İçeriğe geç

Bitmesin Hikâyemiz

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Bitmesin Hikâyemiz

Bölüm 8

8•Dertleşmek İster Misin

Dertleşmek ister misin

🥀

"Polen'im. Kuşum. Hadi ama sadece bugünlük. Sahile gideceğiz, kumlara oturup sohbet falan ederiz. Üzme beni ne olur, zaten geçen seferde sadece selam verip gitmiştin. Bari bu sefer katıl. Ne olur sadece bir kere, hmm?" Liyan neredeyse yarım saatten beri gelmem için yalvarıyor, Mirel ve ablam ise gülüyorlardı. Başım ağrıyordu, halsizdim ve bir yere gitmek için gücüm yoktu. Ama benim reddettiğim sürede Liyan daha fazla üsteleyip başımı ağrıtmıştı ve artık dayanamıyordum.

Sıkıntılı bir nefes verip kafamı sallayınca Liyan çığlık atarak üstüme atılınca kemiklerimin kırılacağını sandım. Benden ayrılıp hemen odasına koşarken bende daha demin Liyan'ın hafif sıktığı yeri ovalıyordum. Mirel yanıma gelince bakışlarımı ona çıkardım ama o bana bakmak yerine koluma bakınca bende bakışlarımı koluma indirdim. Tenim hasta olduğumdan beri hassaslaştığı için her sert dokunuşta morarıyordu.

Ben bir şey yok dercesine kafamı sallarken o pek inanmamış olacak ki tek kaşını yukarıya kaldırdı. Ona zoraki bir tebessüm gönderirken "Bir şeyim yok sadece kolumu kapıya çarpmıştım o yüzden morarmış." dedim ve bu sefer inanmış olacak ki kafasını sallayarak yanımdan kalkıp odasına gitti.

Liyan yine yanımıza geldiğinde kafamı kaldırdım. "Yarım saate buradalar. Hemen hazırlanın." Ablam heyecanla içeri koşuştururken onun çocuksu hallerine gülümseyerek baktım. İki günlüğüne izin almıştı ve o iki günü boş harcamamak için her şeyi yapıyordu. Herkes gittikten sonra bende yerimden gerinerek kalkarken uyuşuk adımlarla yukarı çıkmaya başladım. Bu günleri nasıl atlatacağımı düşünüyordum, belki de ablama söylemeliydim hasta olduğumu. Bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Evet belki yaptığım şey yanlıştı ama yaşama sevinci olan birisinin hayatını karartmak istemiyordum. Ablam zaten ailemizin vefatından sonra bana bakmak için çocukluğunu doğru dürüst yaşayamamıştı ve şimdi mutluyken onu üzmen onun yaşam sevincini elinden almak benim için acımasızlık olurdu.

Odama girip kapıyı kapattım. Mevsimlerden yazdı ama ben şort giyinemezdim. Artık. Bir kaç gündür bacaklarımın iç kısımlarında elim kadar morluklar oluşmaya başlamıştı ve bacaklarımın birbirine her değişinde derinlemesine sızlıyordu. Dolabımın kapağını açıp içinden siyah bir kargo pantolon alıp üzerine de mavi beyaz desenli göğüs dekoltesi olan göbek açık bir bluz alıp yatağa attım. Odamdaki banyoya girip soğuk bir duş aldıktan sonra bacaklarıma doktorun verdiği beyaz merhemi sürdüm. Acısını ve leke kalma olasılığını azaltıyordu.

Merhemi izlerin üzerine sürdükten sonra üzerimi giyinip tekrardan banyoya girdim. Saçlarımı tararken kendimi saçsız bir şekilde hayal etmeye çalıştım ama bu imkansız gibiydi. Ben saçlarıma kıyamazdım bir kere, ablam saçlarıma bayılırdı. Açık kızıl saçlarımın arasında parmaklarını dolaştırmayı her şeyden çok seviyordu nedensiz bir şekilde. Tedaviyi kabul etmeme sebebim de tam olarak buydu. Tedaviyi kabul ettiğim an kemoterapiye başlamam gerekecekti ve bu beni hem güçsüz düşürecek ve beni yatağa ya da hastaneye bağlayacakken birde bunun üzerine saçlarım dökülmeye başlayacaktı. Saçlarımı taradıktan sonra yukarıdan sıkı bir at kuyruğu yapıp banyodan çıktım.

Çekmeceden aldığım siyah çoraplarımı da giyinip hazırladığım çantamı sırtıma taktım. Merdivenlerden inerken erkeklerin sesleri salondan geliyordu. Resim atölyeme girip kenarda duran telefon ve kulaklığımı da aldıktan sonra kapıyı kilitleyip merdivenlerden aşağı indim.

Ben yorgun bir şekilde salondan içeri girdiğimde hepsi bana dönmüştü. Mirel'den öğrendiğime göre en son geldiklerinde çarpıştığım kişi Poyraz yani Bulut'un kuzeniydi. Hepsine kafa selamı verip kendimi tekli koltuğa atarken Liyan'da hemen ayaklanıp bize dönmüştü.

