Demir'le koridorda yürüyorduk. Ben zaten insanların bakmasından utanıyordum. Demir ise hiçbir şeyi umursamıyor gibi görünüyordu.
Birden Demir'in arkadaş grubuyla karşılaştık.
İçlerinden biri kaşlarını kaldırdı.
"Ciddi misiniz siz?"
Demir gayet rahat bir şekilde cevap verdi.
"Evet."
Bir diğeri başını salladı.
"Hâlâ anlamıyorum."
Ben yere bakmaya başladım. Böyle konuşulması hoşuma gitmemişti.
Demir fark edip bir adım öne geçti.
"Neyi anlamıyorsun?"
"Demir, sen geçen sene Emre'yle sürekli kavga ediyordun."
"Geçen seneydi."
"Yine de garip."
Başka bir arkadaşı söze girdi.
"Bence bu iyi bir fikir değil."
Koridor bir anda sessizleşmiş gibi geldi.
Demir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Neden?"
"Çünkü ikiniz sürekli sorun yaşadınız."
Ben konuşacak gibi oldum ama sesim çıkmadı.
Demir ise hiç çekinmedi.
"Karar sizin değil."
Arkadaşları birbirine baktı.
"Biz sadece fikrimizi söylüyoruz."
"Tamam," dedi Demir. "Ben de fikrimi söylüyorum."
Ben iyice utanmıştım.
Keşke herkes kendi işine baksaydı.
İçlerinden biri bana döndü.
"Emre, sen gerçekten buna güveniyor musun?"
Sorunun cevabı kolay değildi.
Demir'in geçmişte bana yaptıkları vardı.
Ama son aylarda değişmeye çalıştığını da görmüştüm.
Ben cevap vermeden önce Demir konuştu.
"Onu sorgulamayın."
Arkadaşı kaşlarını çattı.
"Neden bu kadar sinirlendin?"
Demir omuz silkti.
"Çünkü bu benim meselem."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra zil çaldı.
Arkadaşlarından biri giderken başını salladı.
"Umarım pişman olmazsınız."
Demir hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Olmayacağız."
Onlar uzaklaşınca koridorda yalnız kaldık.
Ben hâlâ biraz gergindim.
Demir bana baktı.
"İyi misin?"
"Evet."
"Yalan."
İç çektim.
"Biraz utandım sadece."
Demir hafifçe gülümsedi.
"Ben utanmadım."
"Belli oluyor."
"Benim sevgilimden hoşlanmak zorunda değiller."
Bu söz karşısında ne diyeceğimi bilemedim.
Demir çantasını omzuna düzeltti.
"Önemli olan senin ne düşündüğün."
Yüzüm yine kızardı.
Demir bunu fark edip sırıttı.
"Bak, yine kızardın."
"Demir..."
"Ne var? Gerçeği söylüyorum."


