1945 yılının soğuk bir sabah günü İstanbul’da Çamlıca mezarlığında Yakup ile dayısı bir ölüyü defnetmek için hazırlık yapıyorlardı. Yakup hala bu işe alışamamıştı. Ailesi eğer maddi sıkıntılarla boğuşmasaydı, Yakup’un üniversitede resim okuma hayali vardı. Ama resmi bırak resim malzemesi alacak paraları yoktu. Ay sonunu bile zor çıkartıyorlardı. Tabi, resim sevdasından vazgeçmiş değildi. Evinin biraz ilersin de, kimsenin fark etmediği, ağaçların arasında kalmış eski, terk edilmiş bir kulübe vardı. Burada çalışırken zar zor kenara attığı birkaç kuruşla biraz kağıt ve kalem almıştı. Arada buraya gider, ailesinden ve boğucu işinden biraz olsun uzaklaşmak için çizimler yapar, bir nebze olsun yorucu hayatından uzaklaşmayı denerdi. Yakup her ne kadar mezar işleri yapsa da, ailesi çalışmaya zorlamasa asla yapacağı bir iş değildi. Çünkü ölünün o soğuk, donuk, ruhsuz vücudunu görmek midesini bulandırırdı. Ama o sabah ölüyü defnederken bir olay yaşanmıştı. Birden ölünün kefeni açılmış ve ilk önce elleri daha sonra tüm vücudu dışarıya fırlamıştı. Herkes telaşla kefeni düzeltmeye çalışırken, Yakup bu görüntü karşısında dehşet ve korku hissetmesi gerekirken aksine ölüye özellikle ölünün o kefenin dışında ilk görünen o ellere karşı bir yakınlık hissetmişti. Bu sefer hissettiği önceki hissettiklerinden çok farklıydı, evet, bu sefer tamamen içindeki bu duygular çok yeniydi. Yakup ne kadar denese de o görüntüyü aklından çıkaramıyordu. O günün ortalarına doğru kimseye görünmeden, hiçbir şey demeden kulübeye gitmişti. Kulübeye vardıktan sonra o ruhsuz, kanı çekilmiş ve bir o kadarda yıpranmış görünen o elleri çizmeye başlamıştı. Ama kafasında o değerli vücudun ellerinin görüntüsü git gide silikleşmeye başlamıştı. Artık o silik görüntü yetmiyordu. Yakup daha fazlasını istiyordu. İçinde susturamadığı bir ses ona o elleri, o ruhsuz bedenin her parçasını çizmesi gerektiğini söylüyordu. Ne yapmalıydı? Buna cesaret edebilir miydi? Yakup bu sorularla içinde boğuşurken düşündükleri onu heyecanlandırdığından mıdır bilinmez yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı. Dışarıdan biri Yakup’un bu halini görse çıldırmış olduğunu hemen anlayabilirdi. Karar vermesi gerekiyordu. Ya şimdi yapacak, büyük bir riske girecekti ya da onu bu denli kendine çeken o elleri bir daha hatırlamamak üzere içine gömecekti. Ama yapamazdı. Yapamazdı! İçten içe onu, bu ölü bedene çeken bir şeyler vardı. Artık düşünmeye gerek yoktu, kararını vermişti.
Bölüm 1
Birinci Bölüm
1 yorum
Merhabalar. Sizi Gece Kütüphanesi isimli genç yazarlara destek sunucumuza davet etmek istiyoruz. Discord'da kurulmuş olup amacımız yazar olan ya da kendini yazar hisseden herkese destek olabilmektir. Bunun için birkaç ay süren karşılıklı destek turlarımız bulunmaktadır.(Karşılıklı yorum ve oy yani görev turu ya da gerçek okumanın olduğu eleştiri turu) Hangi destek turuna katılmak istediğiniz tamamen siz üyelerimize kalmıştır. Ayrıca sosyal medya hesaplarımız üzerinden de tanıtım desteği veriyoruz. Aynı zamanda sunucumuzda farklı türden oyunlar, etkinlikler bulunmaktadır. Siz de kitabınıza destek almak ve sıcak arkadaş ortamı olan sunucumuzda birçok yazar arkadaşlarla tanışmak istiyorsanız aramıza sizi de bekliyoruz. Sunucunun link https://discord.gg/S5BuXmUktf
