İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 11

Bölüm 10

Lise sona geçtiğim seneydi. Bir sabah karga bokunu yemeden Neriman odasına çağırdı. Yanına gidip yine ellerim önümde bağlı bir şekilde beklemeye başladım. Yine ne halt için haşlayacak diye düşünüyordum. Çılgın bakire, ne olacak? Bekaretinin bütün acısını bizden çıkartıyor diye düşünüyordum bazen. Güzel bir sevişse hepimiz rahatlayacağız, hatta biz ondan daha çok rahatlayacağız gibi hissediyordum.

Bütün heybetiyle geçip oturdu koltuğuna. Yüzünde biraz mahcup biraz da gururlu bir ifade vardı. Korkmuyordum ondan, aksine çok saygı duyuyordum. Çocukluğumuzdan beri az sopa yemedim ondan ama hep bizim iyiliğimizi istediğini biliyordum. Arada sırada ona kızıp köpürsem de o buradaki yüzlerce kızın Neriman annesiydi.

Uzun zamandan beri ilk kez oturup Nerimanı inceledim. On küsür yıl önce bu yurda ilk geldiğimde nasılsa şimdi de aynıydı. Bakışları dışında değişen pek bir şeyi yoktu. Giydiği takım elbiseleri, kafasının arkasında topuz yaptığı beyaz saçları, yüzündeki kırışıklıkları.... Hep aynıydı.

Uzun uzun birbirimizi izledik. Sanırım o da benimle ilgili düşünüyordu. Uzun uzun süzdü beni, içimi okumaya çalışıyor gibiydi. Sonra boğazını temizleyip şuna benzer bir konuşma yaptı bana.

- Küçük Asiye demeye dilim varmıyor artık, kazık kadar kız oldun. Sahi 20 oldun değil mi? Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor. On dört sene evvel ilk geldiğin gün dün gibi aklımda. Buradan kimler kimler geçti, bir sen kaldın bir de ben.

Yutkundu, ağlayacak gibi bir hali vardı. Ben öylece bakıyor, yamuk dişlerimle gülümsemeye çalışıyordum. O devam etti.

- İlk günden beri hep hayranlıkla izledim seni. İlk gördüğümde “Bu kız bizi zorlayacak biraz” demiştim, yanılmadım. Hayli zorladık birbirimizi. Ama artık büyüdün kızım, o afacanlıklar, asilikler, haylazlıklar yerini olgunluğa bırakacak, eminim. Bu sene okulundan da mezun oluyorsun değil mi? Biliyor musun, sen buraya geldiğin sene ben de yeni gelmiştim. Beraber düştük bu yurda. Beraber çıkacağız galiba.

Konuşmanın nereye varacağını kestirdim sanırım. Bana yol görünmüştü. Başının çaresine bak diyordu yani. Biraz sustu, masadaki eşyaları ile oynadı ve devam etti.

- Bu sene sonunda emekliye ayrılmaya karar verdim. Yoruldum artık. Yıllardır saçlarımı süpürge ettim sizin için. Belki size hak ettiğiniz ilgiyi veremedim ama elimden geleni yapmaya çalıştım. Bazen üzdüm sizi ama ne yaptıysam sizin iyiliğiniz için yaptım. Az dayak yemedin benden Asiye, ama kabul et sen de hak ediyordun. (Yoo, hepsini hak etmedim)

Gerçek bir annenin yerini tutamam belki ama ben de sizin bir anneniz sayılırım. Biliyorsun ki ben hiç evlenmedim, hiç çocuk da yapmadım. Belki ben doğurmadım sizi ama anneliğin, daha doğrusu annesizliğin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Yıllardır o yüzden Neriman Anneye çıktı adım. Sana bir şey söylemem lazım. Bu sene okul bitince yurt ile ilişiğin kesilecek kızım. Hazırlıklarını yap.Zaten fazla bile kaldın. Bu ilişiğin üç sene evvel kesilmesi gerekiyordu. Elimden gelene kadar sana bakmaya çalıştım ama benden bu kadar kızım. Ben temmuzda emekli olunca yeni gelen yönetimin seni kabul edeceğini sanmıyorum. O yüzden Haziranda okulun bitince başının çaresine bak.

İkimiz de ifadesiz bir suratla birbirimize bakıyorduk. Nereye gidecek ne yapacaktım? Şimdi sıçtın işte Asiye! Ayıkla bakalım pirincin taşını. Ne bok yiyeceksin şimdi? Nerede kalacak, ne iş yapacaksın?

Kalkıp okula gittim ama derslere falan veremiyordum kendimi. Kafam o kadar karışıktı ve o kadar yalnızdım ki... Kimsesiz olmak en çok o gün koydu bana. Henüz altı ayım vardı mezun olmak için ama şimdiden düşünmem lazımdı. Bütün gün düşündüm ve sonra o dahiyane fikir aklıma geldi.

O sene bilerek sınıfta kalacaktım, böylece mezun olamayacak ve yurtta kalmaya devam edebilecektim.

Bravo salak, gerçekten harika bir fikir! Zaten üç yıl kaybım vardı, daha fazla vakit kaybedemezdim. Başka bir çare bulmak lazımdı.

İşte o gün dersten kaçmış, koridorda kendi derdime yana yana düşünürken hayata karşı tüm nefretimi son sınıflardaki bebenin birinden çıkartıp gider ayak başımı yine belaya sokmuştum.

