İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 14

Bölüm 13

Üniversite tam hayal ettiğim gibiydi. Güzel sanatlar fakültesinin öğrencileri sayesinde kampüste her zaman karnaval havası hakimdi. Ortama girince hiç yabancılık çekmiyor, sanki birbirimizi yıllardır tanıyor gibi kaynaşıyorduk.

Vizeler başlayana kadar derslerin varlığını bile unuttum. İlk okul ve lisede hiç ders çalışmaz yine de yüksek notlar alırdım. Yine öyle olacak sanıyordum da kazın ayağı öyle değilmiş, tüm sınavlardan çaktım yani. Ders çalışmaya vaktim kalmıyor diye de işi bırakmak zorunda kaldım. Çok sıkışırsam yengemin verdiği parayı kullanırım diye düşünüyordum.

İstanbul’da yaşamaya da alışıyordum yavaş yavaş. Hem öyle haberlerde anlatıldığı kadar korkunç şeyler de fazla olmuyordu. Mesela Taksim’e ilk gittiğim gün çok korkmuştum götümü elleyecekler diye ama hiç bir sorun olmadı. Onun da özgüveni ile önce istanbul’un bir yakasını, daha sonra da diğer yakasını gezdim. İstanbul gerçekten şairlerin anlattığı gibi büyüleyici bir şehirmiş. Ne zaman vapura binsem içimden ünlü yazar Saliha Bozok çıkıyordu. Şaka bir yana, boğaza bakarken İstanbul’u anlatan onlarca eserin nasıl yazıldığını anladım. Mesela Sezen Aksu’nun neden Sezen Aksu olduğunu anlıyordum. Kadın burada yazmasın da ne yapsın?

Matematik öğretmenliğinden bir kız ile tanıştım. İsmi Zeynepmiş. O kadar tatlı, sıcak kanlı ve sevimli bir kızdı ki, yıllardır tanıyordum sanki. Onu her görüşümde aklıma benim Zeynebim geliyordu. Belki de o yüzden bu kızı çok sevmiştim. (Zeynepler karışmasın, ben yeni Zeynebe Zeyno diyeyim.) Aynı fakültede okuyorduk. Sabah bir araya geliyor, akşama kadar ders saatleri dışında hep birlikte vakit geçiriyorduk. Çok güzel, alımlı ve cilveli bir kızdı Zeyno. Kıskanıyordum onu bazen. Onun kadar cilveli, özellikle onun kadar güzel olmak istiyordum.

İki tane kız ile beraber yaşıyordu Zeyno. Beni o kızlar ile de tanıştırmıştı. Çok eğlenceli bir kız grubu olmuşlardı. Her günleri ayrı bir eğlence ve komedi ile geçiyordu. Televizyondaki üniversite yıllarını anlatan gençlik dizileri gibi hayatları vardı. Keşke onlarla yaşasaydım. Yurttaki hayatımdan daha eğlenceli olacağı kesin. Yurttaki oda arkadaşlarım iyice sinirlerimi bozmaya başladılar çünkü.

Zeyno dans etmeyi çok seviyordu ve güzel dans ediyordu. Hatta bana da öğretiyordu bazen. Yılan gibi kıvrak bir vücuda sahipti. Keşke matematik yerine konservatuvar okusaymış. Onunla her zaman çok eğleniyorduk. Bazen gülmekten çenemiz ağrıyordu.

Boş günlerimde Zeyno ve onun arkadaşları ile vakit geçiriyordum. Şarkılar, danslar, oyunlar ve alkol eşliğinde keyifli vakit geçiriyorduk. Oldukça kalabalık bir arkadaş ortamı vardı. Erkekli kızlı bir sürü insanla vakit geçirmek iyi geliyordu. Sonuçta ben kalabalık yurt ortamlarından büyümüştüm ve buna alışıktım. Çoğu zaman Sadece uyumak için ayrılıyorduk birbirimizden.

Bir gün yine Zeyno ve arkadaşları ile eğleniyorduk. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadım ve biraz geç kaldım yurda. Giriş saatini kaçırdığım için bekçi içeriye almadı beni. Ne kadar yalvarsam da ikna edemedim, üstüne de tutanak yediğimle kaldım.

Zeynoyu arayıp haber verince hemen arabasıyla gelip beni aldı. Onun evine gittik. İçeriye girince bir ufak çaplı şok yaşadım. Ev bildiğin toplama kampına dönmüş. Resmen bütün fakülte buraya toplanmış. Evde en az yirmi kişi vardı. Bizim yetiştirme yurduna dönmüş ev. Kızlı erkekli bir sürü insan dolanıyor ortalıkta, kimisi köşelerde yiyişiyor, kimisi bira içiyor, kimisi de oyun oynuyordu. Eve rast gele biri gelse yabancı olup olmadığını anlayamazdık. Herkes birinin arkadaşı olma sıfatıyla bu evdeydi ama bir çoğunu ev sahipleri de tanımıyordu.

Zeyno kolumdan tutup salona çekti beni. “Herkes buraya baksın. Hooop beyler, dinleyin burayı.” diye bağırdı. Bir anda herkes sustu. Çıt çıkmıyordu. Herkes pür dikkat Zeynoyu dinliyordu. Köşede yiyişenler bile ara verip dinlemeye başladı.

“Bu arkadaşım Asiye. Çok değerli ve çok kıymetlidir. Bazılarınız tanıyorsunuz zaten onu. Bu ev onun da evi sayılır. Ayağınızı denk alın” diyip güldü. Herkes bana selam verdi ve sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Hatta köşede bira ve sigara içen birisi birayı havaya kaldırıp başıyla selamladı beni. Bir yerden gözüm ısırıyordu bu herifi ama nereden tanıdığımı çıkaramadım.

Bir süre sonra sabah dersi olanlar evden ayrılmaya başladı. Yaklaşık on kişi falan kaldık evde. Ortam artık daha sessiz ve daha sakindi. Erkeklerden biri “ Doğruluk mu cesaret mi” oynayalım bari dedi. Salonun ortasında yere bağdaş kurarak daire oluşturduk ve bitmiş bira şişelerinden birini kullanmaya karar verdik. Şu köşeden bira şişesini kaldırarak selam veren çocuk tam karşıma oturmuş, arada sırada beni süzüyordu. Göz göze gelince gözlerini kaçırıp Zeynonun arkadaşına bakmaya başlıyordu.

Oyun başladığından beri bu çocuğu nereden tanıdığımı düşündüm ama aklıma gelmiyordu. Derken cevap verme sırası bana geldi. “Abuk sabuk sorular sormak yok ama” dedim peşin peşin ama “Öyle tadı çıkmıyor, oyun bozanlık yapma ” diyerek itiraz ettiler.

- İlk kez kaç yaşında biriyle birlikte oldun?

Sizin soracağınız soruya sıçayım, böyle soru mu olur? Şimdi ben buna ne cevap vereceğim ki? Bakireydim ama bu bilgiyi vermek de hoş olmazdı. Yetimhanede kızlarla da oynardık bu oyunu, hatta orada da aynı soru sorulurdu ama o zaman cevap vermek daha kolaydı. Burada erkekler olduğu için çekindim. Çünkü oradaki herkes kızdı. Hatta detay bile verenler oluyordu.

- Ben bakireyim ama sevgilimi de memnun ediyorum.

-O nasıl oluyor lan? Sakso mu?

- Şey işte, arkadan...

- Kızım acımıyor mu öyle?

- Kanka, bok falan gelmiyor mu?

-Ordan hamile kalınıyor mu?

- Tabi kalınır salak, bizim okuldan bir kız kalmış...

Herkes bir cevap bekliyor yüzüme bakıyordu. Ne desem ki? Bakire değilim diye yalan söylesem mi acaba? O zaman da adım orospuya çıkardı. Öf, çok arada kaldım ve sonunda bakire olduğumu söyledim. Bazıları “Ooo” falan gibi sesler çıkarttılar. Neden şaşırdılar bu kadar, çok mu orospu gibi duruyordum acaba dışarıya karşı?

Bu konu üzerine konuşmalar gülüşmeler derken sesler yükseldi. Biraz utandım açıkçası ve sanırım belli ettim bunu. O sırada karşımdaki çocuk “Hadi hadi cıvımayın hemen, devam edin beyler” diye bağırıp konuyu kapattı. Beni kurtardı biraz. Yüzüme dökülen saçları kulağımın arkasına atıp çaktırmadan ona baktım, bana bakıyordu. Heyecanlandım ama belli etmedim. Gülümsedim sadece bir an ve dişlerimin yamuk olduğunu hatırlayıp toparladım kendimi.

Bir kaç tur sonra soru sorma sırası bana gelmişti. Zeynonun ev arkadaşına soracaktım ama ne soracağımı bilemedim. Açıkçası kimsenin özel hayatını da öğrenmek istemiyordum. Bir anda aklıma o saçma soru geldi.

- Bu odadan kimle öpüşmek isterdin?

Kız biraz fingirdek bir tavırla “O kendini biliyor ehe ehe” dedi karşımdaki çocuğa bakarak. Anlamadığım şekilde bebe fena bozuldu bir anda.

“Bu bir cevap değil, biz bilmiyoruz” dedik hep birlikte . Kız karşımdaki çocuğun adını verdi. Çocuk yarım ama sahte bir gülücük attı ve bir sigara yakıp balkona çıktı. Sonra da oyun dağıldı. Saat de epey geç olmuştu. Günü bitirdik. Zeyno, ev arkadaşları ve ben dışında herkes gitti.

Gece kız kıza biraz konuştuk. Meğer bu kız, çocuktan çok hoşlanıyormuş ama çocuk pek yüz vermiyormuş. “Sadece bir kaç kez seviştik diye sevgili olamam” demiş kıza. Allahın ayı oğlu ayısı. Sevgili olmayacağın kızla ne sevişiyorsun o zaman?

Melek geldi aklıma bir an, keşke o da burada olsaydı. Onunla beraber eminim daha çok eğlenirdim. İşte Meleği düşündüğüm sırada bir şimşek çaktı kafamda. Melek, Köy meydanı, Çeşme başında kızlarla şarkı söylediğimiz o gün, su içmeye gelen gençler, Ömer.... Tabi ya, bu çocuk Ömer’di. Hani şu Arif Kilisliye benzeyen köydeki delikanlı vardı ya, o işte.

Dünya ne kadar da küçükmüş meğer. “O da üniversiteye gidecek bu sene” demişti Melek. Kaderin cilvesine bak, koskoca ülkede kalkıp aynı okulu kazanmışız. Sanırım o da beni tanıdı, o yüzden kızarıp bozardı. Aman bana ne? Hemen gelir gelmez atmış kendini milletin koynuna. Köy yerinden kalkıp büyük şehire gelenler nedense kabak çiçeği gibi açılıyordu hemen. İstanbul mu onları bozuyordu, yoksa bunlar mı bozulmaya bahane arıyordu? Biz de bilirdik kendimizi milletin koynuna atmayı ama yakışıklı bir herif bulamadık. Edep sen ne güzel şeysin!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.