Ağır bavulumu hızlı bir şekilde trene doğru sürüklerken nefes nefese kalmıştım. Eğer bu hızda sürüklemeye devam edersem muhtemelen trene geç kalacaktım. Eh.. geç kalkmanın sonucu buydu. Aslında düşünecek olursak benim suçum değildi. Normalde her zaman tam vaktinde çalan alarm ne olmuşsa bu sabah bozulmuştu. Ama kısmen de kendimi suçluyordum. Eğer annemlere beni erken kaldırmalarını söyleseydim bu rezilliği çekmezdim.
Trenin yavaş yavaş hareketlenmesini fark ettiğimde adımlarımı daha da hızlandırdım. Resmen koşuyordum. Tam trene yetişecekken bavulum bir tuğla boşluğuna takıldığını fark etmediğimden bavulumu çekeceğim sırada yere kapaklandım.
"Ahh.. siktir."
Hızlıca ayağa kalktım ve bavulun tekerleğini çukurdan çıkarmak için oynattığımda bavulun tekeri kırıldı. Hayır.. hayır.. Bavulun tekerleği elimde kaldı.
"Hadi ama.. Bu kadarı da fazla oldu artık."
Derin bir nefes aldıktan sonra bütün bu duruma lanet ettim. Elimdeki tekeri yere bırakıp, artık üç tekerlekli olan bavulumu koşarak trene doğru sürükledim ve son anda trenin kapanmak üzere olan kapılarından içeri girdim. Aşırı derecede salgıladığım adrenalin hormonu kalbimin hızlıca atmasına neden olmuştu. Derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirdikten sonra dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Hogwarts Express'i... Özlemiştim burayı.
Bavulumun sapından tutup kompartımanların olduğu yere adım atacakken büyük bir kuvvet beni geri çekti. Arkama döndüğümde bu seferse bavulumun bir diğer tekerleğinin trenin kapanmış olan kapılarının arasına sıkışmış olduğunu gördüm. Lanet bavul. Lanet tekerlekler.
Bavulu kendime doğru çektim bir kez daha. Yerinden kıpırdamıyordu tekerlek. Elimin tersiyle terlemeye başlayan alnımı sildim ve bavulun kulpunu bıraktım. Etrafta birisinin olup olmadığını görmek için biraz arkaya eğildiğim sırada tren fren yaptı ve ben sırt üstü yere yapıştım. Tamam. Anladım artık. Bugün, okulun ilk günü kesinlikle güzel geçmeyecekti. Hem de hiç.
Ayağa kalkıp ellerimle gözlerimi ovuşturduğum sırada alnıma gelen sert darbeyle biraz geri sendeledim ve alnımı tuttum. Pes.. Benden pes..
Elimi alnımdan çektiğimde karşımda gördüğüm manzara tahminen benim yaşlarımda uzun boylu, kumral ve yeşil gözleri kocaman açılmış bana bakan bir insan öğrenciydi.
"Hey, sen iyi misin?"
Suratındaki ifadeye ve sesindeki endişeli tona gülmemek için zor tuttum kendi. Bir yandan da hafif bir mutluluk yaşadım. Hayatımda tanıdığım, sadece alnıma gelen bir darbeden dolayı sanki ölüyormuşum gibi endişeli tepki verecek bir tek kişi Lily'di. Diğerleri ise gülerlerdi kesinlikle. Eh, bende öyle bir durum olduğunda onlara gülerdim. Ne ekersen onu biçersin dedikleri laf bu olsa gerek..
Karşımdaki çocuğa alnımın zonklamasını takmamaya çalışarak gülümsedim.
"Merak etme. İyiyim ben kaza işte. Çok fazla acımadı zaten."
Kafam zonkluyor lan!
Çocuk, endişeli gözlerle bana bakmaya devam ediyordu.
"Ben çok özür dilerim yani yürürken önüme bakmıyordum ve sana çarptım. Bunun için çok üzgünüm."
Gülümsemeye devam ettim ve elimi boş vermesini söylemek amacıyla oynattım.
"Dediğim gibi bir kaza. Boş ver önemli değil."
Sadece kalın kafalı biri alnımı çökertti.
Çocuğun gözlerindeki endişe biraz da olsa gitmişti. Gülümsememe buruk ve hala endişeli bir ifadeyle gülümseyerek karşılık verdi.
"Tekrardan özür dilerim ama bunu telafi edeceğim. Söz veriyorum."
Evet, lütfen. İki paket çikolataya anlaşırız.
Aklımdaki düşünceyi -hatta konuşan sesi- duymazlıktan gelmeye çalışarak başımı iki yana salladım.
"Ne? Saçmalama. Kendini telafi ettirmeye çalışmana gerek yok. Ben iyiyim cidden."
Çocuk, elini hafifçe jölelenmiş kumral saçlarından geçirdi ve önüne gelen tutamları geriye atarken gözleri bavulumun tren kapılarının arasına sıkışmış olan tekere kaydı. Derin bir nefes aldı ve bakışlarını bana çevirdi.
