İçeriğe geç

BOMBANIN ARDINDAKİ KAYIPLAR-1:UNUTULANLAR VE HATIRLANANLAR

Bölüm 6 · 18 dk okuma

BOMBANIN ARDINDAKİ KAYIPLAR-1:UNUTULANLAR VE HATIRLANANLAR

Bölüm 6

4.BOMBA

YAZAR KÖŞESİİİİİ Selamlar B.A.K. okurları, ben yazar Mucize. Ve B.A.K. 1:UNUTULANLAR VE HATIRLANANLAR' ın düzenlenen 4. Bölümüyle karşınızdayım. Tekrardan Ramazan ayımız mübsrek olsun diyorum ve sizi bölümle baş başa bırakıyorum. Okuduğunuz hiçbir şey gerçek değil, kurgudur. Bu kitapta hiçbir dil, din, ırk, mezhep vb. manevi değerlere karşı nefret dolu söz ve eylem yoktur, saygımız tamdır Evellallah. İyi okumalar Kar Kızları ve Kayın Ağaçları. Seni onlara vermem, kardan soğuk Kar Kızı. 💣💣 "Bombalar ardında kayıplar bırakır..." Geçmiş. Sene 2018, Alyoshinsky. Rusya Federasyonu' nun uçurumlarından birisinde saatlerdir süren ve devam eden bir arama-kurtarma çalışması vardı. Ekipler uçurumun derin ve karanlık denizini didik didik araştırıyordu. Sabaha doğru gelen ihbara göre bir adam dengesini kaybedip denize düşmüştü ve ne yüzeye çıkmıştı ne de bulunmuştu. Bahsi geçen adam önemli olduğu için arama-kurtarma çalışmaları daha sıkıydı. Bahsi geçen adamın ismi Mario Volodin idi. Saatlerdir aranan adam, Mario Volodin' di. İhbarda söylenmeyen bir şey vardı. Evet bir adam düşmüştü ve saatlerdir aranıyordu. Ama o denizde sadece Volodin soyunu taşıyan kişi yoktu ki. O denize bir kadın da düşmüştü. Henüz gençliğinin baharında olan bir kadın. Baharının kışa döndüğü kadınlardan yalnızca birisi. Masum olan, suçsuz yere kanatılan o can. Ayana Aliev. Denize o da düşmüştü, ancak onun adı bile geçmemişti. Kimse ekiplere onun varlığından söz etmemişti. Önemli olan Volodin idi, Aliev değil. Kanatanın ismi bile önemliydi, kanatanın yanında kanayanın değeri neydi ki? Hiçbir şeydi. En azından Volodin soyuna göre öyleydi. O kadının derinlere gömülüp gittiğini düşünüyorlardı. Ondan kurtulmuşlardı. Ama gerçek, derinlerde saklı olan bir kıvılcımdı. Küçük bir kıvılcım olan, sonrasında en büyük ateşe dönüşürdü. Küçük diye önemseyen ateş bacayı sarar; düştüğü yeri yakardı. Arama kurtarma ekiplerine katılan diğer isimler ise Norman. Kalovski ve Tyler Wiolin' di. İki arkadaş Alyoshinsky' nin derin denizlerinde adam olmayan adamı arıyorlardı. Wiolin gemisiyle arama yaparken Kalovski derin denizlere yyüzerek arıyordu. Yine derinliklere inmişken zencefil rengi çarptı gözüne. Gördüğü yere doğru yüzerken zencefil renginin tamamını gördü Norman Kalovski. Gördüğü şey genç bir kadının kanlı bedeni ve kapanmış gözleriydi. "Bu ne lan..." dedi Rus adamın sesi şaşkınlıkla. Kadının tek bir kolunu yavaşça kavradığında tuttuğu kolun kırık olduğunu gelen seslerden anladı. Kadına şöyle bir baktı. Yüzü, özellikle kıvırcık saç dipleri ve yanağı kana bulanmıştı, kanın rengi beyaz tende belli oluyordu. Muhtemelen kan kusmuştu. Beyaz elbisenin kolları açıktı, kollarında iğne izleri vardı, damarlar belli oluyordu. Uzun eteğe baktığında ise bel kısmından aşağıya kadar ilerlemişti kan, göğüs kısmında ciddi bir kanama vardı. Bıçak yarası kendini belli ediyordu. Zayıf bir beden, kana bürünmüştü. Norman anladı. Deney yapmışlardı kadının üzerinde, deney yaptıkları gibi de yaralamışlardı. Adam kadını kucağına aldığında sırtında da kırıkların olduğunu fark etti. Kadınla birlikte yüzeye çıktığında arkadaşının teknesine çok da uzak olmadığını gördü ve oraya doğru yüzdü. Tekneye çıktıklarında Norman Tyler' ın sinirli ve