''Mire Sona alışveriş merkezinin lavobosunda ölü bulundu ve burada baş şüpheli olarak bulunuyorsunuz''
Bu cümleyi duyana kadar kafamda hala savcının yüz ifadelerini çizmek ile meşguldum. Ta ki bu cümleyi duyana kadar. Zihnimdeki demir kalem elimden düştü ve tok bir ses ile yere çarptı. Yerde hafifçe sekerek melodik bir ses çıkardıktan sonra hem zihnimde hemde gerçek dünyada derin bir sessizlik oluştu.
Tanrı aşkına birisi bana burada neler döndüğünü doğru dürüst açıklayabilir miydi acaba!?
Zihnimden geçen ilk düşüncenin bu olduğunu anımsıyorum en azından. Fakat tahmin ediyorum ki hikayenin başını bilmeyen sizler için bu kısım oldukça kafa karıştırıcı oldu. O yüzden hikayeme bugün sabah uyandığım vakitten başlamak istiyorum. Çünkü burada çok ama çok garip olaylar dönüyor.
*************************************************
Güneş gözlerimi iyice rahatsız etmeye başlayınca daha fazla uyuyamayacağıma karar verdim ve her sabah yaptığım gibi yatakta oturur pozisyona gelip, aynada kendimi izleyerek rüyamda gördüğüm sahneleri zihnimde resmetmeye başladım.
Bir dakika, ne? Aynada kendimi izlerek mi? Bir anda gözlerim faltaşı gibi açıldı ve üstümdeki yorganı yere atarak yataktan fırladım. Benim odamda ayna yoktu ki? Yataktan kalktığım gibi etrafımda gördüğüm manzara ile dahada şoka girdim. Duvarları tamamen gri boyalı oldukça küçük bir odaydı bu. Ve yatağımın tam karşında bir ayna vardı. Ve hayır burası kesinlikle benim odam değildi. Oldukça gelişmiş bir hayal gücüm olduğunu bildiğim için bir an bu odayı hayal ettiğimi düşündüm ve gözlerimi sımsıkı kapayıp tekrar açtım. Hala aynı odadayım.
Yarım saattir yapabileceğim herşeyi yaptım, düşünebileceğim her senaryoyu düşündüm ama hiçbiri mantıklı gelmiyor. Evet, uyurgezerim ama daha önce hiç başka birinin evinde uyandığım da olmamıştı ki! Kafayı sıyırmama çok az kaldı. Tabii eğer hali hazırda zaten sıyırmadıysam.
Belki, belki biraz uyursam tekrar uyandığım da odamda olurum, belki bunlar sadece bir rüyadan ibarettir. Aman tanrım bir dakika, benim odam neresi ki? Kafam o kadar karışık ki şuan önüme çıkan ilk kişinin koluna yapışıp ben neredeyim diye bağırmak istiyorum.
Bir saat geçti ve ben hala burada yatakda oturuyorum. Belki odadan dışarı çıksam daha iyi bir gözlem yapabilirim ama sorun şu ki cesaret edemiyorum.
Tamam şimdi sakin olup elimde neler var bir düşünmek istiyorum. Adım Melodi, bunu biliyorum. 18 yaşındayım, bunuda biliyorum. Bu odaya ait olmadığımı hissediyorum fakat ait olduğum yeri hatırlayamıyorum da. Aynı zamanda geçmişimle ilgili de hiç bir şey hatırlayamıyorum. Bazı temel şeyler haricinde.
Zihnimde bildiğim şeylerin listesini çıkarırken odanın dışından bir kadın sesi ''Kızım, melodi hadi kalk artık bugünde geç kalma okula'' diye seslendi. Kızım? Melodi? Tam bana seslenmesine mi yoksa kızım demesine mi şaşıracağımı düşünürken kapı pat diye açılıverdi.
''Ah, çoktan uyanmışsın bile. Ne güzel. Haydi üstünü giyinde kahvaltıya gel''
Pekala, bu kadın kim ve benimle neden beni tanıyormuş gibi konuşuyor. Bir çeşit beyin sarsıntısı yada hafıza kaybı falan mı geçirdim acaba? Ama hayır, bu doğru gelmiyor. Hoş zaten kadında beni pek dinleme ihtiyacı hissetmeden odadan çıkıp gitti. Yada odamdan mı demeliyim?
Kahvaltı boyunca yaptığım tek şey sessizlik içinde oturmaktı ve inanın bana masada oturan herkes biririni tanıyor gibiydi. Birbirini ve beni. Ama ben kimseyi tanımıyorum! Konuştuğum birkaç kelime ile sabah odaya pat diye dalan kadının biraz ağızını aradım ve inanılmaz fakat o deli kadın benim kızı olduğuma inanıyor. Hoş bu yaşadıklarımla beraber deli olanın hangimiz olduğunu sorgulamak istemiyor değil değilim fakat şimdilik bunu düşünmeyeceğim.
Şuan ise nereden geldiğini bilmediğim bir bilgi ile okula gitmem ve özellikle hangi okula gitmem gerektiğini bildiğimi fark ettiğimde en azından şu garip evden biraz uzaklaşırım diye okul yoluna çıkmış yürüyorum.
Ayağım ile yoldaki taşları tekmeleyerek yürürken en sonunda biraz sakinleşmem gerektiğini fark ettim ve zihnimden herzaman ki gibi bir şeyler çizmeye başladım. Oldukça zengin bir hayal gücüm var ve en büyük hobim zihnimde hayali birer kağıt kalem ile bir şeyler çizmek.
Okula vardığımda binanın yapısı karşısında bilmem kaçıncı kez şoka girdim. Okul resmen yukarı doğru uzanan bir merdiven şeklindeydi. Acaba bir şekilde farklı bir gezegene mi düştüm diye düşünürken arkamdan bana çarpan biriyle tekrardan kendime geldim. Arkamı dönüp baktığımda ise başka bir gezegene düşmediğime kesinlikle emin oldum çünkü çocuk sanki bana hiç çarpmamış gibi öylece yere düşen telefonunu alıp yoluna devam etti. Hayır, başka bir gezegende değilim böyle bir saygısızlık dünyaya özel çünkü.
