İçeriğe geç

Bir Lise Aşkı

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Bir Lise Aşkı

Bölüm 1

Lise Sabahı

İyi okumalarrr

Yeni bir lise ve belki de yeni başlangıçlar. Hayatımı bağladığım şehirden başka bir şehire geldiğimde değişen tek şey yaşadığım şehir değil; okuyacağım okul, arkadaş çevrem, yeni insanlar, bambaşka bir hayat olacaktı. Ben de bu hayatın ilk gününe hazırdım.

Gözlerimi alarm sesiyle ağır ağır açtım. Üzerimde dün geçirdiğimiz uzun yolculuğun yorgunluğu hakimdi. Elim sağ tarafımdaki sehpanın üzerinde saati arıyordu. Rahatsız edici alarm sesi tüm uykumun içinden geçmişti. Rüyamda gördüğüm tanımadığım yakışıklı akyaz çocukla olan tüm aşkımı bölmüştü lanet alarm. Saatin tepesine avuç içimle vurdum. Sustu sonunda. Gözlerimi tekrar kapatacaktım ki nasip olmadı. İçeriye annem girdi:

“Yeni okul sabahına uyan artık Dicle. Hadi bakalım kalk peynirli tostun hazır.”

Yatakta tekrardan esneyerek bıkkın bir yüzle anneme döndüm.

“Sadece beş dakika daha. Şahane bir rüya görüyordum!” Dedim mızmızlanarak. Annem gelip yatağın ucuna oturdu.

“Ne gördün anlat kız.”

Zorlukla açtığım gözlerimi devirdim. “Anne tamam çık geliyorum.”

Annem gülümsedi. “Kovuluyor muyum yoksa?” Dedi.

“Üniformamı giyeceğim anne.” Dememle ayağı kalktı. Kalkarken popoma şaplak attı. Elimi popoma götürüp sızlandım.

“Vura vura küçülteceksin anne!” Kadının eli ağırdı. Popom acımıştı sahiden.

Kapıyı kapatıp çıktı. Kafamı kaşıyarak yatakta doğruldum. Sandalyenin üzerinde bulunan ütülü üniformama baktım. Şaka maka daha yeni taşındığımız ilk günden okula yazılmıştım. Kaderin yüzüme güldüğü mü var. Yataktan kalktım. Demir eksikliği aniden kalkınca başıma vurdu. Sendeledim.

Yüzümü bile yıkamadan önce üniformamı giydim. Yavaş yavaş yürüyüp odadan çıktım. Lavaboya girdim. Aynada lanet olası tipimi gördüm. Savaştan çıkmış gibiydim.

“Karıncaya basmış da yamulmuş gibi duruyorum bu tip ne? “

Annemin banyo dolabına koyduğu tarağı alıp saçımı söke söke taradım. Bu aralıkta yüzümü de yıkadım tabi. Çapaklı çapaklı da gezilmez karizmam bozulur. Saçlarımı düzleştirip lavabodan çıktım. Aşağıya indim.

Annem sofraya oturmuş beni bekliyordu. “hoşgeldin kızım.”

“Anne niye öyle bakıyorsun.”

“Seni bekleyene kadar doydum. Şu an gelmiş olmana şaşırıyorum.”

Göz devirerek sandalyeyi çektim , oturdum. Peynirli tosta uzandım. Soğumuştu tost baya.

“Anne bunu ısıtsak mı?”

“Dicle beş dakika sonra evden çıkacağız lak lak etme de ye tostunu.”

Tostu hızlı hızlı yemeye başladım. Ne kadar acıktığımı saniyeler içerisinde tostun yarısına gelince anladım.

“Abartma kızım sen de, boğulacaksın!” Dedi annem.

Ağzımdaki lokmayı yutup anneme gülümseyerek baktım. “Bu arada bizi kimse yırtamaz.” Biraz da havalı.

Annem gariban gariban gözlerime baktı. “Kızımı kimseciklerin yırtmasına izin vermem zaten.”

Tekrardan gözlerimi devirdim. Yakında Efekan gibi gözlerim böyle kalıcaktı. “Anne sosyal medya esprisi o . Hiç karşına çıkmadı mı?”

“Canım ben sen miyim? Dakika başı sosyal medyada gezinmiyorum.” Elimdeki tostun bittiğini görüp ayağı kalktı. “ Hadi yediysen çantanı al gel ben arabaya gidiyorum kapıyı kilitle.” Evden çıktı aceleyle. Sanki kendi okul günüydü. Ben bile bu kadar heyecanlı değildim. Yani aslında heyecanlıydım da.

Ağzımı yıkadım, çantamı aldım, kapıyı kitleyip çıktım. Arabaya bindim. Annem aceleyle sürmeye başladı. “Anne sakin mi olsan?” Dedim.

“Okulun ilk gününden kızımın geç kalan biri olduğunu düşünmesini istemiyorum kimsenin .”

Geriye yaslandım. Yeni şehrim … güzel bir yerdi. Yani sokakları bakımlıydı. Telefonumu açtım. Hayranı olduğum kız grubunun son postuna yorumlar yağdırdım.

“Harikasınız!”

“Bayıldım!”

Arabada annemin dinlediği yapay zeka şarkılarının kapanmasından okula geldiğimizi anladım. Tedirgin bir şekilde anneme döndüm.

“Heyecanlı mısın?” Dedi sorgulayıcı bir bakışla.