şaşkın sesini duydu. "Dostum, aradığımız bir adamdı, kadın değil! " "Tyler, sus!" Diye yükseldi Norman. Otuz yıllık hayatında ilk kez bu kadar sinirlenmişti. "Sus ve bana yardım et, tıbbi yardım odasını göster, gemiyi uzak bir yere sür ve gerisine karışma! " Tyler bu bağırışa karşılık sadece tıbbi yardım odasını gösterip arkadaşının dediği gibi gemisini uzak bir noktaya sürmeye gitti. Tyler gemiyi uzak noktaya sürerken Norman dakikalarla yarışıyordu. Kadının elbisesinin üst kısmını açtığında gördüğü şeylerin yalan olmasını istedi. Çoğu yerde kollardaki gibi iğne izleri vardı, damarlar kendini belli ediyordu. Sol göğüsten, kalp kısmından akan kan oldukça fazlaydı. Norman metal masanın başında donup kalmadı. Asker değildi ama doktor refleksi vardı; panik değil, sıralama yapardı. Önce hava yolu. Kadının başını hafifçe yana çevirdi, ağzını kontrol etti. Köpüklü kan yoktu; nefesi zayıftı ama vardı. Göğsü düzensiz aralıklarla inip kalkıyordu. Soğuk su hipotermiye girmişti; dudakları morarmaya başlamıştı. “Yaşıyor…” dedi kendi kendine. Bu bir temenni değil, tespitti. Tüm umutların birleştiği yer, kurtarmak için kalan tek şeydi. Tüm bu karanlığın içinde parlayan tek şey şu an o metal masada yatan bedendi. Karanlıktan sıyrılmak için kalan tek ışıktı. Ceketini çıkarıp kadının omuzlarına örttü. Isı kaybını yavaşlatmak için metal masanın altına battaniye sıkıştırdı. Ardından nabız. Zayıf, ip gibi ama alınabiliyordu. Taşikardik. Vücut hayatta kalmaya çalışıyordu. Göğsündeki yaraya baktı Norman. Bıçak yarasıydı ama delici değil, daha çok kesici. Kalp boşluğuna ulaşmamıştı; aksi hâlde bu kadın şu an burada olmazdı. Kanama fazlaydı çünkü yara temiz değildi ve muhtemelen antikoagülan verilmişti. İğne izleri bunu doğruluyordu. “Deney…” diye fısıldadı. “ Volodin deneyi…” Yine bir masum can yanmıştı, yine yürek denen şey ateşe verilmişti. Steril bir bez buldu, bastırdı. Direkt dikiş atamazdı, enfeksiyon oluşma riski şu an yüksekti. Önce kanamayı kontrol altına almak gerekiyordu. Göğüs bandajını sıkı ama nefesi engellemeyecek şekilde sardı. Sırtına döndürdüğünde omurgadaki düzensizliği fark etti. Kırık vardı. Belki birden fazla. Belki de tüm vucütta kırıklar vardı. Kadını kesinlikle oynatmamalıydı. Boynunun altına havlu sıkıştırdı, servikal immobilizasyonu ilkel ama gerekliydi. Tam o sırada kadın yeniden inledi. Bu sefer sesi daha netti. Tek bir isim mırıldandı. "Alp..." diye bir ismi sayıklıyordu kıvırcık saçlı kadın. Norman durdu. İnsan sesi duymak, ölümle pazarlık masasında karşı tarafın hâlâ oturduğunu gösterirdi. Kadının kirpikleri titredi. Gözleri açılmadı ama kaşları çatıldı. Acı bilinçten önce gelmişti. Kadının tetikleneceğini hissetmişti Norman. “Şşş…” dedi, o adamın sesi ilk kez yumuşadı. “Konuşma. Dayan. Şimdi değil.” dedi sakinleştirmeye çalışarak. "Daha sonra konuşacağız, şu an sırası değil. Amacım sana zarar vermek değil. " Kadının dudakları aralandı.Ses yoktu ilk başta. Sadece nefes. Kırık, düzensiz ama inatçı. Norman o an anladı. Bu kadın kurtulursa... Volodinler için sadece bir kayıp olmayacaktı. Bir geri dönüş olacaktı. Ve bu sefer bu kadın buz değil ateş olacaktı, ateş olmakla da kalmayıp barut olacaktı. Bu kadın Volodinlerin sonu olacaktı. Metal masanın üzerinde yatan şey bir ceset adayı değil, gelecekte hatırlanacak bir felâketti. Ve Norman Kalovski, o felâketin ilk tanığıydı. Kadının durumu saatler sonra stabilize oldu ve