Aşkın tanımı neydi? İnsan iyiliğe mi aşık olurdu, ya da merhamete? Duyguları ne harekete geçirirdi? Bora'da beni etkileyen şeyin ne olduğunu hiçbir zaman sorgulamadım. Onun gerçek yüzünü görene kadar aşık olmak için sebep olmadığını düşünürdüm. Ama aşık olmak için de aslında karşımızdakine bağlıymış. "Ben ona aşık olmak için sebep aramıyorum" yalan. O bana uyduğunu düşündüğüm için ona aşık oldum, taki o geceye kadar.......
DÜĞÜN SABAHI
Gözlerimi yorgunlukla aralarken gün ışığı yüzüme vuruyordu. Elimle güneşi kapatmaya çalışıyordum. O sırada yanımda uyuyan Bora'nın omuzu çarptı bana. Bu yan dönmeme sebep olmuştu. Normalde huysuzlanarak omuz atardım ama bugün çok mutlu ve keyifliydim. Ruh halim tamamen gelin olmanın verdiği etkiyle karmakarışıktı. Ama bunların arasında Bora'na trip atmak ya da ondan uzaklaşmak yoktu. Çünkü o benim ailemdi bugün. Kimsesiz oluşum en çok özel günlerde can yakardı. Annem, babam, kız kardeşim. Bora bugün annemdi, babamdı. Gülümseyerek ona döndüm ve elimle yüzüne dokundum.
-Uyan uykucu bugün evleniyoruz, dedim uykulu tonumla.
O zaman gözlerini açmadan gülümsedi. Ve daha gözlerini açmadan bana sarıldı. Boynuma bir öpücük kondurdu. Her zamanki gibi.
-Günaydın sevgilim. Saat kaç?
Yan tarafıma dönüp dijital saate baktım. Yedi buçuktu.
-Yedi buçuk. Hadi kalk çok işimiz var, dedim onu sağa sola hareket ettirerek.
-Biraz daha uyusak olmaz mı? Daha çok erken.
-Mızmızlanacak gün mü bugün Bora hadi kalk, dedim ve yataktan doğruldum.
Bora kolumdan çekiştirerek yine yatağa uzandırdı beni. Ve bedeninin yarısını üzerime bastırdı. Gözlerime bakarak gülümsedi. Bir öpücük kondurdu dudaklarıma. Sonra yanağıma, boynuna. Gülümseyerek yan döndüm ondan kaçarcasına.
- Yapma Bora. Zamanı değil. Zaten gece de beni kınadan kaçırdın kızlar şimdi deli olmuşlardır. Akşamı bekle.
-Durdurma beni Sude. Bundan nefret ediyorum biliyorsun, dedi fısıltıyla.
-Bundan ben de nefret ediyorum ama kalkmalıyız. Evleneceğiz, dedim tatlı davranmaya çalışarak.
Doğrusu 30'larına yakın bir kadın olarak ne kadar tatlıyım bu tartışılır. Zor da olsa ikna ettim onu ve kalktık. Dün beni kınadan kaçırıp evine getirmişti ve kınam tam olmadan yıkattırmıştı bana. Elimde neredeyse yok denilecek tondaydı. Kahvaltı masasına oturduğumuz da önce avuçlarımı gösterdim.
-Senin yüzünden olmadı bak, dedim dudak bükerek.
Kollarını birbirine bağlayarak baktı. Umursamadı.
-Bu kadar üzülmüş olamazsın değil mi?Zaten yersiz bir organizasyondu bu kına gecesi.
-Keşke bekarlığa veda partisi düzenleyip zenne çağırsaydım. O zaman üzülen ben olmazdım., dedim onun gibi umursamazca.
Kıskanç insanlardan nefret eden ben gidip erkek sinekten beni kıskanan birini bulmuştum. Bu onun sevmediğim tek yanıydı ama çoğu zaman bununla eğlenirdim. Gergin bir yüzle sahte bir gülüş sergiledi.
-Evlenelim sen görürsün zenneyi,dedi dişini sıka sıka.
Bu bir blöfdü. Yemedim. Her ne kadar sofraya da oturmuş olsak da ikimiz de heyecandan bir lokma zarzor yedik. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp çıktık. Düğün yapılacak otele geldik. Öğlene kadar oradaki işlerle ilgilendik. İkimizde ailesiz olduğumuz için tüm işlerle biz ilgilenmek zorundaydık. Belki de en çok bu yüzden bu kadar birbirimize bağlıydık. Birbirimizi tamamlıyorduk. Dahası her şeyi aramızda konuşuyorduk, dürüsttük. Bu kadar önemli ki benim için. Şüphe manyağı olan birisi için güvenilir birini bulmak büyük şanstı. Öğleden sonra ayrıldık. Ben kuaföre giderken Bora ise hala oteldeydi. Heyecandan o kadar çok bedenim titriyordu ki. Halbuki bu kadar heyecanlanmamalıydım. Alt tarafı bir imza. Başka hiçbir şey değişmeyecekti hayatımda. Sude Korhan'dan Sude Karahan olacaktım sadece. Yine de engel olamıyordum kendime.
🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵
Kuaförden çıkıp Bora'yla buluşalı üç saat olmuştu. Düğünümüzün yapılacağı otelde düğün fotoğraflarımızda çekilmişti. Daha şimdiden kendimi yorgun hissediyordum. Akşamı hayal bile edemiyordum. Hava kararmıştı ve Bora ortalıkta görünmüyordu.Epey bir süre etrafa baktım, gelen geçene sordum ama bulamadım. En son aklıma hazırlanmak için tuttuğumuz odada olabileceği geldi. Hızlı adımlarla asansöre bindim. Hala çok heyecanlıydım ve içim kıpır kıpırdı. Yukarı çıkıp kapıya gelince içeriden sesler duydum. Başta anlamlandıramadım. Bora bağırıyordu.
Kapıyı açıp içeri girdim. Bora geldiğimi göremeyecek kadar meşgul gibiydi o an. Önünde dayaktan harap olmuş bir şekilde dizinin üstünde duran bir adam vardı ve hemen başında da silahla dikilmiş bir adam. Gördüklerimin bir an heyecandan dolayı bir halüsinasyon olabileceğini düşünsem de, hayır, değildi. Merhametli ve benim gibi içine kapanık diye sevdiğim dürüst adam, düğün için hazırlandığımız odada bir adamı öldüresiye dövmüştü. Beni görmesinler diye duvarın arkasına saklandım. Ve olabileklerinin nereye kadar gidebileceğini bekledim. Bir süre daha bağırdı Bora.
- Sana ne dedim ben ha ne dedim? Onların işini bitir bir kişi bile kalmasın. Arkasından ben çıkarsam seni öldürürüm dedim. Net değil miydim? Ha!
- Bora Bey tuzak kurdular-
Bora daha fazla konuşmasına izin vermedi.
-Yeter, diyerek kestirip attı.
Bir kaç saniye bir sessizlik oldu. Sonra ise bir silah sesi. Son anda çığlığımı son anda susturdum. Elimle ağzımı kapatıp onlara baktım. Boran'ın elimde silah ve o adamı öldürmüştü. Gördüklerimle dehşete düştüm. İş insanı Bora Karahan bir katil miydi, ya da mafya mı? Neydi? Sakin olmaya çalıştım. Boran'ın takımının üstüne kan sıçramıştı. Tiksindirici bir ifade ile üstüne baktı.
-Ben gidip üstüme değiştiriyorum gelene kadar bundan kurtul, dedi ve banyoya yöneldi.
Daha fazla kalmama gerek yoktu artık. Geldiğim gibi sessiz adımlarla geri çıktım ve fark etmediler. Tam şuan da beynimden vurulmuşa döndüm. Ne yapacaktım ben? Şahit olduğum bu duruma rağmen onunla yine de evlenecek miydim? O zaman ailem boşuna beni okutmuş olmazlar mıydı? Evet savcılık yapmıyordum ama ben bir savcıydım ve adalet insanıydım. Bunu görmezden gelemezdim. Sevdiğim adam olsa bile! Tekrar gelin odasına gittim ve oturdum. Düşünmeye başladım. Kaçmalı mıydım? Onu yüzüstü bırakamam ki! Kıyamam ben ona. Ama su içer gibi adam öldüren biriyle de evlenemem. O zaman yaşadığım hayatın hiçbir önemi kalmaz...
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum Bora geldi yanıma. Takımı aynı takımdı. Hiçbir fark yoktu ve bu bile bu işin içinde ne kadar çok zamandır olduğunun kanıtıydı. Onu görünce içim dondu. Heyecanla yanına gittiğim adamdan şuan korkuyordum. Yüzümdeki ifadeyi görünce telaşla yanıma oturdu ve elimi tuttu.
- Sevgilim iyi misin?
Dudaklarım titredi. "Değilim." dedim kısık bir sesle. "Korkuyorum" diyebildim sadece.
O zaman rahatlayarak gülümsedi.
- Korkacak bir şey yok sevgilim. Sadece bir imza değişecek hayatımızda ve beraber yaşayacağız başka bir şey değişmeyecek. Gerilme rahatla., dedi sakin tonda.
Gözlerinin içine baktım. Az önce yaptığıyla ilgili bir pişmanlık ya da huzursuzluk görürmüyüm diye ama yoktu. Mutlu ve heyecanlıydı. Titreyen elimi onun yüzünde gezdirdim. O zaman gülümsedi Bora aşkla. Ben bu bakışlarına yenik düşmüştüm. Ama şuan sadece ondan korkuyorum. Neden? O bakışları bile beni etkilemiyor.
-Seni seviyorum, dedim titrek sesimle. Gülümsedi.
- Ben de seni seviyorum, dedi.
- Ama...
Duraksadım . O sırada içeri az önceki adam girdi içeri. Onu görünce daha da gerildim.
- Aferdisiniz. Bora Bey gelirmisiniz? Az önceki durumla ilgili bir sorun yaşandı da.
Bora'ya döndüm. "Durum ? "diyebildim sadece . Sorarcasına.
Rahat bir tavırla " Geliyorum ben " dedi ve kalktı.
Bir dakika boyunca arkasından baktım. Ve ardından da topuklularımı çıkardım ve kenarda duran valizimden Converse'lerimi giyip ayağa kalktım. Kimliğimi cüzdanımı gündüz geldiğim kıyafetlerimi aldım. Arabamın da anahtarını bulup dimdik durdum.
- Yapamam, dedim kendi kendime.
Odadan çıktım. Ve merdivenlerden otoparka gittim. Hızla buradan ayrılmalıydım on on beş dakikam vardı. O zamana kadar gidebildiğim kadar uzağa gitmeliydim.
🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵🩵