Duygularımız, hislerimiz, beynimiz, kalbimiz artık hangi isim ile adlandırmak isterseniz; acıya, hüzüne, kedere bağımlıdır.
En mutlu anında bile üzülmek için bir neden arar insan. Açtır çünkü üzülmeye. Ne zaman biter mutluluğum? Ya yalansa? Acaba kötü bir şey yaşayacak mıyım? Tarzında sorular sorup durur kendine, sorunu yokken bile.
Hiçten olayları kendine dert edinmek ister insan. Yapamaz çünkü saf huzur ve mutlulukla, insan psikolojisi böyle bir şeye asla izin veremez. Bir sürü sorunla karşıya kaldığında ise neden ben mutsuzum herkes mutlu, mutlu olmam gerek diye dolanır ortalıkta çünkü bilmez bu hayatta mutlu olmanın gerekli ve mümkün olmadığını . Hiçbir sorunu olmadığını düşündüğünüz insanı izlediğinizde farkedersiniz onun bile kahkahalar attıktan birkaç dakika sonra boşluğa düşünceli gözlerle bakmakta olduğunu.Lakin kimi insanlar vardır sorunlarıyla cebelleşmekten başını kaldıramayan, onlar alayla gülmektedir hiçten kendine sorun edinenlere. Gerçekten sorunlarıyla cebelleşmekte olan insanlara baktığınızda çoğu zaman gülmekte olduklarını, birileri bir sorun yaşadığında gittikleri kişinin onlar olduğunu görürsünüz çünkü onlar kabullenmiştir, alışmıştır savaşmaya, güçlenmişlerdir, tecrübelilerdir, hayatın acımasız olduğunu öğrenmişlerdir ve bunu kabullenmişlerdir. Acıyan gözlerle bakarlar hiçten kendine sorun edinenlere ama yine de onlara yardım etmeden duramazlar, çünkü çok iyi bilirler acının ne olduğunu, nasıl hissettirdiğini, insana türlü türlü işkenceler yapabildiğini.
İnsanlarda gördüğüm sorunlardan biri ise sorunlarından kaçmaya çabalamaları, onları yok saymaya çalışmaları, içlerine atmaları. Bu şekilde haraket edenlere Freud'dan şu alıntı ile onlara cevap vermek istiyorum: "İfade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler."
Kendim de şunu eklemek isterim sorunlar onlardan kaçtığın zaman değil onları kabullendiğin, onlarla bütünleştiğin zaman aşılır.