İçeriğe geç

Bir Adım Uzakta

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Bir Adım Uzakta

Bölüm 4

Bölüm 4- Görünmeyen Duvarlar

Sonbaharın kendini iyice hissettirdiği o sabah, okula yürürken Lara’nın içini tarifsiz bir tedirginlik kaplamıştı. Hava, yaprakların sararıp yerlere düşmesini seyreden bir sessizliğe bürünmüşken, Lara’nın zihni ise bir o kadar gürültülüydü. Geceden kalan defter satırları hâlâ aklındaydı. Duru, Serkan, Leyla… Hepsiyle olan ilişkisi bir anda gözünün önünde canlanmıştı. Ve en çok da kendisiyle olan mesafesi. Kendi iç sesiyle kurduğu o boğuk duvarları… Sınıfa ilk girenlerden biriydi. Cam kenarındaki sıraya oturdu. Sonra birer birer sınıf arkadaşları içeri girmeye başladı. Kahkahalar, selamlaşmalar, yüksek sesle anlatılan sabah anıları… Ama Lara sadece onları izliyordu. Duru sınıfa girdiğinde, onun varlığı bir anda ortamın dengesini değiştirdi. Duru’nun enerjisi her zaman yüksekti. Yürüyüşü bile kendinden emindi. O gün de geniş yakalı siyah bir sweatshirt giymiş, saçlarını gelişigüzel toplamıştı ama yine de dikkat çekiyordu. “Selam millet!” diye bağırdı sınıfa girerken, sonra doğrudan Leyla’nın yanına gitti. “Dün ne yaptın, beni aramadın bile!” Leyla hafifçe güldü. “Gece biraz karışıktı, kuzenler geldi. Telefon elimde bile olmadı.” Duru, Lara’nın yanındaki sıraya oturdu ve ona döndü. “Sen ne yaptın dün? O deftere yazmaya devam mı?” Lara gülümsedi. “Biraz… Geceleri toparlanıyor kafam.” “Çok merak ediyorum o defteri,” dedi Duru. “Bence bir gün okuyayım, olur mu?” “Henüz değil,” diye yanıtladı Lara, nazik ama kesin bir tonla. Duru kaşlarını kaldırıp başını hafifçe yana eğdi. “Peki… ama o gün geldiğinde ilk ben okuyacağım. Söz ver.” Lara cevap vermedi. O anda Serkan, Kaan ve Arda’yla birlikte sınıfa girdi. Hepsi birlikte gülüşüyor, aralarında bir şeyler tartışıyorlardı. Serkan’ın bakışları kısa süreliğine Lara’ya kaydı, ama hemen sonra Arda’nın omzuna yumruk atıp bir espriyle gülmeye devam etti. Lara başını önüne eğdi. Bu tür anlarda, onun için zaman sanki yavaş akıyordu. Öğle arasında kantindeydiler. Duru her zamanki gibi hızlı konuşuyor, patates kızartmalarını tabağında karıştırırken başka bir “ilişki krizi”nden bahsediyordu. “Yani sadece günaydın dedim çoçuğa, tamam mı? Kız da bana hafif gülümsedi. Sonra çocuk mesaj attı: ‘Bana böyle saygısızlık yapma’ diye. Ne saygısızlığı, ya? Selam verdim diye mi aldatmış oldum?” Duru dramatik bir şekilde ellerini açtı. Leyla dudaklarını birbirine bastırdı. “Belki de kıskanmıştır.” “Olabilir,” dedi Duru omuz silkerek. “Ama ben böyle insanlarla uğraşamam. Bitti.” Lara patatesinden bir lokma alıp sessizce çiğnedi. Duru’nun bu kadar hızlı bağ kurup sonra vazgeçmesine alışkındı ama yine de içinde bir şeyler kıpırdanıyordu. Duru hep yakındaydı ama ulaşılması zordu. Herkese bir adım ötede, ama kimseye dokunamayacak kadar uzaktaydı. “Peki,” dedi Lara usulca, “gerçekten