İçeriğe geç

BİR NUMARA

Bölüm 1 · 5 dk okuma

BİR NUMARA

Bölüm 1

ADADAN AYRILIŞ

Kılıcı üzerine örgülü kırmızı bir iple sarılı kara kınında dururken bacaklarının üstüne oturmuş üzerinde düz bir mavi kimonosu dışında bedeninde veya odada hiçbir şey bulunmuyor ve bedenini saran ancak belden aşağısı bir etek kadar geniş olan kimono yüzünden ellerini bacaklarının üstüne koysa dahi bacaklarını kendisi dahi göremiyordu. Öne doğru eğilerek kılıcını bir alttan biri üsten olacak şekilde kavrayınca uzun siyah saçları omuzlarından ve kulak arkasından dışarıya kayarak önüne düştü. Kılıcını göğsüne dayayıp sağ dizi üstünde durdu ve kılıcı kınıyla beraber belindeki yerine oturttu. Sırtını dikleştirerek ayağa kalktı, sola döndü ve ileriden odanın bir kısmını aydınlatan sürgülü kapıya uzanıp sola kaydırdı. Açılan kapıyla gri göz bebekleri meydanda toplanan yüzlerce kendi yaşlarında kız ve erkek kimonolu, silahlarını kuşanmış insanları gördü ve hiç düşünmeden yanlarına doğru ilerledi.

Göğsünün ortasına kadar gelen ince uzun top sakallı, cılız bir bedene ve tıpkı diğer genç erkekler gibi aynı kimonoya sahip ince yüzlü, belirgin elmacık kemiklere ve beline kadar inen at kuyruğuna sahip esmer yaşlı, “Vakit geldi,” dedi olgun sesiyle bağırmadan. “Köyün çıkışına uzanan patikayı takip edin. Bizler ve bu zamana kadar da sizlerin limana gitmesi Kutsal Emirle yasaklanmıştı. Şimdi gidecek ve ana karaya çıkacaksınız. İstediğinizi yapabilirsin. Fakat sonuçlarına da ancak siz katlanacaksınız. Gözlerinizi açık tutun ve hedefleriniz için çabalayın.”

Yaşlı adam önlerinden çekildi ve yüzlerce gencin içinde bulunduğu kalabalık dağılarak köyün dışına doğru yürümeye başladı.

Gri gözlü, uzun saçlı genç yaşlı adamın yanından geçerken gayet sakin bir üslupla, “Elveda Itsuki-san,” dedi.

Yaşlı adam bıyık altından gülerek sağlam olan sol eliyle sakalını okşarken, “Sana da elveda Haru,” dedi fakat kendisinden başka kimse sözlerini duymadı.

Haru, yaşıtlarına nazaran biraz daha ağır hareket ediyor ve daha çok gözleri önünde yürüyen insanların yüzlerindeki gülümsemeye odaklanıyordu. Çok geçmeden sağ ve sol omzunda hissettiği sıcak kavrayışlarla önce sağına bakıp yüzünün yarısı kocaman bir gülümseme kaplayan, kendisinden yaklaşık on santim daha uzun olan, düz kısa siyah saçlı Endo’yu gördü. Ve sağına bakınca da kızıl saçlarını her iki yana örmüş, kendisiyle aynı boya sahip, beyaz tenli Ayame’nin saçları gibi kızıl gözlerinin tesiri altında kaldı.

Endo arkadaşının sırtına sağlam bir avuç içiyle vurarak birkaç adım öne atılmasına sebep olarak, “Yalnız kalacağını düşünmedin herhalde,” dedi.

Ayame kaşlarını çatarak, “Herkesin senin gibi hayvan mı? Neden öyle bir anda sırtına vuruyorsun!” diye azarladı.

Endo gülümsemesini sürdürerek mahcup bir ifadeyle elini başının arkasına götürdü.

“Üzgünüm, üzgünüm. Sadece şakalaşıyordum.” gözlerini kısarak Haru’ya çevirdi. “Değil mi?..”

Haru yüzünde memnun bir gülümsemeyle arkadaşlarına arkasını dönüp yürümeye devam etti fakat hiçbir şey söylemeyerek sessizliğini korudu.

“Al işte. Haru senin yüzüne dahi bakmıyor,” diyerek hemen bir büyük adım atarak Haru’nun sol koluna girdi.

Endo’ysa endişeli bakışlarla elini arkadaşının omzuna uzatarak, “Hey, beni de bekleyin ya,” diye bağırdı ve tam Haru’nun omzuna dokunacakken Ayame’nin göz ucuyla kendisini büyük bir öfkeyle süzdüğünü fark etti. Hemen elini indirip sırtında boyu kadar bir katana taşıyan Endo insanların kendilerinden her adımlarında daha da uzaklaşmalarını seyretti.

“Böyle giderse geç kalmayacağız değil mi?”

Ayame, “Herkes gemiye binene kadar çoktan varmış oluruz,” dedi ancak Endo’nun suratına bir saniye olsun bakmadı.

Haru kolunu, tutmaya devam eden Ayame’den sol omzunu kaldırarak kolunu çekerek boşa aldı. Ve Ayame’nin şaşkın bakışlarla kendisini süzdüğünü ona bakmadan hissetti.

“Artık köyde değiliz ve eğitimimizde bitti. Bence diğerlerinden her an bir saldırı gelebileceğini unutmadan birbirimizin arkasını kollayalım.”

Ayame ve Endo bu sefer sert ifadelerle çıktıkları tepenin sonunda görünen birkaç iskeleden oluşan limana tepeden bakarlarken tek bir ağızdan, “Doğru,” dediler.

