Omuzumda bir ağırlık hissiyle uyandım.Dün geceyi hatırlayınca gözlerim hızla açıldı.Kafamı çevirip âgah ağa'nın yattığı yere baktığımda kolu omuzumda yatağa iyice yayılmış,hatta yorganı bile yere atmıştı.Pencere de açık olduğundan oda baya serinlemişti. Soğuktan heryerim tutulmuş bir şekilde yatakta doğruldum.
Âgah ağa yatarken yüzünü inceleme fırsatı bulmuşum gibi hissedip iyice baktım yanımda yatan adama. Yatarken ciddi yüz ifadesinden eser yoktu,o mağrur duruşlu çatık kaşlı adam yoktu karşımda. Uzun kirpikleri gözünün heryerini kaplamıştı,uyuyrken yüzü daha masum göründü gözüme.
Giydiği eşofman altı ve tişörtü bana bu adamın hiç görmediğim bir yanını göstermişti,sahi ne zaman üstünü değiştirmişti ki şimdi bu?
(Bir ağayı düşürdüğün şu hale bak esra,adam senin yüzünden kendi odasında bile rahat değil ki sen yattıktan sonra değiştirmiş üstünü)
Galiba iç sesim haklı,bu daha ne kadar böyle sürücek ki? Bu konakta her köşe başı insan kaynıyor,bugün zahide hanım gördü yarın teyzesi öbür gün amcası derken biz bir şekilde hep başbaşa kalacağız.
(Olamaz, ben hergün bozuk plak gibi bu durumu tekrar tekrar yaşayamam. )
Bari aramızdaki bu gerginlik olmasa herşey daha katlanılır olacak ama ne yapabilirim ki? Adam hâlâ karısını seviyor,bunu dün gece o söylemişti.
Belki böyle bir ilişkimiz olmayabilir, belki beni hiç sevmeyecek ama en azından aramızdaki bu gerginliğin kalkması şart.Sus sus nereye kadar canım illa bir yerden sonra konuşmak zorunda kalacaz.
Bugünden sonra aramızı iyi tutmaya çalışacağım,bu sayede onu her gördüğümde kalbim bu kadar hızlanmaz.
(Yani öyle umuyorum)
Zorlukla gözlerimi âgah ağa'dan ayırıp dolaba yöneldim,açık yeşil bir elbise çıkarıp banyoya girdim.Duşum bitince elbisemi de giğinip banyodan çıktım.
Âgah ağa yeni uyanmıştı beni görünce sessizce kalkıp benim arkamdan banyoya girdi. Hemen giyeceği birşeyler ayarlamak için dolabın kapısını açtım,gözüme açık mavi bir takım ilişti mavi rengi severdim giyeceklerini alıp banyo kapısının yanındaki koltuğa koydum.
Aynanın karşısına geçip küpelerimi takarken banyonun kapısı açıldı. Buharın içinden âgah ağa çıktı, aynada gözlerimiz kesişince gözlerim yuvarlarından çıkacak gibi oldu çünkü beline sardığı havlu dışında hiçbirşey yoktu.
(İnsan bir bornoz giyer zalımın oğlu)
Gözlerini benden ayırıp koltuğa koyduklarımı aldı ve tekrardan banyoya girdi. Ben hâlâ transa girmiş gibi banyo kapısına bakarken elimdeki küpeyi boynuma batırınca odayı tiz çığlığım kapladı. Âgah ağa hızla banyodan çıktı
"ne oldu!"
"H-hiç hiçbirşey olmadı" çok utanmıştım.
"Madem birşey olmadı neden bağırıyorsun?" Dilimi tuttu.Benden ses çıkmayınca yanıma gelip hâlâ elimde tuttuğum küpenin boynuma bıraktığı ize baktı. Kaşlarını çatıp çizilen boynuma parmaklarını gezdirdi.
Hâlâ üstünde havlu olması istemsizce yanaklarımın kızarmasına neden oldu. Kızardığımı fark etmiş olacak ki parmaklarını boynumdan çekip yanaklarıma koydu,mümkünmüş gibi bu sefer tüm kanım yanaklarımda toplanmıştı karşımda duram adama bakamıyordum bile ne kadar böyle kaldık bilmiyorum ama ayşenin sabırsızca kapıya vurması bu anı bozdu.