"Çıkalım mı yoksa biraz daha burada mı kalalım?" Ben burada kalalım demek istesem de sustum diğer herkes gitmek istediklerini söyleyince bende mecburen ayaklanıp kapıya doğru ilerledim. Portmantodan siyah kot ceketimi alıp dışarı çıkınca bir kaç dakika sonra da diğerleri bahçeye gelmişti. Liyan yine hevesle "Ee, nereye gidiyoruz?" diye sorunca Mirel ve ablam sahil deseler de hayatımda en fazla üç defa gördüğüm kişiler de Kafe'ye gitmek istediklerini söyleyince omuzlarımı sıkıntıyla düşürüp çantamdan kulaklığımı çıkardım.

"Sahilin hemen karşısındaki kafeye gidelim. Hepinizin istediği olur." Herkes Poyraz'ın bu dediğini onaylarken ben sadece bacaklarımın ağrısından oturmak istiyordum. Liyan ve Bulut el ele önden yürürken ablamın adının Ilgaz olduğunu öğrendiğim kumral saçlı adamla gülüşmeleri bir an için içimi huzursuz etse de sonradan ablamın bu mutlu haline buruk bir tebessüm gönderdim.

Mirel hızlı bir şekilde yanımdan geçerken hemen ardından Akın saydırarak Mirel'in arkasından gidince aralarındaki küçük ama belli olan çekimin sebebini merak etmekten alıkoyamadım. Poyraz'a baktığımda bana gözlerini kısarak baktığını görünce kaşlarımı çattım ama o hiçbir şey olmamış gibi bakışlarını benden çekip yürümeye başladı. "Diğerleri gitti sen benimle geliyorsun."

Nefesimi verip arkasından yürümeye başladım. İçten içe ben kendi arabamla gidebilirim demek istesem de yapamazdım. Araba kullanmam tehlikeliydi, başım döndüğü an veya ellerimin titremesi gibi bir sorun ile karşılaşırsam bir kazaya yol açabilirdim. Mat siyah olan Jeep'e binip kemerimi takarken sürücü kapısı da açılmıştı. Kulaklığımı takıp müziği açtığımda gözlerimi kapattım ve başımı cama yaslayarak halsiz bedenimi kollarım ile sardım. Her zamanki gibi üşüyordum ve bu titrememe neden olduğu halde klimayı açması için bir şey söyleyemiyordum çünkü yaza girmiştik ve hava onlara göre çok sıcaktı. Bu onun bir şeylerden şüphelenmesine neden olabilirdi ve bunu istemiyordum.

Ortalama on dakikadan beri yoldaydık, aniden gelen mide bulantısı ile elimi dudaklarımın üstüne bastırdım ve geçmesini diledim ama araba sallanınca kendimi tutamayacağımı anladım. "Midem bulanıyor." Gözleri beni bulunca dudaklarımı birbirine bastırıp halsizlik ve bulantıyla yüzümü buruşturdum. "Lütfen, duralım." Araba her sallandığında midem daha çok bulanıyordu ve bu çok kötüydü. Başımda dönmeye başlarken midemin de bulanması hiçi iyiye işaret değildi. Her an kusabilirdim.

Gözleri yüzümü incelerken arabanın hızının yavaşça azaldığını hissettim. Midemin bulantısı artık o kadar fazlaydı ki araba daha durmadan kapıyı açıp dizlerimin acımasını umursamadan kendimi yere bıraktım. Ben öğürürken arabanında sert bir fren yaptığını duydum. Midemde bir şey olmadığından sadece safra gelse de gözlerim yaşarmıştı. Kusmalara alışıktım. Bir elimi toplamış olduğum saçlarıma attım ve saçlarımın yüzüme gelmesini engelledim. Bunca zaman kendi işimi kendim halletmeyi öğrenmiştim.

Biraz daha rahatladığımı hissedince doğruldum ve titreyen ellerimi bacağıma bastırdım. Sırtımda bir el hissedince gözlerimi aralayıp arkaya doğru baktım. Poyraz dudaklarını birbirine bastırmış bir şekilde bana bakıyordu. Bana temiz bir mendil uzatınca utançla mendili alıp gözlerimi onun kara gözlerinden kaçırarak dudaklarımı sildim. Gözümün önüne bir tanede su şişesi girince dudaklarımda istemsiz bir tebessüm oluşmuştu. "Bununla birkaç kere ağzını çalkalayıp tükür. Sonrada istersen bir iki yudum iç." Bana bir tane daha mendil uzatınca onu da alıp ağzımı çalkalamaya başladım. İşimi hallettikten sonra derin nefesler alarak ayağa kalkmaya çalıştım.

Bacaklarım hala titrerken başım dönünce geriye doğru sendeledim. Tam düşecekken beni belimden kavrayan büyük el bedenimi sabit tutarken, iki yanıma dökülen açık kızıl saçlarım ile başımı kaldırdım.

Yaşarmış ve içi kanlanmış su yeşili gözlerim ve kızarmış olduğunu tahmin ettiğim göz altlarım ile yüzüne bakarken, o da yüzümü inceledi. Ben bacaklarımı hareket ettirince o da elini belimden çekti. Elim kapı kolunu bulurken kapıyı açıp güçsüzce koltuğa oturdum. Bilincimi yavaş yavaş kaybederken bütün bu olayların zaten olmayan gücümü yok etmesi beni daha da güçsüzleştiriyordu.

Ben ölüyordum ve belki bunu ilk defa birisi fark edecekti...

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.