Norman o ana kadar kadının yanından asla ayrılmadı. Arkadaşının yanına, güverteye gitti ve oradaki sandalyelerden birisine sessizce oturdu. Ortam, fazlasıyla gergin ve sessizdi. Tek gürültü kuşlardı. Tyler' ın aklında soru işaretleri, Norman' ın aklında ise düşünceler vardı. Fazlasıyla karanlık düşünceler. Sessizliği Tyler bozdu. "Bana anlatman gereken bir şey var mı Norman? " Norman arkadaşına yorgun gözlerle baktı. "Ne demeye çalışıyorsun? Çıkar ağzındaki baklayı." "Kim bu kadın? " diye sordu Tyler. "Neden bizim gemimizde ve bu hâle nasıl geldi?" Aslında kadnı gayet iyi tanıyordu Tyler. Öğrencisiydi ve altı ay önce okulu dondurması gerektiği, o yüzden o sene fazla aralarında olamayacaktı. Ancak anladığına ve gördüklerine göre hakikat bu değildi. Bilmesi gerekiyordu. Arkadaşına ise kızgın değildi, sadece ağzından duymak istediği birtakım şeyler vardı. Dostunun vereceği tüm tepkiye ve olacak olan tüm sonuçlara rağmen anlattı Norman Kalovski. Her şeyi en başından anlattı. Bu kadın geçmişte, 2015 senesinde Norman' ın karşısına esir olarak çıkmıştı. Kendisi için uygun bir koruma arıyordu Norman. Görüştüğü adam o kadını önerince başta istememişti. Ancak işler değişmişti. Yeraltı camiasında çıkan krizde onu kalbi için almıştı. O zaman bile amacı iyi değildi; gençti ve gözü karaydı. Her anlamda. Kızı aldıktan dört gün sonra kaldığı malikanesi yakılmıştı; hem canından çok sevdiği karısını kaybetmişti hem de o kızı elinden kaçırmıştı. Geri almaya gittiğinde ise almaktan vazgeçmiş; Urussa Volodin denen kadın ile pazarlık yapmış ve yeraltı hakimiyetini almak karşılığıyla kızı vermişti. Şimdi ise o kızın büyümüş halini, kadın halini yaşatmak için direniyordu. Gençliğindeki gözü kara halinden eser kalmamıştı; yaktığı canların, soldurduğu güllerin, söndürdüğü hayatların farkına çok geç de olsa varmıştı. Kendisine o soruyu sordu yıllar sonra ilk kez. Pişman mıydı? Pişmandı. Norman Kalovski, hayatında hiç olmadığı kadar pişmandı. Anlatmayı bitirdikten sonra Tyler Wiolin tam anlamıyla patladı. "Ne yaptığının farkında mısın sen! " diye bağırdı. "Kalovski, sen o kadının hayatını kime verdiğinin farkında mısın! " "Tyler, " dedi Norman panikle. "Bak tamam, çok hatalıyım ama ne olur- " "Bir çık! " dedi Tyler ve ittirdi Norman'ı. "Çekil lan önümden, katil! Pis katil!" "Uyandıracaksın!" "Uyansın!" Diye bağırdı Tyler Wiolin. "Uyansın ve ne tür bir piç ile karşı karşıya olduğunu bilsin!" "Ağzından çıkanlara dikkat et!" "Etmiyorum!" Diye bağırdı Tyler. "Savaştaki esirleri denek olarak kullanmaya çalışmak ne lan! Buna canilik dışında ne denebilir sanıyorsun sen? " "Tyler-" "Adımı ağzına alma!" Dedi Tyler. "Bir daha sakın adımı pis ağzına alma, Kalovski! " "Dostuz biz!" Dedi Norman çaresizce. Kalan tek dostunu da bu bataklık yüzünden kaybedemezdi. "Kendine gel!" Bir süre sakinleşmeye çalıştı Tyler. Bu adamın bunları yaptığına inanamıyordu. Dostunun bunları yaptığına inanamıyordu. Dostunun öğrencisine bunları yaptığına inanamıyordu. İnanmak istemiyordu. İnanamıyordu. Ama inanmak zorunda kaldı ve son bir şans verdi. Son şans. "Bu kızı alacaksın, " dedi tehditkâr bir şekilde. "Bu kızı alacaksın, iyileştireceksin ve o pisliklerden uzak tutacaksın. Bu kız bir daha asla o pisliklerin yüzünü görmeyecek ve ben bunların hepsine şahit olacağım, o kadın asla gözümüzün önünden ayrılmayacak. Duydun mu Kalovski? " Norman sustu. "Duydun mu!" Diye sesini yükseltti