Arabayı gelişigüzel sürdüm. Yol nereye giderse… Umrumda değildi. Telefonum sessizdeydi, Melis aramış ama açmadım. Kimseyle konuşacak gücüm yoktu. Birden sahil yoluna çıktım. Arabanın frenine bastım, denize bakan o eski bank gözüme çarptı. Her zaman yanından geçerken dalga geçerdik: “Kim oturur orada ya?” İşte şimdi oradaydım. Oturur oturmaz gözyaşlarım aktı. Önce sessizce… sonra içimden taşar gibi. Titreyen ellerimle montumun cebini sıktım. Gözlerim yandı… ama umrumda değildi. Rüzgar saçlarımı savururken, içimdeki her şey darmadağın oluyordu. Keşke… Keşke o gece inip “İyi geceler baba” deseydim. Keşke sabah sarılsaydım. Keşke son sözcüğüm ters bir laf olmasaydı. Sanki bütün o lüks hayat, arabalar, telefonlar, story’ler… artık bomboştu. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Çünkü... o yoktu. Saatlerce orada oturdum. Hiçbir şey düşünmeden. Yalnızca ağlayarak. Güneş yavaş yavaş batarken, ayağa kalktım. Eve gitmek istemiyordum. Ama annem yalnızdı. Ve artık bir tek o kalmıştı. Yavaş yavaş villaya yürüdüm. Anahtarı çevirirken parmaklarım titredi. Kapıyı açtığım anda o koku yüzüme çarptı. Babamın kolonyası. O keskin, tanıdık koku... hâlâ her yere sinmişti. Sanki her an salondan çıkacak gibiydi. Sanki o koltukta uzanıyordu. Sanki seslenecekti: “Umay? Neredesin kızım?” Ama salonda kimse yoktu. Yalnızca sessizlik. Ve o sessizliğin içinde yankılanan geçmişin sesi. Kafamı duvara yasladım. İçimden bir şeyler daha koptu. O gece yemek yemeden, ışıkları açmadan odamın kapısını kapattım. Yatağıma uzandım. Ve babamın bana bir daha asla mesaj atamayacağı gerçeğiyle… gözlerimi kapattım.
O akşam hiç uyumadığım kadar geç saatlere kadar yatakta dönüp durdum nasıl olduğunu bilemeden göz yaşlarım arasında uykuya dalmışım.
Sabah olduğunda ev sessizdi. O sessizlik artık evin normal hâli olmuş gibiydi. Kuş sesleri bile yankılanmıyor, villanın duvarları kalın bir hüzünle kaplanmış gibiydi.Mutfağa indiğimde annem masada oturuyordu. Çayı önünde soğumuş, elinde kaşığıyla dalgın dalgın karıştırıyordu. Gözleri sanki gece hiç uyumamış gibiydi.“Anne…” dedim, ama devamını getiremedim.Başını kaldırdı, gözlerimin içine bakmadı. “Okula geç kalma Umay.”Sesindeki yorgunluk, bedeninden taşmış gibiydi. Önceden her sabah giydiğim kıyafetime yorum yapan, saçımı düzelten annem… şimdi sadece dalıp gidiyordu.Okula gitmek istemedim ama zorla çıktım. Yolda Melis aradı, açmadım. Ne anlatabilirdim ki? İnsanlara “babam öldü” demek bile hâlâ gerçek gibi gelmiyordu.