Soğuk hava her yerimi talan ediyordu. Kaçarken üstümde sadece şort ve kolsuz tişört vardı. Küfürler savurarak soğuk havada hızla ara sokaklara dalıyor izimi kaybettirmeye çalışıyordum.
Bir vampirden ne kadar kaçabilirdim. Asla!
Beni duyuyordu,istese şimdi beni alıp götürebilirdi ama benimle,aklımla oynuyordu. Beni öldürecekti ve son anlarımda benimle oynuyordu. Ne sikim iş dönüyordu bilmiyorum. Düşüncelerimi bile okuyordu ve ben buna engel olamıyordum. Tek parmağıyla beni öldürebilirdi. Bir insandan ne istiyordu Tanrı Aşkına!
Gitse kendi denkleri ile uğraşsa
"Kaçma artık Park"
"Bırak beni!"
Hızla koşmaya devam ederken karşılaştığım çıkmaz sokak ile en içten küfrümü dile getirdim.
"Siktir siktir siktir..."
Buydu, küfürlerim bile boktandı. Önümdeki duvara yaslanıp yere çöktüm.
"Yeter artık Yugyeom bitir bu oyunu"
"Pes mi ediyorsun Jiminnie~"
Karşımda beliren bedenin bana yaklaşmasını izledim. Sırıtıyordu. Bir ölümlünün sonunu getireceği için onur duyuyordu
"Ayağa kalk"
Vampirler özel yaratıklardı. İstediklerini yaptırabilir ,sizi köleleri yaparlardı. Bu nedenle iradem dışı ayağa kalkıp dik durarak ona bakıyordum
"Tüm kanını tüketeceğim"
"Siz vampirler gül kokan kanımla ne alıp veremediğiniz var"
Ölecektim bu kesindi o zaman tüm cesaretimi toplayarak son dakikalarımda istediğimi yapacaktım
"Dünyadaki tek kokan kan senin sence ne derdimiz olabilir"
"O zaman beni mühürle"
"Ah! Ben bunu nasıl düşünemedim! Aptal ! Eğer seni mühürlersem benden üstün makamlar beni öldürür. Ama..."
Dibimde durdu. Beni mühürlemesini istemiyordum sadece o kızgınken daha aptal oluyordu. Belki beni öldürmektende vazgeçerdi?
"Ama?"
Diyerek yineledim. O ise eliyle çenemi kavrayıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Size demiştim vampirler isterse sizi etkisiz hale getirirdi. Burda en büyük örnek bendim. Karşı koyamazdım, bağıramazdım. Usulca göz yaşlarım süzüldü sadece
Dudaklarımız tam temas ettiğinde o bir anda uzaklaştı. Ben kendimi yerde buldum. Ne zaman kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtığımda buğulu görmüştüm ilk önce daha sonra görüntüler netleşti. Daha önce görmediğim beyaz ten, iri yapısı, siyah saçları burdan belli olan damarlı kolu ve elleri... Bu normal bir vampir değildi. Belki kurttu belkide Yugyeom'dan üstündü
"Seni uyardık Yugyeom!"
Olduğum yerde titriyordum. Küçük bedenimi duvara yaslamış bacaklarımı kendime çekerek büzülmüştüm. Kalın, derin ses ne zaman kulaklarıma ulaşsa daha çok titriyordum.
"Affedin Efendi Min"
Yalvarış dolu cümle kulağımda yankılandı. Daha bir çok cümle akıyordu ağzından ama benim tek takıldığım o hitaptı.
Efendi Min
Kalbim hızla çarparken kısa bir an gözlerim onları buldu. Yugyeom acıyla inliyor,yardım çığlıkları atıp kurtulmaya çalışıyordu.
"Onu öldürecektin! Ben onu her yerde arıyorken mi?"
Derken ben cümleye takılamadan gözlerimin önünde boynu kırılan Yugyeom ile koca bir çığlık attım. Tir tir titriyordum.
Tanrım ne olursun yardım et
"Burda Tanrı benim Park"
Yakınımdaki ses tüm bedenimi ele geçirdi. O bir vampirdi tüm düşüncelerimi duyuyordu.
O Efendi Min'di. Biliyordum. O Vampirlerin en güçlüsüydü. Dracula'yı öldüren, kendinden önceki iki nesli yok eden bir vampirdi. Şuan vampirlerin tek atası oydu.
