Bölüm 2 — On Yedi Numara
Derin birkaç saniye boyunca kapının karşısında öylece kaldı.
İstasyondan geçen insanların ayak sesleri, uzaktan gelen araçların uğultusu, yağmurun kaldırıma düşerken çıkardığı ince ses...
Hepsi vardı.
Ama Derin hiçbirini gerçekten duymuyordu.
Aklında yalnızca tek bir şey vardı.
17 Eylül 2009.
Fotoğrafı tekrar çevirdi.
Tarih hâlâ oradaydı.
Parmakları titremeye başlamıştı.
“Bu mümkün değil...” diye fısıldadı.
Çünkü o tarihi biliyordu.
Hem de çok iyi biliyordu.
2009 yılında Derin henüz küçüktü. Hayatındaki bazı anıları bulanık hatırlıyordu ama o günün sıradan bir gün olduğuna emindi.
En azından şimdiye kadar öyle sanmıştı.
Fotoğraftaki Demir'e tekrar baktı.
Çocuk hâliyle gülümsüyordu.
Yanında ise...
Derin'in kendisi vardı.
Küçük Derin.
Aynı saçlar.
Aynı yüz.
Aynı bakış.
Fotoğrafın içinde elinde küçük bir oyuncak tutuyor ve Demir'in yanında duruyordu.
“Ben burada ne yapıyorum?”
Bu kez sesli söylemişti.
Cevap veren olmadı.
Derin fotoğrafı cebine koydu ve kapıya yaklaştı.
Kapının üzerinde gerçekten 17 yazıyordu.
Elini kilide götürdü.
Soğuk metal parmaklarına değdiği anda içinden garip bir ürperti geçti.
Sanki daha önce bunu yapmıştı.
Sanki elinin hareketi ona yabancı değildi.
Gözlerini kapattı.
Bir görüntü belirdi.
Küçük bir kız çocuğu.
Kapının önünde duruyordu.
Yanında Demir vardı.
“Hazır mısın?” diyordu Demir.
Küçük Derin başını sallıyordu.
“Ya biri görürse?”
“Kimse görmez.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Görüntü bir anda kayboldu.
Derin gözlerini açtı.
Nefesini tuttu.
Bir adım geriledi.
“Ben bunu nereden hatırlıyorum?”
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
“Çünkü unutmuştun.”
Derin irkilerek döndü.
Demir birkaç metre ötede duruyordu.
Derin'in yüzü gerildi.
“Sen gitmedin mi?”
“Gittim.”
“Sonra geri geldin.”
“Evet.”
“Niye?”
Demir cevap vermedi.
Derin ona doğru yürüdü.
“Beni takip mi ediyorsun?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden buradasın?”
Demir kapıya baktı.
“Çünkü buraya geleceğini biliyordum.”
Derin'in kaşları çatıldı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü yıllar önce de geldin.”
Derin'in yüzündeki ifade değişti.
“Ben mi?”
Demir başını salladı.
“Sen.”
“Ne zaman?”
“On yedi Eylül.”
Derin'in kalbi hızlandı.
“2009 mu?”
Demir bu kez cevap vermedi.
Bu sessizlik, Derin için cevaptan daha korkutucuydu.
“Demir.”
“Ne?”
“Bana her şeyi anlat.”
Demir gözlerini kapattı.
“Keşke anlatabilsem.”
“Keşke mi?”
“Bazı şeyleri anlatırsam hiçbir şey eskisi gibi kalmaz.”
Derin acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.”
Demir ona baktı.
“Sen hâlâ anlamıyorsun.”
“Ne anlamıyorum?”
“Sen buraya geri dönmedin, Derin.”
“Ne demek istiyorsun?”
Demir kapının üzerindeki 17 numarasını işaret etti.
“Sen buraya daha önce geldin.”
Derin bir an dondu.
“Hayır.”
“Geldin.”
“Ben hatırlamıyorum.”
“Biliyorum.”
“Nasıl biliyorsun?”
Demir yaklaşarak sesini alçalttı.
“Çünkü o gün yanındaydım.”
