Dikkatli bakmadığı sürece göremeyeceği bir yerde olmanın rahatlığıyla şarabımdan yudumlarken onu izledim. Yanındaki öğretmen arkadaşlarıyla ciddi bir konu üzerine konuşuyor gibiydi. Onu izlemek neden suç işliyormuşum gibi hissettiriyordu? Öğretmenimi dikizlemek ayıp mıydı? Ayıpsa kime göre, neye göre ayıptı? Ben ayıp bir şey yapmıyordum. Sadece biraz onu arzuluyordum o kadar. Onunla yalnız kalsak ne kadar ileri gideriz, nerede dururuz, durur muyuz ya da durması için yalvarır mıyım...
Neler düşünüyorum ben böyle? Şarabı fazla kaçırmış olmalıyım, ondan.
Düşüncelerden kurtulmak adına gözlerimi hızla kırpıştırdım ve kafamı iki yana salladım. Ona bakarken küçük bir hapşırık kaçtı ağzımdan. Tam o sırada bir şey gerçekleşti. Evrende onca olasılığın içinde gelip beni bulan bir şey. Ilgaz Hoca birden gözlerini benim olduğum masaya çevirdi. Kimsenin göz ucuyla bile bakmadığı bu en köşe masayı anında fark etmesine şaşırma fırsatı bile bulamadım. Çünkü yakalanmıştım. Gözlerindeki parıltıdan bunu çok net anlayabiliyordum.
Kahretsin!
Busted!