Ikimizde kapıya bakarken ellerinden kurtulup kapıya yöneldim o sırada âgah ağa da koltuktan giyeceklerini alıp banyoya girdi.
Kapıyı açınca ayşe kucağında taşıdığı zeynep'i bana uzattı,onu kucağıma alıp şaşkınca sordum
"Hayırdır ayşe kahvaltıya daha var"
"Zeynep biraz erken uyanmış canı sıkılınca yanıma geldi ama bugün finallerim var erken çıkıcam evden senin yanına gelmek istedi,birlikte inersiniz aşşağıya artık"
"Tamam sen git ben zeynep ile ilgilenirim"
"Tamam yenge hadi görüşürüz mehmet abi beni aşşağıda bekliyor"
zeynep'i yanaklarından öpüp gidince kapıyı kapatık zeynep'i koltuğa oturttum. Saçımı toplayıp elbisemle aynı koyu yeşil şalı tel toka ile saçıma tutturdum.
Âgah ağa banyodan çıkınca zeynep babasının kucağına atladı, birlikte koltuğa oturdular,şaşkın gözlerle babasına döndü zeynep.
"Baba, esra abla da mı seninle birlikte kalıyor bu odada?"
Bu sorusuyla yerime mıhlanmıştım. Tekrar masaya dönüp şalımla uğraşıyor gibi yapıp Aynadan ikisini izlemeye devam ettim.
Zeynep kaşlarını çatıp kollarını birbirine geçirdi "Hıh neden benim haberim yok ? tek uyanınca canım sıkılıyor benim ama senin canın sıkılmıyor,esrayla konuşuyorsun" kafasını çevirdi,küsmüştü zeynep.
Âgah ağa kızının çatık kaşlarını parmaklarıyla düzeltti, yavaşça yanaklarından tutup kendine çevirdi. Zeynep babasına döndüğünde küslüğünü bozup gülümsedi. Âgah ağa kızının gülümsemsinden tatmin olmuş gibi o da karşılık verdi. Gölerim bu ikiliye takılı kaldı, birbirlerine olan sevgileri bambaşkaydı. Bu gördüklerim benden alınan bir duyguyu daha yüzüme vurmuştu.
(Ben asla böyle hissetmemiştim babama karşı. Onun varı yoğu oğluydu. Çelimsiz, korkak, bir baltaya sap olamayan oğluydu.)
Ben fark etmeden gözümden bir yaş aktı. Âgah ağa sessizliğimi anlayıp bana aynadan bakınca o görmeden hemen sildim göz yaşlarımı, arkama dönük onalara gülümsedim.
"Zeynep,hadi canım acıkmışsındır kahvaltıya inelim" zeynep'i kucağıma alıp odadan çıktık. Âgah ağa daarkamızdan geldiğini belli edercesine k9lunu omzuma atıp merdivenlere doğru yönlendirdi beni.
Konaktakiler kahvaltılarını bitirince zeynep'le birlikte âgah ağanın peşinden dış kapıya kadar gidip yolcu ettik.
Zeynep'i kucaklayıp kedisiyle oynaması için balkondaki minderlerin üstüne bırakıp zahide hanımın yanına gittim. Salonun kapısından girerken zehrayla burun buruna geldik, bir adım geri çekilip kendime alan açtım ama zehra duruşundan ödün vermeden bana üstten baktı. Salonun kapısını kapatıp bizi ďısarıda tuttu.
"Biraz dikkat et esracım. Koca konak, heryerden birileri çıkıyor bu kadar şaşırma. Neyse alışırsın ama sen yine de girip çıktığın verlere dikkat et, sonra başka şeylerle burun buruna gelme" son kelimeleri ağzında geveleyip salına salına merdivenlere yöneldi
(O az önce bana laf mı soktu?)
"Gelin!"
Zahide hanımın sesini duyunca hiç beklemeden içeriye girdim. Zahide hanım her zamanki baş köşesine kurulmuş,yanındaki koltuklarda :feyza,hasret,aybüke bir koltukta; beyza hala, meryem hala ve songül yenge de bir koltukta oturmuş sohbet ediyorlardı. Herkesin elinde bir el işi vardı, zahide hanım elini yanındaki mindere vurunca yanına gidip oturdum.