Sinirli sinirli yine kim bilir nereden bildiğim sınıfıma ilerlemeye başladım fakat arkamdan birisi ''böyle küçük çocuk gibi ayaklarını yere vura vura yürüdüğünde çok komik göründüğünün farkındasın değil mi?'' diye seslenince yine arkamı dönmek zorunda kaldım. Karşımda ki çocuk az önce bana çarpıp hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp giden çocuktu. Şimdi ise 32 diş sırıtarak bana bakıyordu. Derdi neydi bu çocuğun? Acaba ona bu sabah yaşadıklarımı anlatsam da yine böyle sırıtmaya devam edebilir miydi? Aslında bir an ona dil çıkarıp gitmek geldi aklıma ama daha fazla garip görünmek istemediğim için sadece ''böyle her zaman tanımadığın insanlara yorumlarda bulunur musun? Bunu çok komik göründüğünün farkındasın değil mi'' dedim onu taklit ederek. Ardından verdiğim güzel cevabın rahatlığı ile tekrar sınıfıma yürümeye başladım. Lütfen başka bir sıkıntı çıkmadan varabileyim şu sınıfa!
Şaşıracaksınız ama 40 dakikadır masamda oturuyor ders dinliyorum, ve başıma hiç bir şey gelmedi. Yada bahçede beni çileden çıkaran çocukla aynı sınıfta olmamız dışında bir şey gelmedi. Bu 40 dakikadır kafamda olabilecek bütün senaryoları tarttım fakat bir sonuca ulaşamadım, hatta internetten bile araştırdım ama bu sabah başıma gelen durumla benzer hiç bir şey bulamadım. Herşey gerçekten çok garip. Uyandığım eve ve aileye ait olmadığımı biliyorum bundan eminim ama ait olduğum evimi veya ailemi de bir türlü hatırlayamıyorum. Ayrıca belirli şeyleri biliyorum-okulum,sınıfım,bölümüm,adım vb şeyler- ama nereden ve nasıl bildiğimi bilmiyorum. Ayrıca bazı şeyleri sevdiğimi veya bazı alışkanlıklarımı biliyorum ama bu sabahtan öncesini bir türlü hatırlayamıyorum. Sanki, sanki bütün zihnim silinmiş gibi. Bir ara sınıftan birileri ile yada hocalar ile konuşsam benim hakkımda bilgi alabilirim diye düşünüp heyecanladım fakat heyecanım bugün üniversitenin ilk günü olduğu ve kimsenin kimseyi tanımadığını fark edene kadar sürdü. Aptal çocuk.
Hoca dersin bittiğini söylediğinde kafamdaki çizimlerimin üstünü karaladım ve çantamı toplayıp anfiden çıktım. Karnım guruldadığı için kantinden birşey almaya karar verdim ve kantine doğru yöneldim. Okulun koridorlarında yürürken bir anda etrafımda telaşla yürüyen o bedenlerin içindeki ruhları merak ettim. Nasıl bir hayat yaşadıklarını. Sonuçta başlarına her türlü şey gelmiş olabilirdi. Dışardan bakıldığında insanlarım benim hakkımda 'ah evet bence bu kız bu sabah hiç tanımadığı bir evde uyanmıştır' diye düşündüklerini sanmıyorum. Dolayısıyla şuan benim etrafımda dolanan insanların başında her türlü şey geçmiş olabilirdi. Sadece bakmasını bilenler görebilirdi gerçekleri.
Kafamda düşünceler kol gezmekteyken kantine geldiğimi fark ettim ve bir tane sandiviç alıp kantinin en uç tarafında kalan 2 kişilik masaya oturdum. Hala yaşadığım bu ütopik olaya bir açıklama bulamadığımın farkındaydım fakat başım çok ağrıdığı için kafamı arkaya atıp duvara yasladım ve gözlerimi usulca kapatıp resim çizmeye başladım. Kafamdan bu sabah uyandığım odayı resmederken aynı zamanda da tekrar o eve gitsem belki geçmişim hakkında birşeyler bulabileceğim kanısına vardım. Ardında da hastaneye gidip bir mr çektirmek oldukça yerinde bir karar olur bence. Ne kadar bütün hücrelerim o eve ve aileye ait olmadığımı haykırsada ne olur ne olmaz diye bir mr çektirmek mantıklıydı. Belki de geceleyin yataktan düşüp beyin sarsıntısı geçirip hafızamı kaybetmişimdir, o yüzden uyandığım yeri tanımıyorumdur. Hayır, hayır bu çok mantıksız oldu. Yada belki-
Oturduğum masaya birisinin daha oturduğunu hissedince kafamı salladım ve bütün düşüncelerimi beyaz bir buluta koyup üfledim. Nasıl olsa rüzgar gerektiği zaman geri getiridi düşüncelerimi. Kafamı yaslandığım duvarda istemeyerek de olsa kaldırdım ve karşımda ki kıza baktım. Yada peri mi demeliydim? Çünkü kızın olağanüstü bir güzelliği vardı. Tahminimce ona oldukça dik dik baktığımdan ötürü kız bir an kafasını eğip üstüne baktı garip bir şey mi var diye. Ama hayır garip olan bir şey yoktu, büyüleyici olan bir şey vardı. Bir an kendimi çok paspal hissetmekten alamadım.
Üstünde garip bir şey olmadığına karar verince kafasını kaldırıp dikkatini tekrardan bana verdi ve oldukça sevecen bir şekilde elini bana uzattı.
''Merhaba ben Mire, senin adın ne?''
Bir an için afalladığıktan sonra hemen kendimi toparladım ve bende elimi uzatıp onun elini sıktım.
''Merhaba, bende Melodi, tanıştığımıza memnun oldum'' dedim sesimden şaşkınlık akarken.
Tamam önyargılı olmak istemiyorum fakat kız tam bir o okulun popüler çocuğu havası veriyordu ve kantinin en köşesinde otururken yanıma gelip benimle konuşmasına tabii ki şaşırmıştım.
İkimizde birbirmize bakarken sessizliği bozan yine o oldu ve ''az önce duvara kafanı yaslamış ne yapıyordun öyle'' dedi kadife gibi sesiyle. Bu kız mükemelliğinin farkında mıydı acaba?
