İçeriğe geç

Bir Yaz Gecesi Rüyası

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Bir Yaz Gecesi Rüyası

Bölüm 2

2.Bölüm: İntikam Savaşları

Birkaç saattir bizim yazlık tayfası olarak dizi izliyorduk. Evet, birkaç saattir oturmuş televizyondan açtığımız diziye dalmıştık. Dizi o kadar güzel ve sürükleyiciydi ki izlemeyi bırakamıyorduk. 4 bölüm art arda izlediğimiz diziyi hâlâ daha kapatmak istemiyorduk. Saat gece 3'e geliyordu ve Tuğba teyze ile annem çoktan yatmışlardı, muhtemelen milyonuncu rüyalarını falan görüyorlardı. Kerem ise 'ben sporcu çocuğum' diyerek -yapmak istemediği her şeyde bu bahaneyi kullanıyordu- bir iki saat önce yatağına girmişti. Ama yadırgamıyordum çünkü burada da arkadaşlarıyla basket oynuyordu. Şikayetçi de değildim zaten. Keremle dizi izlemeyi sevmiyordum, sürekli dizideki her şeyi sorgulayan bir yapısı vardı. Zaten bu diziyi bizimle izleseydi de muhtemelen 'kız dizisi' der izlemekten vazgeçerdi. Böyle biriydi işte kardeşim.

Dizinin 5.bölümünü başlatmak için elim kumandaya gittiği sırada Sena beni durdurdu. Diziden 4 bölüm izlerken birkaç kova patlamış mısırı ve cipsi mideye indirmiş, bir yandan da muhtemelen litrelerce çay içmiştik. Karnımız patlayacak duruma gelmişti. Akşam yemeğinde de çok yemiştik zaten. Benim açımdan sorun yoktu ancak diyette olan Sena'ya da İlkerle beraber zorla yedirmiştik. Bu yüzden Sena bize demediğini bırakmamıştı.

"Nehir, özür dilerim ama benim cidden uykum geldi. Daha fazla izleyemeyeceğim. Midem de patlayacak durumda zaten... Birkaç ay bir şey yemem bundan sonra." Sena'nın sözlerini duyunca elimdeki kumandayla televizyonu kapattım. Sena'nın sözlerine hak vermiştim çünkü benim de hafiften uykum gelmeye başlamıştı ve koltukta uyuklamaya başlamış olan İlker de cabasıydı. Geçtiğimiz yazlarımızda, İlker ve Sena'nın geldiği günün gecesini hep bir şeyler izleyerek ve sabahlayarak geçirirdik. Bu yüzden bu yaz da öyle olmasını isteyerek onları bu kanepede toplamış, internette ünlü olan bu diziyi izletmeye başlamıştım. Doğrusu dizinin bu denli sarmasını ben de beklemiyordum. Ama işte gecenin bir yarısı anca kapatabiliyorduk diziyi. Açıkçası ben izlemeye devam etmek istiyordum ama tek başıma izlemeye devam edersem Sena beni boğabilirdi.

Koltukta uyumaya başlamış ve başı hafiften omzuma düşen İlker'e bir göz atıp Sena'ya döndüm. "Tamam, kapatalım o zaman. Yarın falan izler bitiririz. Çok sardı beni."

"Ay evet beni de sardı baya." dedi Sena heyecanlı görüntüsüyle. Güzel kahverengi saçlarını başının üstünde bozulmuş bir 'ev topuzu' yapmıştı Sena ve kahverengi gözlerinden gerçekten uyku akıyordu. Bu sırada İlker'in başı iyice omzuma gömülmüştü. Utanmasa horlayacaktı çocuk. "Abine baksana." deyip birkaç kere cık cıkladım.

"Üstüne su dökmeye ne dersin?" diye sordu.

"Yüzünü boyasak?" diye başka bir fikir ortaya attım. Sena'yı bir esneme esir aldı.

"Uyumaya gitsek?" diye sordu yorgun bakışlarla. Aslında benim uykum gelmemişti fakat Sena cidden uyumak istiyordu. Bu yüzden sesimi çıkarmadım ve başımla onaylayacağım sırada Sena, "Önce dizinin dedikodusunu yapalım ama," dedi. Uykulu gözlerinin yerini heyecanlı gözleri almıştı. Kıkırdadım ve tabii ki kabul ettim. Dizilerin dedikodusunu yapmak insanların dedikodusunu yapmaktan sonraki favori aktivitem falan olabilirdi.

