İçeriğe geç

Bir Kadının Kalbi

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Bir Kadının Kalbi

Bölüm 1

Klasik Giriş

Uzatmadan konuya giriş yapacağım, Ben Hera 17 yaşındayım. yazarlık okuyorum. 14 yaşımdan bu yana hep kendimle savaş içerisindeyim. Kendimden nefret ediyorum, burnumdan, gözlerimden, dudaklarımdan, her bir uzuvumdan. 9 yaşından, 14 yaşıma kadar babamdan şiddet gördüm. Her akşam içip içip beni döverdi. Her gün tek dileğim huzurlu bir gece geçirmekti. 14 yaşıma bastığımda, evden kaçtım. İşe girdim, maaşımı alana kadar sokaklarda sürünüp, çöplerden yemek topladım. 17 yaşımda erkek arkadaş bulup onun evine çıktım, kısacası bir şekilde hayatta kaldım.

"Tatlım, yemek hazır" ağzımda bir şarkı mırıldanırken buzdolabından salatalıkları çıkardım.

"Dışarıda yiyeceğim." Kafamı Gökay'a çevirdim.

"Sorun ne?" Anlamsız bir şekilde bana baktı, gözleri boş bakıyordu. Son günlerde bana karşı çok soğuktu. Gün boyunca dışarıda oluyor, gece eve geç geliyordu. Eskisi kadar ilgili değildi, hatta tamamen ilgisizdi bana karşı.

"Anlamadım?" Elimdeki salatalıkları masaya koyup, sandalyeye oturdum.

"Başka biri mi var?" İçim sızlıyordu, Gökay'ı çok seviyordum. Bana karşı ilgisini, her özelliğini çok seviyordum. Ve onu kaybetmek istemiyordum. Ona Aşık mıydım yoksa hiç sevilmemiş, ilgi görmemiş biri olarak sadece ilgisine mi aşıktım.?.

"Nerden çıkardın bunu şimdi?"

"Gökay, bir haftadır bana çok farklısın. Sanki Gökay gitmiş yerine başkası gelmiş gibi. Eskisi kadar ilgili değilsin. Başka biri mi var?"

"Var" yutkundum, sanki o an herşey durmuş gibiydi, kalbimde bir ağrı vardı. Evet kalp sorunum olduğu doğruydu ama bu acı diğerlerinden çok farklıydı. Sahi neden kalbim acıyordu?.

Ellerini göğüsünde birleştirdi. Ve konuşmaya başladı;

"Var Hera, seni hiç sevmedim ki, sana acıdım sadece. İşte gece gündüz çalıştığında seni gördüm. Çok kötüydü halin, sana acıdım ve eve aldım. Seni sevmedim, sana acıdım." Son sözlerini duyduktan sonra tekrar yutkundum. Ayağa kalkıp üzerine doğru yürüdüm.

Göz yaşlarım yanağımdan süzülürken, gözlerim Gökay'ın gözleriyle buluştu.

"Bir şey söylemeyecek misin?" Gülümsedim, bağırıp çağırmak istiyordum, bana acı diyen mi oldu? Demek istiyordum, bir sürü söyleyeceğim şeyler, söylemek istediğim tonlarca laf vardı, ama sustum.

"Gerek yok." Son sözümü söyleyip odama gidip eşyalarımı topladım. Gözyaşlarım yanağımdan süzülürken, içim kan ağlarken, son defa Gökay'a baktım ve evden çıktım. Hiç bir şey dememişti, nereye gideceksin bile dememişti, gözlerimiz vedalaşmıştı sadece.

"Hera ocağı kapat, selin sende ekmekleri masaya götür!" Başımı sallayıp ocağı kapattım. Masaya doğru ilerleyip çatalları masaya dizdim. Evet son olanlardan sonra, nereye gittim, ne yaptım merak ediyorsunuzdur. Aslında onun (Gökay'ın) evinden ayrıldıktan sonra bir kaç saat dışarıda gezdim, akşama doğru bir caminin bahçesinde kendimi buldum. Ağladım, kaç saat bilmiyorum ama uzun süre ağladığım kesin. İnsanlar geçti, bana sanki uzaylı görmüşler gibi baktılar ama hiç birisi yanıma gelmeye tenezzül etmedi. Kalabalığın içerisindeydim ama yalnızdım. Yatsıya doğru yanıma bir kız yaklaştı ve derdimi sordu, başta konuşmak istemedim ama sonra samimi yaklaşınca olayları özetleyip ona anlattım. Ve kız onunla yakınlardaki bir yurda gelmemi istedi, ve şuan o yurttayım tam iki gün oldu ve bugün 13 Eylül. Burdaki çoğu kızla tanışıp arkadaş oldum. Hepsini çok sevdim, Aleyna, Selin, Nazlı, Fulya.

"Nazlı kaşıklar nerde Allah aşkına!"

"Abla getiriyorum bekle"

"Ben sana ne zaman söyledim getir diye hay Allahım"

Kafamı Selin'e çevirdim, 1.67 boylarında esmer bir kızdı, oldukça güzeldi. Her gun dudağına kırmızı ruj sürdüğü için ona Bayan Kırmızı dudak diye sesleniyordum. Benden 12 yaş büyüktü, ama yaşına göre çok genç gösteriyordu.

Selin bana gülümseyerek çorbayı uzattı.

"İyi misin? Çorban soğuyacak hadi çabuk iç"

"Evet evet iyiyim, dalmışım sadece." Gülümseyerek elinden çorbayı alıp önüme koydum.

"Kaaşııklaar" nazlı tek tek hepimize kaşığı uzattı. Gülümseyerek çorbamı içmeye başladım. Nazlı, sarışın çilli 1.62 boyunda güzel bir kızdı, yurttaki kızlara göre boyu kısa olsa da, güzelliği eksiğini kapatıyordu.