“Ben mi yok canım ne heyecanı.” Arabadan indim. Anneme el sallarken az kalsın düşüyordum. Lanet kaldırım.

Yeni okulumun bahçesine ilk adımlarımı attım. Sabah sabah insanlar ne kadar da enerjik. Okulun merdivenlerinden çıktım . Taş gibi insanlar vardı vallahi. Sağa doğru sendeledim. Dengesizin biri omuz atmıştı. Arkama döndüm sinirle. Kızıl saçlı bir kızdı. “Önüne mi baksan babanın koridoru mu burası?” Diye seslendim kıza.

Elleri belinde bir şekilde arkasını döndü. “Hayır canım, babam başka okulun müdürü.” Dedi gülümseyerek.

“Oraya git o zaman. Belki oradakilere omuz atarken bir bahanen olur.” Diyerek arkamı döndüm.

Daha ilk günden birisi sinirlerimi bozduysa günün devamında disiplinlik olabilirdim. 10-A sınıfını aradım. Mavi gözlü kahve saçlı bir kız vardı. Ona sorabilirdim.

“Pardon bir bakar mısınız? 10-A nerede?”

Kız gülümseyerek bana döndü. Güzel bir kızdı harbiden. “Bir üst katta aynı sınıftayız gel.” Kolumu tutup çekmeye başladı.

Ay tövbe noluyor.

Merdivenlerden çıkıyorduk. “Yenisin değil mi?” Diye sordu.

“Evet evet.”

Bir tane sınıfın karşısında durduk.

“İşte 10-A burası . Bir ön sıram boş. Yani bir tane çocuk oturuyor ama onun yanı boş işte geçersin.” Çok hızlı konuşuyordu hiçbirşey anlamamıştım.

“Bir ön sıran neresi?”

“Orta üç.”

“Teşekkürler.” Sınıfa girip bir ön sıra diye bahsettiği yere oturdum. Sınıf çok güzel kokuyordu. Uzun bir süre oturup uzaklara daldım. Sınıfın manzarası denize karşıydı. Hoş bir manzarası vardı.

Zil sesiyle irkildim. Tüm hayallerim bölünmüştü. İçeriye çok farklı fenotipli insanlar girdi. Biraz önce karşılaştığım kahve gözlü kız yanıma geldi. Elini uzattı.

“Bu arada ben Begüm. Senin ismin ne?” Dedi gülümseyerek.

“Ben de Dicle. Memnun oldum.” Uzattığı eli sıktım. Arkamdaki sıraya geçip oturdu.

Ders kimyaydı. İnsanın içi kimya lafını duyunca sıkılıyor. Eski lisemde kimya öğretmeniyle saç baş kavga ettiğim için kimya dersine ayrı bir nefretim vardı. Umarım bu seferki kimya hocası samimi bir insandır. Dersin kimya olduğunu da Begüm sayesinde öğrenmiştim zaten.

İçeriye siyah saçlı, akyaz, fazla yakışıklı bir çocuk girdi. Boyu çok uzundu. Bana dik dik bakıp üzerine doğru gelmeye başladı. Yanıma oturduğunda yeni sıra arkadaşımın kim olduğunu öğrenmiş oldum. Çocuk dikkatle bana baktı.

“Niye benim yanıma geldin?” Dediğinde arkama dönüp Begüm’e baktım. Begüm otuz iki diş sırıttı. Tekrardan çocuğa döndüm:

“Yer yoktu.”

“Anladım. Ders boyunca çok haraket halinde olmazsan senin için iyi olur.” Dedi ve başını sıraya koydu. Uyuyacaktı sanırım. Bu ne demekti şimdi? Begüm’e döndüm. “Ne demek istiyor anlamadım.”

Begüm gülümsedi:

“Kimya hocası gözüne batan kişileri sınıftan çıkartıyor. O yüzden Ayaz seni uyarmak istedi.”

Yanımdaki çocuğa baktım. İsmi Ayaz’dı. Ayaz gerçekten güzel isimdi. Ama çocuk da yakışıklı yani. Bu çocuğa Ayaz dışında herhangi bir isim yakışmazdı.

Begüm kolumu dürttü, “Az daha bakarsan gözün çıkıcak. Noldu daldın gittin.” Dedi. Gülümseyerek önüme döndüm.

Kimya hocası içeriye girdi. Orta yaşlı ,kareli gömlek, ortası kel saçlarıyla tıpkı okuduğu dalın hakkını veriyordu. Eski kimyacımın erkek versiyonuydu.

Adam tüm ders boyunca ninni anlatır gibiydi. Hiç kimse de benim sınıfa gelen yeni biri olduğumu farketmemişti.

Canım sıkıldığı için defterimin kapağına şiir yazmaya başladım. Edebiyat dersini iple çekiyordum.

‘Çok eski bir yel, tekrar uğrar evime.

Unutulmuş bir kasabada,

Rüzgar benim neyime?

Penceremde soluk akşam,
İlkbahar bir bana noksan
Ne bir kuş cıvıltısı var
Ne de özleyip arayan’

Bir anda gelen şiir kırıntıları ile son cümleleri yazmıştım. Edebiyat dersinde hocaya gösterirdim artık.

Zaman ne yaparsam yapayım geçmiyordu. İlk ders bile beni bu kadar boğduysa günün devamını hayal edemiyordum.

Umarım beğenirsinizzz bir sonraki bölümü iki güne kadar atarımmm💕💕💕

Bölüm sonu

1 yorum