"Ay bu çift bir türlü sevgili olamadı ya!" dedim isyan eder bir ses tonuyla. Sesim biraz fazla çıkmıştı istemeden ve şu an evdeki bizim haricimizde herkes uyuyordu. Cavidan da dahildi. Cavidan dizinin başından beridir İlker'in kucağında kıvrılmış yatıyordu. Keşke benim kucağımda yatsaydı. Ama maalesef ki o İlker'i çok seviyordu.

Sena beni onayladı. "Cidden ya! Benim karşıma öyle bir erkek çıksaydı yemin ediyorum direkt üstüne falan atlardım herhalde." İlker sanki dediklerini duymuş gibi yattığı omzumda kaşlarını çatıp kıpırdanmaya başladı. Yüksek sesle gülmeme engel olamadım ve kahkahayı bastım. Omzumdaki İlker de sarsılmıştı ancak bu çocuğun deprem olsa uyanmayacak bir yapısı vardı. Garipti cidden. Gülmeyi bıraktığımda boynuma doğru daha çok sokulduğunu hissettim. Düzenli nefeslerini boynumda hissedebiliyordum.

Sena da benimle birlikte kahkaha atmıştı. O da gülmeyi kestiğinde, "Bence de," dedim. "Bir de dizinin konusu cidden iyiymiş ya çok farklı. Kitap okuyor falan gibi hissettim kendimi. Fantastik kitapların dizi versiyonu."

Sena güldü. "Sen zaten fantastik kitaplarla kafayı bozdun Nehir. Bana da önerirsin arada birkaç tane böyle bu dizi gibi. Olur mu?"

Ben de gülümsedim. Çok fazla kitap okuduğum doğruydu. İnternetten olsun gerçekten olsun kitap okumayı çok seviyordum. Gerçek hayattan kaçmak için kitaplara sığınıyordum belki de. Gerçekte yaşayamadığım şeyleri kitaplarda yaşıyordum. Kitaplar beni gerçek dünyadan daha çok eğlendiriyordu. "Olur tabii," dedim. Kitap önermeyi de seviyordum.

"Yalnız dizideki başrol erkek cidden çok yakışıklı değil mi ya?" dedi Sena gülerek. Dizide adam her gözüktüğünde çığlık çığlığa adamın ne kadar yakışıklı olduğundan bahsedip durmuştu. Bence o kadar da yakışıklı değildi ancak çekici olduğu doğruydu.

"Yani, evet."dediğimde Sena bana kötü kötü baktı."Yani mi? Çarpılırsın kızım!"bir yandan da yastığını üzerime fırlatmıştı. Fakat fırlattığı yastık bana değil de yanımdaki İlker'in kucağına düştüğünde kıkırdadım. İlker yine uyanmamıştı... Kış uykusu gibiydi bu çocuğun uykuları ya, asla uyanmıyordu yani. Böyle bir uyku olamazdı. Şahsen benim uykum aşırı hafifti. En ufacık bir ses duysam hemen uyanırdım.

Diğer yanımda oturan Sena da gülmeye başladı. Birbirimize bakınca ise daha da çok gülmeye başladık. Bu böyle sürüp giderdi... Sena resmen içi dışına çıkana kadar güldü. Bu kıza uykuluyken bir şeyler oluyordu, sarhoş gibi sürekli gülmeye başlıyordu. Yine çok güldüğünde anladım, yatma vakti gelmişti demek ki. Sena gülmekten yorulunca başı omzuma düştü, ben de başımı onun başının üstüne yasladım. Birkaç saniye bu şekilde kaldık. Sena'nın başı omzuma yaslıyken hafifçe kaydığında anladım ki uyumuştu... Omzum fazla rahat falandı herhalde, herkes üstünde uyuyordu.

Bir de benim hâlâ uykumun gelmemiş olması normal miydi?

Sena'nın başının üstünden başımı kaldırdım ve Sena'yı yavaşça dürtüp uyandırdım. "Kalk bakalım Uyuyan Güzel." Sena gözlerini kırpıştırarak uyandı ve şaşkın şaşkın bana bakakaldı. "Ne zaman uyumuşum ben ya?"