Şimdi bu bebe malın tekiydi zaten. Pislik, zorba, tembel ve geri zekalının biriydi. Yakışıklıydı ve benden nefret ediyordu. Hiç ilgi alanımda olmadı neyse ki. Bunun annesi arada sırada okula gelir, biricik oğlunun evde unuttuğu sandviçini getirirdi. Zavallı kadıncağız kalkıp oğlu aç kalmasın diye buralara kadar gelirdi. Bu pislik de annesine o kadar kötü davranırdı ki, her seferinde kadın başı önüne eğik o sandviçi bırakıp giderdi. Sinir olurdum ama sesimi de çıkarmazdım, bana ne? “Onlar da şımartmasaymış bu kadar” diye düşünürdüm. İşte o gün de kadın biricik oğulcuğunun yemeğini getirmek için gelmiş. Dışarına sağanak yağmur yağıyor, sırılsıklam olmuş zavallıcık. Sanki başka işim yokmuş gibi oturup onu izledim. Teneffüs zili çalana kadar bekledi oğlunu sınıfın kapısında. Zil çalınca bu piç kurusu kadını kolundan tutup çekti kenara. “Kaç kere dedim sana gelme diye, beni rezil ediyorsun. Şu haline bak, utanıyorum senin yüzünden” diye ciyak ciyak bağırıp kadını kovdu okuldan. Kadın da başı önüne eğik utana sıkıla çıkıp gitti.

Olduğum yere çivilenmiştim sanki. Hareket edemiyordum. Hissedebildiğim tek şey acıma ve nefret karışımı bir duyguydu. Ben bir annem olması için her şeyimi feda ederdim, o ise benim uğruna canımı verebileceğim bir varlığa böyle davranıyordu. Bir an için sanki o kadın benim annemmiş gibi hissettim ve o bebe benim anneme bağırıp çağırıyordu. Gözlerim doldu, ağlıyordum. Tutamadım kendimi daha fazla. Öfkeden gözüm dönmüştü. Bebeyi kolundan tuttuğum gibi erkekler tuvaletine soktum. Ağzını burnunu kırana kadar dövdüm. O da bana vurdu tabi bir kaç tane ama bu beni durduramadı. Bayağı burnu ve bir kaç dişi kırılmıştı. Yerde iki büklüm kaldığında karnına tekmeler savuruyor, sanki hayatın bana olan nefretinin acısını ondan çıkartıyordum. Millet başımıza toplanmış beni tutmaya çalışıyordu. Okulun tüm erkekleri erkekler tuvaletine girmiş tezahürat yapıyor, bebeyi yuhalıyor, gülüyor ya da beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Kızlar da içeriye giremediği için kapının önünden bağırıp çağırıyorlardı. Güzelce rezil olduk millete.

Kendime geldim o an, yerde kan izlerini gördüm. O herkesi zorbalayan, hakaret edip aşağılayan zalim şimdi hüngür hüngür ağlıyordu. Gram içim sızlamadı ona karşı. Sadece eğildim, tuvalette yere düşen o sandviçi aldım bahçeye çıktım. Yağmur devam ediyordu. Banka oturdum ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak o sandviçi afiyetle yedim. İçinde beyaz peynir ve domates vardı. Tuvalette yere düşmüş, bizi ayırmaya çalışanlar tarafından üstüne basılmıştı . Buna rağmen benim hayatımda yediğim en güzel yemekti o. Çünkü bir anne tarafından hazırlanmıştı. Bir annenin emeği vardı onda, gerisi mühim değildi. O an tek önemli olan anda olmam ve o sandviçin hak ettiği değeri görmesiydi.

Ne yağmura ne de tepemde bekleyen müdür yardımcısı adama ve nöbetçi öğretmene aldırıyordum. “552 Asiye Demirci, bu ne rezillik? Kalk hemen” dedi müdür yardımcısı. Duymazlıktan geldim ve ağlayarak ziyafetimi çekmeye devam ettim.

Yemeğim bittiğinde nöbetçi öğretmen elini omzuma koydu. Kendimi o an çok tehlikeli bir şeye soktuğumu fark ettim. Sessizce kaderime razı geldim ve müdür odasına götürüldüm.

O gün hem okulda hem de yurtta disiplin soruşturması açıldı. Karakolluk oldum ve ifade falan verdim yani, mevzu ciddiydi. Darp raporu falan almış piç kurusu.

Neriman hanım da daha bu sabah “olgunlaştın bik bik” diyordu. Aynen canım aynen. Kadına da mahcup olduk.

Karakolda kendimi savunamadım bile. Hapis bile yatabilirmişim. O an aklıma kalacak yerimin olmayışı geldi. Neredeyse sevineceğim kalacak yer buldum diye. Neyseki hapse atılmadım ama okuldan iki hafta uzaklaştırıldım. O iki hafta içinde yurtta Nerimana kendimi affettirmek için evrak işlerinde falan yardım ettim. Beni affetsin diye temizlik bile yaptım kaç kez. Yine de cezadan kaçamadım. Yurttan çıkış yasağı verdi bana. İki haftanın sonunda da okuldan kovuldum bu konu yüzünden. Hiç pişman değilim, o sandviçin tadı hala damağımdadır. Bir anne tarafından yapılmış olan her yemeği o gün bugündür dünyanın en güzel yemeği gibi yerim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.