Aslında gerçekten ne yaptığımı söylemek gibi bir niyetim yoktu gerçekten, çünkü dışardan garip duyulduğunun farkındaydım ama yine de ağızımdan bir anda ''resim yapıyordum'' kelimeleri çıktı.
Kızın yada Mire nin yüzüne bir şaşkınlık oturdu. Böyle bir cevap beklemediği kesindi. Yine de beni bozmak istemiyordu anlaşılan ki bir süre ne cevap versem diye düşündü zavallım. En sonunda söyleyecek bir şey bulamamış olacak ki
''Ben herhangi kağıt yada kalem göremiyorum'' dedi, gözlerini pörtleterek.
Burada küçük oyunumu bitirmem gerektiğinin farkındaydım ama o kadar saf, o kadar tatlıydı ki dayanamayıp onunla biraz daha uğraşmaya karar verdim.
Gözlerimi iri iri açtım ve ''Nasıl olur, nasıl göremezsin ben kaç saattir bu kağıda resim çizmekteyim'' dedim. Bir yandan da kendimi gülmemek için zor tutuyordum.
Söylediğim ile biraz daha şaşırdı ve istemsizce yükselen sesiyle ''hangi kağıt'' dedi.
Bu kadar kandırmacanın yeterli olduğuna karar verdim ve gülümseyerek iki parmağımı birleştirip iki kere şakağıma vurdum ve
''burada ki kağıtla yapıyorum çizimlerimi'' dedim.
Bir iki saniye daha bana boş bir bakışla baksada en sonunda anladı ve ikimizde gülmeye başladık. Karnımızı tutarak ikimizde gülmemizi sonunda durdurduğumuz da Mire bir anda ayağa kalktı ve benimde elimden tutup çekiştirerek ayağa kaldırdı. Sonrasında ise gülümseyerek hiçbir şey söylemeden bahçeye çıktık. Sanki on yıldır arkaşmışız gibi uyum içerisinde çimenlere oturduk ve tekrardan gülmeye başladık.
'' Bu biraz fazla mı uyumlu oldu ne? Bence bu bir işaret'' dedi Mire sanki hiç bitmeyecekmiş gibi duran enerjisi ile.
''Ne işareti?''
"Arkadaş olmamız gerektiğinin işareti tabii ki de"
Ah. Arkadaş. Bu sabahtan önceki hayatı hakkında hiçbir şey hatırlamayan bir deliyle arkadaş olunur mu ki? Yine de bir an kendimi çok kötü hissetmiş ve ağızımdan "hadi bir kere daha tanışalım o zaman" cümlesi çıkmıştı.
***
Çimenlerde yaklaşık iki ders boyunca oturmuş ve birbirimizi tanımıştık. Mire'nin ailesinin onu evlatlık dan reddediğini öğrenmiştim ki üniversite nin ilk gününden beni gözüne kestirip arkadaş olmak istemesinin sebebi de buydu. Onun dışında mereng tatlısına bayıldığını söylemişti ve hemen sonrasında çantasından bir kutu mereng tatlısı çıkarmıştı. Ayrıca cıvıl cıvıl kıyafetini kendisi diktiğini ve dizi yönetmeni olmak istediğini de eklemişti. Bense sadece oturup onu dinlemiş ve ardından bir anda gözlerimden akan yaşlarla bu sabah yaşadıklarımı, hiçbir şey hatırlamadığımı, kendimi tanımadığımı anlattım. Mire ise sadece bana sıkı sıkı sarılıp beni dinlemişti. Konuşmamız bittiğin de gerçekten biraz daha rahatlamıştım ve ihtiyaçım olan şeyin kesinlikle bu olduğuna karar vermiştim.
Şimdi ise çimenlerden sonunda kalkmış çantalarımızı almak için sınıflarımıza gidiyorduk. Sınıfıma girerken elimde duran hırkamı pantalonumdaki çimen izlerini saklasın diye belime bağladım ve oturduğum sırama yöneldim. Çantamı aldıktan sonra içimde bir ferahlıkla beraber Mirenin beni beklediğini bildiğim okul panosunun önüne doğru yürümeye başladım. Pano ana girişin yanındaydı ve ana girişin hemen karşında da kütüphane vardı. Panoya ilerlemeden önce özlemle bir an kitapları incelesem de sonra Mire nın yanına yürüdüm. Kütüphanenin içinde oturan sabah bana çarpan çocuğu görmezden gelerek tabii ki. Mire başını hiç kaldırmadan bir ilan okuyordu. Ne olduğunu merak ettiğim için bende okumaya başladım.
İlan okulda yapılacak bir tanışma balosuyla ilgiliydi. Ve kesinlikle bana göre bir şey değildi. İçimden lütfen bu baloya gitmemizi teklif etmesin diye umarken bir anda
"Mamihlapinatapei" kelimesi çıktı Mire nin ağızından
Tam ne dediğini soracağım sırada konuşmaya devam etti.
"Yagan dilinde iki kişininde içinde de aynı istek olması ve ikisininde söylemeyip sessizlik içinde beklemesi anlamına geliyor"
Şaşırmıştım fakat belli etmeden " seninde baloya katılmamamız gerektiğini düşünüyor olmana sevindim" dedim. Tam kapıya doğru ilerlemeye yeltenmiştim ki
"Ne hayır, ben kesinlikle baloya katılmamız gerektiğini düşünmüştüm" dedi kantinde ki aynı şirinliği ile. Mire bana öylece pörtlek gözlerle bakarken başka şartlarda asla demeyeceğimi hissetiğim bir şey söyledim;
"Madem sen öyle düşünmüşsün o zaman bizde baloya katılırız"
Aklımdan geçenler ile dilimin ucuna gönderdiğim şeylerim alakasızlığı ile gözlerimi devirmek istiyordum gerçekten. Fakat Mire müzik gibi sesiyle kıkırdayarak ayaklarının üzerinde zıplayıp ellerini çırpınca, iyi ki bu cevabı vermişim dedim içimden. Ardından Mire bir anda bana sarılınca bu kararımdan hiç pişman olmayacağımı da anlamış oldum. Bana sarılırken kulağıma yaklaştı ve "aslında istemediğini biliyorum ama yine de kabul ettiğin için teşekkür ederim. Bu bir ilk" diye fısıldadı. Bense sadece sarılmaya devam ettim. Söylediği şey ile nedense bir an gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Üniversitemin ilk gününden, olabilecek en kötü ve ütopik başlayan bu günden yeni bir arkadaş edinerek çıkıyordum resmen. Bence şuan ağlamaya pek hakkım yok.