"Valla bir anda omzuma yığıldın. Git yatağına yat sen. Buraları ben toparlarım." dedim istemeye istemeye. Sena bayağı yorgun gözüküyordu, bu hâlde bana yardım etmesini isteyemezdim ancak etrafı fena hâlde dağıtmıştık. Ortadaki sehpanın üstüne dağılmış patlamış mısır ve cips kovaları, bisküvi paketleri ve kirli bardaklarımız bana göz kırpıyordu.

Sena yanağıma minik bir öpücük bıraktı, "İyi geceler canım," dedi ve yanımdan kalktı. Birkaç saniye sonra arka taraftaki odasına geçmişti. Kaldığımız ev büyüktü fakat yine de hepimizin ayrı odalarda kalabileceğimiz kadar değildi. Kerem ve ben aynı odada kalıyorduk, İlker ile de Sena aynı odada kalıyordu. Odalarımız yan yana iki yatak şeklindeydi. Annelerimizin ise ayrı odaları vardı.

Sena yatmaya gittiğinde ben de birkaç saniye öylece oturdum. Ayağa kalkıp ortalığı toplamaya üşeniyordum. Ama yine de toplamam gerektiğini biliyordum, eninde sonunda toplayacaktım. Toplamazsam yarın annem terliği bana basabilirdi. Bu yüzden İlker'in başının arkasına bir yastık yerleştirip başının düşmesine engel oldum ve ayağa kalkıp ortalığı toplamaya başladım. Bitik bisküvi ve cips paketlerini çöpe attım, kirli bardakları ve patlamış mısır kovalarını ise bulaşık makinesine yerleştirdim. Saat 4 olmuştu bile, birazdan sabah ezanı okunurdu. Aslında sabahlamış sayılırdık bence.

Salonun tamamen toplandığına emin olduğumda ben de yatmak için hazırlanmaya başladım. Pijamalarım -bir şort üstüne tişört- zaten üzerimdeydi. Bu yüzden gece yapmam gereken cilt bakımımı yapmak için banyoya geçtim. Saçlarıma su gelmesin diye başıma kedi kulaklı bir taç geçirdim. Önce yüzümdeki az bir makyajı temizledim, yüz yıkama köpüğümle de yıkadım. Son adım olarak da her gece sürmem için cildiyenin tavsiyesi ile almış olduğum sivilce kremini yüzüme yaydım. Yüzümün neredeyse her bölgesinde küçük küçük sivilceler ve sivilce izleri vardı bu yüzden bu kremi sürüyordum ancak aslında sivilcelerim fazla da belli olmuyordu. Krem yüzümde maske gibi ince, beyaz bir tabaka olarak kalmıştı. Biraz yakmıştı yüzümü ancak normaldi.

Banyodan çıkıp aslında Keremle olan odamıza gidecektim fakat çok fazla da uykumun gelmemiş olduğunu fark edip salona geçtim. İlker hâlâ kanepede uyuyor gibi gözüküyordu. Sarıya çalan kumral saçları yastığın etrafına dağılmıştı ve bu bende gidip saçlarıyla oynama isteği uyandırıyordu. Bu isteğime engel oldum ve salonla birleşik mutfağa geçip kendime soğuk su doldurdum. Bu sırada masanın üstündeki Kerem'in elinden düşürmediği tableti dikkatimi çekti. Kaşlarımı çattım. Şifresini biliyordum. Açıkçası şu Brawl Stars denen oyun neyin nesiymiş merak ediyordum...

Soğuk suyumu içip masaya oturdum. Bardağın dibinde azıcık su kalmıştı. Şarjı az kalmış olan tableti açtım ve oyunlar kısmında gördüğüm oyunlarına göz atıp asıl aradığım oyuna girdim. Kerem'in oyunda çok fazla kupası vardı ve çok fazla arkadaşı. Biraz kardeşimi araştırayım diye düşündüm ve arkadaşlarının olduğu kısma girdiğimde bir kızla sevgili olduğunu öğrendim. Vay benim küçük kardeşim! Sen neymişsin be ablacım.

Hızla mesajlarına girdim. Garip flört mesajları vardı. Yüzümü buruşturdum. Kızın hesabına girip kızı engelledim. Özür dilerim ablacım kısmetine karıştığım için. Ama bu ablalık görevimdi benim. Sonra arkadaşlar kısmından çıkıp oyuna girdim. Başta oyunu çözememiştim ancak Kerem'in karakteri bayağı iyiydi ve her oyunu kazanıyordum. Kıkırdadım. Aslında zevkliydi. Ben oyuna dalmış giderken bir anda gözlerimin önünde bir flaş patladı. Gözlerimi kapatıp yüzümü buruşturdum. Başka bir flaş patladı.

