Seeelaaamm! Normalde bugün tek bölüm olacaktı ama iki ısrar alınca zaten dünden razı olduğumdan hemen buraya geldim xjdlsnwşwndjel evet evet gidişatı bende merak ediyorum, bizimkilere n'olacak inanın hiç bilmiyorum
Bu bölümde ithaf olacak efenim, iki kişiye; ilki sabır yüklenen morpelius yarın akşama kadar beklemesin diye fjdleşwndşwq
diğeri de bir bölüm daha fırlatmamı isteyen nisa4455661 evet, bu bölüm size ithaf edilmiştir.
Uzatmadan bölüme geçelim efenim, iyi okumalar dilerim ✨
___________________________
Yutkunma ihtiyacı ile yutkunmaya çalıştım ama sadece çalıştım çünkü ağzım o kadar doluydu ki aniden yutkununca tıkıştırdığım bütün örgü peynir boğazıma dizilmişti.
Öksürüp yanımdaki abime vurunca o bu halime alışkın olduğu için konuşmaya devam ederek su bardağını dudaklarıma dayadı. Müberra teyzeler panik olmuştu ama suyu büyük yudumlarla içerken başımı sorun olmadığını belirterek salladığımda sohbetlerine dönmüştüler.
Karşımdaki adama bakmamak için suyu içmeye devam ettim. Sahurda bol tuzlu peynir yenilir miydi hiç hem? Susuzluktan geberirdim sonra.
Su bittiği halde dudaklarımda tuttuğumu gören abim tuhaf tuhaf bakarak bardağı elimden almaya çalıştı. Neredeyse gözlerimi de sokacağım bardağın içinden abime almaması için bakarken abim elimden bardağı çekerek aldı. "Bir kerede şaşırt!" Sessiz homurtuma hiç takılmadı. Tekrar tabağıma başımı eğerek bu sefer vişne reçelini içindeki bıçak ile aldığım koca bir parça ekmeğe sürdüm.
"Dikkat et, boğulma yine." Abime ters bir bakış atarak ekmeğimi ısırdım. Artık üzerimde bir çift göz hissetmediğim için rahattım. Cevapta vermemiştim ama o an boğulmakla meşgul olduğum için bence sorun olmazdı...
Annemlerin sohbeti ile ve benim daha çok olay çıkarmamak ile geçen sahur sonrası annem bir de çay içmeyi teklif etti. Daha ezanın okunmasına bir saat kadar olduğu için kabul ettiler.
"Anne yarın dersim var benim ya, hem de sabah!" Annem elime bardak tepsisini tutuşturdu.
"Misafir kızım, öylece gönderelim mi? Hem saatlerdir uyuyorsun zaten." Omuz silktim.
"Hâlâ uykum var ama." Sessiz isyanımı annem duymazdan gelince mecbur oturma odasına ilerledim elimdeki tepsi ile. Kapıdan girmeden görüş açıma giren abim güldü.
"Fehime, sallama, sallama!" Sessizce söylediği için muhtemelen yanında oturan Feza duyuyordu sadece. Asıl en son duyması gereke kişi... "Dökeceksin kız, heyecan yapma!" Abime dönüp en kötü bakışlarımı yollarken gülmemek için kendini sıkan sevgili komşu oğlu daha çok sinirimi bozdu.
Çayları abime verdim. O dağıtırken mutfağa gidip çerezleri ve ikramlıkları aldım.
"Feza oğlumun da üç yılı var herhalde cerrah çıkmasına?" Babamın sorusu ile halıyı izleyen Feza dikeldi.
"İnşallah Faruk amca." Babam gülümseyerek başını salladı.
"Bunca yıl okumuşsun, sonrası da gelir." Feza başını sallamakla yetindi.
"Kalp doktoru olacaksın o zaman şimdi sen?" Anneme de başını salladı.
"Evet."
"Ne güzel. Ben de benimkilerden bekliyordum ama onların istedikleri meslekler başkaydı işte. Mahinev fakülteyi birincilikle bitirdi bir de." Anneme ne gerek vardı buna şimdi, der gibi bakarken güldü sadece.
"Ya, maşallah kızım. Ne öğretmeniydin sen?" Müberra teyze konuşunca gözlerimi annemden ona çevirdim.
"İngilizce öğretmeniyim."
"Ne güzel, iki dil biliyorsun yani." Ben başımı sallayacakken bu sefer babam konuştu.
"Beş dil biliyor. Küçükken de pek meraklıydı yabancı dillere." Yerime iyice sindim. Kalabalık bir ortamda yabancılara övülmeyi sevmezdim. Utanırdım da. Ama annemle babamın maşallahı vardı bu gece. Bence uykusuzluk yan etki ediyordu onlarda.
"Maşallah, mütevazı da." dedi adını az önce öğrendiğim Ali amca. Feza'nın babası. Daha fazla konuşmamak için annemin verdiği bir işi yapmak için mutfağa koştum. İkinci demliği ocağa koyduktan sonra odama girdim aka yatağımda heniz tanışamadığım küçük şey uyuyordu. Çocukları severdim, bebekleri daha fazla.
