Annem alçımın zorla kontrolünden sonra beni Jaehyun abilere bırakırken omuzlarım kenarda araba koltuğuna çökmüştüm. Aynısını evlerinde kanepede otururken de yaptım.
Burası eski kokuyordu.
Kaşlarım çatık alçımın kenarlarıyla oynayıp kanepenin üstüne beyaz kurumuş alçıyı döküyordum. Düşman ablam ve Jaehyun'un annesi de gitmişti onunla. Jung amca evde yan kanepede gazeteden kafasını kaldırmadan bana arada kaçamak bakışlar atıyordu. Jaehyun abi ise benimle konuşmuyordu. Yan yana, o televizyondan izlemediğim bir çizgi filmi izliyordu.
Babam niye bugün işteydi de Jung amca evdeydi? Gerçekten sıkıntıdan patlayacaktım.
"Of..."
Jung amca gazetesinin sayfasını çevirdi.
"Of..."
Jaehyun abi bana baktı.
"Of..."
Jung amca gazetesini katladı.
"Of..."
"Taeyong, istersen oyun oynayalım. Televizyon izlemesek de olur."
"Olmaz, sen bitir bölümünü."
"Sen bilirsin."
Tekrar oflayacak iken Jung amca elimden tutup dışarı çıkardı.
"Sen meyve yemeyi seversin. Hangi ağaç?"
"Jaehyun abi?"
"O gelir birazdan. Ya da oturur izler bölümünü. Biz eğleniriz."
Jung amca Jaehyun abiyi yanına almadığı için mutlu olmuştum. Çok tuhaf ama mutlu hissetiriyordu. Jung amca beni omuzlarına alıp incirlerden koparmamı sağlarken elime yapışkan sıvı geliyordu. Bembeyaz, süt gibi ama tutkal. Daha olgunlaşmamış. Bu ekşilik hoşuma gidiyordu. Jung amca için olgunlaşanları tuttum. İndiğimde yapışkan elimden olgunlaşmamış incirleri aldı.
"Jung amca, sen olgunlaşanları almalıydın."
"Ben olgunlaşmamış severim. Daha kuru ve ekşi."
"Ben de!"
"O zaman elindeki olgunları Jaehyun'a götür. Ben de bizim için olgunlaşmamışları toplayayım. Ne dersin?"
Koşarak eve doğru gittiğimde gülümsemeyi bırakıp ciddi bir şekilde incirleri masaya koydum.
"Onlar senin."
Jaehyun abi televizyonu kapatıp ayağa kalktı.
"Gerek yoktu. Arkadaşların yer."
"Onları sana getirdim çünkü Jung amca sevdiğini söyledi. Böylelikle senin için toplamış oluyorum."
Alçılı kolumun üstüne kolumu koyup çiçek yaptım.
"Ben hakkımı arkadaşlarına veriyorum."
"Yapma bunu!"
"Nedenmiş?"
Derin bir nefes alıp gözlerimi devirdim.
"Abi, gerçekten bırak şu tavırlarını."
Birden sinirlenip bağırdı.
"Sana git götür dedim! Anlamıyor musun?! Hadi!"
İncirleri alçılı olan eliyle aldı ve boşta kalan elimi sertçe çekip koydu. Ardından koşarak yukarı çıktı ve odasının kapısını çarptı. Ben de elimdeki incirlere bakakaldım. Arkadan Jung amca elindeki incirleri masaya koyduğunda bir anda ağlamaya başladım.
"Jaehyun abi beni sevmiyor, bana bağırdı. Ona vereceğim incirleri almadı. Ben de onu sevmiyorum!"
Elimdeki incirler yeri bulurken koşarak bahçeye girdim ve o gün gittiğimiz armut ağacının ardında ağlamama devam ettim. Jaehyun abiyi hiçbir zaman sevmeyecektim.