Sonra da onun kahkahalarla gülen sesi duyuldu.

İlker.

Bunun yaşandığına inanamıyordum! İlker, yüzüm bembeyaz bir kremle kaplı ve kafamda da kedi kulaklı bir taç varken fotoğrafımı çekmişti! Sinirle gözlerimi açtım ve çatık kaşlarımın ardından İlker'in yeşil gözlerine baktım. İlker hâlâ kıs kıs gülmeye devam ediyordu. Üzerine atlayıp onu boğma isteğimi engellemeye çalışıyordum ki şu an oynadığım maçı kaybettiğimi fark ettim. "Ne oynuyorsun kızım sen?" deyip önümdeki tablete doğru eğildi İlker. Brawl Stars yazısını gördüğü gibi karnını tutup başını geriye yatırarak gülmeye başladı. Sinir çocuk!

"Ya, senin yüzünden kaybettim! Ne yapıyorsun İlker ya!" diyerek hızla ayağa kalktım. Kupa kaybetmiştim. Bardağımın dibinde kalmış olan azıcık suyu İlker'in suratına attım. Şimdi gülme sırası bendeydi. Hızla cebimden telefonumu çıkartıp İlker'in buruşturduğu ıslak suratının fotoğrafını çektim. Yüzünden sular damlıyordu. İlker, gözleri hâlâ kapalıyken tişörtünün ucunu yakaladı ve yüzünü silmeye başladı. Hayır, gözüm aşağıya kayamazdı. Hayır, kaymamalıydı. Kendine hakim ol Nehir! Ama o karşımda karnı açılmış ve baklavaları gözükür şekilde duruyordu ve gözüm ister istemez kaymıştı. Yanlışlıkla elimdeki telefonumla İlker hâldeyken de fotoğrafını çektim.

Daha önemli meselelerimiz var Nehir!

İlker hâlâ yüzünü silerken hızla üstüne atılıp telefonunu yakalamaya çalıştım. O fotoğrafı silmem gerekiyordu! İlker, yüzünden hâlâ su damlarken ve saçları da ıslanmışken elindeki telefonunu kaldırabileceği en yükseğe kaldırdı. 1.90 boyundaki bir çocuğun yükseğe kaldırdığı telefonu yakalamaya çalışıyordum, harika! Benim boyum da çok kısa değildi, 167 civarındaydı ancak yetişemiyordum. Ayak ucuma çıktım, koluna ulaşmayı denedim. İlker yarım ağız gülerek bana yukardan bakıyordu. "Bu hâlin ne kızım senin?" diyerek yine kahkahalarla gülmeye başladı.

Sinirle atıldım ve telefonu almaya çalıştım, yetişemedim tabii ki. İlker benden kaçmaya başladı ve ben de peşinden koşmaya başladım tabii ki. Koltukların önüne geldiğimizde İlker'in elindeki telefona ulaşabilmek amacıyla üstüne atladım ve bileğini yakalamayı başardım. İlker arkasındaki birkaç dakika önce üstünde uyuduğu koltuğa devrildi. Bileğini tutuyor olan ben de tabii ki peşinden koltuğa yığıldım. Yani İlker'in üstüne.

Evet, yanlışlıkla birazcık üstüne çıkmıştım. Yüzlerimizin arasında az bir mesafe kalmışken ve üst bedenimiz birbirine temas ediyorken İlker'in boşluk anından yararlandım ve hızlıca telefonunu kaptım. Kahkahalarla gülme sırası bendeydi şimdi. Gülerek İlker'in üstünden kalktım ve telefonunu elimde kaldırabildiğim kadar yükseğe kaldırdım. İlker de peşimden ayağa kalkmış ve bana yukarıdan bakıyordu yine. İlker kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi ve gülerek bana bakmaya devam etti. Bu sırada ben de galerisine girip fotoğraflarımı silmeye başlamıştım.

"Sil bakalım. Ama sen de benim fotoğramı çekmiştin, hatırlatırım." dedi. Güldüm ve telefonumu ona uzattım fotoğraflarını silmesi için. Ben galerideki fotoğraflarıma bakarken iğrenç tipime gülmeden edemedim. Yüzüm bembeyaz krem, pembe kedili bir pijama, kafamda kedi kulaklı bir taç ve kaşlarımı çatıp önümdeki oyuna odaklanmışım.