***
Okuldan iki saat sonra alışveriş merkezinde buluşmak üzere ayrıldık. Dolayısla bende bu iki saatte MR çektirmeye karar verdim. Hastaneye yürürken bir anda farkında vardığım şey ile yolun ortasında pat diye durdum. Ben hastanenin yolunu nereden biliyorum? Sanki zihnimde kurduğum hayaller gibi doğaçlama hareket ediyor gibiyim. Yine de bir an şüpheye düştüğüm için çantamdan telefonumu çıkardım ve google haritalara hastanenin adresini girdim. İnanılmaz ama demek istiyorum ama artık hiçbir şey inanılmaz değil. Fakat yinede gerçekten doğru yoldan gittiğimi fark edince bir şaşırmadım değil. Yinede bozuntuya vermedim ve yoluma devam ettim. Bu gizem bugün çözülmeli artık.
Hastaneye giderken telefonumdan ders planına ve ödevlerimi kontrol etmeye başladım. Sonuçta bir noktada uyum sağlamak gerekiyor değil mi? Muhtemelen tahmin etmesi çok zor olamayacak ama güzel sanatlar bölümünde animasyon sanatçısı olmak için okuyorum. Animasyon sanatçılığının çok eskilerden kalma bir tutku olduğunu hissediyorum. Ah birde hatırlasam bütün sorun çözülecek ama hadi neyse. Tam telefonumu kapatacaktım ki gelen mesajla duraksadım.
ANNEM:
Kızım tamam farkındayım artık üniversitelisin ama eve gelmeyeceğin zaman en azından haber versen fena olmaz hani, değil mi kızım?
Ah sanırım buna asla alışamayacağım, annem diye kaydettiğim kişi uyandığım evdeki kadın olmalı. Peki tamam artık tamamen eminim bir şekilde hafıza kaybı geçirmiş olmalıyım, telefonumda bile annem diye kayıtlı biri varsa demek ki uyandığım eve duyduğum şiddetli yabancılık sadece içi boş bir his. Bu arada benim aklıma niye daha önce telefonumu incelemek gelmedi, kendi hakkımda en fazla bilgiyi telefonumda bulabilirim aslında. Suzy'yi-yada annemi- daha fazla bekletmemek için cevap yazmaya koyuldum.
Melodi:
Özür dilerim, haber vermeyi unutmuşum. Bugün okulda bir arkadaş edindim, onunla bu akşam yapılacak okul balosuna gideceğiz, o yüzden alışveriş yapıyoruz.
Ne kadar zihnimde bir sorun olduğunu kabul etmiş olsamda içimden bir ses şimdilik bununla ilgili bir şey söylemem gerektiğini fısıldamıştı bende ufak bir pempe yalan söylemiştim. Yani sonuçta tam olarak yalan söylemiş sayılmazdım iki saat sonra gerçekten de alışveriş yapacaktık Mire ile. Fakat gelen cevap ile doğruyu söylesem daha mantıklı olurdu diye düşünmedim değil. Çünkü gelen mesaj aynen şöyleydi:
Annem:
Ah, ne güzel bizde alışveriş yapıyoruz babanla zara dayız şuan yeni arkadaşını da alıp yanımıza gelsenize, bizde tanışmış oluruz hem.
Mesajı okumam ile ağızımdan istemsizce biraz yüksek bir ses ile ''eyvah'' kelimesi döküldü. Ardından hemen elimle ağızımı kapattım ve etrafıma bakındım duyan biri varmı diye. Bence olduğum halimle de yeterince deli gözüküyorum daha üstüne eklemeye gerek yok.
Melodi:
Biz merkezde ki büyük alışveriş merkezinde değiliz anne, Mire bana arka sokaklarda ki güzel dükkanları gezdiriyor. Ama sen yinede kaça kadar dolaşacağınızı söyle, belki yetişirsek tanışıırsınız.
Yinede oldukça güzel toparladım bence hem bu mesaj sayesinde kaç saat alışveriş merkezinde olacaklarını da öğrenmiş olurum karşılaşma ihtimalini de ortadan kaldırırız. Zeki çocuğum benim aferin sana.
Annem:
Ah, öylemi yazık oldu ama biz daha yeni geldik üç saat falan gezeriz muhtemelen, yolunuz alışveriş merkezine de düşerse yazarsın bana tanışırız.
Melodi:
Tamam anne, görüşürüz.
Annemin yazdığı üzere hemen Mirenin numarasına girdim ve iki yerine üç saat sonra buluşmamızı teklif ettim. Oda kabul ettiğinde şimdilik sorunumuz çözülmüştü. Mesajlaşırken fark etmeden hastanenin de önüne gelmiştim. Kafamı telefondan kaldırdığımda ağızımdan bir şaşkınlık nidası döküldü. Tanrı aşkına buradaki binaların nesi vardı böyle? Hastane teknik olarak yukara doğru uzanan bir bina şeklindeydi, buraya kadar tamam ama sorun şu ki her iki katta bir binanın farklı cephelerinden upuzun bir kat-yada belki bir iki odadır- çıkıyordu. Önce merdiven okul şimdide bu ne olduğu belli olmayan hastane. Ben neyin içindeyim cidden. Yoksa bir oyunun içine falan mı düştüm?
Kıkırdayıp kafamı iki yana sallayarak hastanenin kapısına doğru yürümeye başladım. Sanırım kafamda kurmayı bırakmalıyım. Tam hastanenin kapısından içeri adımımı atıyordum ki bir anda gözümün önüne bembeyaz bir duvar ve ters çevrilmiş bir ayna görüntüsü gelip gitti. En fazla beş saniye sürdüğüne eminim fakat benim elimi gözlerimin önüne bastırıp yere çömelerek çığlık atmama sebep olmuştu. Neler oluyor?! Yaşadığım korku ile gözlerim hala kapalıyken ellerimi bu sefer kulaklarımı kapatıp içimden hayır, hayır, hayır, ben deli değilim, delirmedim ben, diye sayıklamaya başladım.
