1 çizgi düşünün. Tia’nın doğduğu hastane ile Kader’in doğduğu hastaneyi birbirinden ayıran bir çizgi. Aynı gün, aynı saat, aynı dakika 2 doğumhanenin de kapısında iki farklı adam oturuyor. İkisi için de saniyeler geçmiyor, ikisi de eşlerini tekrar görme umuduyla bekliyor, stresle bacaklarını sallıyorlar. Doğacak küçük kızları pek de umurlarında değil gibi görünüyor.
İçeri doktor geliyor ve ikisi de ayağa fırlıyor. “Söyle doktor, karım yaşıyor mu?”
Doktor cevabı belli eden bir yüz ifadesiyle adama bakıyor ve “Maalesef bayım, karınızı kurtaramadık, başınız sağ olsun” diyor.
Öfkelenen adam “Bugün -Bir Yalan Söyle- günü. Doğruyu söyle” diye bağırıyor.
Doktor: ”Eğer bugün -Bir Yalan Söyle- günüyse karınız yaşıyor bayım” diyerek oradan ayrılıyor. Odadan hemşire çıkıyor ve “Minik prensesiniz doğdu onu görmek ister misiniz” diyor ve elindeki küçük bebeği adama veriyor.
Kızına öfkeyle bakan adam “Bugün -Bir Yalan Söyle- günüyse küçük prenses seni çok seviyorum ve annenin ölmesinin suçlusu sen değilsin” diyor ve gülüyor. O gün diğer hastanede yaşanan anlarla aradaki tek fark Kader’in babasının yanında 2 yaşında Yağız adında bir bebek olmasıydı.
O günden sonra 2 baba da kızlarından nefret etti. Tia’nın babası genelde kızını umursamıyordu. Kader’in babası ise kızına bağırmayı ya da vurmayı tercih ediyordu. 9-10 yaşlarına kadar buna anlam veremeyen minik Tia ve Kader büyüdükçe bunu anlıyor ve buna alışıyordu.
Tia ve Kader doğduklarından beri birlikte yaşıyorlardı. Yağız Tia’nın da abisi gibiydi. Kader Tia’yı kıskanıyordu. Tia şiddet görmediği için… Tia da Kader’e çok üzülüyordu. Onun yerinde olmayı dilerdi.
Yağız babasından nefret ediyor, onun dediklerine uymuyor ve Kader’i koruyordu. Kader yerine kendisine vurmasını söylediğinde babası erkeklerin önemli olduğunu söylüyor daha sonra Kader’i ve Yağız’ı yalnız bırakıyor ve gidiyordu. Yağız her seferinde kardeşinin yanına koşar yaralarına merhem sürerdi.
Bu Yağız 8 yaşındayken başlamıştı. Önceleri 6 yaşından küçük olan Kader’e babası vurmaz sadece bağırırdı. 6 yaşından itibaren bu değişmişti.
Tia bunlara karşı hiçbir şey yapamıyordu. Arkadaşını korumaya çalışmıştı bir kere. Bu odaya kapatılmakla son bulmuştu. Bir daha da bir şey yapamamıştı. Zaten Kader’in babası genelde Kader’i yalnızken dövüyordu.
Yağız bunları duyup her zaman kardeşine yardıma giderdi. Bazen çok geç oluyordu, sadece yaralarını sarabiliyordu. Çoğunlukla zamanında yetişirdi. Kader abisini çok seviyordu. Onu hep korumuş kollamıştı sonuçta. Hani derler ya abi kardeş arkadaş gibi olur diye işte Kader ve Yağız arkadaş gibi değil baba-kız gibiydiler. Bir babanın yapması gereken her şeyi abisi yapardı.
Yağız Tia’yı da unutmaz ona da yardımcı olur sevgi verirdi. İlk başlarda normal abi kardeş gibiydiler. 13 ve 15 yaşlarına geldiklerinde anladılar birbirlerine âşık olduklarını. Tia ve Yağız her göz göze geldiklerinde utanmaya kızarmaya başladılar ilk. Tia öyle utangaçtı ki. Hislerini bilse de söyleyemiyor, böyle devam ediyordu. Yağız’sa direk Tia’nın elini tutuyor, saçını okşuyor yani Tia’nın kalbini hızlandıracak her şeyi yapıyordu.
Yağız korumacı, biraz sinirli ve neşeli biriydi. Şakalar yapmayı sever, her zaman gülerdi.
Siyah ve güzel şekilli saçları vardı. Gözleri denizin mavisiydi. Mükemmel yüz hatları vardı. Biraz Koreli idollere benziyordu. Bunun yanında elektrogitar çalıyor ve mimarlık okuyordu. Ona âşık olan çok kız vardı ama onun kalbi tek bir kişiye aitti: Tia’ya.
Tia iş çeteye geldiğinde fazla soğukkanlıydı fakat normalde sıcacık ve sevgiye açık bir kalbi vardı. Güzel kızıl, düz saçları, kahverengi gözleri ve esmer bir teni vardı. Büyük ve çekik gözleri güzelliğini ortaya koyuyordu. Uzun saçlarını hep atkuyruğu yapardı.
Okumuyordu. 13 yaşında babası donuk bir sesle artık çeteye katılacağını ve okumaya ihtiyacı olmadığını söylemiş ve onu okuldan almıştı. Bu Tia’nın umurunda değildi. Çünkü zaten okulda hep dışlanmış, zorbalık görmüştü. Kimseye zararı yoktu aslında. Arkadaşı olsun istemiş kızların arasına katılmıştı. Okulun popüler kızlarıyla aynı sınıftaydı.
