer ikisinden farklı olarak kafasında gri bir kasket vardı.

Oturan genç adamın ise kafası iki elinin arasındaydı ve ne kadar gergin olduğu her hâlükârda hissediliyordu. Oturan adam odadaki diğer kişilere göre gençti. Bu genç dişlerini birbirine sürterken ayağını da ritmik bir şekilde yere vuruyordu. Sanki bir kabusun içindeymiş gibi çevresine değil de doğrudan duvara bakıyordu. Ayaktaki diğer iki kişiye göre yaşlı sayılabilecek olan adam yavaşça masaya doğru yürüyüp sakin bir tavırla elini gencin omzuna attı. Bunları yaparkenki tavrı oldukça sakindi. Elini attığı genç adam yavaşça kafasını kaldırıp yaşlı adama baktı. Yaşlı adamın suratı bir duvardan farksızdı; ne bir empati kırıntısı ne de bir acıma belirtisi vardı.

Yaşlı adam oldukça kalın ve olgun bir sesle:

“Kaybetmen gerekenden daha çok para kaybettiğinin farkında mısın?” dedi.

Genç adam nutku tutulmuş bir biçimde yaşlı adamın gözlerinin içine bakıyordu ve içeride biraz da olsa insanlık ve merhamet arıyordu. İçinde bulunduğu durumun belirsizliği onun için o kadar korkutucu bir hâl almıştı ki genç adam titremeye başladı.

Gencin titremeye başladığını fark eden yaşlı adam elini omzundan çekerek ortamın gerginliğini biraz da olsa azaltmaya çalıştı.

Ve öncekine göre daha yumuşak bir sesle:

“Senin durumunda olanların sonu oldukça korkunçtur… Onların bir mezarları bile olmaz.”

Genç dehşete düşmüş şekilde odadaki herkesle göz teması kurup gözlerinde merhamet belirtisi aramaya çalıştı ancak yaşlı adamın arkasındaki iki kişi odanın altını üstüne getirip para edecek şeyler arıyorlardı. Gencin göz göze gelebildiği tek kişi yaşlı adamdı. Genç dehşete düşmüş şekilde kendini yere atıp yaşlı adamın ayaklarına kapandı. Bu hareket o kadar ilginçti ki arkadaki iki kişi de dikkatini yerde yaşlı adamın ayaklarına kapanan gence verdiler. Bu durum onlar için bile gülünç ve sıradışıydı. Herhangi bir insanın hayatta kalmak için bu kadar alçalması…

Genç yerde ağlamaklı bir sesle, salya sümük içinde merhamet dilemeye başladı:

“Lütfen bana sadece 1 gün daha, sadece sadece sadece 1 gün. Yalvarırım, ne isterseniz yaparım. 1 günün sonunda istediğiniz her şeyi size getireceğim, lütfen.”

Bu kelimeler gencin zırvaladıklarından anlaşılır olanlarıydı. Genç hem ağlıyor hem de konuşmaya çalışıyordu. En aptal kişi bile bu yerdeki gencin söylediklerinin sadece hayatta kalmak için uydurulmuş boş vaatler olduğunu kolayca anlayabilirdi.

Yaşlı adam yerde salya sümük içinde kendine yalvaran adama baktı. Bakışlarında ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu. Bu, yaşlı adamın böyle bir durumla ilk defa karşılaşmadığının en sağlam kanıtıydı. Yaşlı adam derin bir iç çekti ve elini cebine atıp cebinden çıkardığı bir deste parayı yerdeki gencin yanına fırlattı.

“Bak, durumu netleştireyim. Buraya seni öldürmek için gelmedik. Buraya sana son şansını vermek için geldik. Kaybettiğin para miktarına bakılırsa yaptığımız bence bir hata ancak liderimizin emirleri kesindir. O, herkesin ikinci şansı hak ettiğini düşünür.

Sana olacakları kısaca anlatayım. Yerde gördüğün parayı sana veriyoruz. Bu parayla ne yapacağın sana kalmış. İstersen bu parayı fahişelerle yiyebilirsin, türlü türlü ziyafetler çekebilirsin ancak üç günün sonunda bize borçlu olduğun para elimize geri gelmezse seni bu dünyadaki en korkunç kaderlerden biri bekleyecek.”