"Geçen gün herkesle tanışırken kaneviçe yapmayı sevdiğini söylemiştin"
Feyza elinde tuttuğu kasnak ile kumaşı zahide hanım alıp bana uzattı. Kasnağı elime alınca gülümsedim,bir süre hem konuştuk hem de elimizdeki işlemeleri yaptık,akşam yemeğine yakın herkes kendi işlerine baktıkar. Salona çıktım zeynep'in elinden tutup mutfağa indik.
Ayşe çoktan gelmiş berivan ablanın yeğeniyle konuşuyordu. Bizi görünce o zeynep'e sarıldı, bende yemek yapmaya koyuldum. Zahide hanım bu akşamki yemekte yapılmasını istediği yemeklerden bazılarını bilmesemde berivan ablanın mutfak dolaplarının üstünden çıkarıp bana verdiği kendi el yazısıyla yazılmış tarif defterinden bakıp yapmıştım. Yemek alışmayı çok istediğim sohbet ve kahkahalarla yine tüm konağı sarmıştı.
Âgah ağa yemeğe biraz geç gelse de onu kapıda karşılayıp yemeğin hazır olduğunu söylemiştim. Yemek bitiminde bazılaı odalarına çekildi,kalan büyükler çay içmek için balkonun köşesindeki koltuklarda yerlerini aldılar.
Birilerine dakika başı çay taşımaktan artık kollarım uyuşmuştu,merdivenden çıkmaktan ayaklarımın hâlini söylemiyorum bile.
(Bu evde sadece ben gelin değilim ama neden her işi sadece ben yapıyorum acaba zehranın suyu mu çıktı)
Akşam esintisi beni uyumakla tehdit ediyordu. Ali ağa,sabah rutin doktor kontrolü olduğunu söyleyip erkenden odaya çekildi onun arkasından pek uzun sürmeden yiğit ağa ve adnan ağa da gidince kadınlar pek oturmadılar sonunda herkes odalarına çekilince uyuşuk adımlarla merdivenleri çıkıp odaya girdim.
Kendimi yatağa atıp uyumak istesem de kaç gündür kitap okumadığımı hatırladım. Bu çay sefası ortaya çıkmadan önce planım buydu,yatağın yanındaki komodinen buraya gelmeden önceki gece yarım bıraktığım kitabımı alıp koltuğa oturdum ve hevesle okumaya başladım,
Ne kadar zaman oldu bilmiyorum ama kapının açılmasıyla âgah ağanın geldiğini anladım. Kapıdan girerken göz göze geldik. Karanlıkta gözleri daha koyuydu,bakışmamızı kesen ilk o oldu akşap beyaz dolaba ilerleyip birkaç parça kıyafet aldı ve banyoya girdi.
Bende buradaki varlığını umursamamak adına elimdeki kitabı okumaya devam ettim. Üstüne eşoftman ve gri kolsuz bir penye giymiş vaziyette banyodan çıktı. Odada sadece oturduğum koltuğun yanındaki lambader açıktı,âgah ağa tavandaki avizeyi açınca bir müddet gözlerimi kıstım. Dolaptan birkaç dosya ve bir laptop çıkarıp ortamızdaki masaya koydu laptopa birşeyler yazıp dosyaları karıştırmaya başladı.
Ne kadar kitap elimde de olsa tüm ilgim karşımda oturan adamdaydı,onu izlemekten kendimi alamıyordum.
Bir an için o da bana bakınca gözlerimi kaçırdım.
"Madem okumayacaksın bari kitabı bir yere bırak,elinde çevrilmekten kırış kırış oldu sayfalar"
Başımı dik tutup âgah ağaya baktım "Sende kendi tavsiyeni dinlesen iyi olacak ağam,belli ki canın birşeylere sıkılmış. Baksana"
Başımla iç içine girmiş dosyaları işaret ettim
"konuşmaktansa dosyaların suyunu çıkarmak sana daha kolay gelmiş" beden dilinden iyi anlardım.
Gözlerimin içine bir süre baktıktan sonra elindeki dosyaları mayasa atıp laptop'u kapattı, başını ellerinin arasına alıp koltukta geriye doğru yaslandı. Derin bir nefes alıdı,kendi düşüncelerine daldığı belliydi.
"Dinlerim" sessizliği bozan ben olmuştum.