Tyler. "Yapacağım," dedi Norman kafasını aşağı yukarı sallayarak. "Bu kadını o pisliklerin elinden ,ekip alacağım, onu öyle bir saklayacağım ki Volodinler bile onu bulamayacak. Tyler, o kimliği öyle bir sileceğim ki..." derin bir nefes aldı. "Belki de devletler bile ona ulaşamayacak. " "Umarım," dedi Tyler. "Umarım öyle yaparsın Kalovski. Tam tersi olursa andım olsun ki Kalovski ve Volodin soyadına dair tek bir şey bırakmam!" Derken kadını aldıktan iki sene sonra aynı bataklığa tekrar düşeceğini ve bu savaşa girmesinin bedelinin onun ölümü olacağını bilmeyecekti. 💣💣 Günümüz - Mustafa Alparslan Tanyeli "Beni ne zaman bırakacaksınız? " "Keyfimiz ne zaman isterse." derken belki de bininci kez aynı soruyu aynı şekilde cevaplıyordum. Sargı bezlerini buldum ve yatağa, ona doğru ilerledim. Hilal Timi alt kattaydı, ben ise üst kattaydım. Onun yaralarını sarmaya çalışıyordum. "Keyfinize sıçayım sizin, " diye mırıldandı sinirle. Yarasını sarmaya çalışıyordum ama izin vermiyor, hareketleniyordu. "Bırak yaranı sarayım bari. " "Sana ihtiyacım yok!" Diye yükselirken gece mavisi çekik gözleri sinirin en belirgin haliyle benim gözlerime bakıyordu. "Kendim saracak kadar aklım yerimde şükür ki. Ayrıca," derken adımları bana ilerledi. "Bana değil zarar vermek, değil dokunmak,bir metreden yaklaşmaya kalkışırsanız sizin canınıza okurum! Bu sadece senin için geçerli değil!" Bir göz ucuyla baktım kendisine. "Sen mi? " "Ben!" "Merak etme, " dedim. "Öyle düşüncelerim yok. Tipim değilsin zaten," derken ciddiydim. Sinirli insanlardan fazla hoşlanmıyordum, ayrıca karşımdaki kadın benim hedefimdi. Sadece çıktığım görevin bir parçasıydı ve bizim kurallarımıza göre hedefle duygusal bağ kurulması kesinlikle yasaktı.Bu Hayalet Hava Üssü'nün, HHÜ'nün en katı kurallarındandı. Gerçi üssün tüm kuralları katıydı. "Olmasın bir zahmet, " dedi. Başındaki yara bittiğinde belindeki yarayı sarmak için üzerini çıkaracakken durdu, varlığımın orada olduğunu hatırladı. Gözleri tekrar gözlerime vurdu. "Git!" Dedi. "Yaramı saracağım, ona da bir şey demezsin herhalde!" Uyandığından beridir bırakmıyordum çünkü her şekilde kaçabilme kapasitesine sahipti, yalnız bıraktığım an kaçardı. "Ya gitsene!" "Gidemem," dedim."Gittiğimde burayı başımıza yıkıp yıkmayacağından emin olamıyorum." "Sadece yaramı saracağım, yaralı halimle nereyi patlatabilirim acaba?Ayrıca ben sandığın gibi değilim.Tahrik edilmediğim, tehlikeyi sezmediğim sürece." "Eğer farkındaysan seninle iletişim kurmaya çalışırken gözlern dışında bir yere bakmıyorum," dedim. "Sana bakmıyorum yani,dediğim gibi tipim değilsin. Yani rahat ol-" Sözümü bitirmeden üzerindeki doktor üniformasını çıkarmaya başladığında daha fazla orada kalamadan odanın kapısını açıp çıktım. Kapıyı tekrar kapatmayı da ihmal etmedim. Hâlâ orada olduğunu sargı seslerinden anlayabiliyordum. "Bitti mi?" "Yok bitmedi," dedi sinirle. "Çok yaralıyım beyefendi, sarmam uzun sürer. Salak saçma şeyler söylemeyi bırak yaa!" Sabır, dedim içimden. Sabır lan. Uyandığından beridir kök söktürüyordu. "Giriyorum." "Gir!" Kapıyı açtığımda kan bulaşmış sargıları atmaya hazırlanıyordu. Sargıları attıktan sonra bana doğru yürüyüp karşımda durdu. "İsmin ne?" İsmimi soruyordu. "Bilmiyorum." Diye karşılık verdim. Koruma rolündeydim. "Yalan atma bana," diye karşılık verdi bana. Yüzüme bakmak için başını biraz daha geriye attı. Yüzümdeki maskeyi ve gözlerimin zar zor ayırt edilmesini