Anastasia, kayalıkların üzerinde acı içinde kıvranırken nehrin soğuk suları saçlarına sızıyordu. Sırtındaki o muazzam beyaz kanatların sol tarafı, İblis Kral'ın lanetli okunun darbesiyle kararmış, kömürleşmeye başlamıştı. Damarlarından akan o şifalı, parıltılı kan toprağa her değdiğinde, solan çimenler bir anlığına canlanıyor, ardından İblis Kral'ın aurasıyla yeniden çürüyordu.
Genç melek, titreyen elleriyle kendini doğrultmaya çalıştı. Hemen arkasında, kurtardığı köylü adam duruyordu. Köylü, hayatını kurtaran bu iki farklı göz rengine sahip meleğe şaşkınlık ve derin bir mahcubiyetle baktı. Bu kız, günlerdir dükkanda onlara güleryüzle hizmet eden Anastasia’nın ta kendisiydi!
"Kaç..." diye fısıldadı Anastasia, adamın duyabileceği en son güç kırıntısıyla. "Hemen buradan git..."
Adam korkuyla arkasına bakmadan ormanın derinliklerine doğru kaçarken, İblis Kral ağır adımlarla Anastasia’ya doğru yaklaştı. Devasa siyah boynuzları ay ışığını kesiyor, yüzündeki o vahşi haz her adımda daha da büyüyordu.
"Ne büyük bir aptallık," dedi İblis Kral, alaycı sesi ormanda uylu bir gürültü gibi uğuldarken. Anastasia'nın tam önünde durdu ve onun saçlarından kavrayarak başını yukarı doğru zorla kaldırdı. "Bir böcek uğruna kendini feda ettin. İşte siz meleklerin en büyük zayıflığı bu acınası merhametiniz."
Kızın bir gözü mor, bir gözü mavi olan yüzüne yaklaştı. Anastasia’nın acıdan dolayı gözlerinden süzülen yaşlar bile ilahi bir ışıkla parlıyordu. İblis Kral, genç meleğin sırtındaki o yaralı kanatlara bakarak parmaklarını şıklattı. Bir anda, karanlık dumandan zincirler Anastasia’nın bileklerini, boynunu ve yaralı kanatlarını sımsıkı sardı. Zincirler tenine değdiği an, Anastasia'nın içindeki iyileştirici enerji sanki görünmez bir girdaba kapılmış gibi çekilmeye, sömürülmeye başladı.
"Şimdi," dedi İblis Kral, kırmızı dikine kesik gözlerini zaferle büyüterek. "Önce senin o lezzetli, şifalı kanını tamamen mühürleyeceğim. Sonra da o harabelerdeki sarışın dostunun yanına gideceğiz. Yukarısı bu gece iki kıymetli parçasını birden kaybedecek."
Anastasia, gücünün ve bilincinin yavaş yavaş kapandığını hissetti. Zincirler ruhunu kelepçelemişti. Tam her şeyin bittiğini, Elysia'yı kurtarmak için çıktığı bu yolculuğun karanlık bir zindanda son bulacağını düşünürken, ormanın kuytu patikasından iki çift kırmızı göz daha belirdi.
"Anastasia!"
Bu ses, Kayen'in hiddet dolu sesiydi. Yanında nefes nefese kalmış Rhea ile birlikte, ormanda patlayan ilahi enerjinin peşinden gelmişlerdi. Ancak karşılaştıkları manzara, iki Avcı kardeşin bile hayatlarında görebileceği en büyük dehşetti.
