İçeriğe geç

BOKLU ŞİRKETİN CEO'SU OLACAĞIM

Bölüm 3 · 4 dk okuma

BOKLU ŞİRKETİN CEO'SU OLACAĞIM

Bölüm 3

2.BÖLÜM:DEDİKODU

Aycan Hanım arabamın camını tıklattığında başımdan aşağı sanki kaynar sular dökülmüş gibi oldu, vücudumun sıcaklığı bir anda arttı. Dediklerimi acaba duymuş muydu? Duyduysa bugün benim öleceğim gündür. Arabanın camını yavaşça açıyorum. "Buyurun Aycan Hanım?" Diyorum sesimi düz tutmaya çalışarak.

Aycan Hanım önce sessizce beni süzüyor, ifadesi sakin görünse de gözlerinin içinde yanmaya başlayan ateşi görebiliyordum. Burnundan soluyor daha sonra konuşuyor, "Ne dediğini ben mi tekrardan söyleyeyim yoksa sen mi tekrar edersin Büşra?"

Duymuştu! Lanet olsun ki dediklerimi duymuştu! Bu kadın ofisinde değil miydi, ne ara aşağıya inmişti? "Ne demişim ben Aycan Hanım?" diyorum hafifçe gülümseye çalışarak.

"Bir de inkar mı ediyorsun Büşra? Özür dilemek yerine kaçıyor musun?" diyor, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir sırıtma olduğunu görebiliyordum. Benimle açıkça dalga geçiyordu, sinirlendiği falan yoktu. Onun bu alaycı tavrı beni daha sinirlendirmişti, "Bir şey demedim de inkar edeyim?" diyorum. İşte şimdi sinirlenmiş gibi gözüküyordu, "Benimle inatlaşma Büşra, dudaklarımın arasından çıkacak tek bir kelimeyle tüm kariyerini yok ederim."

Onun bu çok bilmiş, egoist ve ben merkezcil davranışları en sinir olduğum şeydi. İnsanların hayatını yok etmek onun için çok kolay bir şeydi, kimseyi önemsemiyordu resmen. "Tamam Aycan Hanım, özür dilerim. Şimdi müsaade ederseniz evime döneceğim." diyorum ve cevabını beklemeden arabayı çalıştırıyorum. Kollarını göğüsün de birleştiriyor ve bir kaşı yukarıda bana bakıyor. "Git Büşra." sesinde ki bıkkınlık belli oluyordu ama umrumda değildi.

1 GÜN SONRA

Şirkette ki ofisimdeydim, Sıla bir şekilde Aycan'dan kaçıp ofisime gelmişti. Ona, Aycan ile olanları anlatıyordum ki ofisimin kapısı tıklatılmadan açılıyor. Kim bu gerzek, diye düşünürken kapıya bakıyorum ve Tolgahan'ı görüyorum. Ben bu adamdan ne zaman kurtulacaktım? Yüzünde her zamanki kendini bilmiş sırıtışı yerindeydi, ütülenmiş takım elbise, tıraşlı yüzü, arkaya jöle ile taranmış saçları ile tipik bir ofis çalışanı gibi duruyordu.

"Kapıyı neden çalmıyorsunuz Tolgahan Bey?" diye soruyorum bir kaşım yukarıda.

"Çalmama gerek var mı?" diyor havalı olduğunu düşündüğü ses tonuyla. Oysa ki iğrenç ve kasıntı bir ses tonuydu. "Elbette kapıyı çalmanız gerekiyor, ne olursa olsun özel bir ofis burası." diyorum. Sıla ikimizin arasında kalmıştı, bir bana bir Tolgahan'a bakıyordu.

"Fakat ben yakın olduğumuzu düşünüyordum Büşra, kapıyı çalmamam seni neden rahatsız etsin ki?"