Muhtemelen doktor olduğunu tahmin ettiğim bir kişi beni kollarımdan kaldırıp bir sandelyeye oturtuktan sonra
''Genelden deliler aynen senin gibi deli olduklarını inkar ederler yani teknik olarak deli olman mümkün'' dediğinde içimden sayıkladığımı sandığım şeyleri aslında dışımdan sayıkladığımı fark ettim.
Artık adama nasıl korkmuş bir yüz ile bakıyorsam ''Hey, korkma sadece sakinleş diye söyledim deli olduğunu sanmıyorum'' diye ekledi gülerek.
Gülsem mi ağlasam mı karar veremiyordum. Bir gün daha ne kadar saçmalaşabilir?
Doktora teşekkür edip biraz hava almak amacıyla hastaneden tekrar çıktım. Çıktığım gibi ise Mire'yi ve kolunda topallayarak yürüyen sabah bana çarpan çocuğu gördüğümde içimden ''işte bu kadar saçmalaşabilir'' diye söylendim. Ardından ise nerdeyse koşarak tekrar içeri girmeye yeltendim fakat maalesef ki Mire beni gördü ve karakterine oldukça zıt bir şekilde düşük bir mod ile bana seslendi. Aslında duymazdan gelmeyi gerçekten çok istiyordum ama enerjisi bütün dünyaya yetebilecek Mire nin sesini bu kadar kötü duyunca yanlarına gitmeye karar verdim.
Tam ne olduğunu soracaktım ki Mire bana fırsat vermeden koluna tutunan çocuğu bir anda yere bıraktı ve anlatmaya başladı.
''Melodi lütfen beni şu baş belasından kurtar yalvarıyorum bak sana lütfen''
''Mire dur bir sakin ol ne baş belası ne oluyor, ayrıca çocuğu niye öylece yere bıraktın?'' Tamam çocuktan hiç haz etmiyordum ama Mire de resmen yere fırlatmıştı yani çocuğu.
''Sülük gibi yapıştı çünkü bana!!'' diye çığırdı bir anda. Hayır abartmıyorum gerçekten çığırdı. Mire nin öfkeside böyle oluyormuş demekki.
Tam bir kere daha ne olduğunu soracaktım ki bu seferde yerde öylece oturan çocuk araya girdi.
''Hey bende buradayım bilmem farkında mısın ama?'' diye seslendi Mire ye bakarak. Ardından bana döndü ve elini uzattı:
''Bu arada ben Ruhe, sabah karşılaşmıştık'' dedi yine bütün suratıyla sırıtarak.
Acaba yüzüne bir çarpsam nasıl tepki verirdi? Bir an canım gerçekten bunu yapmak istediyse de kendime hakim oldum ve yüzüme çok sinir bozucu bir gülümseme yerleştirerek yere eğildim.
''Merhaba bende Melodi, tanıştığımıza hiç memnun olmadım ayrıca arada kafanı telefonundan kaldırmanı tavsiye ederim sonra tatsız kazalar oluyor'' dedim ve gülümsemeye devam ederek elini tutmak için bende elimi uzatmıştım ki elini geri çekti ve
''Bende tanıştığımıza memnun oldum Melodi'' dedi ve ardından ayaklanıp yürüyerek hastaneden uzaklaştı.
Afallamış bir halde Mire ye döndüm ve ''Az önce sana tutunarak zar zor yürümüyor muydu bu, ayrıca niye yazın bu sıcağında eldiven takıyor ki'' dedim.
Mire nin ise yüzü sinirden resmen mora dönmüştü bir anda Ruhenin arkasından ''Biliyordum bir şeyin olmadığını'' diye patladı.
Neyin garip neyin normal olduğu eşiğim gittikçe artarken sakince Mire nin elini tuttum ve bahçedeki banklardan birine oturttum. Herşey o kadar üst üste geliyordu ki daha birinin üzerene düşünemeden yeni bir şey oluyordu. Yinede olabildiğince sakinliğimi korudum ve bankda bağdaş kururak Mire ye döndüm ve gözlerimle anlat dercesine bakmaya başladım. Önce görmezden gelsede benim delici bakışlarıma karşı gelemedi ve derin bir nefes alarak anlatmaya başladı.
''Ben okuldan ayrıldıktan sonra arabamla sakin sakin eve doğru gidiyordum. Her neyse sonra bir tane kırmızı ışığa denk geldim ve durdum. O sırada yaya yolundan Ruhe gelmeye başladı yürüyerek. Tam benim arabamın önüne gelince kendini yere attı ve bağırmaya başladı. Evet resmen kendini yere attı. Neyse sonra ben bir şey olmuş mu diye bakmak için arabadan çıktım ve beni görür görmez ''bu kız bana çarptı'' diye bağırmaya başladı. Tabii ben ne olduğunu anlamayarak yanına gittim, bu yerde oturmuş bacağım kırıldı diye bağırıyor. Tabii ben çok sinirlendim, pardon da kırmızı ışıkta dururken nasıl çarpabilirim birine. Ama tabi o Ruhe olacak çocuk pes etmedi, beni hastaneye götür yoksa seni polise veririm diye bağırmaya başladı. Biraz daha zorlasa gerçekten arabaya binip ezecektim onu o yüzden sussun diye tuttum kolundan buraya getirdim.''
Zavallım anlatırken bile sinirden kıpkırmızı olmuştu. Ama muhtemelen birine anlatmış olduğu için biraz rahatladı ve bu sefer şaşkınlıkla ''sahiden senin ne işin var burada'' diye sordu.
İlk başta söylemesem mi diye düşünsem de zaten sabah olanları bildiği için bunu bilmesinden de sakınca olmaz diye düşündüm ve ayağa kalkıp
''Kalk hadi radyoleji ye gidiyoruz yolda anlatırım'' deyip yürümeye başladım.
