Artemis'ten~
Bu kılıç antrenmaları cidden çok zordu. Hemen bir hizmetçiye banyo suyumun hazırlanmasını istedim. Her o sıcak küvetin içine girdiğimde kendimi bir rahatlamanın içinde buliyordum. Bu his pahabiçilemezdi. Yaklaşıp yarım saat oyalandıktan sonra bornozla beraber dışarı çıktım. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. Bende herhalde hizmetliler geldi diye düşünüp.
-Kapı açık içeri girebilirsin.
Ben arkam dönük bir şekilde kıyafet dolabına bakarken. Arkam dönük bir şekilde.
-Hadisene ne duruyorsun. Beni giydirmek için gelmedin mi?
-Leydi Artemis?
B-bu bu hizmetlinin sesi değildi. B-bu dükün sesiydi...
-Çok özür dilerim. Bağışlayın beni. Hizmetçimin geldiğini zannettim.
-H-hayır özür dilemenize gerek yok. Ne de olsa kim olduğumu bilmiyordunuz. Ben başka bir zaman gelirim. İyi giyinmeler.
Ve koşar adım odadan çıktı. O kadar utandım ki yerin dibine girebilirim şu an. Ve 'iyi giyinmeler' ne yaa öyle bir sözcük grubu olduğunu daha yeni öğrendim. Düke bak ya ses vermeden içeri giriyor. E hizmetliler de öyle giriyor. Kafamın içindeki ben beni içerden dövdü. Hâk etmiştim. Sanırım kendim giyinmeliydim. Makyajı ve saçımı hizmetlilere yaptırım.
Uzun beyaz bir elbise giydim. Saçlarımla uyumlu olacak bir şekilde kırmızı bir kurdeleyle belimi bağladım. Birkaç tane hizmetçi çağırdım. Ve saçımı topuz yapmalarını istedim. Makyajımında fazla olmamasını.
Ben güzel bir kızdım. Kendimi seviyordum. Zaten bence bir insan kendini severse her şeyi başarabilir. Yani ben öyle hissediyorum.
Hemen yemek salonuna doğru yürümeye başladım. Yanımdan geçen birkaç hizmetçi bana selam vererek yanımdan geçtiler. Ana yemek salonunun kapısının önüne gelebilmiştim sonunda. Kapının bir kısmı açıktı ama içeriden görünebilecek kadar değil. Dük, kâhyayla bir şey konuşuyordu sanırım. Onları kapıdan dinlemek gibi bir düşüncem yoktu ama merakıma yenik düştüm.
- Kâhya, sana tekrar soruyorum. Düşes nasıl biri?
-Efendim size söylediklerimin hepsi doğruydu. Ve hepsini şu an tekrar edebilirim.
- Peki sana inanıyorum kâhya.
Kâhya benimle alakalı bor şeyler mi yumurtlamıştı düke. Besle kargayı oysun gözünü işte. Bir dakika ben kâhyaya kötü bir şey yapmamıştım ki. Bana karşı söyleyebileceği kötü bir şey yok ki. Off kafamda niye bu kadar fantastik senaryolar kuriyorum ki? Hemen kapıyı iki yana açtım.
- Beni mi bekliyordunuz düküm?
-Aslına bakarsanız evet sizi bekliyordum düşesim.
Neden bunu böyle kolay bir şekilde söyleyebilir ki? Çok utanç verici bence. Ama ona geçen söylediklerim bunu yanında... Neyse bu kadar düşünmek beni utandırıyor.
- Benimle bir şey mi konuşacakdınız düküm?
-Evet, Artemis...
-Sizi bekliyorum düküm.
- İlk önce yemeklerimizi yiyelim. Tatlı yerken konuşabiliriz bu konuyu.
-Peki düküm...
Yemek ne dense çoo~k uzun sürmüştü. Bana söyleyeceklerini çok merak ediyordum. Sonunda tatlılarımız gelmişti.
- Leydi Artemis boşanmayı düşünüyor musunuz? Yani eve gitmek istiyor musunuz?
- Buradan gitmemi mi istiyorsunuz düküm?
- Hayır öyle bir şey söylemedim sadece... Lanetim bozulduğuna göre benden ayrılabilirsin diyorum.
- Evlilik sözleşmesinde bir varis doğurmak şartıyla evlendiğimiz yazıyordu.
Bir anda yüzü kıpkırmızı kesildi. Bu suratı o kadar tatlıydı ki izlemeye doyamadım. Biymesin istedim. Onun bu tatlı hâlleri benim en sevdiğimdi.
- Öhm-öhöm leydim siz gerçekten bana bir varis vermek istiyor musunuz?
Sona doğru sesi biraz kısık çıkmıştı. Ama hâla çok tatlı görünüyordu.
- Ben istemediğimi söylemedim.
- İstiyor musunuz?
-Sözleşme istiyor.
Theo'dan~
Yani o istemiyor. Bunu duyduğumda nedensizce kalbim sızlamıştı. Sanki kalbim onu bırakmamı söylüyordu. Ve nedense küçüklüğümden beri mantığımı dinlediğim pek söylenemezdi.
- Tekrar soruyorum bu son şansın leydim. Hâla gitmek istiyor musun?