"Bari şunu çekme konusunda yardım etmeme izin ver."
Tabii, buyur.
Kendimi mahcup bir bakış atmaya zorladım ve yavaşça başımı aşağı yukarı salladım.
"Yani, eğer senin içinde bir sıkıntı olmazsa..."
Gülümsemesi genişledi ve yüzündeki endişeli hali silindi. Bavulun kulpundan tutup kapının arasına sıkışmış tekerleği kendine çekerek çıkarmaya çalıştı.
"Bunun tekerleği büyük ihtimal kırılacak."
Allah Allah... şaka yapıyorsun. Nerden anladın ya.
Bütün gücüyle bavulu kendine çektiği sırada sıkışmış olan tekerleklerin biri daha kırıldı. Yine. Şaşırtmadı.
Bakışlarını bana çevirdi ve gergince gülümsedi.
"Demiştim.."
Gülümsedim ve başımı salladım.
"Evet. Demiştin... Eh artık iki tekerlekli bir bavulum var."
Amma dandik bir bavulmuş.
Çocuk gülümsedi ve bavulu almam için kulpu bana uzattı. Gülümsedim ve bavulu aldım. Aramızda sessizlik oluştu. Rahatsız ediciydi. Trenin koridorunda dikilmeye devam ediyorduk. Konuşacak konu aramaya başladım ama konu yoktu. O çocukla konuşacak bir konum yoktu. Yere bakarken arada ona bakıyordum. O da aynısını yapıyordu. En sonunda derin bir nefes verdim. Bavulun kulpunu daha sıkı kavradım ve ona baktım. Gergince gülümsemeye devam etti ve elini başının arkasına, ensesine koydu ve bana baktı.
"Pekala o zaman... Görüşmek üzere."
Başımı aşağı yukarı salladım ve son bir kez ona baktım ve kompartımanların olduğu yere doğru gittim iki tekerlekli bavulumla.
Kompartımanlar elbette dopdoluydu. Trene geç kalmanın bedeli buydu. Kompartımanların içerilerine baka baka yürürken bir ses duydum. Tanıdık bir kızın sesiydi bu ses. Bir kaç adım atıp bir kompartımanın içine baktığımda o kızı gördüm. Bessira. Eskiden "Bir elmanın yarısı gibiyiz." diyebildiğim, geçmişte her anımızı gülerek ve birbirimizi gülümseterek geçirdiğimiz kızdı bu. Geçmişte herkesin beni onun Slytherin olmasından dolayı yargıladığı ve beni, ona güvenmek konusunda ısrarla uyardıkları kızdı. Bense onlara hep karşı çıkmıştım. Ona güvenebileceklerini ve sırf bir Slytherin olması onun kötü biri olacağı anlama gelmediğini söylemiştim. Her hareketinde ona güvenmiş ve sonuna kadar desteklemiştim.
Peki sonuç olarak ne olmuştu? Benim nefret ettiğim ve bir zamanlar onun da kötülediği kızla 'en yakın arkadaş' olmuştu. Hexa'yla. İkisi kompartımanda yan yana oturmuş tanımadığım birkaç Slytherin ile konuşuyorlardı. Sonra Hexa, kulaklarıma sanki zehir gibi gelen keskin kahkahası etrafı doldurdu. Dışarıda olsam bile pisliğin kahkahasını duyabiliyordum.
Benim ona baktığımı fark etmiş olmalı ki başını bana çevirdi. Beni görünce yüzündeki mutluluk maskesi yere düştü. Bana zehirli ve kin kusuyormuşçasına baktı. Yeşil, soğuk gözleri yüzüme odaklanmıştı. Küçükken yeşil gözlü insanları çok kıskanırdım. Hatta benim gözlerimin onlar gibi yeşil olmayışına çok üzülürdüm. Bazen ağlardım bile. Babam odama gelir ve benimle bu konuyla ilgili konuşurdu. Ona keşke benimde gözlerim yeşil olsaydı diye mızmızlanırdım. Ama şimdi Hexa'nın donuk yeşil gözleri bana bakınca gözlerimin yeşil olmamasına çok sevindim. Böyle donuk bakacağıma kahverengi gözleri tercih ederim.
Babamın her zaman dediği gibi: "Göz rengimiz ne olursa olsun, önemli olan insanlara nasıl baktığımızdır. Eğer iyi bir bakışla bakıyorsak gözlerimiz o kadar güzeldir. Kötü bir bakışla bakıyorsak, gözlerimiz o kadar çirkindir." Şimdi anlıyordum babamın ne demek istediğini. Eskiden onun dediklerini saçma buluyordum. Halbuki çok haklıymış.
Hexa bana göz devirdi ve önündeki kızlara bir şeyler söylemeye başladı. Benim hakkımda konuştuğuna yemin edebilirdim. Ama umurumda değildi. Pis çiyan.