sağlayan siyah boyayı inceledi. Gözleri kısıldı. Bir şeyi anlamaya çalışıyor gibiydi. Yüzünde küçük bir değişim oldu, fark edilmediğini sansa da fark ettim. Kaşları hafif yukarı kalktı ancak hemen eski haline döndü. Kendini toparlayıp tekrar konuştu. "Sen ve senin gibilerinin her zaman bir ismi olur," dedi. "Bizim yok." Güldü. "Bari kimin köpekleri olduğunuzu söyle de nasıl davranacağımı bileyim." Bu kadın sınırlarını çok zorluyordu. Karşısındakiler gerçekten de bir mafyanın adamları olsaydı şu an belki de ölüydü. "Sınırlarını zorlama," dedim ancak dinlemedi ve maskeleri sıyırmaya başladı. Yüzümdeki maskeyi çektiğinde ikinci maskeyle karşılaştı ancak umursamadı, onu da sıyırdı. Üçüncü maskenin boyun kısmını açtığında bir şey aradığını anladım. Boynumu yan çevirdiğinde gördü. Damgayı. Ben de dahil Hilal Timi' ndeki herkesin boynunda görevimizin başından beridir sis damgası vardı. VOLOGON yapılanmasını ortadan kaldırmak için hazırlanırken piyasada ses getiren, yer altı camiasının hakimiyetini sağlayan her liderin ya da örgütün kendine ait bir damgası olduğunu öğrenmiştik. Bizim yer alacağımız örgütün lideri Marco Spike adında bir şerefsizdi ve onun damgası sisti. Sızma operasyonunda Marco Spike' ı ele geçirdikten sonra onun yerine geçecek olan, Volodin' in yanına sızacak olan kişi bendim. Şu an onun adamları rolündeydik ve kimliklerimiz hiçbir şekilde belli olmuyordu. Üzerimden indiğinde ona sinirli gözlerle baktım, bunu yapması hoş değildi, kişiliği de böyleyse; gizlilik ihlalini fazlasıyla yapıyorsa yandık demekti. Sinirimi sesime de yansıttım. "Sana edep denen şeyi öğretmediler herhalde! " dedim gergin bir şekilde. Yoo gayet de öğrettiler, dedi iç sesim. Sen de şahitsin hatta. Aslında evet,şahittim. Ayana benim gözlerimin önünde büyümüştü,doğumunu bilmiyordum ancak bebekliğini ve büyürkenki yetiştirilme tarzına az da olsa şahittim. Ailesi edep konusunda fazla olmasa da katıydı. "Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum," dedi. "Sonuçta sen ssdece bir korumasın, benim edep ve adap anlayışımı kontrol etmekle görevlendirilen birisi değilsin.Şimdi, çık bu odadan." Odadaki kameraların varlığını hatırladım. "Çıkacağım," dedim sert bir şekilde. "Elindekini verirsen." Derken elimdeki tıbbi malzeme çantasını işaret ediyordum. Timide yaralanan askerimin yarası için o çantayı almam gerekiyordu. Çantayı bana verdi ve çıkmak zorunda kaldım. İçimde ona karşı güvensizlik hissi varken, onu bıraktığım odadaki mikro kameraların varlığını bildiğim için rahatlamaya çalışıyordum. İnşallah bir delilik yapıp kaçmayı denemezsin Kar Kızı. 💣💣 Harçana Alina Kalovski "Pislik, " diye mırıldanırken odada yalnızdım ve gizlice çıkmak için bir şeyler arıyordum ancak istediğim hiçbir şeyi bulamıyordum. Her halt işime yarardı aslında. Bıçak, çekiç, iğne, çivi bile... Her halta razıydım ama bu lanet odada hiçbir halt yoktu! Odada bir yatak, içi boş bir dolap ve komodin hariç hiçbir şey yoktu. Üniversite sınavında bile bu kadar stres olmamıştım. En son aklıma topuklularım geldi, çoğunun topuğunda gizli bir şey vardı ve o şey her şartta kullanılabilirdi. Ama ayağımda spor ayakkabılarım vardı. "Başlarım böyle işe!" Diye yükselirken cebimden klips toka varlığını hatırlattı. Al sana çıkış bileti... Klipsi koparıp camın kilitli olduğu yeri açmaya çalıştım. Elim kanadı, parmaklarım kesildi ve umursamadım. Geçerdi onlar. Ve en son... Kilidi açtım. Ve