İkili tepeden aşağıya indi ve yanaşan gemilerden gözlerine sırası en kısa görünene geçip sırada beklemeye başladılar.

Endo, “Biz gelene kadar çoğu binmiş olmalıydı,” deyince Ayame hiç bekletmeden, “Belki de geç gelmişlerdir,” dedi.

Haru ise hiçbir fikir belirtmeden diğer sıralarda bekleyenleri süzüyordu ve çok geçmeden sıraların birinde bir haykırış yükseldi.

“Çekilin lan! Bu kadar bekleyemem. Hemen yolumu açın.”

Dikenli turuncu saçları, uzun boyu, geniş omuzları ve çift katanaya sahip olan esmer birisi kimonosunun üst tarafını çıkartıp öylece sallanmasına izin verirken göğsündeki çeşitli yaralar gün yüzüne çıkmıştı.

Kılıcını önünde bekleyenlere doğrultarak, “Hadi lan çekilin kenara,” dedi. “Bir an önce bu boktan yerden kurtulmalıyım.”

Kargaşanın sahibini izleyenlerden Ayame, “Bu çocuğu daha önce hiç görmedim,” dedi.

Endo’ysa gözlerini adamdan ayırmadan, “Onu tanıyorum,” diyerek sözüne devam etti. “Savaş delisi manyağın teki. Adı Jiro. Ağabeyi üç yıl önce adadan ayrıldı ve yalnız kalınca insanların zorbalığına maruz kaldı. Cılız ve korkak bir çocuktu ancak ağabeyi gittiğinden beri onu bende pek görmedim. Bu hale nasıl gelmiş?”

Ayame arkadaşının açıklamasıyla anılarında cılız, turuncu dikenli saçlara sahip bir çocuğun yer ettiğini hatırladı ve sanki aydınlanma geçirmiş gibi gözlerini açarak, “Jiro?” dedi. “O velet kendisine ne yapmış böyle? Sen söylemeseydin kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.”

İkilinin odakları bağırışları yükselen Jiro’ya kalınca sohbette devam etmedi ve bu manyak herifi izlemeye devam ettiler. Fakat adamın bağırışları hiçbir işe yaramıyor, kendi sırasındakilerin çoğu arkalarını dönüp ağır ağır ilerlemeye devam ediyorlardı.

Kale alınmayışı zihnine eskiden ezilen ve hor görülen o ezik Jiro’yu kendisine tekrar tekrar hatırlatınca iki kılıcını da yana doğru açıp, “Sizden bıktım,” deyip ileriye atıldı. Daha arkalarından gelen saldırıyı göremeyen kalabalık iki kılıç arasında bedenleri parçalanınca kan fırtınası diğer sıralarda bekleyenlerin üzerine sıçradı ve sıranın ortalarındaki gence kadar herkes ya tepki veremeden ya da kılıçları kırıldığı için saldırıyı durduramadı. Nihayet saldırıyı durduranda bir uzun bir de kısa kılıç kullanan ve Jiro’ya nazaran sakin, üstü başı düzgün ve Haru gibi uzun siyah saçlara sahipti.

Haru hiçbir tepki göstermeden, “Yami,” dedi. Ve iki arkadaşı da aynı anda Haru’ya dönüp, “O kim?” diye sordu.

Zeytin karası gözleriyle Jiro’yu süzen Yami sakin ve kulağa tınısı hoş gelen sesiyle, “Artık duralım,” diye bir öneride bulundu. “Gördün işte. Ben daha güçlüyüm. Şimdi sıranı bekle.”

Jiro kaşlarını çatarak ayak parmaklarından bileklerine kadar tüm kaslarını karşısındakini parçalamak için odakladı fakat tüm seslerin son bulduğu çevresinin karanlığa bulanıp anlamını yitirdiği bir saniye gözünün önüne geldi. Hemen kılıçlarını bırakarak bir eli gırtlağında diğeri karnının üstünde soluklanmaya, oluk oluk terleyen koca adam tir tir titreyerek kendisine tepeden bakanın bir an önce yok olması için Tanrı’ya yalvarmaya başladı.

Ayame ve Endo’nun nutku tutulmuş Jiro’nun hissettiklerinin onda birini kalplerinde hissetmenin verdiği ağırlığı hazmetmeye çalıştılar. Haru sadece arkadaşlarının değil herkesin aynı durumda olduğunu fark etmesi dışında önüne dönerken kendisiyle bakışları çakışan Yami’nin gözlerindeki ilgisizliğe karşı bakışlarını indirdi.

Gemiye geçen Yami’yle beraber bir dakika içerisinde herkes toparlanıp daha demin neler olduğunu anlamaya çalışırken Jiro’da dahil kimse Yami’nin gemisinin olduğu sıraya geçmedi.

Haru, “Diğer gemiler çok sıkışık olacak,” deyip sıradan çıktı.

Endo, “Nereye?” diye sormaya niyetlenirken arkadaşının o canavarın gemisine doğru yöneldiğini ve hiçbir şey yokmuş gibi cesetlerin yanından geçerek bindiğini görünce ne düşüneceğini bilemedi.

Ayame, kas yığınının omzuna vurup, “Ne bekliyorsun? Onu takip edeceğiz,” deyip kız da gemiye gitti. Yalnız başına sırada kalan Endo gergin bir gülümsemeyle, “Bu kadar çabuk ölmek istemiyorum,” dedi ve o da canavarın gemisine bindi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.