Yaşlı adam elini cebine atarak bir çakı çıkardı ve yere doğru eğilip gençle göz göze geldi.

“Eğer o gün bize borçlu olduğun parayı getirmezsen vücudunu parçalayıp organlarının hepsini, derin de dâhil, satacağız. Elbette ki bu borcunu kapatmayacak ancak yapabileceğimiz en mantıklı şey bu. Evet, duyduğun gibi senin… bir mezarın bile… olmayacak…”

Genç duyduklarından o kadar dehşete düşmüştü ki midesinin bulandığını hissetti. Vücudu sıcaktan yanıyor ancak kapıdan gelen rüzgâr onu donduruyordu.

Yaşlı adam yavaşça doğruldu ve sözüne devam etti:

“Ve tabii ki kaçmana veya kendini öldürmene de izin verecek değiliz. Bir dostumuzu sana gözcülük etmesi için buraya bırakacağız. 3 gün boyunca sana göz kulak olacak. Üç günün sonunda ise ya parayı ya da seni bize getirecek. Üç gün oldukça iyi bir süre; bu bizim merhametimizin ve empatimizin bir kanıtı.”

Ayaktaki yaşlı adam gözünün ucuyla arkasındaki iki kişiye baktı, sanki başka birini daha arıyordu. O sırada bir kapı çalma sesi duyuldu. Kapının arkasındaki kişi kapının açık olduğunu fark etmeden kapıyı çalmıştı. Kapının açık olduğunu fark eden bu kişi yavaşça kapıyı açarak odaya girdi.

Bu kişi bir kızdı.

Yaşlı adam gencin şaşkınlığına sinirlenmiş olacak ki yerde dizlerinin üzerinde duran gence bir tekme savurdu. Genç boynuna gelen tekmeyle acı içinde yerde sürünmeye başladı.

“Aptal velet! Bu kadın senin küçümseyebileceğin biri değil. Onu güçsüz görmek senin haddine değil.”

Yaşlı adam hıncını alamamış olacak ki yerde sürünen gencin kafasına sanki bir topa vuruyormuşçasına bir tekme daha attı. Genç acı içinde inleyerek özürler dilemeye başladı.

Yaşlı adam yavaşça arkasını döndü ve kıza baktı. Bu kız kendini birçok kez kanıtlamış bir gangsterdi. Gangsterlerin arasında bir kızın olması ne kadar ilginç olsa da yaşlı adam farkındaydı ki bu kız sıradan bir kız değildi.

“Alacaklarınızı aldıysanız çıkabilirsiniz.”

“Son bir şey daha var.”

Yaşlı adam bunları söyledikten sonra kelepçe benzeri bir şey çıkartarak gencin ayağını kavrayıp ona kelepçeyi geçirdi.

“Bu bir elektronik kelepçe. Eğer kaçmaya kalkarsa veya başka bir şey… bunu kullanabilirsiniz.”

“Gerek olmayacak ama sağ ol.”

Kız yaşlı adamın verdiği kumandayı alıp cebine koydu. Bu sırada diğer iki kişi çoktan odadan çıkmıştı. Yaşlı adam da yavaşça kapıya doğru yürürken mırıldandı:

“Ne kadar aptalım…”

Yaşlı adam odadan çıktıktan sonra kapıyı da arkasından kapattı ve odadaki rüzgâr akışı sona erdi. Rüzgârın etkisiyle sallanan lamba bir süre sonra durdu.

Yerde iki büklüm olan gencin burnu kanamıştı ve yer kan içindeydi. Onu bir kişi yerde böyle görseydi bıçaklandığını bile düşünebilirdi. Genç ise eliyle çaresizce burnuna bastırarak burnundaki kan akışını kesmeye çalışıyordu.

Gözleriyle yavaşça karşısında duran kadına baktı. Hemen hemen kendi yaşlarında, belki biraz daha büyük, sarı saçlı bir kadındı. Siyah bir kaban giymişti. Hiç şüphesiz boyu da ondan uzundu. Kadın zarif hareketlerle kabanını çıkarıp askılığa astı ve en başta gencin oturduğu sandalyeyi çekip oturdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.