Yanına ilerledim sessiz adumlarla. Yatağın köşesine oturdum. Tahminen iki, üç yaşlarındaydı. Doğru düzgün konuşamıyordu bile ve daha tanışmadan uyuyunca buraya yatırmışlardı. Kız bir bebekti ve yüzü oldukça güzeldi. Sanırım abisine benziyordu. Küçük, şekilli bir burnu, hafif çekik ve ok kirpikli kahve gözleri vardı. Dudakları küçük ama dolgun olduğundan tombul yanaklarının sıkıştırması ile öne doğru büzüşmüştü.
İstemsizce dudaklarım kıvrıldı. Sarı, ince telli saçları vardı ve iki ya dan toplanmıştı. Fazla tatlıydı. Ve odama bebek kokusu sinmişti, bayılırdım.
Daha fazla inceleyip rahatsız etmek istemediğimden sessiz adınlarla odadan çıktım. Kapıyı aralık bıraktığım sıra da koridorda dikilen Feza'yı fark ettim.
"Lavabo ne tarafta acaba?" Eli ensesine gitmişti konuşurken. Ne için geldiğini söyleyince havalanan kaşlarım eski haline döndü.
"Şu tarafta," Elimle sağ tarafında kalan koridoru ve direkt olarak lavabonun kapısını gösteriyordum. Başını sallayarak o tarafa yöneldi.
Salona tekrar girdiğimde boşalan bardakları yeniledim. Sohbet hâlâ devam ediyordu.
"Feza buraya gelip gidiyordu okul nedeniyle. Biz de daha fazla yollarda sürünmesin diye geldik buraya. Hem tak olarak böyle bir yer istiyorduk, çok güzel oldu." Müberra teyze konuşurken önündeki çay bardağını dolduruyordum. Başını kaldırıp gülümsedi.
"Teşekkür ederim kızım."
"Afiyet olsun." Abimin yanına oturdum tekrar. Masanın bir köşesinde oturuyorduk boş koltuk varken.
"Ben sevdim Feza'yı," dedi abim sohbeti dinlerken bana dönerek. "Yeni ekürimi buldum galiba." Güldüm dediğine.
"Senin hiç ekürin olduğunu görmedim." Dönüp elindeki fındığı kafama attı. Ama eskiden beri yaptığı işkenceler sağolsun, reflekslerim iyiydi. Fındığı havada tutup ağzıma atarken bozulsa da daha fazla uğraşmadı.
Misafirler ayaklanırken Feza yanıma geldi. "Gökçe'yi alayım ben de." Başımı sallayıp odama ilerledim, o da arkamdan geldi. Kapıdan içeri girince yatakta oturan ve gözlerini ovuşturan kızı gördüm. "Abi?" Başını omzuna eğip esneyerek abisine bakması çok tatlı gelmişti gözüme.
"Girebilir miyim?" Kapının önünde durmadığım halde odama girmek için izin alıyordu.
"Tabii." Kardeşinin yanına gidip kucağına aldı. Yanına bıraktıkları battaniyeyi de üzerine sardı.
"Bu kim?" Parmağını bana uzatarak sormuştu ama sorduğu kişi ben değil, abisiydi.
"Odayı çok beğenmiştin ya, oda bu ablanın." Odamı beğendiğini şimdi duyuyordum ama olabilirdi. Renkli bir odam vardı ve her yerde peluş oyuncaklar vardı.
"Şok gücel," parmağı yatağımın üzerine, peluşlarımın olduğu yere uzanmıştı. Güldüm.
"İstediğin zaman gelip oynayabilirsin." Abisine baktı, abisi de ona göz kırpınca gülerek bana döndü.
"Damam." Konuşması onu ısırma isteğimi arttırırken dişlerimi sıktım.
Bebek görünce olan şu dişlerime oluyordu.
"İşmin ne?" Elimi ona doğru uzattım.
"Mahinev, ama sen Mahi diyebilirsin." Elime bakıp kıkırdadı. Önde beliren küçük dişleri göründü.
"Ben de Göççe," Elimi tuttu, hafifçe sıktım.
"Memnun oldum Gökçe." Tekrar kıkırdadı. Güldüm ben de tipine.
Misafirleri yolcu ederken Gökçe bana sarılmış, vedalaşmıştı. İki dakika da bu kadar iyi olmamızın nedeni sanırım genel olarak çocukların beni benim de çocukları sevmemdendi.
Giderken annesine tekrar buraya geleceğini ve benim buna izin verdiğini söylemeyi de unutmadı.
Sanırım yeni komşularımız arasında en sevdiğim bu küçük kız olacaktı.
________________________________________________________
Geçiş bölümü olarak alalım lütfen. Gerçi neredeys ebin kelimelik bölüm, geçiş mi olur bilmem ama xjdşqmwşnckw
Neyse, sahurumu yapmış, namazımı çok şükür kılmış biri olarak ve uykusuzluktan da ölerek şimdi uyumaya gidiyorum. Size de hayırlı sahurlar diliyoruumm ✨
Allah'a emanet olun ✨🌙💛
