İçeriğe geç

Bir başına

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Bir başına

Bölüm 10

"Aras korkuyorum." sesimin çocuk gibi çıkmasına özen göstermiştim. Gerçekten korkuyordum çünkü Aras ikimizin bir şansı olabileceğine inandırmıştı beni.

Aras'ın bakışları yavaş yavaş beni buldu

"Korkma." dedi daha çok kendine söyler gibi kısık bir sesle.

"Hıhh Aras iyi misin?" hala korkuyordum ama Aras'ın kendine gelmesi beni rahatlatmıştı.

"Sakin ol korkma çiçeğim." çiçeğim lafı çok hoşuma gitmeye başlamıştı ve Aras'ın tavırları da onu ayrı bir çekici yapıyordu.

Aras'ın bakışları yedi saniye daha üzerimde gezindikten sonra sağ taraftaki bir yere bakmaya başladı. bakışlarımı o tarafa çevirdiğimde arabanın arkasında 5 ya da 6 yaşlarında simsiyah saçlı, saçları gibi simsiyah gözlü bir kız çocuğu öylece bize bakıyordu. Korktuğu gözlerinden belliydi fakat güçlü duruyordu işte. Hayata meydan okuyordu sanki küçüklüm gibi...

"Aras orada bir kız var, küçük bir kız onun burada ne işi var."

"Görüyorum" dedi ama hala donuk gözlerle minik kıza bakıyordu. Hayat adil miydi? Hayır. Bu kız burada olmayı hak ediyor muydu? Tabiki de hayır. Hayat hiçbir zaman adil olmadı. Nasıl ben dayak yediğimde adil değilse, nasıl Aras'ın ailesi öldüğünde adil değilse şu anda da adil değildi. Ve asla adil olmayacak.

"Aras ne yapacağız?"

"Onu alıp geleceğim burada bekle Talia." dedi ve ayağa kalkmaya çalıştı fakat onu kolundan tutunca ayağa kalkamadı.

"Aras ileride bekleyen elindeki silahla insanlara ateş eden bir manyak var. Cidden seni oraya göndereceğimi mi düşünüyorsun?"

"Cidden izin alacağımı mı düşündün? Kızın yardıma ihtiyacı var ne yapalım burada oturalım mı?"

"Yardım edeceğiz tabi ki ama önce plan yapalım."

"Nasıl bir plan?"

"Ben öteki tarafa gidip dikkat dağıtırken sen kızı alıp geleceksin." söylediğimin üstüne güçlü bir kahkaha patlattı.

"Seni? Tek Başına? Hele bide dikkat dağıt diye? Hayatta olmaz çiçeğim."

"Niye ki?"

"Olmaz, ben dikkat dağıtayım sen kızı al gel."

"Ha sen erkeksin yaparsın ben kadınım yapamam ondan sen kendini tehlikeye at tabii ben düzgün dikkat dağıtamam ben kimim ki."

"Sen benim her saniye dikkatimi dağıtıyorsun."

"Sen bu cümleyi söyledin ben bir anda yumuşadım sen git diyeceğim demi?"

"Onla alakası yok çiçeğim tabi ki de yaparsın sen. Sadece kendini tehlikeye atmanı istemiyorum."

"Kindini tihlikiyi itmini istimiyirim. Yapamam diye diyorsun işte kabul et."

"Talia ya ben kızı alıp gelirim sen beklersin ya da ben dikkat dağıtırım sen kızı alır gelirsin seçim senin."

"Ben dikkat dağıtacağım sen kızı al gel." dedim ve beni durdurmasına izin vermeden otobüsün sol tarafına doğru koştum. Tabi Aras'ın beni dinleyip kızı alması gerekiyordu yoksa boşu boşuna riske girmiş alacaktım. Otobüsün arkasından çıktığımda karşımızda kimseyi göremedim. Ateş eden adamın nerede olduğunu bulmaya çalışırken bir silah sesi daha duyuldu.

Bakışlarımı önüne geçtiğim otobüse kaydığında sağ tarafımda bir kurşun deliği gördüm, kafamı teğet geçmişti. Dikkati dağıtmam ve Aras'a zaman kazandırmam gerektiği için sol taraftaki arabaya doğru koştum. Arabanın arkasından hafif çıkardım fakat hala kimse görünmüyordu.