***
Mire ye bütün şüphelerimi anlattım ve MR çektirdik sonrasında da annemlerin alış veriş merkezinden çıkmasını beklerken bir kafeye oturmaya karar vermiştik. Resepsiyonda ki kadın MR sonucunun posta ile bugünün sonunda geleceğini söylemişti. Kahvelerimizi içerkense şimdilik benim hayatımın altının üstüne gelmiş olmasını unutup okul, ödevler ve hocalar hakkında dedikodu yapmaya karar vermiştik.
Şimdi ise ben Mire ye binaların şekillerin hep böyle mi olduğunu sorup şaşırırken alışveriş merkezine doğru yürüyorduk.
''Aslında bana çok normal geliyor binaların şekilleri ama 40 yıl önce böyle olmadıklarını duymuştum, senin hafızan orada kalmış galiba'' dedi gülerek
Bende gülerek ''alışveriş merkezi de alışveriş poşeti şeklinde herhalde'' dedim fakat Mire kahkaha atarak ''bildin'' dediğinde yeniden şaşırmak zorunda kaldım. Aslında şaka yapmıştım ama neyse. Sanırım ben ve bu kocaman hayal gücüm bu dünya ya çok güzel uyum sağlayacağız.
***
Upuzun bir yol boyunca Mirenin benimle dalga geçmelerini dinledikten sonra sonunda alışveriş merkezinin önüne gelmiştik. Ve gerçekten de alışveriş poşeti şeklindeydi! Kendimi bir denek olarak geleceğe gönderilmiş gibi hissetmekten alı koyamıyordum. Ama yine çok hoşuma gitmişti, tam hayallerimde ki gibiydi binalar.
Ben kafamı kaldırmış kocaman binayı izlerken Mire gülürek elini çenemden bastırırak ağızımı kapadı ve
''ağazını kapa da sinek girmesin'' dedikten sonra saçlarını savurarak alışveriş merkezinin içine girdi. Upuzun saçları yüzüme çarptığı için yüzümü buruştursam da gülerek bende arkasından içeri girdim.
2 saat sonra
Peki tamam kabul ediyorum lanetledim. Kesinlikle lanetlenmiş olmalıyım. Yoksa bunlar neden benim başıma gelsin ki? Tam iki saattir upuzun yüz yirmi dakikadır yedi bin iki yüz saniyedir dükkanları geziyoruz ve Mire hala alabileceğimiz bir kıyafet bulamadı. Asıl sorun şu ki benim seçtiklerimi de beğenmiyor ve dolayısıyla ben kendime de bir şey alamıyorum. Tamam kabul ediyorum çok güzel bir tarzı var ama bu kadar uzun sürede gezilmez ki bir mağaza. Ben genelde giriyorum on dakika geziyorum ve çıkıyorum oysa ki Mire on dakika boyunca sadece bir elbiseyi eline almadan inceliyor. Çıldırmak üzereyim.
En sonunda elinde iki tane elbise ile gelince ikisinide onun elinden kaptım ve kasaya doğru koştum. Kasayier bize gülerken sinirle Mire ye döndüm
''Bak eğer bunlar da güzel değil dersen yemin ederim arkadaşlağımızı burada bitirir ve giderim buradan'' dedim ciddiyetle
''İyide elbiselere bakmadın bile nasıl beğendin bu kadar'' dedi o da kocaman gözleri ile. Tam ben savunamaya geçiyordum ki beni susturmak istercesine bir parmağını kaldırıp dudağıma bastırdı
''Zaten beğenmiştim bunları alalım diye getirmiştim'' dediğinde inanılmaz rahatlamıştım. O kadar ki sonunda diye bağırmamak için zor duruyordum.
Aldığı elbiselerin ücretini ödedikten sonra bir anda benim başıma inanılmaz bir ağrı çöktüğü için lavobaya gitmeye karar verdik. Lavoda ben yüzümü yıkarken Mire de iki dakika alışverişle pertim çıktığıyla dalga geçmekle meşgüldü. Tam o sırada bir şey olmaya başladı. Çok garip birşey. Önümde ki görüntüler gidip geliyordu. Sanki etrafımda ki bütün eşyaların renkleri birbirine karışıyordu. Arkadan Mire'nin bana bağırdığını duyuyordum ama hareket edemiyordum. Ardından bir anda hastanede olan şey olmaya başladı. Gözümün önündeki görüntü kesik kesik değişiyor başka görüntülere dönüşüyordu. Bütün vucüdumda korku dalgalarını hissediyordum. Ellerim titriyordu, gözlerimden yaşlar akıyordu. Biri, biri bağırıyor gibiydi. Hayır, hayır biri değil ben bağırıyordum. Boğazımın yırtıldığını hissediyordum ama bağırmamı durduramıyordum. Görüntüler şiddetleniyor. Sesler duyuyorum. Başka insan sesleri ama kelime çıkaramıyorum. Bir anda gözümün önünü sadece kocaman bir ayna kaplıyor ve karşında kahkaha atan ben. Bedenimden bütün gücün kesildiğini hissediyorum, kafam bir yere çarpıyor ama neresi anlayamıyorum. Görüntüler kesiliyor, sonunda. Bir siyahlığın içine çekiliyorum.
***
Uyundağımda başımda dehşet bir ağrı vardı. Elimi yere bastırıp ayağa kaltığımda yerde muhtemelen kafamdan gelen kan izlerini görünce bir an çığlık atmadan durumadım. Yoksa öldüm mü? Yok, yok, ölmemişimdir. Yüzüme yıkımak için çeşmeye yaklaşınca aynadan gördüğüm manzara ile az öncekinden çok daha uzun bir çığlık attım. Hayır, hayır, hayır, burada ne olmuş böyle. Yoksa, yoksa ben.. Hayır, hayır öyle bir şey olmadı.
Tam yardım çağırmak için lavodan çıkmak için kapıya yönelmiştim ki yerde tamemen kanlar içinde yatan kız bir anda nerdeyse duyulmayacak bir ses ile adımı sayıklamaya başladı. Bir dakika bu kız adımı nereden biliyor? Daha iyi duyubalimek için kıza iyice yaklaştım ve ne dediğini sordum.
''Melodi, melodi kaç buradan, uyan melodi, git buradan''
Aslında beni nasıl tanıdığını sormayı gerçekten istiyordum fakat kız önümde öylece kanlar içinde yatarken sanırım bunun sırası değildi. O yüzden koşarak lavodan çıktım ve önüme gelen ilk güvenlik görevlisine olanları anlattım. Ben onun lavoboya koşmasını beklerken o benim kolumdan tutup beni bir yere götürmeye başladı.
''Hey, hey napıyorsun banyoda kanlar içinde yatan bir kız var, ona yardım etmeliyiz beni nereye götürüyorsun'' Kolumu görevliden kurtarmaya çalışırken aynı zamanda da onu lavobaya yönlendirmeye çalışıyordum. Hoş pek bir işe yaradığı yoktu ama neyse. Bütün isyanlarıma rağmen beni bir bekçi kulubesine benzer bir yere getirmiş kapıyı kitleyip biriyle telefonda konuşmaya başlamıştı.
Ne bir dakika. Bu olamaz değil mi? O kızı bu adam öldürmüş olamaz değil mi. Eyvah şimdi o zavallı kız orada ölecek. Hatta belki adam gider kızın cesedini de saklar. Böylece kimse bilemez. Hayır, hayır olamaz. Düşünceler aklımda ateş ederken adamın önünde durduğu kapıya gittim ve kapıyı yumruklamaya başladım.
''Seni koca katil. Serbest bırak beni. Artık gördüm yüzünü herkese anlatacağım senin katil olduğunu'' adama öylece bağırırken aklıma gelen şey ile bir an duraksadım. Ya adam benide öldürürse sonuçta adamın yüzünü görmüştüm.
Dudaklarımı birbirine bastırdım ve bu sefer biraz daha sakin bir sesle ''Hey, vazgeçtim ben kimseye söylemeyeceğim, hadi bırak beni de evime gideyim. Evde çocuklar ekmek bekler hem, hadi bırak beni'' Ay bir dakika ya ne çocuğu. Ne saçmalıyorsun sen Melodi, sen daha on sekiz yaşındasın.
Suratımı buruşturup ''neyse ne'' diye seslenip geri kulubenin içindeki sandalye ye oturdum. Adamın ben hiç umrunda değildim zaten.
***
Kapının bir anda açılmasıyla yerimden sıçradım. İçeriye girenleri gördüğümde ilk başta rahatlasamda ellerinde ki kelepçeleri gördüğümde rahatlamakta erken davrandığımı fark ettim.
''Melodi Nil Karan. Mire Sonayı öldürmekten Ceza Mahkemeleri Kanunu .... maddesi uyarınca sizi tutukluyorum. Sessiz kalma, avukat tutma ve tutukluğa itiraz etme hakkına sahipsiniz'' Polislerden biri beni kelepçeleyip bu sözleri söylediğinde beynim tamamen bulanmış durumdaydı. Ne öldürmesi hem Mire de kim?
''Mire de kim ben daha öyle birini tanımıyorum bile neden öldüreyim'' dedim can havliyle ama beni dinleyen yoktu.
Tam o sırada elimde ve bütün vucüdumda ki kanları fark ettim. Güvenlik görevlisi ile göz göze geldiğimizde ise kapının önünde polisler ile konuştuğunu anladım. Ama ben bir şey yapmamıştım ki. Ben kimseyi öldürmemiştim. Sadece kafam dağılsın diye akşamki baloya katılmaya karar vermiş o yüzden de kendi başıma alışveriş yapıyordum. Yine de kimsenin beni dinlemeye niyeti olmadığı için onlarla beraber polis arabasına bindim ve derdimi savcılıkta anlatmaya karar verdim.
Bu sırada zihnimdeki bulanıklıklıktan biraz olsun kurtulmak amacıyla bu günümü bir gözden geçirmeye karar verdim. Sabah hiç tanımadığım bir evde uyanmıştım ardından okula gitmiştim. Bir çocuk bana çarpıp dalga geçmişti. Okuldan sonra MR çektirmek için hastaneye gitmiştim. Hastanenin girişinde gözüme değişik görüntüler falan gelmişti. Dışarı çıktığımda yine aynı çocukla ve-muhtemelen annesi olan- bir kadınla karşılaşmıştım. Orada çocuğun adının Ruhe olduğunu da öğrenmiştim. Bana elini uzatmış ama sıkmamıştı sonrada yanımızdan gitmişti. Sonra MR çektirip hastaneden ayrılmıştım. Yaklaşık iki saattir de burada alışveriş yapıyordum ve lavoboya gitmiştim sonra yine aynı hastanede ki ki gözüme görüntüler gelmeye başladı ve bayıldım. Bu koca senaryoda ise Mire diye biriyle hiç tanışmamıştım.
Kolarımı dirseklerimin üzerine koydum ellerimle çatlayacakmışsına ağrıyan başımı sardım. Başım tekrar oldukça şiddetli bir şekilde dönmeye başlayınca yeniden bayılacağımı anladım ama kimseye birşey söylemeye uğraşmak istedim. Zaten dinledikleri de yoktu. Gözlerim kararırken yanımda oturan polisler endişeyle birşeyler söylemeye başladılar. Muhtemelen başımdaki kanayan yeri fark etmişlerdi. Karanlık beni iyice içine çekerken bende kendimi bıraktım ve yine her yeri siyahlık sardı.
***
''Mire Sona alışveriş merkezinin lavobosunda ölü bulundu ve burada baş şüpheli olarak bulunuyorsunuz''
Bu cümleyi duyana kadar kafamda hala savcının yüz ifadelerini çizmek ile meşguldum. Ta ki bu cümleyi duyana kadar. Zihnimdeki demir kalem elimden düştü ve tok bir ses ile yere çarptı. Yerde hafifçe sekerek melodik bir ses çıkardıktan sonra hem zihnimde hemde gerçek dünyada derin bir sessizlik oluştu.
Tanrı aşkına birisi bana burada neler döndüğünü doğru dürüst açıklayabilir miydi acaba!?
