İçeriğe geç

Bir Ceza İçin Bin Günah

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Bir Ceza İçin Bin Günah

Bölüm 3

Yardımcı; Kısım 1

Küvetin içinde sıcak suya uzanırken hâlâ anlam veremiyordum. Hepsi bu muydu yani? Günlerce peşinden koştuğum mektuptan sadece bir özür ve adres verilmişti.

Büyük ihtimalle Lily, onun peşinde olan kişiden korktuğu için sadece küçük bir adres verebilmişti. Ve mektupta da öyle yazıyordu. Yani Lily'nin yazdığı o mektupla neredeyse her şey yerine oturmuş gibiydi.

Mektupta yazanlardan anladkğım kadarıyla, Lily aynı tahmin ettiğim gibi tehtid altındaydı. Bu tehtid yüzünden benden yardım istemedi, çünkü bana zarar gelmesinden korktu. Tabi bunu yapan kişide bunu fırsat bilip Lily'i öldürdü. Cinayeti çözmeye çalışıyordum ama cinayetin nasıl işlendiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Doğrulup küvetin içinden kalkınca esen soğuk havayla tüylerim ürperdi. Kenarda asılı duran havluyu alıp vücuduma sardıktan sonra apar topar banyodan çıkıp üstümü giymeye başladım. Lily'nin evine gidip etrafa bakmam lazım.

✧⁠*✧⁠*⁠。

Lily'nin evine girmeme izin yoktu ama bir kaç saniye evin etrafında yavaş yavaş dolaştım. En azından polislerden bir bilgi öğrenmeye, duymaya çalışıyordum.

Çok değil ama bir kaç şey duyup eve geri gelmiştim. Üstümdekileri çıkarmadan hızlaıca odama doğru yürüdüm ve masanın üstünden keçeli kalemi alıp duvara bir şeyler çizmeye başladım. Kalemin biteceğini düşünüp çekmeceden farklı renklerde bir kaç tane daha kalem alıp yazmaya devam ettim.

Bomboş duvarın en üstüne koca bir başlık attım. LİLY'NİN CİNAYETİ. Çok yaratıcı değil tabi. Köşeden en üste geçerek ilk maddeyi yazdım.

1. Lily'nin öldüğü gece 16 Ocak. Evinde ölü bulundu.

2. Kanların en fazla olduğu yer evin girişinde vardı ama Lily'nin cesedi üst katta banyoda bulundu. Neden?

3. Lily bıçakla öldürdü. Bıçak kayıp.

Belkide bıçağı bulabilirsem bıçaktaki parmak izinden katili de bulurdum. Yazmaya devam ettim.

4. Bir kişi mi yoksa suç ortakları da var mı? Bir kişi Lily'i girişte öldürüp gitmiş, organlarını banyoda başka biri almış olabilir. Ya da hepsini tek bir kişi yapmışta olabilir.

"Ah, az daha unutuyordum."

5. Lily organları alınarak öldü. Organları bulunamadı.

Geriye çekilip duvara yazdıklarıma baktım. Lily'nin ölümü hakkında daha çok bilgi almam lazımdı, ve daha mektupta yazdığı Drinking Brothers Mekanına da gitmemiştim. Ama bana bu tür klüpleri bilen ve cinayet çözmeden anlayan biri lazımdı değil mi? O zaman eski bir tanıdık işe yarardı. Vincent...

Cidden bu çocuğa ihtiyacım olduğuna inanamıyorum. Yani onunla görüşmeyeli uzun zaman oldu. Ama Lily'nin cinayeti için ona ihtiyacım var. Çocukluktan beri arkadaşımdı. Herhalde yardım ederdi. İç cebimden telefonu çıkarıp uzun zamandır aramadığım numaralara baktım. Vincent yazılı yere bastım. Derin bir nefes aldıktan sonra arama tuşuna korkarak bastım. Hiç birini bu kadar korkarak aramamıştım, yanaklarımın kızardığını şimdiden hissedebiliyorum.