Ellerini başından çekip saçlarını karıştırdı
"Ankara'daki bir şirketle anlaşma imzaladık. Sözde dün üç tır dolusu baharat ellerine ulaşmalıydı ama yolda polisler çevirmiş,bir tırdan kasalarla toz çıkarmışlar"
Ne demen ya da ne yapmam gerektiğini bilemediğimden sessizce devam etmesini bekledim
"Kimin o tozları tırlara yüklediği meçhul ama bulacağım, bugün bütün çalışanlar ve dışarıdaki güvenlik görevlileri sorgulandı ama ne kimse birşey görmüş ne de kameralarda çıkış saatine kadar kimse tırların yakınında dolanmış" elini koltuğun koluna sıktı
"Senin şüphelendiğin biri var mı peki?" Gözlerinde gördüklerim gerçek olsaydı şu an bütün oda alev alıyor olurdu. Bir anlık irkildim,bunu fark edince konuyu değiştirdi.
"Ne okuyorsun? Gerçi benimki de soru, siz kızlar aşk meşk'ten başka ne okursunuz ki zaten" koltukta geriye yaslandı.
"Sen her konuda böyle çabuk mu kanıya varırsın?"
Sesimin bu kadar sakin çıkmasını beklemiyordum,belkide o geceden sonra yanlış birşey yapmaktan korkuyordum kim bilir.
"Bu konunun üstüne düşünülecek birşey yok,siz kıadınlar aşk meşk'e çok meraklısınız"
"Her kadın aynı değildir âgah ağa,karşındakini tanımadan hüküm kesme"
"Neden? Sen aşka inanmaz mısın?" Yüzüne yapmacık bir hüzün ekledi "Yoksa birileri o küçük kalbini mı kırdı?"
"Aşk diye birşey yoktur. Insanların uydurduğu bir saçmalıktan ibaret,ayrıca kimse ben istemeden kalbimi kıramaz"
"Sence aşk diye bir duygu yok mu? Aşk uğruna yazılan onca destanlar,masallar yalan mı yani?"
"Aşk başkalarında kendimizi keşfetmekten ve tanımanın verdiği hazdan başka birşey değildir." dedim. Bu sözü okuduğum kitabın mutsuz bir sonu vardı, mutsuz biten hikâyeler her zaman aklımda kalmıştır.
"Yarayla alay eder yaralanmamış olan"
O meşhur sözleri tekrarları.
"Anlaşılan sen bu yaradan nasibini almışsın"
Uzun uzun baktık birbirimize,gerçekten de bu kendini beğenmiş tavırını,insanlara üstten bakan ve çabuk kanıya varan bu adamı seven biri olmuş mudur? (Hiç sanmıyorum.)
Belkide zeynep'in annesini de benim gibi zorla evlendirmişlerdi-
Kapının çalınmasıyla tüm düşüncelerim yarıda kesildi. Âgah ağa ayağa kalkıp durmadan çalan kapıyı açtığında zeynep babasının kucağına tırmandı. Âgah ağa küçük kızının yanaklarına öpücükler kondurarak koltukta yerini aldı.
Bir zaman biribirleri ile konuştular sanırım kendi aralarında olan birşeydi. Kendimi bu konağa geldiğimden berri ilk kez bu kadar yabancı hissettim,buradaki herkesin hayatı sorunsuzca devam ederken benim hayatımın alt üst olduğu gerçeği bir burukluk hissetmeme neden oldu. Ben içimden düşünürken o sırada baba kız kendi aralarında konuşmaya devam ettiler.
"Baba ne zamandır birlikte bir yerlere gitmiyoruz,tatile götürsene beni" bana bakarak gülümsedi,
"hem esra abla da bizimle gelir. Çok eğleneceğiz çok!" ellerini birbirlerine vurup oturduğu kucakta hoplamaya başladı.