Otobüse doğru baktığımdaysa Aras'ın daha oraya dönmediğini fark ettim. Bakışlarımı biraz daha sağa kaydırdığımda Aras'ın küçük kızın yanına gittiğini ve bana baktığını gördüm. Elimi kaldırıp 1-2-3 yaptım ve yine koşarak otobüse doğru gittim. Benden hemen sonra Aras'ında kızı kucağına alıp koştuğunu gördüm. Benden birkaç saniye önce Aras otobüse ulaştı. Bir silah sesi daha çıkmıştı fakat yine yanlış yere isabet etmişti. Otobüsün arkasına ulaştığımda Aras'ın boynuna atladım.

"Aras ben çok yoruldum.."

"Dedim ben sana ben dikkat dağıtayım diye." Demişti fakat buna egom izin vermemişti.

"Belki de ben yorulmak istedim." Aras'ı bıraktım ve küçük kızın önünde diz çöktüm.

"Merhaba ben Talia senin adın ne?" kız konuşmuyordu sadece bana bakıyordu. Kıza yaklaşıp ona sarıldım. Sonuçta o bir çocuktu ve çocuklara sarılmak iyi gelirdi. Onun yerinde olsaydım bana en iyi gelecek şey sarılmak olurdu. Kızda yavaş yavaş ellerini kaldırdı ve bana sarıldı.

"Almina." dedi ve sustu.

(Bir kaç saat sonra)

Almina uyumuştu. Aras ve ben öylece birbirimizin kalp atışlarını dinliyorduk. Terapi gibiydi o kalp atışları. Bir daha silah sesi duyulmamıştı, belki de silahlı manyak çoktan gitmişti ama ne bende ne de Aras'ta kalkıp bakacak hatta konuşacak enerji yoktu. Bu sessizliği bozan tabi ki bendim.

"Aras Almina çok tatlı uyumuyor mu?"

"Evet çok tatlı uyuyor ama senin de uyuman gerekiyor."

"Aras Almina ne demek biliyor musun?"

"Bilmiyorum ama sorduğuna göre sen biliyorsun ne demek çiçeğim?"

"Güneş tutulmasında olduğu kızıl renk demek Almina bize ışık olur mu yoksa karanlıktan önceki son ışık mı?" o kadar mı düşmüştüm? karşıma çıkan bir çoçuğun isminden kurtulmak için umut arayacaktım.

"Karanlık olmadan nasıl aydınlığa çıkalım çiçeğim. Bu kız karanlıkta geldi güneş tutulması gibi ama karanlığı o götürecek inan bana."

"Konuyu değiştirme çabanı taktir etsem de lütfen uyur musun artık? toplasan dört saat uyudun ve tünele gireli yirmi altı saatten fazla oldu."

"Ne! o kadar oldu mu?"

"Çiçeğim tünel kaçta çöktü?"

"Yedi buçuk gibi."

"Saat on bir çiçeğim yani...." cümlesini bitiremeden ben araya girdim.

"Yirmi yedi buçuk saat olmuş." burası cehennemden çıkma bir yer olduğu için bana hem çok uzun gelmişti ama Aras olduğu içinde bir o kadarda kısa.

"Tamam uyuyacağım ama sende uyumalısın ve burası güvenli değil."

"Sen uyu, ben sen uyanınca uyurum. Ayrıca hayırı cevap olarak kabul etmiyorum çiçeğim."

"peki uyuyorum arıcım.."

"Laf sokmaya çalışma yakışmıyor. Uyu."

"Ufff uyuyorum peki." dedim tatlı bir sesle. Kafamı Aras'ın omzuna koydum ve uykuyla verdiğim savaşta askerlerimi geri çektim.

Beyaz bir elbise var üzerimde. Beş sandalyesi olan bir masaya doğru yürüyorum. Sandalyelerde iki günlük kıyafetli bir takım elbiseli birde cübbeli kişi oturuyordu. Cübbeli adamla takım elbiseli adamın arasındaki sandalyeyse boştu. Bu masa bir konferans salonun tam ortasındaydı ve salonun koltuklarında ise bir kız oturuyordu. Simsiyah saçlı bir kız. Masaya iyice yaklaşınca takım elbiseli adamın Aras olduğunu gördüm. Bakışlarım anında simsiyah saçlı kıza çevrildi. gözlerim simsiyah gözlerini buldu Almina orada oturuyor ve üstünde ona çok yakışmış olan bembeyaz bir elbise var. Düğündeydim. Kendi düğünümde. Gelin bendim damatta Aras'tı. Aras'la evleniyordum ama şahitleri bile tanımıyordum. Ve bunun hiç bir önemi yoktu.