cam! Camı da açmalıydım, o cam açılmak zorundaydı. Hayat memat meselesiydi artık. Ve onu da açtım. Aşağıya baktığımda fazla yüksekte olduğumu ancak altta çalılıklar olduğunu gördüm. Biraz daha ileride, uzakta ise onlar vardı. O damga aklıma geldi. O damgayı biliyordum. Volodinler yüzünden. Derin bir nefes aldım ve pencereden atlayıp çalılara düştüm. Dikenler yüzümü ve kollarımı çizdi ama inleyemedim, çok da acımamıştı gerçi. Ses çıkarmadan kalktım, çalıların bile sesleri duyulmadı. O kadar uzaktalardı ki fark etmediler, uzakta olanlar uyandığımda aralıktan baktığım topluluktu, o adam ise yaralı olanla ilgileniyor olmalıydı. Hızlı bir şekilde koşmaya başladığımda arkamda neler olduğunu umursamadım. Bir an kurtulduğumu, kaçabildiğimi sandım. O adamın sesini duyana kadar. "Dur!" Dur dediğinde duracağım ya sanki. Şebek. Dinlemedim, hızlandıkça hızlandım. Saçlarım rüzgarın da etkisiyle havada uçuştu. Özgürdüm, sonunda özgürdüm. Tüm benliğim özgürdü. Fazlasıyla uzaklaşmıştım, artık durabilirdim galiba. Duraksayıp gülümseyecek; gökyüzüne bakacakken arkamdan gelen ses gülümsememi durdurdu, adımlarımı tekrar hızlandırdı. "Manyak mısın sen!" Diyordu o adamın gür sesi. Hay senin... Hızlandıkça hızlandım ve hızımı alamadım ve denize düştüm. Aferin sana gerizekalı! Diyordu iç sesim. Yakalanacağız, embesil kadın! İç sedim haklıydı, cidden gerizekalı olabilirdim. Allah kahretsin ya! Derine de düşmüştüm. Yüzeye çıkamazdım ama derinden kıyıya ulaşabilirdim, gerizekalı olabilirdim ama kaçamayacak kadar da olamazdım! Yüzdükçe yüzdüm. Yüzeye uzak olmasam da tam olarak ulaşabileceğim seviyede değildim. Yüzeye doğru yüzecekken güçlü bir el bileğimden kavrayıp beni kendine çekti. Oydu. Kurtulmaya çalıştım ama olmadı, bırakmıyordu şerefi eksik andaval herif. Kurtulmak için vuruşlarımı umursamadı ama fazla debelenince bir kolu belimi kavradı.Güçlüydü eli, kurtulamıyordum. Yüzeye çıktığımızda öksürdüm ama debelenmekten vazgeçmedim. Türkçe sövmek vardı, dedim içimden. Türkçe sövebilmek vardı! Çok isterdim ama gel gör ki ne ben Türkçe' yi tam konuşabiliyordum ne de karşımdaki avel Türkçe anlayabilirdi. Avel işte! Ayaklarım toprağa bastığımda bu sefer kaçmama izin vermedi. "Manyak kadın! " diye soluyordu sinirle. "Deli misin sen? Bu havada denize atlayıp kaçmak nedir! Nasıl bir hayal gücü lan bu! " "Bırak lan beni! " dedim bileğimi tutan elinden kaçmaya çalışırken. "Lan yürüyün gidin artık! Derdiniz ne sizin?" derken beni zorla yürütmeye çalışıyordu ama ayaklarımın yere sürünmesinden başka bir sonuca ulaşamıyordu. Kurtuşmak için fazlasıyla mükemmel, fazlasıyla stratejik bir mücadele veriyordum. Tırnaklarımı kolundan geçirmek gibi mesela. Hem kolunu çiziyor, hem küfrediyordum. Bazen kolunu ısırdığım da oluyordu. Ama bu sefer öyle bir ısırdım ki duraksadık. Çöyle bir göz ucuyla baktı bana üstten. Şaka maka uzun boyluydu, net 1.98 falan vardı, 1.75 boyumla zar zor bakıyordum kendisine. Bu adam net kayın ağaçlarının soyundan falan geliyordu; bu boyun, bu endamın ve bu cüssenin başka bir açıklaması olamazdı. O kasları elde etmek için spor salonunda saatleri geçmişti, net ve doğru bir önermeydi bu. Bu adamın net araştırılması lazımdı. "Ne bön bön bakıyorsun," dedim aynı sinirle. "Bıraksana bileğimi, embesil hayvan! Andaval herif! " Dediğimi yaptı ve bıraktı. Bıraktığı için sevinecekken kendimi baş aşağı omzunda buldum. "Madem ki diğer türlü durmuyorsun," dedi. "Buna katlanırsın. " Seri katil olmama dakikalar kalmıştı. Gitmek için çok çalıştım, çok çabaladım ama olmadı. Yol boyunca beni bırakmadı. 