Korku ölümden daha çok acı veriyordu. O beni ölümden kurtarıp korkuya teslim etmişti. Ben ne yapacaktım. Nasıl kurtulacaktım.
"Park Jimin bana bak"
Kendi güçleriyle değil beni irademle başbaşa bırakıyordu. Ölmekten korkuyordum. Benim canım tatlıydı. Ona karşı gelemez az önceki cesaretle konuşamazdım. Ama bakabilirdim.
Titrek göz kapaklarımı zorladım. Usulca titrek gözlerim onun gözlerini buldu. Yere , dizinin üstüne çökmüş gözlerime bakıyordu kehribarları ile.
"Ne istiyorsunuz Efendim?"
Derken korku ,saygı ve minnet duygusuyla konuştum.
Ne istiyorsunuz benden kanımı mı?
Gözlerini kısa bir an yumdu. Zorla nefesimi verdim. Benden yaklaşık 30 cm uzun vampire bakıyordum. Gözlerini yavaşça açarken eli Yugyeom gibi çenemi buldu. Kafamı dik tutmamı sağladı. Merhamet vardı gözlerinde, bana güven aşılıyordu.
"Seni istiyorum Park Jimin. Lanet kanını değil seni istiyorum"
Dudaklarım aralandı ama konuşamadım. Ay ışığı bize vuruyor ve bizi kutsuyordu. Bir rivayete göre ay ışığı gece 12.00'de kime vuruyorsa o kutsanır ve Tanrı tarafından günahları bağışlanırdı. Her ay ışığında olmazdı ama, sadece Kanlı Ay zamanlarında.
Kehribar gözler beni fazlasıyla yorarken ona boyun eğdim. Karşı gelemezdim ona. O Efendi Min'di.
"Efendim benim gibi bir faniyi kanı harici neden isteyesiniz?" Diye sormadım bile. Sadece bakıştık. Daha sonra ayağa kalktı.
"Ayağa kalkacak gücün bile yok Park, o piç sana neler yaşattı"
Benim için bir kazık bile hazırlamıştı.
Dedim düşüncelerim arasında. Dişlerini sıktığını net şekilde görebiliyordum. Az önceki sözleri üzerine ayağa kalkacakken bedenimin cidden yorgun olduğunu anladım. Tüm gücüm çekilmişti. Hayıflanamadan beni kucağına alan Efendi Min'e baktım. O ise bakışlarıma karşılık vermeden. Pelerinini şorttan çıplak kalan bacaklarıma örttü.
"Seni şatoya götüreceğim. Orada gerekli tedavileri yaparız"
"Hasta değilim"
Rahat konuşamayacağıma adım kadar emindim. Güçleri ile bana cesaret veriyordu. Ve ben bundan hiç şikayetçi değildim.
"Park o piç tüm gücünü emmiş. Komada olmaktan farksız bu"
Kafa salladım. Yorgundum. Öyleki kafamı Efendi Min'in omzuna koyar koymaz göz kapaklarım ağırlaşmış. Kendimi onun kolları arasına bırakmıştım. Bilincim yavaşça kapanırken tek hissettiğim onun gül kokan teniydi.
Vampirlerin bir rivayetinde aynı kokuyu taşıyan iki kişinin ruh eşi olduğu düşünülürdü. Bu aynı saftaki yaratıklar için düşünülürdü. Yani Vampirle ve İnsanlar ruh eşi olamazdı bu rivayete göre ama bu da yanlıştı çünkü geçmişte bir insan ve vampirin birlekteliği vardı.
"Uyu artık. Eski rivayetlerin hepsi boş birer söz"
"Ne yani ruh eşi diye bir şey yok mu?"
"Uyu hadi"
Daha bir şey demeden onun kollarında uykuya kucak açtım.
Wattpad kullanılmıyor bu yüzden buradan devam ke
OYYYYYYY
YENİ KURGUUUU
ÇOK M
UTLUYUM SONUNDA VAMPİR HAYRANLIĞIMI FİC'E DÖKÜCEM
KURBAN OLDUKLARIM OY
KDJFJJFNFNFNFKKKF
YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE
ISIRILMAYIN
