Yine normal bir güne uyanmıştım. Üzerimdeki yorganı çektim. Yatağımın hemen önündeki aynaya baktım; saçlarım dağınıktı. Bir saniyeliğine gözüm yorgana takıldı. Rengi gri gibi hatırlıyordum, nasıl mavi olmuştu? Herhalde yanlış hatırlıyorum, deyip yataktan kalktım.Elimle hafifçe saçlarımı düzelttim. Koyu kumral saçlarım açık kahve gibi görünüyordu. Şaşırdım ama pek takmadım, ışıktandır diye düşündüm. Odadan çıktım ve kahvaltı hazırlamak için aşağı indim.Dolabı açıp baktım, baktım… Omlet yapacaktım. Yumurtayı çıkarttım, peynir, tuz, süt falan koydum. Bir kabın içinde karıştırdım. Pişirmek için tavaya yağ koydum ve karışımı ekledim. O sırada telefona bildirim geldi. Baktım, sezon indirimiymiş. Telefonu geri koydum, çok da takmadım.Omlete baktım, ters çevirdim. Biraz yanmıştı, belki fazlası da olabilir. Ters çevirdim, sıkıntı yok. Ben midesiz bir insanım, yerim. Biraz bekledikten sonra tabağa koyup yemeye başladım.Yedikten sonra yukarı çıktım, üstümü değiştirdim: siyah bol bir tişört, açık mavi bol bir pantolon. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım
Havluyu alıp yüzümü ve ellerimi sildim. Aşağı, merdivenlerden indim. Kapıya doğru yürüyüp ayakkabımı giydim.Cüzdanımı ve telefonumu almayı unuttuğumu fark ettim. Ayakkabımı çıkardım ve hızlıca yukarı çıkıp ikisini de aldım, tekrar aşağı indim. Ayakkabılarımı yeniden giyip kapıyı kapattım ve dışarı çıktım.Biraz yürüdüm. Telefona baktım; saat 13.15’ti.Buluşacağım arkadaşımı aradım. Açtı:“Efendim?”“Ada… şey, biz buluşacaktık ya, gece konuşmuştuk. Tam konum versene, ben orayı tam bilmiyorum,” dedim.“Tamam, konum mu atayım, anlatayım mı?” dedi.Sesi gergin geliyordu.“Derin, iyi misin?”“İyiyim de… niye sordun?”“Hiç… sesin tuhaf geldi, ondan,” dedim.“Tamam,” dedi, “neyse, sen bana anlat şimdi. Üşendim bakmaya.”“Tamam,” deyip anlatmaya başladı.Ama sesi... her bir iki dakikada bir değişiyordu. Tonu, vurguları, hatta konuşma şekli.Dayanamadım, sordum:“Derin… hasta mısın? Sesin tuhaf geliyor.”Biraz sustu.“Yoo… sana öyle gelmiş
“Hmm, tamam o zaman. Neyse, sen bana anlat,” dedim.Derin bir dakikalığına durdu.“Şey… sen neredesin?”Cevap verdim:“Hani küçükken sürekli buluştuğumuz bir yer var ya, caddenin karşısı.”Önümde duran parka baktım ve anılarımızı düşündüm. Hafifçe gülümsedim.Şaşırarak, “Orası neresi ya?” dedi.“Hani park var ya. Hatta iki dakika yürüdükten sonra başka bir parka denk geliyoruz. Seninle sürekli ‘o parka mı bu parka mı gidelim’ kavgası yapıyorduk.”“Ah doğru, hatırladım,” dedi sahte bir ifadeyle.“He, iyi. Yolu anlat,” dedim.Biraz bekledi.“Sen çocukluğundan beri buradayken nasıl yolu bilmiyorsun?”Ona baktım.“Hani ben taşındım ya. İki yıl sonra, altı yaşında buraya geldim. Yani sekiz yaşında taşındım. O yaşta nereyi bileceğim?”“Aaa doğru, unuttum bir dakikalığına,” dedi.“Derin, sence bu unutulacak bir şey mi?” dedim.“Ya, boşluğuma geldi… Neyse. Bak şimdi, yolu anlatırım…”...Biraz sonra el sallayan Derin’i gördüm.Derin’e sarıldım.“Seni ne zamandır görmüyorum, çok özlemişim!”“Derin… iyi misin? Daha bir hafta önce buluştuk,” dedim.Bana baktı. Gözlerinin içinde şüphe ve korku vardı.