💣💣 Gözlerim camın ardındaki gökyüzündeydi. Yıldızlar vardı, tüm günün sonunda yine gece olmuştu ve ben hâlâ onların elindeydim. Aynı odadaydım ve bir kadın vardı yanımda.Geri getirildiğim andan beridir bırakmıyordu, salmıyordu beni. "Saatlerdir bir şey yemedin," dedi en sonunda. "Bir şey ister misin? " Ona döndüm. Saatlerdir dibimden ayrılmadığı yetmiyormuş gibi bir de bunu sorması daha çok sinirlendirmişti. Öyle sinirliydim ki hem kalbime hem de beynime büyük bir ağrı giriyordu, sakinleşemiyordum. "Yok," dedim. "Bir şey istemiyorum, " derken o önüne döndü. "İnsan eti sevmem." Dediğimde kadın telrar bana döndü. "Nasıl yani?" "İnsan eti vermeyecek misin?" Dedim. "Sizin örgütünüzdekiler rehinelere insan eti yedirmiyor muydu? " Bu pislikler rehinelerine böyle bir şey yapıyorlardı. Nereden bildiğimi sorgulamayın, ama öyleydi. Yüzüme öyle bir baktı ki yanlış bir söylediğimi sandım. Bir süre konuşmadık. "Yok," dedi. "Öyle bir şey yapmayacağız. Unut bunu." Derin bir nefes verdim. Konuşmam istemiyordum. Sinir beynim ve kalbime daha çok vurarken, kalbim sıkıştı. Elim kalbime giderken nefes almaya çalıştım. Olmuyordu. Nefes alamıyordum ve bu çok ciddi yerlere gitmeye başlamıştı. Hem yanıyor, hem de göğsümdeki sıkışma hissiyle savaşıyordum. "Nefes," dedim bir anda. "Nefes almam lazım. Beni buradan çıkar." Bir süre baktı bana. Sanki bu durumla sürekli karşılaşıyormuş gibiydi. "Nefes egzersizi yap, dışarı çıkaramam. " derken pencereye doğru ilerledi. "Ama camı açabilirim." Kolumdan tutup kaldırdığında pencereye doğru ilerletti beni. Soğuk hava sonunda yüzüme vurmaya başladığında zor da olsa nefes alabilmeye başlamıştım. Nefesim düzene girmeye başladığında tekrardan yüzüme duygusuzca baktı ama bir şey çatlamış gibiydi. "İyi misin?" Dedi. Değilim, demek istedim. Burada kaldığım her saniye ruhum çekiliyor. Demek istedim ama onun yerine sert bir şekilde "Evet, " dedim. Bugün fazlasıyla yorulmuştum, o yüzden tek isteğim uyumaktı. Tam uyumayacak, tetikte kalacak olsam bile uyumak istedim. Ne olursa olsun her saniye tetikte, diken üstünde olduğum için fazla uyumazdım, uyumak istemezdim ancak sebepsiz bir şekilde uyumak istiyordum. Uykuya teslim olmak üzereyken son hissettiğim şey kıvırcık tellerim arasında olan eller ve "Keşke bunu yapmak zorunda olmasaydım, " Diye bir cümle oldu. Sonrası ise uykuydu. 💣💣 Mustafa Alparslan Tanyeli Raporları istihbarat ajanlarına gönderdikten sonra arkama yaslanıp derin bir nefes aldım. Güneş doğmaya başlamışken tim işlerine devam ediyordu. Hepimiz tüm gece uyumamıştık. İki gün olmuştu. İki gündür buradaydık ve bu iki gün sanki iki yıldır buradaymışım gibi bir yorgunluk vermişti. Yorgunluktan kızarmıl olan gözlerimi yorgunluğu gidermek istercesine kapatıp açtım. Üzerimde hâlâ portakal ve deniz kokusu vardı ve gitmiyordu. O koku biraz da olsa sakinleşmemi sağladı. O portakal ve deniz kokusu, onundu. Portakal ve deniz gibi kokuyordu o. Fazlsaıyla inatçı bir kişilik olduğundan dolayı kaçma girişiminde bulunmuştu, yakaladığımda da inat ettiği için omuzlayıp geri getirmiştim. Onu bıraktığımdan beridir üzerimden gitmiyordu kokusu. Ve Kar Kızı' nı gördüğümden beridir içimde tuhaf bir his vardı, göğsümdeki sıcaklık hissi gitmiyordu, yıllardır buz gibi olan soğuk kalbim ilk kez bir