Terapist Koltuğu ve Geçmişin İzleri
Ertesi gün, klinik odasının sessizliğinde, tiktak eden duvar saatinin sesi dışında hiçbir şey yoktu. Zeynep, geniş deri koltuğa büzüşmüş, ellerini birbirine kenetlenmişti.
"Zeynep Hanım," dedi terapisti yumuşak bir sesle. "Geçen hafta yarım bıraktığınız yere dönelim mi? O kaza gecesine... ya da kaza olmadığını bildiğiniz o anlama."
Zeynep’in göz bebekleri büyüdü. Zihninde ani bir parıltı çaktı; küçük bir kız çocuğu, kulakları tırmalayan bir fren sesi, yağmurlu bir gece ve kırık cam parçaları arasında kaybolan bir siluet. Olay anı netleşmeye başladı. O gün sadece bir kaza olmamıştı; o gece, Zeynep’in ailesiyle ilgili gerçeğin üstünün örtüldüğü, ruhunun kırıldığı an idi.
"Hatırlıyorum..." diye fısıldadı Zeynep, sesindeki titremeye engel olamayarak. "O gece... babamın arabadayken söylediği son sözü hatırlıyorum. Ve o adamın yüzünü..."
Yüzleşme ve Yeni Bir Başlangıç
Gece yarısı yalıya döndüğünde ev karanlıktı. Zeynep salonun ortasında durdu, elindeki küçük hatıra defterini sıkıca kavrıyordu. Emre, çalışma odasının ışığında, masasının başında uyuyakalmıştı. Önünde Zeynep’in eski fotoğrafları duruyordu. Onu ne kadar çok aradığını, o neşeli kadını yeniden bulmak için nasıl çabaladığını gösteren küçük notlar...
Zeynep sessizce yaklaştı ve ellerini Emre’nin saçlarına daldırdı. Emre anında irilerek uyandı, gözlerini açtığında karşısında ağlayan ama ilk defa bu kadar ‘gerçek’ duran karısını gördü.
"Emre..." dedi Zeynep, sesindeki tüm buzlar erimişti. "Ben hatıralarımı buldum. Korktuğum şey geçmişim değilmiş... Korktuğum, seni de o karanlıkta kaybetmekmiş."
Emre ayağa kalktı, karısını kollarının arasına aldı. Onu sıkıca sarmalarken, Zeynep ilk kez kendini tamamen teslim etti. Evliliklerindeki o görünmez duvarlar, dökülen gözyaşlarıyla birlikte birer birer yıkılıyordu.
İkisi için de artık kaçmak değil, kalıp savaşmak zamanıydı. Hayata, geçmişe ve birbirlerine yeniden, çok daha güçlü bir başlangıç yapıyorlardı.