"Aman tanrım! Maskeli balo olacak bu gece" hepimiz aynı anda Fulya'ya baktık.

Aleyna konuşmaya başladı;

"Allah aşkına bırak şu partileri! Yemeğe paramız zar zor yetiyor, bir de partiyle mi uğraşacağız."

Aleyna'nın söylediklerini duyduktan sonra Fulya dudağını büzdü. Fulya sarışın, uzun boylu, yurdun en güzel kızlarından biriydi. Ve fiziği inanılmaz müthişti, gerçekten fiziğine sahip olmak isterdim.

"Ya canısı, parti değil, Balo bu Balo!"

Gülerek Aleyna'nın Fulya'yı taklit etmesini izledim.

Aleyna dudağını büzerek ellerini göğüsünde birleştirdi.

"Ama canısı unuttun mu biz fakiriz? Ayrıca ha balo ha parti, aynı şey ikiside."

Fulya ayağa kalkıp, boş çorba tabağını alıp, bulaşık makinesine doğru yürüdü.

"Off biraz elit olun be! Ayrıca elbise dikip giderim ben bu baloya."

Gülümseyerek kafamı Aleyna'ya çevirdim.

"Eğer gerçekten düzgün bir elbise dikerse onunla ben de bu baloya giderim"

Gülerek önüme dönüp çorbamı içmeye devam ettim. Sonuçta dikemezdi, dün kıyafetinin yırtığını bile dikemeyen kız, elbise dikemezdi değil mi?.

Selin sorgulayıcı bakışlarla bana döndü.

"İşte o sözünü söylememeliydin!"

Anlamsız bakışlarla Selin'e baktım;

"Ne?, Dikemez zaten."

Fulya bana gülerek döndü.

"2 saat hayatım, tam 2 saatte dikeceğim ve sende 2 saate hazır ol!"

Kaşlarımı çattım, kafamı Aleyna'ya çevirdim*

"Dikebilir mi?" Aleyna başını salladı;

"Annesi terziydi ve dikişleri öğretmişti."

Dişimi sıktım. Of o baloya gitmek istemiyorum!.

Üzerimdeki dizimde biten siyah simli elbiseye baktım. Gerçekten çok güzeldi, ve evet bahsi kaybetmiştim. Fulya gerçekten iki tane muazzam elbise dikmişti!. Fulya iki siyah topuklu ayakkabı uzattı;

"Bunlar da ayakkabıların, hazırsan gidelim."

Oflayarak ayakkabılarımı giydim ve aynaya bakarak hafif dalgalı saçlarımı düzelttim.

Bir daha başka şahısla bahise girersem namerdim.

"Baya büyükmüş" karşımdaki büyük şatoya benzeyen yere baktım.

Fulya gülümseyerek koluma girdi.

"İçi de dışı kadar büyük ve güzel, hadi girelim artık."

İçeri girdikten sonra içerideki insanlara baktım, hepsi aşırı elit ve zengine benziyordu. Fulya'nın gözlerinin parladığını gördüm, kolumdan ayrılıp bara doğru gitti;

"İki tane lütfen" Fulya'ya doğru ilerlerken, bir adama çarptım.

"Pardon"

"Daha dikkatli ol" karşımdaki insanı görünce yutkundum. Evet oydu, Gökay.

"Hera?" Ne yapmam gerekiyor, gözlerim dolmuştu bile. Gözüm yanındaki, bana küçümseyerek bakan kıza kaydı. Orta boylu, esmer güzel bir kızdı. Lakin bakışları hiç hoşuma gitmemişti. Sanırım başka biri var diye bahsettiği kız o kızdı.

Bir şey söylemeden koşarak bahçeye çıktım. Süs havuzunun yanına oturup insanları izlemeye başladım. Gözümden akan yaşları sildim. Neden onunla çarpışıp, onunla karşılaşmak zorundaydım ki? Hay ben böyle şansımın içine edeyim.

Ayağa tam kalkarken bi kere daha bir adamla çarpıştım. Ve yeri boyladım.

"Yeter ulan yeter! Tüm herşey benim başıma gelsin zaten, ben böyle hayatın içine edeyim! Herkesten nefret ediyorum ." Küfür ederken üstümü silkeleyip, çarptığım adama bakmadan içeriye daldım. Fulya beni görüp yanıma doğru yürümeye başladı.

"Kızım nerdesin sen?"

"Burdayım"

Fulya oflayip kolumdan tutup bara doğru götürdü.

"Yerinde duramıyor musun kızım sen ya??"

Kaşımı çattım;

"Ölmedim burdayım! Ayrıca geziniyordum."

Fulya elimden tutup sandalyeye oturttu. "İçecek misin?"

"Hayır"

"Tamam sen git gezin ama uzaklaşma."

"Oğlum annem gibi davranmayı kessene, tamam uzaklaşmayacağım!"

Oflayip odaları gezmeye başladım. Tam o sırada bir el ağzımdan tutup beni bir odaya çekti. Nefes alışlarını hissediyorum. Elini belime koydu, şapkası ve maskesi yüzünden, yüzünü göremiyordum. Ama gözleri fazla güzeldi, ve bakışları fazla derin bakıyordu. Allah aşkına ben ne diyorum ya? Ayrıca elini çekmezse birazdan onu ısıracağım!.

"Sessiz ol" iki kelimesi, ve ses tonu, bütün korkumu alıp götürecek kadar güzeldi.

Çırpınmayı bıraktım, ve burnuma gelen kokuyla kendimi uykunun kollarına bıraktım. Son gördüğüm lanet olası adamın belimden kavrayıp, başımı göğsüne yaslayışıydı.

Bölüm sonu

3 yorum