O kompartımandan ilerlemeye ve diğer kompartımanların içerilerine bakmaya başladım. Her taraf dopdoluydu. En son bir kompartıman kaldığında içimden dua ederek kompartımanın önüne ilerledim ve içeriye baktım. Lily!
Kompartıman kapısını hızla açtım ve içeri girdim. Lily içeri dalmamı beklemiyormuş gibi başını okuduğu kitaptan kaldırdı ve gözlerini büyülterek bana baktı. Gülümsedi ve kitabını masaya koydu.
"Jenna.. Nasılsın. Bende seni düşünüyordum. Her yılki gibi geç kalmanı özlemişim."
Güldüm ve o ayağa kalkıp bana sarılınca bende karşılık verdim.
"Dimi.. dimi.. bende öyle.. eee napıyon-."
"Kapıyı kapasaydınız keşke."
Kompartımanın kenarında onu şuana kadar fark etmediğim Severus kitabını kapadı ve kompartımanın kapısını kapatıp tekrar kitabını okumaya devam etti.
"Sana da merhaba Snape."
Başını salladı kitabını okumaya devam ederken. İnsan bir yüzüme bakar.
Lily yerine oturdu ve bende bavulumu üst kabine yerleştirip karşı koltuğa oturdum ve onlara baktım. Yan yana oturmuş kitap okuyorlardı. Yakınlardı. Lily'e baktım. O da bana baktı ve kaşlarını çattı ne olduğunu sorarcasına. Ona Severus'u işaret ettim ve sırıttım. Göz devirdi ve kitabına geri döndü ama yanakları hafifçe kızardı. Doğruyu söylemek gerekirse fazla yakışmıyorlardı. Ama onunla uğraşmak hoşuma gidiyordu.
Oturduğum koltuğun cam kenarında bazı eşyalar vardı. Marlene'nin eşyaları!
"Marlene burada mı?!"
"Merlin.. Biraz sessiz olamıyor musun? Kitap okuyorum."
Lily Severus'un ayağını tekmeledi susmasını işaret ederek. Bana döndü ve gülümsedi.
"Buradaydı sonra tuvalete gitti. Birazdan gelir."
Başımı salladım. Arkama yaslandım ve gözlerimi salak Severus'a diktim. Ne yani nazik cümle söylemek ne kadar zor olabilirdi ki?
Kompartımanın kapısı hızla açılınca kapıya döndüm. Marlene! Gülümsedi ve ayağa kalkıp ona sarıldım. O da bana sarıldı aptalca sırıtarak.
"Hayat nasıl gidiyor lan?"
"Sensiz ve cezasız çok sıkıcı. Okula gidip başımızı belaya sokmamız gerek."
Cümleme kahkaha attı ve benden ayrılıp kolunu omuzuma attı. Birbirimize aptalca sırıtırken Lily bize uyarı dolu bir bakış attı.
"Sakın.. Bu sene olmaz. Bölüm kupasını bizim almamız gerekiyor ve eğer bu sene de kaçırırsak size yemin ederim ki sizi bir kaşık suda boğarım."
Lily'e baktık. Ciddiydi. Sonra birbirimize baktık gülmemeye çalışarak. Lily her zaman bizim annemiz gibiydi. Biz de onun çocuğu gibiydik. Başımızı ne zaman derde soksak bizi profesörlere karşı savunur sonra yalnız kaldığımızda bizi bir güzel azarlardı.
"Bence haklı."
"Evet yani kesinlikle bölüm kupası falan."
Lily dalga geçtiğimizi anlayınca kitabı bize fırlattı ve tam isabet ikimizin de kolunun olduğu yere denk geldi. Biz kolumuzu ovarken o konuşmaya başladı.
"Ciddiyim sizi salaklar."
"Tamam ANNE!"
Marlene'ye gülmemek için kendimi zor tutarken koluna hafifçe dirsek attım.
"Yani biz de ciddiyiz Lily demek istedi."
Lily halimize -aptalca hareketlerimize- hafifçe güldü. Kitabını yerden aldı ve geri okumaya başladı. Biz ise birbirimize baktık ve kendimize güldük. Arkamızdaki koltuklara oturduk ve klasik olarak insanların dedikodusunu yapmaya başladık. Fark etiğimize göre Lily bize katılmak için can atıyordu ama Severus'la kitap okumayı seçmişti. Severus'sa bize bakıp ikide bir göz deviriyordu ve buysa bizim daha çok gülmemize sebep oluyordu.
Hogwarts'a yaklaştığımızda kabinlere girip üstümüzü değiştirdik ve cübbelerimizi giydik.
Nihayet Hogwarts'a vardığımızda bavullarımızı alıp "bölüm başkanlarımızı" takip ederek binalarımıza girdik. Yoğun isteklerimiz üzerine Marlene, Lily ve ben aynı odada kalıyorduk. Yeni odamıza girdik ve eşyalarımızı yerleştirmeye başladık.