hoşlandın mı o çocuktan?” Duru başını iki yana salladı. “Yani… bir süre iyiydi. Ama sonra sıkıldım. Hem sen de biliyorsun, ben birine uzun süre takılamıyorum.” Leyla hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi. O an üçü de sustu. Bu sessizlikte Lara, ikisinin gözlerinin içine baktı ve kendini dışarıdan biri gibi hissetti. Onlarla oturuyordu ama içten içe başka bir yerdeydi. Edebiyat dersinde öğretmen sınıfa döndü ve tahtaya şu cümleyi yazdı: “Görünmeyen duvarlar.” “Bugünkü konumuz bu,” dedi öğretmen. “Her biriniz, bu başlıkla ilgili kendi düşüncelerinizi yazın. Kısa bir deneme olabilir, bir şiir ya da sadece bir paragraf. İçinizden ne geliyorsa…” Kalemler kâğıtlara değdi. Sınıf sessizleşti. Lara gözlerini defterinin sayfasına dikti. Duru ön sıradaydı, saçlarının ucu Lara’nın masasının hizasına kadar inmişti. Serkan çapraz sıradaydı, eğilmiş, bir şeyler yazıyordu. Lara, kalemini oynatarak şu satırları yazdı: “Görünmeyen duvarlar bazen en yakınımızdakilerle aramıza örülür. Bir kelime söylemeden, bir bakış atmadan… Ve o duvarlar yükseldikçe, biz bile fark etmeden bir yabancıya dönüşürüz.” Dersin sonunda öğretmen birkaç kişinin yazısını paylaşmasını istedi. Serkan da seçilmişti, Lara da. Serkan, kısa ama etkileyici bir paragraf okudu. “Duvarları hep başkaları kurar sanırız. Ama çoğu zaman tuğlayı elimizde tutan bizizdir,” dedi. Sınıf sessizdi. Sonra sıra Lara’ya geldi. O da yazdığını okudu. Sesi titrek ama anlam doluydu. Sonra teneffüste Serkan yanına yaklaştı. Kalabalıktan uzak bir an yakaladıklarında eğilerek sordu: “Senin yazı güzeldi. Gerçekten.” Lara şaşırdı. “Teşekkür ederim,” dedi sessizce. Kalbi hızlanmıştı ama bunu dışarı yansıtmamaya çalıştı. Serkan gözlerini kısıp başını eğdi. “Sadece yazı değildi… Düşünce tarzın hoşuma gitti.” Tam o sırada Kaan uzaktan seslendi. “Serkan! Gel buraya bak!” Serkan hafifçe başını sallayıp, “Sonra konuşuruz,” dedi ve uzaklaştı. Lara bir an arkasından baktı. İçinde bir şeyler kıpır kıpır olmuştu. Ama o an, Duru da bu sahneyi izliyordu. Gözlerinde belli belirsiz bir sıkıntı vardı. Gülümsemişti ama Lara o gülümsemenin ardında başka bir şey hissetmişti. Sanki Duru’nun maskesi çatlamış, ama hemen onarılmıştı. Akşam, Lara odasında defterini açtı. Yatakta oturmuş, dizlerini karnına çekmişti. Kalemi elindeydi ve uzun uzun düşündü. Sonra yazdı: “Duru’nun yüzündeki o sahte gülümsemenin arkasındaki gerçek neydi? Serkan’ın gözleri neden böyle cümleler kuruyor, ama dili susuyor? Ve ben… ben neden bu kadar sessizim? Sanki hepimiz bir oyun oynuyoruz. Herkesin bir rolü var, ama kimse rolünü kendisi seçmemiş gibi. İçimde bir duvar daha yükseldi. Hem koruyor beni, hem de yalnızlaştırıyor.” Sayfayı kapattığında, pencereden soğuk bir rüzgar içeri süzüldü. Görünmeyen duvarlar yalnızca kelimelerde değil, duygularda da yükseliyordu artık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.