5 ton
(1)
Nesneler zamanla ağırlaşırlar.Bunu kanıtlayan bir deney yada bu konu hakkında kapsamlı bir teori var mıydı bilmiyordum ama bu cümleye sonsuza dek inanıyordum.Zira "taşırım ben bunu ya " diyerek el attığım on kiloluk valizin asansörsüz apartmanın ikinci katına ulaştığım yaklaşık beş buçuk tonluk bir ağırlığa ulaşmıştı. Ciddi diyorum. İkinci katın son merdivenini adımlayıp artık taşımaktan ziyade sürüklediğim valizini düzlüğe çıkardığında kalp krizi geçirmek üzereydim. Bel buçuk tonluk ağırlığın kanıtı neydi bilmiyorum. Ama bende bu valizi bir kat daha çıkaracak derman kalmamıştı.
Merdivene çöküp çantamda taşıdığım pet şişeden birkaç yudum su içerken kardeşim Efe nın bu kadar eski bir apartmanda yaşıyor olmasının nedenlerini düşünüyordum. Ailemin parasıda vardı. Kendileri gayet lüks bir evde yaşayıp asansör gibi muhteşem icatların nimetlerinden faydalanabiliyor vardı. Ama erkek kardeşim Efe öğrenci evini her nedense böyle bir apartmana seçmişti; eski, asansörü olmayan , duvarlarındaki boyaları yavaş yavaş dökülmeye başlamış bir yer. Normalde bunu umursamazdım ama sağ kolumdaki ağrı huysuzlanmama sebep oluyordu ..kaç para ulan bi asansör?..
İtiraf etmem gerekirse asansörün yokluğundan ya da binanın eskiliğinden ziyade aşağı inip beni karşılama nezaketinde bulunmayan kardeşime öfkeliydim. Havaalanında taksiye bindiğim andan evin önüne indiğim ana kadar yaklaşık otuz kere aramıştım ama beyfendi telefonu açma zahmetine bile girmemişti . Olacak iş miydi? Ablan kalksın, kalbinde yarasıyla aylar sonra başka şehirden gelsin, anasını babasını görmeden önce kardeşinin yanına gelmeyi seçsin ama sen çıkıp onu karşılama ! İnanabiliyor muydunuz buna? Yani küçük erkek kardeşlerin faydalı olduğu yaknızca birkaç alan vardı ve onların en mühimi de ağır eşyaları taşımaktı. Fakat Efe Arıkan bu küçük görevi bile umursamayarak beni ne hallere düşürmüştü?
Ona haddini bildirmeme yalnızca bir kat kaldığını düşünerek gücümü topladım, tekrar doğruldum ve valizimi tekrar kavradım. Bismillah deyip yola koyulduktan birkaç dakika sonra nefes nefese kalmış bir şekilde üçüncü kata ulaştım bu katta iki daire vardı. Efe bel numaralı dairede kaldığını söylediği için valizimi çekiştirerek beş numaranın kapısının önüne getirdim ve nefesimi düzene koyar koymaz zile bastım. Aptal kardeşimi karşılamak için suratıma yorgun ve çirkef bir ifade yerleştirip kapıya bakmaya başladım. Bu esnada onun suratına karşı bağıracağım hareketleri zihnimin içinde sıraya diziyordum.
Yaklaşan ayak seslerini duymadan bir iki saniye sonra kapı hızla açıldı. Kendimi Efe nın mavi gözleriyle karşılaşmaya ve derhal çemkirmeye hazırlamıştım ama bir çift kara gözle karşılaşınca kalakaldım. Suratımdaki yorgun ve çirkef ifadeye birde şaşkınlık eklendi. Karşımdaki kesinlikle kardeşim Efe değildi. Benim kardeşim en son gördüğümde sarışın, civciv gibi bir çocuktu. Bu genç adam ise esmerdi. Üstelik bana çok tuhaf bakıyordu.
"Affedersiniz" dedim başımı çevirip kapı numarası kontrol ederken." Işık apartmanı beş numara değilmi burası?"
Çocuk sanki Türkçe değil İbranice konuşmuşum gibi hayretle gözlerini kırpıştırdı. Sonra "ha?" Dedi kabaca. Fakat toparlanması ve medeniyet basamaklarında hızla yükselmesi uzun sürmedi. "Evet ışık apartmanı burası.beş numara da burası."
Geç de olsa soruma bir cevap alabilenin mutluluğuyla hafifçe tebessüm ettim. "Efe Arıkan a ben bakmıştım ama?"
Esmer çocuk bu ismi tanıdığını belli eder şekilde kaşlarını yukarı kaldırdı. "Efe burada yaşıyor." Dedi. Nihayet takılmadan konuşmaya başlamıştı. Ama yüzündeki hayret ifadesi silinmiş değildi. "Ama şu an evde değil"
Son cümlesiyle ağzım hayretle açıldı ve kendimi, "Evde değil mi?" Diye bağırırken buldum. Sesim istediğimden daha yüksek ve tiz çıkmıştı ama bunu umursamadım. Zira kardeşim gerçekten beni hayalkırıklığına uğratmakta boyut atlamıştı ve bu durumu hazmetmeye çalışıyordum.
