İçeriğe geç

Bir Satanistin Günlüğü

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Bir Satanistin Günlüğü

Bölüm 2

2.Bölüm

2. Bölüm – Eşik

Dora ile tanıştıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. İlk başta sadece konuşuyorduk. Okul çıkışlarında, tenha sokak köşelerinde ya da kimsenin dikkat etmediği küçük kafelerde saatlerce oturuyorduk. O anlatıyordu, ben dinliyordum. Ama bu, sıradan bir arkadaşlığın sohbeti değildi. Söylediği her şey, beni bildiğim dünyadan biraz daha uzaklaştırıyordu.

“Her şey sana anlatıldığı gibi değil,” demişti bir gün. Gözlerimin içine bakarak. “Asıl gerçekler hep saklanır.”

Bu cümle, içimde bir yere kazındı.

Başta sadece merak ediyordum. Sonra merak, yerini çekime bıraktı. Dora’nın anlattıkları; yasaklı kitaplar, semboller, ritüeller… Hepsi bana korkutucu gelmesi gerekirken garip bir şekilde tanıdık geliyordu. Sanki yıllardır bildiğim ama adını koyamadığım bir şeyle karşı karşıyaydım.

Bir akşam bana bir mesaj attı:

“Hazır mısın?”

Ne için olduğunu sormadım bile. Çünkü içimde bir yerde, cevabı zaten biliyordum.

O gece ilk kez “onlarla” tanıştım.

Buluşma yeri şehirden uzakta, terk edilmiş gibi görünen eski bir evdi. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta biraz ürkütücüydü. Ama içeri adım attığım anda havanın değiştiğini hissettim. Sanki görünmeyen bir sınırı geçmiştim.

İçeride birkaç kişi vardı. Yaşları bizden çok da büyük değildi. Ama bakışları… o bakışlar, yaşı aşan bir şey taşıyordu. Sessizdiler. Beni süzüyorlardı. Yargılayan değil, ölçen bakışlardı bunlar.

Dora elimi hafifçe sıktı.

“Korkma,” dedi fısıldayarak. “Zaten buraya kadar geldiysen, geri dönemezsin.”

Bu bir tehdit değildi. Bir gerçekti.

Ortada büyükçe bir masa vardı. Üzerinde mumlar, eski kitaplar ve anlamını bilmediğim semboller… Her şey belirli bir düzen içindeydi. Rastgele değildi. Bu, oyun değildi.

Bir süre kimse konuşmadı. Sonra içlerinden biri ayağa kalktı. Uzun boyluydu, yüzü gölgede kalıyordu.

“Hoş geldin,” dedi. Sesi sakindi ama içinde bir ağırlık vardı.

“Burada kimse zorla tutulmaz. Ama giren de kolay kolay çıkmaz.”

Kalbim hızlanmıştı ama geri adım atmadım.

O gece bana hiçbir şey yaptırmadılar. Sadece izledim. Dinledim. Öğrendim. Onların arasında olmak bile başlı başına bir adımdı. Konuştukları şeyler; özgürlük, güç, korkularla yüzleşmek… Ama hepsi alıştığım anlamlardan farklıydı. Onlara göre sınırlar, insanın kendi kendine koyduğu zincirlerdi.

Gecenin sonunda Dora bana döndü:

“Bu sadece başlangıç,” dedi.

Ve gerçekten öyleydi.

Sonraki günler, bir hazırlık süreciydi. Buna “alıştırma” diyorlardı. Ama aslında bu, zihinsel bir dönüşümdü. Bana okutmaları için bazı metinler verdiler. İçlerinde eski dillerden çevrilmiş yazılar, sembollerin anlamları ve ritüellerin temelleri vardı.

Her şey bir anda olmuyordu. Adım adım ilerliyordu. Önce anlaman gerekiyordu. Sonra kabul etmen. En sonunda ise… uygulaman.

Beni en çok etkileyen şey, korkunun üzerimdeki etkisini kırmaya çalışmalarıydı. “Korku, kontrol edilmek için yaratılır,” diyorlardı. “Eğer korkmazsan, kimse seni yönetemez.”

Bu düşünce başta bana güçlü hissettirdi. Ama zamanla bir şey fark ettim: korkusuzluk ile hissizlik arasında ince bir çizgi vardı.

Gruptaki herkesin bir rolü vardı. Kimi daha deneyimliydi, kimi yeni başlamıştı benim gibi. Ama aralarında görünmeyen bir hiyerarşi vardı. En üstte olanlar daha az konuşur, ama söyledikleri daha çok dinlenirdi.

Dora… o, arada bir yerdeydi. Ne tamamen yeni ne de en üstte. Ama herkes ona saygı duyuyordu. Bu da beni onun yanına daha çok yaklaştırıyordu.

Bir gün bana özel olarak bir hazırlık yapacağımızı söyledi.

“Yakında ilk gerçek adımını atacaksın,” dedi.

Bu kez içimdeki his farklıydı. Sadece merak değil… hafif bir tedirginlik de vardı.

Hazırlıklar daha ciddiydi. Belirli saatlerde buluşuyor, belirli şeyleri tekrar ediyorduk. Bazı sembolleri çizmemi istediler. İlk başta sadece kağıda… sonra farklı yüzeylere. Her çizgi, her şekil belirli bir anlam taşıyordu.

Yanlış yapmamam gerektiğini söylediler.

Bir gece Dora bana küçük bir kutu verdi.

“Bunu sakla,” dedi. “Zamanı gelince açacaksın.”

Kutuyu elime aldığımda garip bir ağırlık hissettim. Fiziksel değil… daha çok içsel bir şeydi. Sanki içinde sadece bir nesne değil, bir karar vardı.

Günler geçtikçe, kendimi eski hayatımdan uzaklaşırken buldum. Arkadaşlarım, ailem… hepsi sanki başka bir hayatın parçalarıydı. Onlarla konuşurken bile aklım başka yerde oluyordu.

Artık iki dünya arasında değildim.

Yavaş yavaş birini seçiyordum.

Ve o seçim, fark ettiğimden çok daha önce yapılmıştı.

Son hazırlık gecesi geldiğinde, herkes oradaydı. O ilk gittiğim ev… artık bana yabancı gelmiyordu. Aksine, tuhaf bir şekilde ait hissediyordum.

Ama bu aidiyetin bir bedeli olduğunu hissediyordum.

Ortadaki masa yeniden hazırlanmıştı. Mumlar yanıyordu. Semboller daha belirgindi. Ve bu kez, ben sadece izleyen değildim.

Dora yanıma geldi. Gözlerimin içine baktı.

“Hazır mısın?” dedi.

Bu kez cevap vermek zorundaydım.

İçimde bir ses “dur” diyordu. Ama diğer ses… daha baskındı.

Başımı hafifçe salladım.

Ve o an anladım—

Bazı yollar, yürümeye başladığında seni değiştirmez.

Seni tamamen başka birine dönüştürür.

Bölüm sonu

1 yorum