Aralarına katılınca onu kullanmaya çalışmışlardı. Tia buna izin vermemişti. Onlara ilk defa boyun eğmeyen biri olunca sinirlenmiş, zorbalamaya başlamışlardı. Tia ne kadar boyun eğmemeye çalışsa da onlar 5 kişiydiler(3 kız ve 2 erkek) Tia’ysa 1. Bunları kimseye anlatmamıştı.
Aslında Yağız onu koruyabilirdi ama sorunlarıyla kendi başa çık(ama)maya alışıktı. Genelde kenarda sıkıştırıyorlardı. Kimse onları görmezdi. Gören de kulaklarını tıkar, gözlerini kapardı. Herkes onlardan korkardı.
Bazen Tia’yı dövmeye kalkarlardı. Tia o zaman herhangi bir eğitim almadığı için sadece kaçmayı denerdi. Sonuç ise Tia’nın morluklarını lavaboda kapatması olurdu. Kilitleme, su dökme, vurma, aşağılama gibi her türlü zorbalığı uygularlardı. Tia buna alışmıştı bu yüzden onları pek umursamıyordu.
11 yaşına geldiğinde kaçış eğitimi almaya başlamıştı. Bu yüzden onlardan çok sık olmasa da bazen kurtulabiliyordu. 12 yaşında buna dövüş eğitimi eklenince daha da fazla karşı koydu. Bu pek de işe yaramıyordu aslında çünkü erkekler 3 yıldır bokssa gidiyorlardı.
Bir süre zorbalığı azalttılar, hatta hiç yapmadılar. Tia bunun nedenini bilmiyordu. Daha sonra da okuldan ayrıldı. Onlar okuldaki kendileriyle yaşıt ve kendilerinden küçük herkese zorbalık yapan kötü kişilerdi. 1 kişi dışında herkese, Kader dışında herkese…
Kader’e zorbalık yapamamalarını sebebi gayet açıktı. Onlar popüler kızlardı ve popüler erkeklerden hoşlanırlardı. Gruptaki diğer 2 kız ve 2 erkek sevgililerdi fakat onların lideri Yağız’a âşıktı. Yağız ona yüz vermiyor, gitmesini söylüyor her hediyesini geri çeviriyordu.
Bir keresinde Tia’dan zorla aldığı bir bilekliği ona getirmiş ve vermişti. Bileklikte Yağız yazıyordu. (3’ünde de(Tia, Kader ve Yağız) o bilekliklerden vardı. Yağız da Kader ve Tia, Kader de Yağız ve Tia, Tia da Yağız ve Kader yazıyordu. Arkadaşlıklarını mühürlemek için almışlardı.)
Yağız bilekliği görünce gözleri fal taşı gibi açılmış ve ”Bunu kimden aldın seni aptal kız” diye bağırmıştı.
Kız bu sözün karşısında korkmuş ve “Tia’dan onu tanıyor musun? Onun da senden hoşlandığını düşünüyorum” demişti.
Yağız bu sözleri duyunca gülmüş ve bileğini açmıştı. Sonra kıza hafifçe yaklaşarak ve sessizce “Bak burada ne yazıyor” kız korkuyla sadece baktı. Yağız sorusunu biraz daha yüksek sesle tekrarladı “Bak!”.
Kız “T-tia” dedi güçlükle. “Evet, Tia yazıyor. Bu ne demek biliyor musun? Benim kalbim senin gibi aptal ve kendini bir şey sanan zorbalara değil, Tia’ya ait. Anladın mı? Bunu o küçük beynine sok ve bilekliği sahibine iade et!” diyerek kızı itti.
Kız ağlayarak gitti ve bilekliği Tia’ya verdi. Verirken imajının düşmesini istemiyormuş gibi “Küçük takın hiçbir işe yaramadı” diyerek bilekliği Tia’ya attı ve bir daha zorbalık yapamadı.
Biraz da Kader’den bahsedelim. Kahverengi saçları ve kahverengi gözleri vardı. Her zaman neşeli davranıyor ve evde olanları hiç yansıtmıyordu. Geniş bir arkadaş kitlesi vardı. Onlarla bol bol gezerdi.
Mükemmel ve huzurlu bir hayatı varmış gibi davranırdı. Herkes hayatına imrenirdi. Çünkü hepsinin ailesi onların telefonlarını kontrol ediyor, çok sık dışarı çıkmalarına izin vermiyorlarmış. Evde neler olduğunu bilmiyorlardı. Arkadaşları bazen morluklar görürdü. Böyle zamanlarda her zaman bir bahanesi olurdu: “Bisikletten düştüm” ya da “Kapıya çarptım” gibi.
Eğer her gün babasının onu dövdüğünü, çete operasyonlarına katılmaya zorladığını, kız-erkek ayrımı yapıp annesinin ölmesinin Kader’in suçuymuş gibi davrandığını bilselerdi pek de imrenmezlerdi.
Tek ebeveyni abisiydi. Diğerleri gibi bir ailesi olmasını çok isterdi. İstedikleri kadar telefonunu kontrol etsinler, kısıtlasınlar, izin vermesinler. Tek istediği şey sevgi görmekti. Normal genç bir kız gibi… Fakat yapabileceği hiç bir şey yoktu bu onun kaderiydi.













