-Ah, lanet alarm!
Jisung'un tam tepesinde çalıyordu alarm. Sanki rüyasından bir parçaydı o alarm. En sonunda uyanmış, gözünü minikte olsa açmayı başarmıştı.
-Of, okula gitmek istemiyorum...
Annesi odaya giri verdi.
-Jisung, kalk, uyan artık! Okula gideceksin. Hadi!
-Tamam, kalktım anne!
-Bağırma bana!
-Tamam!
-Bağırma!
Bıkmıştı Jisung. O bağırmamıştı ki zaten, sadece orjinal ses tonu bu şekildeydi. Yatakta doğruldu ve kalktı. Okul formalarını üstüne geçirdi ve saçınıda tarayı verdi. Çantasını dünden hazırlamıştı, bu yüzden hemen sırtına aldı ve kapıya doğru yürüdü.
Ayakkabılarını ayağına geçirdi. Kapıyı araladı ve bağırdı.
-Ben çıkıyorum anne!
-Tamam. Bir yere uğrama gelirken, gebertirim!
Cevap vermedi Jisung. Kapıyo tam olacak şekilde açıp geri arkasından kapadı. Okul yakındı, yürüyerek gidiyordu.
Yaklaşık 15 dakikaya gelmişti bile okuluna. İçeri girdi ve sınıfına çıktı. Sırasına oturup güzelce toparlandı. Kafasını sıraya doğru koydu ve gözlerini kapadı.
.
-Bu çocuk uyuyor mu?
-Evet, uyuma şekli öyle onun.
Biri omzundan dürtmüştü Jisung'u. Gözlerini kırpıştırdı ve hızla açtı. Karşısında bir çocuk duruyordu. Ama onu daha önce hiç görmemişti, emindi Jisung.
-Burası boş, değil mi?
Hızla kafasını salladı. Boştu Jisung'u n yanı. Her zaman olduğu gibi. Boştu, bomboştu... Bir hiçlikti resmen. İç çekti Jisung.
Karşısındaki çocuk hafif tebessüm edi verdi. Çantasını yere koydu ve sıraya oturdu. Elini Jisung'a doğru uzattı.
-Ben Minho, Lee Minho. Sınıfa yeni geldim. Tek yanı boş olan kişi sendin ve oturayım dedim. Tanışalım mı?..
Jisung çocuğun ifadesini kaba taslak süzdü. Yanı, iyi birine benziyordu. Ona uzatılan ele karşılık olarak, oda kendi elini uzattı ve eli tuttu. Bir kaç kez aşağı yukarı yaptıktan sonra bıraktılar.
-Adım Jisung. Han Jisung.
Gülümsemişti Jisung. Aynı Minho gibi.
-Memnun oldum Jisung.
-Bende memnun oldum. Biz şimdi, arkadaş mı olduk?..
Minho kafasını aşağı yukarı onaylar anlamda salladı.
-Elbette. Arkadaş olmak istemez miydin yoksa?
-Hayır isterim, ama şaşırdım açıkçası. Kimse benimle arkadaş olmaz, iğrenir. Kolay kolay sevilen biri değilimdir. Bak, sadece benim yanım boş.
Jisung gülümsedi.
-Sevilmemekte böyle bir şey işte. Of...
Minho Jisung'a üzülmüştü, yüz ifadesinden belliydi. Jisung'u n koluna koydu elini. Minikçe okşadı.
-Merak etme, artık arkadaşınım...
Jisung şaşırmıştı.
-Arkadaşlık nasıl bir şey?
-Arkadaşlık... O'nu çok seversin, hemde çok. En önemlin olabilir. Her şeyden korumak istersin. Sahiplenirsin. Gülersin, ağlarsın. Sararsın, sarılırsın.
-Sende bana böyle hissettirecek misin? Beni koruyacak, sevecek misin? Sahiplenecek misin? Hiç iğrenmeyecek misin?
-İnsan arkadaşından iğrenmez, iğrenemez Jisung.
Jisung almıştı cevabını. Birinin ona bu şekilde hissettirmesini düşünmek bile karnında krlebeklerin uçmasına sebep oluyor, Jisung'u oldukça heyecanlandırıyordu.
-Bu gün arkadailığımızın ilk günü. Tarihe bakar mısın?
Jisung çantasındaki telefonunu çıkarttı ve açtı. Gözlerini tarihe çevirdi.
-25 Mart, 25 Mart 1987.
Minho gülümsedi.
-O zaman her yıl 25 Mart'ta bunu kutlayacağız. Kapiş?
Jisung başını onaylar anlamda, bir aşağı bir de yukarı sallayı verdi.
-Kapiş...
___________________________________________
Çok güzel fikirler var aklımda. Güzel yerlere sürükleyeceğim kurguyu. Beklemede kalın hoşçakalın...