Savcılıkta uyandığımda başımı sarmışlardı ve yanımda bir bardak su vardı. Tam kendimi açıklayabileceğim bir yerde olduğum için rahatlamıştım ki yine yanılmıştım. Savcı kaç saattir aynı şeyi söylüyor ve asla bir açıklama yapmıyordu. Tam bir kere daha kendimi savunmaya girişecektim ki içeride bir telefon sesi yankılanmaya başladı. Savcı telefonu açtı ve bir dakika boyunca kaşlarını çatarak karşı tarafı dinledi. Ardından ''bir işi de düzgün yapın'' dedi ve telefonu kapatıp gülümseyerek bana döndü.
''Az önce alışveriş merkezinde sizinle olduğunu söyleyen ve bayıldığınız için yardım çağırmaya gittiğinde ortadan kaybolduğunu söyleyen bir tanık ortaya çıkmış. Elimizde size karşı pek bir kanıtımız olmadığından ötürü sizi bırakmak durumundayız.'' Elini arkadaki kapıya doğru uzatarak konuşmasına devam etti ''Gitmekde serbestsiniz''
İçimden sonunda diye bağırmak geçsede kibar bir şekilde ''bu yanlış anlaşılmayı çözebildiğimize sevindim'' dedim ve kapıya doğru ilerledim.
Aslında alışveriş merkezinde benimle gezen kimse yoktu aynı şekilde bayıldığımı görende o yüzden bu tanığın kim olduğunu merak etmiştim ama tabii ki bunu savcıya sorup kendi kendimi yakalatmaya niyetim yoktu. Savcılıktan çıkarken kapıda ki polisler elime alışveriş merkezinde aldığım poşetleri verdi. Doğru ya bugün baloda vardı. Ne bitmez bir gün ama!
Tam otobüs durağına doğru yönelmiştim ki önümde duran bir araba ile durmak zorunda kaldım. Tahmin edin içinde kim vardı. Ruhe. Şimdi bunun ne işi var burada? Bana sırıtarak bakarken ''her delikten çıkmasan olmuyor mu?'' diye sordum. O ise sırıtmaya devam ederek başını olmaz anlamında iki tarafa salladı ve arabanın benim tarafımda ki kapısını açıp içeri gel anlamında bir işaret yaptı. Tabii ki bu kadar delirmemiştim, gülümseyerek arkamı döndüm ve diğer yöne doğru yürümeye başladım.
''Seni kurtaran tanığı merak etmiyor musun'' Gerçekten geri dönmeye niyetim yoktu bu sözü duyana kadar. Ama merak ediyordum ve geri dönüp arabasına bindim.
Ruhe ise biliyordum dercesine gülümseyerek arabayı çalıştırdı ve elimde ki poşetlere bir bakış atıp okul balosunun yapılacağı salona doğru yola çıktı. Yaklaşık beş dakika boyunca sessizlik içinde oturduktan sonra nerdeyse fısıldyarak ''gerçektende hatırlamıyor musun?'' diye sordu.
Kafamı ona çevirip ''neyi'' diye sordum. ''Neyi hatırlamıyor muyum? Gerçekten seni anlayamıyorum, önce sabah olanlar sonra kanlar içinde yatan bir kız şimdi de senin gizemli soruların. Neler oluyor Ruhe lütfen bir şey biliyorsan söyle kafayı yemek üzereyim''
Kelimelerimi arkası arkasına sıralarken engel olamadan bir anda ağlamaya başladım. Ruhe ise bir an şaşırdıysa da arabayı hemen kenara çekti ve koltukta bana döndü.
''Hey, hey sakin ol Melodi. Benim bir şey bildiğim falan yok, yaşadıklarını kolay değil görebiliyorum ama şuan sakin olmalısın. Zaten çoktan akşam oldu bile yarın belki daha huzurlu olacağın bir-'' bir anda ağızından bir şey kaçırmışcasına sustu sonra ise kafasını sallayıp torpido gözünde bir şişe su çıkarıp bana uzattı. Tam ne demek istediğini soracaktım ki arabayı tekrar çalıştırıp yola çıktı. Bense sadece susup onu izledim. Arabanın içinde bile eldiven takıyordu. Torpido gözünde ise en az iki tane daha eldiven gördüğüme emindim.
***
Balo salonuna kadar bütün yol boyunca sessizlik içinde gittik sonrasında da Ruhe beni kapının önüne bırakıp başka bir yere gitti. Madem balo ya katılmayacaktı neden beni buraya kadar getirdi ki?
Lavobada üstümü değiştirip siyah askılı etek kısmı hafif kabarık dizlerimin hemen üstünde biten oldukça hoş durduğunu düşündüğüm elbisemi ve üç katlı inci kolyemi taktım. makyaj malzemesi olsa diye düşünsem de yapıcak bir şey yoktu. Zaten dalgalı olan saçlarımı üsten ince bir örgü örüp serbest bıraktım. Pek özenmediğimin farkında olsam da aynadaki aksime omuz silkip balonun yapıldığı salona geçtim.
Tanışma balosu olsa bile muhtemelen sadece bir köşede duracığımı biliyordum o yüzden şimdi neden bu baloya tek başıma katılmaya karar verdiğimi sorguluyordum. Neyse bir saat durur sonra eve gider uyurum.
***
Salonun en köşesinde dururken çalan şarkıyı duyduğumda yüzümde buruk bir gülümseme belirdi ve artık buradan gitmem gerektiğini anladım. Anastacia'dan Left Outside Alone çalıyordu. Tam binadan çıkarken nakaratın başlamasıyla gecenin karanlığına sessizce fısıldamaktan kendimi alamadım.
''Merak ediyorum acaba, nasıl hisssettirdiği hakkında bir fikrin var mı?''
BÖLÜM SONUUU
Neler düşünüyorsunuz bölüm hakkında?
Ruhe ne ayak sizce sksgskhddj
Genel olarak neler olduğu ile bir teoriniz varmı?
Muhtemelen haftaya yeni bölüm gelir o zaman görüşmek üzere. Oy vermezseniz ve yorum yapmazsanız kırılırım ona göre 😽.
Bu arada Melodi nin elbisesini de koyim buraya belki merak edeniniz olur.
BÖLÜM SONUUU
Bölüm hakkında ki düşünceleriniz neler?
Mire yi sevdiniz mi?
Melodi nin başına gerçekte ne geldi sizce?
İlerisi için teorileriniz varmı?
Yazım yanlışları için özür diliyorum😽