sıcaklık hissediyordu ancak ihtiyacım olan şey sıcaklık değildi. Benim ihtiyacım olan şey soğuktu. Burada sıcaklık insanı öldürürdü, bana soğukluk lazımdı. Kontrol etmek adına onu tuttuğumuz odaya gittim. Azra oradan çıkalı fazla değil, yarım saat olmuştu ve Kar Kızı' nın yorgun olduğunu söylemişti. Hafif bir şekilde kapıyı aralatıp baktığımda yatağa uzandığını ve uyumuş olduğunu gördüm, fazlasıyla yorulmuş olmalıydı; karşı çıkabilecek gibi değildi. Yatağın kenarına oturup sessizce onu, yüzünü izledim. Her saniye tetikte olduğunun ve yanlış bir hareketimle onu uyandıracağımın farkındaydım. Kabarık saçları yüzünü bir tık kapatmıştı, sessizce saçını yüzünden çekerken saç dibinde, alnından şakağına kadar olan bir iz gördüm. Kaşlarım çatıldığında gördüğüm şeye biraz daha yaklaştım. Saç diplerinde, alnından sağ şakağına kadar uzanan bir yara izi vardı. Saçları yüzünden beli olmuyordu ama ben fark etmiştim. Dişlerimi sıktım. Yara izine hafifçe dokunduğumda derşn b,r iz olduğunu fark ettim. Ne yaptılar? Dedim içimden, Ne yaptılar sana, kim yaptı bunu sana? Hangi herif? Bilsem... Ah bilsem... Bu izlerin sebebi olanlar kim olursa olsun parçalara ayırmadan ölmeyecektim. Sözüm olsun, dedim içimden. Sana dokunan tüm piçleri parçalara ayırmak da benim sözüm olsun, Kar Kızı. Boynuna indi gözlerim. Zincir izi. Zincirle boğmuşlardı. Eski izlerdi ancak onun için hep ilk günkü gibi etki yaratacağına adım kadar emindim. Bileklerine baktım. Orada da zincie izleri vardı. Zihnime bir anı düştü. Çocuktuk biz. Ben de, o da. Ben altı, o da dört yaşındaydı. Hayarın çekileblir olduğu, aydınlık ardındaki karanlığı fazla hissetmediğimiz dönemlerdeydik. Bahçedeydik.Bahçede otururken konu korkularımızdan açılmıştı. "Ben ateşten korkuyorum," demiştim. "Normalde hiçbir şeyden korkmam ama korktuüum tek şey ateş." Derken beni dikkatle dinliyordu. "Ben de bir tek zincirlerden korkuyom, " demişti. "Zincir ve denizden korkuyor ben, Mupapa." İskoçya'dan gelel, henüz bir yıl olduğu için Türkçesş yarım yamalaktı ve bu konuda yardımcı olmak için elimizden geleni yapıyorduk. "Mupapa değil," demiştim hafif sinirle. Adımın bozulmasını sevmiyordum. "Mustafa." "Mustafa," demişti yavaşça. "Bak doğru söyledim Mustafa abi!" "Aferin," demiştim sessizce. "Neden korkuyorsun ki zincir ve denizden?" "Dedemin köpeği bir keresinde zincirini koparıp saldırmaya kalkışmıştı," demişti. "O zincirler sağlam değildi, zincirler o köpekte o kadar korkuttu ki beni, korkar oldu ben, Mustafa abi. Denizse çok derin, o yüzden korkuyordum." Çocukken korkmakta haklıydı. Çocukken korktuğu zincirler boynuna dolanmıştı, nefesini kesmişti; o korktuğu denizlsr ise hem kurtarıcısı hem de celladı olmuştu. Çok korkmuş muydu acaba? Bunları düşünmeyi bırakmış, odadan çıkmıştım. Odadan çıktığımda askerlerşmi kontrol etmek amaçlı dışarı çıkmıştım. Bölge gayet sakin görünüyordu, VOLOGON' un izler, burada yoktu. Derken bir hareketlilik oldu. Dağ evine iki araç yaklaştı. İki araç ta durduğunda içşnden çıkan kişiler gördüğümde içimdeki devasa nefret ve kin kendini gösterdi. VOLOGON. Arkadaki arabadan korumalar çıkarken, öndeki arabada Volodin ailesi vardı. Öndeki adamı hatırladım. O savaşta Kar Kızı' nı alan şerefsizdi. Her zerrem gerildi ancak belli etmedim. VOLOGON buradaydı ve tahmin ettiğimiz gibi Kar Kızı'nı almaya gelmişlerdi. Asıl operasyon başlıyordu. 💣💣

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.