"Olmaz birtanem bu aralar babanın işleri var, ama sözüm olsun bir ara götürürüm sizi tatile"
Zeynep esnemeye başlayınca âgah ağanın konuşması yarıda kesildi. Ayağa kalkıp kitabı sehpadaki dosya yığınının üstüne bıraktım,zeynep'i kucağıma alırken söylendim
"Bu kadar sohbet yeter küçük hanım, yatma vakti"
zeynep'i yatağa bırakırken söylene söylene gözlerini kapattı. Âgah ağa yatağın baş ucuna gelip kızının elini tuttu. O uyuyana kadar ne ben sesimi çıkardım ne de âgah ağa, sessizce zeynep'i izledik ikimizde. Zeynep'in nefesleri düzene girince âgah ağaya döndüm
"Zeynep seni özlüyor" bana doğru dönüp baktı,
"Biliyorum, ama bu son teslimat patlaklık verince işleri daha sıkı kontrol etmeliyim. Yarın ankaraya gideceğim. Bu seferki teslimatlarda bir sıkıntı olmasın diye başlarında olacağım bu yüzden birkaç gün evde olmayacağım"
Söyledikleri aklıma bir fikir getirmişti
"Madem ankaraya gidiyorsun bizde seninle gelelim. Hem zeynep için de bir değişiklik olur. Sen işlerini yaparsın bizde otelde kalırız"
Umutla baktım gözlerine zeynep burada annesiz, arkasında kimse yok diye çok dışlanıyordu,babasıyla birkaç gün geçirmek onu mutlu ederdi.Âgah ağa kaşlarını çatıp bir süre düşündü
"Tamam. Sizde gelin sen bavullara 2 3 günlük eşya koy" âgah ağaya bakarak gülümsedim, tam konuşacakken elini kaldırıp sözümü kesti
"Ama otele değil. Annemin ameliyatı için bir ara ankarada kalmıştık. Orada bir evimiz var orada kalacağız" gülümsemem yüzümden solarken âgah ağaya söylenmeye başladım,
"Ama biz evde ne yapıcaz ki? Evden çıkalım dedik sen bizi başka bir eve götürüyorsun"
"Esra yeter, ne diyorsam o olacak. Hem otelde ben yokken ne yapacaksınız siz? Ne güzel hep birlikte olacağız, zeynep'in de istediği bu değilmiydi zaten?"
"Doğru ama ufffff canımız sıkılır bizim evde, hem otelde birçok insan var... hem zeynep de arkadaş edinir beraber oynarlar olmaz mı?"
Âgah ağa yine kaşlarını çatıp düşünmeye başlayınca ikna etmek için konuşmaya devam ettim
"Hem buraya geldiğimden beri bir yere de çıkmadım,benim için de bir değişiklik olur. Belki bende arkadaş edinir konuşu-"
"Beni delirtme esra! birinin seninle değil konuştuğunu,baktığını dahi görürsem bu onun için hiç iyi olmaz" bunu dişlerinin arasında söylemişti. Artık bu adam hakkında birşey biliyordum
( sahip olduğu hiçbir şeyi paylaşmayı sevmiyordu )
Başımı sallayıp ayağa kalktım. Dolabın üstündeki valizleri almaya boyum yetmeyince koltuğu çekmek için arkamı döndüğümde burnum sert birşeye çarptı,bunun âgah ağanın göğsü olduğunu burnuma çarpan kokusuyla anlamıştım. Adamın herşeyi kendine özgüydü ( buna kokusu da dahil)
Bana üstten bir bakış atıp bavulları benim için yatağın üstüne indirdi.
Ben bavullara birkaç parça eşya hazırlarken âgah ağa da banyodan çıktı. Yatağa uzanıp kızına sarıldı,üstünde yine bir eşofman altı ve kolsuz siyah bir penye giymişti
Bavulları kapatıp bende banyoda üstümü değiştirdim. Birbirlerine sokulmuş baba kızın yanlarına uzanıp zeynep'in bir elini elime alıp sarıldığımda âgah ağa ellerime baktı
"Yarın ankaradaki evde bende sizinle olacağım. Hem merak etme sen zeynep'e bu soğuk,taştan duvarları bile yuva haline getirdin, gideceğimiz yerde de zeynep'i mutlu edecek birşeyler bulursun"
Söylediği şeyler kalbime dokundu,ne demem gerektiğini bilemedim. Bu adam nereden biliyordu zeynep ile konakta tüm gün yaptıklarımızı?
Daha sonra söyledikleri beni bir konuda emin kıldı ( bu adam bütün gün bizi izliyor olmalıydı )
"Hiçbirşey yapamazsan bile bir uçurtma yapar yine onu mutlu edersi bu konuda sana güveniyorum"
|Bölümsonu