Derin'in gözleri büyüdü.
“Sen de mi buradaydın?”
“Evet.”
“Peki neden hatırlamıyorum?”
Demir cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
Sonra:
“Çünkü sana hatırlamaman gerektiğini söyledik.”
Derin'in yüzü bembeyaz oldu.
“Biz kim?”
Demir gözlerini kaçırdı.
“Bunu henüz söyleyemem.”
“Henüz?”
“Derin...”
“Hayır. Bu sefer kaçamazsın.”
Derin'in sesi titriyordu ama geri adım atmıyordu.
“Yıllarca ortadan kayboldun. Şimdi karşıma çıkıyorsun. Annemin sakladığı bir kutudan bizim çocukluk fotoğrafımız çıkıyor. Fotoğrafta hatırlamadığım bir gün var. Sonra buraya geliyorum ve sen bütün bunları biliyormuşsun gibi davranıyorsun.”
Demir sessiz kaldı.
“Bana gerçeği söyle.”
“Gerçek sandığından daha karmaşık.”
“Denemek zorundasın.”
Demir sonunda ona baktı.
“Peki.”
Bir an sustu.
“Hatırladığın son şey ne?”
Derin düşündü.
“Evdeydim.”
“Hayır. Daha önce.”
“İstasyondaydım.”
“Daha önce.”
“Annemin odasındaydım.”
Demir'in yüzü ciddileşti.
“Kutuyu bulduğun anı anlat.”
Derin'in gözleri kısıldı.
“Sen nereden biliyorsun kutuyu?”
Demir cevap vermedi.
Derin bir adım daha attı.
“Sen nereden biliyorsun?”
Demir'in yüzünde ilk kez gerçek bir korku belirdi.
“Çünkü o kutunun yıllardır kayıp olduğunu sanıyorduk.”
“Kim sanıyordu?”
Demir başını kaldırdı.
“Annen.”
Derin'in nefesi kesildi.
“Annem mi?”
“Evet.”
“Annem bununla ilgili ne biliyor?”
“Her şeyi değil.”
“Ne kadarını biliyor?”
“Yeterince.”
Derin'in gözleri doldu ama ağlamadı.
“Benden neden sakladı?”
Demir'in cevabı gecikmedi.
“Çünkü seni korumaya çalıştı.”
Derin başını iki yana salladı.
“Beni korumak için hayatımın yarısını yalanlarla doldurmuş.”
“Belki de seni kaybetmekten korktu.”
Bu cümle Derin'i susturdu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Yağmur hızlanmıştı.
Demir cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Derin'in gözleri anahtara takıldı.
“Bu...”
“Senin bulduğun anahtar.”
“Nasıl sende?”
Demir anahtarı avucunda tuttu.
“Çünkü sen onu burada düşürdün.”
Derin kapıya baktı.
“Ben mi?”
Demir başını salladı.
“Yıllar önce.”
Derin yavaşça elini uzattı.
Demir anahtarı ona verdi.
Metal parmaklarına değdiği anda Derin'in başı birden döndü.
Kulaklarında uğultu başladı.
Kapının önündeki dünya bulanıklaştı.
Demir'in sesi uzaktan geliyormuş gibiydi.
“Derin?”
Derin gözlerini kapattı.
Ve bu kez gördüğü şey bir anı değildi.
Bir oda vardı.
Duvarlarda eski fotoğraflar...
Bir masa...
Masada açık bir defter...
Ve defterin üzerinde kendi el yazısı.
“Eğer bunu okuyorsam, demek ki geri döndüm.”
Derin gözlerini açtı.
Demir onu tutmaya çalışırken Derin bir adım geriledi.
“Ne oldu?”
Derin cevap veremedi.
Çünkü elindeki anahtar artık sıcaktı.
Ve kapının kilidinden çok hafif bir ses gelmişti.
Klik.
Kapı kendi kendine açılmıştı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Demir kapıya baktı.
Sonra Derin'e.
“Artık geri dönemeyiz.”
Derin yutkundu.
“Nereye?”
Demir'in cevabı fısıltı kadar sessizdi.
“Geçmişe.”