"Ah! Niye bu dangalak için endişeleniyorum ki?" dedim sinirle telefona bakarken. Çevresi geniş bir insan olsaydım bu dangalağa ihtiyacım kalmazdı. "Hadi, hadi aç şunu!" Göz devirip telefonu kapatacakken telefonu açtı. "Hiç açmasaydın Vincent!"

"Sana da merhaba Naomi, beni aramanın nedeni nedir merak ediyorum. Açıkçası ben polislerden kaçtıktan sonra numaramı sildin sanmıştım."

"Aptal herif," diye fısıldadım. Sonra da konuya geçtim. "Sana ihtiyacım var. Bir konuda."

"Konu nedir?"

"Telefonda konuşulacak bir şey değil."

"İpucu versen." Neyle inatlaşıyordu bu? "Hayır." diye kestirip attım. "Konum atacağım yere gel."

"Gizli bir randevu olacak yani, müsait bir yer mi bari?"dedi alaycı ses tonuyla.

"Bu bir randevu değil. Aklında ne var senin-"

"Konumu atarsın." Telefonu kapattı. Egoistliği hiç değişmemiş.

✧⁠*✧⁠*⁠。

Motorumu park ettikten sonra otobüsün içine girdim. Terk edilmiş bir otobandaydık. Küçükken buraya sık sık gelirdik. Genellikle kimse olmadığı için, ve bu otobüs daha büyüktü bu yüzden hep bu otobüsü seçerdik.

Yani aslında küçükken dediğim, ilkokulda iken tanıştık. Lise sona kadar arkadaştık. Sonra yollarımızı ayırdık. İkimizde aynı yaştaydık. Benim ailem ilk okulun sonunda araba kazası yüzünden vefat edince Vincent ile tanıştım. Benden 4 yaş kadar büyüktü. Bu yüzden hep araba yerine motosiklet kullanırdım.

Naomi altı yaşında iken;

Ailem yeni vefat etmişti. Akrabalarım beni istemiyordu, bir masraf veya fazlalık olarak görünüyordum. Henüz altı yaşında ölümün ne demek olduğunu bilmiyordum. Cenazeden, mezardan, her kesin siyah giyinmesinden hiç bir şey anlamamıştım.

Herkes gittiğinde insanların bana acıyarak bakışlarını annem ve babam mezardan çıkmayınca anlamıştım. Sanki saklambaç oynuyorduk da, annem ve babam sonsuza dek saklanmış gibiydi. Annemin yanına oturup beklemeye başladım. Bir umut belki uyanırlar da bana bu oyunu oynamak için bir fırsat daha verirler diye.

"Anne," diye uyandırmaya çalıştım annemi güzellik uykusundan. "Hadi kalk, eve gidelim." Bekledim, bekledim, bekledim... Gece geç saatlerde biri yanıma geldi. Benim akrabalarımdan biri. O gece ne olup bittiğini anlayamadan kendimi yetimhanede buldum. Ve tabi onu da orda gördüm. Ertesi gece ağlarken pencerenin yanındaki kumral saçlı çocuğu gördüm. Yataktan doğrulup ne yaptığına baktım. Benden büyüktü biraz. "Sen yeni misin?" Bana soru sormasını garipsemeden cevapladım. "Ee... evet." Göz devirip önüne döndü. "Zaten gece ağladığından anlamıştım. Boşver zamanla alışırsın."

"Neye, zamanla alışırım?"

"Beklemeye," derin bir iç çekti. "Beklemeye mi?" Cevaplanmaya hazır sorumu anında cevapladı. "Bak, daha yaşın küçük, anlamazsın ama burada beklemek büyüdükçe zorlaşır."

Dediklerinden pek bir şey anlamadığımdan konuyu değiştirdim. "Sen ne yapıyorsun peki?" Pencereden sarkıttığı ipi iki katlı yatağa bağlamıştı. "Az önce dediklerini duymadın mı? Gidiyorum buradan."

"Hep beklediğin için mi?"

"Evet."