Yakın mı? Gerçekten mi? Kendi kendine gelin güvey olmuş bu salak, sanıyor ki kimi istese hemen kollarına koşacak. Sinirle soluyorum "Öncelikle Tolgahan Bey, Büşra değil, Büşra Hanım diyeceksiniz. Resmi bir ortamdayız ve burada kimseyle yakınlık kurmayı düşünmüyorum. Terbiyenizi takının lütfen."

Tolgahan dediklerim ile sinirden kızarmaya başlamıştı, takım elbisesinin ceketinde ki olmayan bir kırışıklığı düzeltiyor. "Öyle mi? Sana isminle hitap etmeme izin vermiyorsun ama konu patron olunca sana ne yapsa haklı oluyor, değil mi?"

"Sınırı aşmayın!" Diyorum, bu konunun bununla alakası yoktu. O sırada aralık kapıdan içeriye stajyer Recep giriyor. Bir sen kalmıştın buraya girmeyen gerçekten! "Ne var Recep?" diyorum sinirle sorarak. "B-Büşra Hanım istediğiniz dosyaları hazırladım." diyor ürkek sesiyle.

Gerçekte nasıl birisi olduğunu bilmesem Recep'e üzüleceğim. "Koy şuraya." diyorum masamı göstererek. Recep hızlıca elinde ki dosyaları masama bırakıyor ve ofisimden çıkıyor. "Her neyse Tolgahan Bey, bugün ki tavrınızı görmezden geleceğim." diyorum ve Recep'in getirdiği dosyaları incelemeye başlıyorum. Tolgahan'ı açıkça görmezden gelmem onu sinir etmişti ama umurumda değildi. Ofisimden bir hışımla çıkıp gittiğinde Sıla ile bakışıyoruz. "Kuzenini s*keyim Sıla." diyorum, göz devirerek.

"Benim ne suçum var Büşra? Beni de rahat bırakmıyor, sürekli seni ona ayarlamamı istiyor!" diyor, gergin ve heyecanlı olduğunda Sıla sürekli ellerini kullanırdı. "Boşver şimdi bunları, senin tarafta bir gelişme var mı? Aycan ne yapıyor? Yönetim kurulu ile arası nasıl?"

"Maalesef canım, kadında şeytan tüyü var resmen. Bize ne kadar kötüyse, yönetim kuruluna o kadar iyi. Ne yapacağını iyi biliyor bana bile güvenmiyor, emin ol." diyor Sıla.

Sinirle elimi saçlarımın içinden geçiriyorum. "Bu kadını bir şekilde göndermemiz lazım. O gelmeden önce her şey çok iyiydi. Şimdi şirket rekabet ortamına döndü." diyorum. "Tolgahan'ı bile o getirdi buraya, geldi tam hayatımın ortasına oturdu adam. Hayır git diyorum, gitmiyor da."

"Ya aslında yakışıklı adam kuzenim, biraz karakteri kötü olabilir ama iyi adamdır." Sıla bunu dediğinde sinirli bakışlarımı ona yöneltiyorum. "Biraz mı? Senin kuzenin Deccal'den sonra doğmuş!" dediğimde Sıla hayvan gibi kişnemeye başlıyor. İkimizde amansızca gülerken Sıla'nın telefonu çalıyor ve bakıyor. "Aycan Hanım! Of kesin bulamadı beni, sıçacak ağzıma, gidiyorum ben canım." diyor hızlıca ayağa kalkarak. "Git canım git aman patronumuz öfkelenmesin." diyorum, hafif bir gülüşle. Sıla gittiğinde elimi masamın üzerinde duran kahve kupasına atıyorum ama boş olduğunu görünce sinirle mırıldanıyorum. Kahve kupamla beraber ofisimden çıkıyor ve departmanın mutfağına ilerliyorum.

Küçük mutfağın kapısına geldiğimde içeriden duyduğum seslerle duraklıyorum. Recep yine dedikoduya tutulmuştu ama bu sefer dedikodunun konusu galiba bendim.....

Bölüm sonu

2 yorum

  • Dedikoduyu kesinlikle dinlemek lazım öğrenmek lazım acaba neler olacak sabırsızlıkla bekliyorum bölümleri