"Uyandı." Gizem'in sesiyle irkildim. Ne kadar zamandır sarılıyorduk acaba? Bilmiyorum ama içimden bir ses herşeyin daha kötü olacağını söylüyor. Tek tesellim daha kötü birşeyin olamayacağını bilmem burası cehennemden farksız zaten daha ne kadar kötü olabilir ki. Ben bunları düşünürken Aras ne düşündüğümü anlamaya çalışan bir ifadeyle yüzüme bakıyordu.
"Hadi çiçeğim kontrol edelim Ulaş'ı."
"Tamam hadi." Yanlarına gittiğimizde Gizem Ulaş'a teşekkür edip duruyordu.
"Ulaş iyi misin?"
"İyi sayılırım. Kamyon mu çarptı bana?"
"Abart Ulaş abart alt tarafı araba çarptı."
"Olsun bana kamyon gibi geldi."
"Gizem Ulaş'ın hayallerini yıkma, ileride kamyon çarptı diye anlatacak..."
Diye lafa atladım. Herkes gülmeye başladı. Gülüyoruz ama ölmemiz günler var belkide saatler ağlanacak halimize gülüyoruz deyiminin sözlük anlamı gibiyiz...
"Ulaş ayağa kalkabilir misin?" Dedim.
"Bilmiyoru..." lafını bitirmeden Gizem lafa atladı.
"Kalkamaz şuan kamyon çarptı ya."
"Tamam o zaman siz burada durun biz Aras'la duvarlara bakıp gelelim." Aras bana bakıp ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyordu.
"Tamam dikkatli olun."
"Hadi Aras."
Onlardan ayrılalı birkaç dakika olmuştu daha Aras konuşmaya başladı.
"Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum Talia ama onları yanlız bırakmamalıydık."
"Aras bir günümüz kaldı kusura bakma ama oturup ölmeyi beklemiyecegim."
"Bir sorun var seni yanıma alamıyorum birşey olur diye seni bırakamıyorum bensiz birşey olur diye."
"Bensiz hiç birşey yapma yeter bana."
Aras'ın tişörtünün kolu yırtılmış ve bir dönem gözüküyordu. Yıldız dövmesi. Baktığımı fark edince kolunu kapattı.
"Anlatmak ister misin?"
"Neyi?"
"Dövmeyi diyorum senin için bir anlamı olduğu çok belli."
"Belki sonra."
"Belki sonramız olmayacak..."
"Şu ölüm meselesini açmandan nefret ediyorum."
"Aklında hesap makinesi varmış gibi hesap yapan sensin Aras şimdi bi problem kuralım. Tünel çöktü. Duvarlar kafamıza düşüyor. Mahsur kaldığımızdan haberleri bile olmayabilir. Bir günlük suyumuz var. Yiyecek hiçbir şeyimiz yok. Sence ikimizin burdan sağ çıkma ihtimali var mı?"
"VAR."
"Eğer benim bilmediğim bir süper gücüb yoksa hayır ihtimal yok."
"Haberleri vardır yoksa veririz.Kafamızı koruruz. 1 günde çıkarız yoksa suda yemekte buluruz."
"Yani çok fazla şansa ihtiyacımız var?"
"Evet ama yaparız."
"Sen öyle diyorsan..."
Arkadan bir havlama sesi geldi.
"Aras o bir köpek sesi mi?"
"Galiba Talia." O tarafa gittiğimizde 3-4 aylık bir pitbul gördük. Arabanın yanında havlıyordu ama ağlıyor gibiydi sesi.
"Aras lütfen onuda alalım."
"Bi köpeğimiz eksikti Talia!"
"O zamaan taş , kağıt , makas..."
"Tamam" Dedi bıkmış bir ses tonuyla.
"Taş , kağıt , makas." Dedik aynı anda ben taş yaptım o ise makas yaptı ve yine ben kazandım.
"Ben kazandım... alıyoruz." Dedim gururla.
"İyi peki adı ne olsun?"
"Yıldız"
"Tamam Talia tamam anlatacağım hikayesini ama köpeğe normal bir isim ver."
"Olsun adı Yıldız olacakk."
"Tamam çiçeğim."
"Onu kucağıma almam için biraz alışsın sonra gideriz."
"Talia gerçekten seni anlayamıyorum. Ulaş'ın iyileşmesini bekleyemiyorsun ama bir köpeğin sana alınmasını bekleyebiliyorsun."
"Ayy ne büyüttün ayrıca onun adı köpek değil onun adı Yıldız. Hadi gel Yıldız'ım gidiyoruz."
Dedim trip attığımı belli etmeye çalışarak.
"Yıldız Hanım siz geldiniz bizim pabucumuz dama atıldı."
"Aras sen köpeğimi kıskandın az önce?"
"Yok canım ne alakası var?"
"Aras bey anlatacağım dediniz buyrun sahne boş anlatın dinliyorum."
"Acılı ama."
"Acaba oradan hayatımda hiç acı çekmemiş gibi mi görünüyorum."
"Tamam... benim ailem 9 yaşımdayken öldü... Küçükken bana Yıldız çizmeyi ablam ve abim öğretmişti. Annemiz ve babamız... onlar bizi umursamazlardı. Yıldızın en alt köşelerine annem ve babam geçerdi. Ortaya ablam ve abim en üst köşeyede ben. Öldüklerinde bende bunu dövme yaptırdım. Dersen ki annen ve baban seni sevmesede sen onları çok seviyordun onları unutmamak için mi dövme yaptırdın diye... Hayır. Onlar direklerdi. Ben onları çıkarıp yazsaydım o üçgen olurdu ama bende anısı olan yıldızdı." Aras'in hafif hafif iç çektiğini duydum acaba anlatması için tutturmasamıydım.
"Ben-ben özür dilerim."
"Senin suçun yok ki ayrıca özür dilemenede gerek yok."
"Ben bilmiyordum bilsey.."
"Bilmezdin. Peki ya sen senin hakkında tek bildiğim , çocukken çizgi film izleyemedigin."
"Biz fakirdik , ona rağmen babam alkol parası bulur içerdi. Akşam eve gelince annemide döverdi... annemi koruyayım derken arada bende dayak yerdim... sonra sızardı ve hatırlamazdı. Olan parayla alkol alınca tabi bizde televizyon yoktu. Yüzümdeki dayak izlerinden dolayı kimse benle oynamazdı , konuşmazdı. Onlar istese bile aileleri izin vermezdi..." buruk bir tebessümle yüzüne baktım.
"Sen hayatındaki zorluklara çocukluğunu hayatta tutmuşsun ben gördüğüm ilk engelde vazgeçmişim."
"Öyle deme lütfen yılların bana öğrettiği bit şey varsa o da acıların karşılaştırılamayacağıdır."
"Talia konuyu kapatalım mı?"
"Tamam." Birkaç dakikalık sessiz yürüyüşün ardından tünelin çökmüş çıkışına geldik.
"Talia burada bekle..."
"Bekleyeceğimi mi sandin gerçekten?"
"Hayır tabiki geleceğini biliyorum şansımı denedim sadece."
"Sen hep şansını deniyorsun ve hep şanssız oluyorsun umarım gerçekten şanslı olman gerken bir zamanda şanssız olmassın."
"Umarım..."
"Ben hiç ışık göremiyorum sen?"
"Bende göremiyorum. Biraz daha bakalım ama sonra geri dönelim." Galiba 20-25 dakika daha bir ışık aradık. Hiç ışık göremeyince kucağımdaki Yıldız'ı yere bıraktım arkamdan gelip gelmediğine baktım ve yolumuza devam ettik...