"Beni de götürsene." Yataktan atlayıp yanına geldim. Yüzüme ela gözleriyle bakıp cevap verdi. "Seni nasıl götüreyim? Götüremem olmaz, başıma bela açacaksın. Ayrıca çok konuşuyorsun."

Kaşlarımı çattım. "Hiç de bile, gıcık."

"Şımarık." Etrafına kısa bi göz attıktan sonra bana döndü. "Tamam hadi gel."

"Önce lafını geri al yoksa gelmem."

"Bende giderim o zaman."

"Tamam tamam, lafını sonra geri alırsın. Ne yapacağım ben şimdi?"

"Arkama geç belimden tut, ya da ipten." Dediklerini yaparken "Şuan ne yapıyoruz?" diye soru sordum. "E yetimhaneden kaçıyoruz tabi ki."

Naomi on altı yaşında iken;

Otobüsün içinde tur atmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Lanet olsun bu çocuk nerde? Saniyeler içersinde Vincent terk edilmiş ve paslanmış otobüsün içine gıcırtılar eşliğinde girdi.

"Sen ne yaptın? Kaç gündür ortalıkta yoksun, benim dediğimi yapmalısın?"

Vincent da yaptığı şeyden pişmandı. Ela gözleri hüzünlü ve yorgun bakıyordu. Her tarafta polislerden kaçmaktan bitkin düşmüş gibiydi.

Hızlı adımlarla Vincent'ın yanına gidip sarıldım. "Vincent..." sarılırken gözlerim dolmuştu ve ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Titreyen sesimle Vincent'ın elalarına bakarak yalvarmaya başladım. "Vincent, lütfen lütfen dediğimi yap. Beni dinle, bir kez olsun. Polise teslim ol hem kadının dediğini duymadın mı? Hapis süreni azaltırlarmış. Lütfen Vincent beni dinle."

Burnundan gülüp aynı titreyen sesiyle bana cevap verdi. "Hapis süresini azaltmak mı? En fazla ne kadar düser 50 yıl 40 yıl mı düşer? O polise teslim olmayacağım!"

Vincent elini benim elime uzatırken konuşmaya devam etti "Naomi benimle gel, ikimiz başka ülkeye en kötü şehre gider mutlu bir şekilde yaşarız." Gözlerinden akam yaşlar hızla yanaklarından süzülüyordu.

"Vincent sen dalga mı geçiyorsun? Polislerden kaçarken mi mutlu bir şekilde yaşayacağız?" Aynı şekilde benimde gözyaşlarım akmaya başladı.

"Naomi anlamıyorsun polislere teslim olursam bir daha oradan çıkamam!" Vincent elinin tersiyle yanaklarındaki göz yaşını silip bana tekrardan elini uzattı. "Son bir kez soruyorum, eğer hayır dersen gideceğim. Benimle gelecek misin?"

"Hayır!" Bu beklenmedik cevap yüzünden Vincent'in başından aşagı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Vincent arkasını dönüo giderken "Vincent lütfen beni dinle!" diye ağlayarak bağırdım ama arkasına dönüp bakmadı.

Günümüz...

Yani genellikle onunla iyi anılarım vardı ama on sekiz on yedi yaşında iken bir olay yüzünden yollarımızı ayırdık.

Benim motoru park ettiğim yerde bir motor daha vardı. Bu da demek oluyordu ki o da buradaydı. Otobüsün içine ilerlerken birinin arkamdan ittirmesiyle yere yapıştım. "Neden önüne bakmıyorsun Naomi?" İşte bu alaycı ses onu sesiydi. Başımı kaldırıp yattığım yerden ona baktım. Başını omzuna doğru eğdi. "Beni özledin mi?"

Yalan olduğu çok bariz olan bir ifadeyle "Çok." dedim ve yerden kalktım. Üstüme baktıktan sonra hiç beklemediği bir anda suratına yumruğumu indirdim. Burnunu tutarak gerilerken başımı onun gibi yana yatırarak ona baktım. "İnsan çocukluk aşkına böyle mi selam verir? Cık cık cık."

Bölüm sonu

3 yorum