Bıkmıştı artık. Böyle devam edemezdi. O, bu değildi. Bir planı olmalıydı; “yapacağım” deyip yapmamaktan vazgeçmeliydi. Bütün bunlar için kaçıp gelmemişti evinden, kedisinden, ruhundan.
Bir şey yapmalıydı. Anlamlı bir şey. Öldüğünde geriye bakınca “iyi ki” diyebileceği bir şey… pişman olmayacağı, huzur bulacağı bir şey. Sürekli o şeyi aramaktan yorulmuştu; dönüp dolaşıp aynı yere gelmekten, farklı kapılardan girip aynı kapıdan çıkmaktan.
Bir şey yanlıştı ama neydi? Sanki çözüm gözünün önündeydi de o onu göremiyordu. Sanki gözünde tozlu bir gözlük vardı; gerçekleri görmesine engel oluyordu. Kırıp atmalıydı o gözlüğü ama gözlüğü olmasa kördü.
Bir çıkış yolu olmalıydı. Hele onun için kesin olmalıydı; o bir sorun çözme uzmanıydı. Artık hayatını dolu dolu yaşamalıydı. O kadar çok uyumamalıydı. Uyumaya çalışırken uyuyamadığı o saatleri bile değerlendirmeliydi.
Bir iş bulmalıydı. Ama kim ona iş verirdi? Kaç yere başvurmuştu, ses yoktu. Ya onda bir sorun vardı ya da bu işe alım sistemi ona göre değildi. Belki de kendi işini kurmalıydı. Kendini geliştirmeliydi; kendine “kendi olmayı” öğretmeliydi.
Boğuluyor gibi hissediyordu. Sanki havada onun için yeterli oksijen yoktu.
Yatağından zorla kalktı. Yatak onu geri çağırıyor gibiydi. Ama kendine verdiği sözü hatırladı. Ne giymeliydi? Sanki bu hayatta az karar veriyormuş gibi bir de buna karar vermeliydi.
“Neyse,” dedi. Elinin attığını giydi.
Dışarı çıktı. “Biraz D vitamini,” diyerek yürümeye başladı.
Bir market gördü. “Bir şeyler alayım,” dedi.
Markete girdi. Raflara baktı ama canı hiçbir şey çekmiyordu. Eve döndüğünde hiçbir şey almamış olacağı için pişman olacağını biliyordu.
Meyve reyonuna yöneldi. “En azından sağlıklı bir şeyler,” dedi. Bağışıklığını güçlendirmek için portakal aldı. Kütür kütür görünen nektarinlerden de birkaç tane aldı.
Kasaya gitti. Sıra uzundu. Jet kasalara yöneldi.
“Acaba bir gün robotlar insanların yerini alır mı?” diye düşündü. “Kasiyerler işsiz kalır mı? Belki de yapay zekâ öğrenmeliyim…”
Ödemeyi yaptı, çıktı. Bir kamelyaya oturdu. Şarkı açtı.
Bir süre sonra sıkıldı. YouTube’da takip ettiği kanalın yeni videosu yüklenmişti. Açtı.
Videoda yeni yazarlara ihtiyaç duyulduğundan bahsediliyordu. En sonda bir e-posta adresi vardı.
Aklına bir fikir geldi. Bir hikâye yazıp gönderebilirdi. Böylece belki hayatını sürdürebilecek kadar para kazanabilirdi.
Ama ne yazabilirdi ki? O konuşmayı bile beceremiyordu ki… Mecazlar, süslü cümleler, uzun betimlemeler… yapamazdı ki…
Ekranın fotoğrafını aldı. Belki sonra aklına bir şey gelirdi.
Denemeliydi. Bir şeyi denemek, hiçbir şey yapmamaktan daha iyiydi.
Üç gün sonra aklına bir fikir geldi. Belki kendi hayatında gözlemlediği şeylerden yola çıkarak kısa öğretici hikâyeler yazabilirdi.
İlk hikâyesini yazmaya başladı.
AYNADAKİ YANSIMA
Biri bir gün bir psikoloğa gitmiş.
Psikolog: Buyurun, niçin gelmiştiniz?
Ziyaretçi: Hayatımdaki insanlardan çok şikâyetçiyim. Sürekli beni rahatsız ediyorlar.
Psikolog: Peki, örnek verebilir misiniz?
Ziyaretçi: Mesela…
Psikolog: Anladım. Size bir ödev vereceğim.
Bir gün boyunca kimseyle konuşmayın. Bir kâğıda, insanlarda beğenmediğiniz özellikleri yazın. Ertesi gün kendinizi gözlemleyin; gün içinde yaptığınız her şeyi not alın. Üçüncü gün iki kâğıdı karşılaştırın.
Dördüncü gün ziyaretçi tekrar gelir.
Psikolog: Hoş geldiniz. Ödevinizden ne çıkardınız?
Ziyaretçi: Aslında diğer insanlarda gördüğüm kusurların bende de olduğunu fark ettim… Ama bundan nasıl kurtulacağım ki?
Psikolog: Hepimizin kusurları var. Başkalarının kusurlarını düzeltmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Kendimizi değiştirmedikçe başkalarının değişmesini bekleyemeyiz.
Ziyaretçi bir süre sessiz kalır. Elindeki kâğıtlara bakar.
Ziyaretçi: Yani… ben aslında kendimden kaçıyormuşum.
Psikolog: Belki de en zor yüzleşme budur.
Ziyaretçi başını sallar. Bu düşünce artık onu rahatsız etmez. Aksine hafif bir rahatlama hisseder.
Ziyaretçi: Peki şimdi ne yapmalıyım?
Psikolog: Fark et. Savaşma. Kaçma da.
Ziyaretçi ayağa kalkar.
Ziyaretçi: Sanırım ilk kez kendime bakmam gerekecek.
Psikolog: Belki de hep oradaydı… ama sen başka yerlere bakıyordun.
Ziyaretçi odadan çıkar. Artık aynı kişi değildir.
Yazdığı hikâyeyi yolladı. Büyük ihtimalle beğenilmeyecekti.
Ama ileride bir gün “denedim” diyebilirdi. “Fırsatı değerlendirdim” diyebilirdi.
Bir damla umudu kalmıştı.
Ve bazen insanı hayatta tutan şey, sadece o bir damla ışıktı.