Sonra aklıma bir şey geldi. Galerimde duran İlker'in karnı açık yüzünü tişörtüne sildiği fotoğraf! Gözlerimi büyültüp hemen İlker'e dönüp elindeki telefonuma uzanmaya çalıştım. Yine telefonumu yukarı kaldırmıştı. Bu çocuk beni öldürecekti sinirden.

"Kaslarımı çok beğendiğini bilmiyordum,"dedi gülerek. Ağzına bir tane çarpmak istiyordum."Bu fotoğraf kalabilir, bakarsın artık istediğinde." dedi. Ağzına çarpma isteğim şiddetlenmişti. Sinirle elindeki telefonuma uzandım ve o hâlâ kahkahalarla gülmeye devam ederken onun gözlerinin önünde kaslarının gözüktüğü fotoğrafı sildim. İlker'in telefonuyla da işim bitmişti, fotoğraflarımı silmiştim. Telefonunu İlker'in eline bıraktım.

"İntikam savaşlarımızı tekrar başlatmış bulunuyorsun İlkerciğim... Kork benden." Ona en kötü bakışlarımı yolladım. "İyi geceler." Ve o gülmeye devam ederken ona omuz atıp Keremle olan odamıza geçtim. Kerem horluyordu. Gözlerimi devirip kendi yatağıma uzandım. Ben uzaklaşırken arkamdan İlker'in "İyi geceler," dediğini duyabilmiştim. 'İyi geceler' diyor bir de, aptal!

*****

Ertesi sabah yüzüme sıçratılan suyla uyandım. "Kerem!" diye bağırarak gözlerimi açmaya çalıştım. Yüzümü buruşturdum, dün akşam sürdüğüm krem yüzünden gözlerim yanıyordu. Kremin mentollü etkisi vardı. Kerem'i mahvedecektim! Evet, intikam savaşlarımız resmen başlamış bulunuyordu... Açıkçası bu kadar çabuk başlamasını beklemiyordum fakat İlker öyle bir atak yapmıştı ki, benim de ona tepki göstermem, karşı atak yapmam gerekiyordu. Sinsi bir plan hazırlamalı, İlker'i alt etmeliydim. Bunun için de Sena'dan yardım alacaktım tabii ki.

İntikam savaşları, her yaz kızlar vs erkekler olarak yaptığımız bir oyundu diyebilirim. Karşılıklı birbirimize eşek şakaları yapıyorduk. Ve bunu dün İlker fotoğrafımı çekerek başlatmıştı. Bu savaşları da yıllar önce yine İlker ve ben başlatmıştık zaten. İsmini de ben koymuştum hatta. Öylesine gelişmişti.

Ve 7-8 yaşlarındayken başlattığımız bu oyunu ben 18, İlker ve Sena 20 yaşına gelmiş olsa bile hâlâ devam ettiriyorduk...

Sonunda gözlerimi aralayabildiğimde üzerime eğilmiş kıs kıs gülen bir adet Keremle karşılaştım. "Aptal velet! Gel buraya!" diyerek ayaklandım ve Kerem'i ortalıkta kovalamaya başladım. Kerem hızla koşarken bir yandan da suratımın hâline bakıp gülüp duruyordu mal. Salona ulaştığımızda saatin öğlen olmuş olduğunu ve annemlerin kahvaltı hazırladığını fark ettim. İlker ve Sena da onlara yardım ediyordu. Cavidan ise koltuktaki en sevdiği köşeye kurulmuş paşalar gibi uyuyordu. Şu kedideki keyif bende yoktu yemin ediyorum.

Ben Kerem'in peşinden koşarken canım annem bana yargılayıcı bakışlarını yolluyor, Tuğba teyze ise "Çocuklar, koşmayın, yavaş olun," deyip duruyordu. Bir yandan da dillerini şaklatıp 'cık cık cık' sesleri çıkartıyorlardı. İlker bizi gördüğünde kahkahaların esiri oldu ve Sena da kocaman açılmış gözleriyle bizi izlemeye başladı. Şu an kocaman açılmış gözlerim, çatık kaşlarım, dağılmış saçlarım ve yüzüme dağılmış beyaz kremimle çok çirkin görünüyor olmalıydım.

Kerem'i kovalamaya devam ettim. Şimdi Keremle aramıza üçlü koltuk girmişti.