Birden iki el beni geri çekmeye başladı. Aras yerinden kıpırdamadığını hatta gülümsüyordu. O ellere karşı koyamıyordum. O iki el beni kapıya kadar çekti ve ben hiçbir şey yapamadım. Kapıdan çıktığım an tüm dünya karardı. 'Aras neredesin' diye bağırdım fakat fayda etmedi. 'Aras kurtar beni çok korkuyorum' diye bağırdım bu sefer.

"Çiçeğim uyan." Aras'ın sesi kulağıma geliyordu ama onu göremiyordum.

"Talia." sesi yumuşacıktı ve benim gözlerim yavaş yavaş açılıyordu. Gözlerimi açtığım an Aras'ın yemyeşil gözleriyle karşılaştım. Kabusun etkisi devam etmesine rağmen yemyeşil gözleri bende antidepresan etkisi yaratıyordu.

"Almina uyuyor mu?"

"Evet hala melek gibi uyuyor."

"Peki ben kaç saattir uyuyorum."

"Bir saatten biraz fazla."

"Tamam o zaman sıra sende sen uyu şimdi."

"Emredersiniz çiçeğim." doğrulup sırtımı otobüse yasladım ve Aras'ta kafasını kucağıma koydu. Almina çok tatlı uyuyordu. Acaba ailesi neredeydi daha önemlisi yaşıyor muydular. Birkaç dakika kucağımda ve az ileride uyuyan melekleri izledikten sonra telefonumu çıkardım ve ikisininde fotoğrafını çektim. Sonrasında da aklıma gelen bir fikirle galerime girdim. Galerimde iki tür fotoğraf vardı. Birincisi acı içinde tek başıma olduklarım ikincisi de Maşa olanlardı.

Çok küçükken saat gecenin on bir buçuğu annem çöpü atmam için beni yollamıştı. Karanlık sokak boyunca yürüyüp çöp tenekesine ulaşmıştım. Çöpü atıp geri dönecekken çöp tenekesinin yanındaki peluş oyuncak dikkatimi çekti. Yanına gidip oyuncağı aldım galiba en mutlu anım buydu. Gizlice çocuklu ailelerin camından izlediğim çizgi filmlerden biriydi Maşa ve Koca Ayı. Hiç oyuncağı olmamış bir çocuğun oyuncağı olması onu ne kadar mutlu eder bir fikriniz var mı? hayatımda her zaman çizgi filmler bir kaçış noktasıydı. Herkes sınav var diye kafayı yerdi bense kenarda çizgi film izlerdim. Düşencelerime kısa bir ara verip kulaklığımı cebimden çıkardım. Kentsel Dönüşümler'e tıkladım ve kendimi şarkının ezgilerine bıraktım.

(2 saat sonra)

Yaklaşık iki saattir Aras'ı uyurken izliyordum, o sarı dalgalı saçlarını, hafif kemerli burnunu. Aras'ın göz kapakları yavaş yavaş aralandı. Aras konuşmaya başladı fakat onu duyamıyordum. kulaklıkları çıkardım.

"Ne dedin Aras'ın?"

"Kaç saattir uyuduğumu sordum çiçeğim."

"İki saattir."

"Peki iki saattir beni mi izliyorsun?"

"Eve... şey yeni hayır." gözleri yine aynı bakıyordu. Hayran, bakışları dudaklarıma kaymıştı. Benim bakışlarımda istemsizce onun dudaklarına kaymıştı. Dudaklarımızın arasında birkaç santim fakat bir konuşmayla bölündü.

"Tali korkuyorum." Almina gelip bana sarılmıştı n'olduğunu anlamaya çalışarak önce ona sonra Aras'a baktım. Ama Aras bana değil Karşıya bakıyordu kafamı hafif kaldırıp baktığımda elinde silah olan ve silahı bize doğrultmuş bir adamla karşılaştım..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.