"Seni mahvedeceğim." dedim, kahkahalarla gülmeye devam etti. Ben bu çocuğu döverdim.

Ben koktuktan üstüne atlayacak gibi Kerem'i süzerken yanımıza İlker geldi. "Tamam yeter, anlaşılan su dökme görevini başarıyla halletmişsin asker." dediğinde çatık kaşlarımla ona dik dik baktım. Sonra da İlker ve Kerem'in çak yapan ellerine kaydı gözüm. Demek İlker'in başının altından çıkmıştı bunlar!

Dik dik bakmaya devam ettiğimi görünce İlker,"Dün sen yüzüme su fırlatırken iyiydi. Dua et fotoğrafını çekmedim." dedi ve gülmeye devam etti. "Bu arada git yüzünü yıka."

"Değil mi ya, gece görsem korkarım ben bunu." dedi Kerem ve kıs kıs güldü. Hızla Kerem'in üstüne atlayıp uzun zamandır yapmak istediğim şeyi yaptım ve ağzına bir tane çaktım. Kerem acıyla inlerken güldüm. "Ödeteceğim bunu size, aptallar." dedim ve yüzümü yıkamak üzere lavaboya girdim. Yüzümdeki kremi temizledim ve saçlarımı tarayıp güzelce topladım. Lavaboda işim bittiğinde ise salona geçtim ve mutfak kısmındaki aileme göz attım.

Masanın etrafında yerlerini almış, kahvaltıya başlamışlardı. Ben de masadaki tek boş yer olan Sena'nın yanına oturdum. Tam karşımda Kerem, Kerem'in yanında yani benim çaprazımda ise İlker oturuyordu. Masanın iki ucunda karşılıklı olarak ise annelerimiz oturuyordu. "Günaydın sevgili ailem." dedim. Annelerimiz bana tatlı tatlı günaydın derken Kerem ve İlker kıs kıs gülerek İlker'in telefonundaki bir şeye bakıyorlardı. Sena ise kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "Ne oldu," dedim. "Neye gülüyorsunuz?"

"Instagrama bak," dedi İlker. İşkillenmiştim, çabuk hareketlerke instagram hesabıma girdim. Ve İlker'in hikayesine atmış olduğunu fotografımı gördüm. Dün gece çektiği, yüzümde beyaz krem olan fotoğrafım...

Sinirle telefonumu masaya resmen fırlattım. "Silmiştim ben bunları!" dedim. Özellikle son silinenlerden de silmeye dikkat etmiştim ancak fotoğrafım oradaydı işte. Üstelik fotoğrafa etiketlenmiştim de. Tüm arkadaşlarımız görmüştü bu fotoğrafı, ağlamak istiyordum...

Sena da üzgün gözlerle beni izliyordu. İlker kıs kıs güldü. "Sen silmeden önce paylaşmıştım bile." dedi, sonra devam etti. "Bir de Kerem, bu ablan dün gece senin oyununu oynuyordu. Brawl bilmem neyse işte onu."

"Sil o hikayeni!" dedim sinirle. Masanın üstünden İlker'in kafasına vurmaya çalıştım. Başarısız oldum, hemen geri çekilmişti. "Hah! O kadar laf ediyordun bir de abla! Yarın da Brawl Stars'ın şarkısını falan söylersin sen şimdi." dedi Kerem ve kahkahalarla güldü. İlker, "Tamam, tamam siliyorum." dedi ve sildiğini gösterdi bana. Annelerimiz ise birbirlerine anlamaz bakışlar atarak kendi aralarında bir şeylerden konuşuyor, bir yandan da tabaklarındaki patates kızartmalarını yiyorlardı. Ben de ağzıma bir patates attım ve sinirle çiğnedim.

Sena yavaşça kulağıma eğildi ve fısıldadı, "Ödetiriz bunu onlara, merak etme." Başıma onayladım ve kahvaltıma devam ettim. Bu sırada ilgimi İlker'in başını telefondan kaldırmayışı çekmişti. Tuğba teyzenin de dikkatini çekmiş olmalı ki, "Oğlum başını telefondan kaldır da kahvaltını et." dedi. İlker hepimize sırayla baktıktan sonra günün haberini ortaya bomba gibi bıraktı. "Bugün arkadaşım yan eve geliyor ya anne, onunla konuşuyordum."

Bölüm sonu

1 yorum