İçeriğe geç

BİR ADIM GERÇEK (Gerçek Aile)

Bölüm 1 · 10 dk okuma

BİR ADIM GERÇEK (Gerçek Aile)

Bölüm 1

B1--GERÇEKTEN UZAK

Merhabaaa

Birazcık heyecanlıyım ilk defa yazmıyorum ama sonuçta uzun bir süreden sonra ilk defa yazıyorum.

Umarım hikayeyi beğenirsiniz bölüm sonunda düsüncelerinizi söylemeyi unutmayın canlarr.

Başladığınız tarihi de şöyle buraya alsam hiç fena olmaz.

İyi okumalarr..

Gerçek...

Altı harften oluşan o kelime, bir insanın canını yakabilir miydi?

Benim canım öğrendiğim gerçeklerle çok yanıyordu... Yıllardır bir yalanla yaşadığını öğrenmek kimin canını yakmazdı ki?

Ben gerçekleri 17 yıl sonra öğrenmiştim. Bu 17 yılda yaşadıklarıma hep bir sebep bulmuştum.

Beş yaşımda dayak yemiştim. Bu ilk dayağım değildi elbette. Anneme göre daha küçükken de dayak yemiştim ama benim hatırladığım ilk dayak, sadece bir bardak kırdığım için yediğimdi.

Babamın beni sevmeme ihtimalini düşünmek yerine suçu kendimde bulmuştum, kendime kızmıştım. Babamın dediği gibi beceriksizdim ve bu yüzden dövmüştü.

10 yaşımda babam hayatımdaki tek iyi şeyi, annemi gözlerimin önünde öldürdüğünde de engel olamadığım için kendimi suçlamıştım.

13 yaşında gerçekleri kabullenmiştim; benim babam kötü biriydi. "Benim ailem de böyle," demiş, susmuştum.

Ama benim ailem böyle değilmiş; sadece saçma sapan bir intikam hırsıyla hayatım mahvolmuş.

Uzaktan gelen seslerle kendime gelmeye çalıştım. Seren Hanım endişeli gözlerle bana sesleniyordu:

“Miray... Miray, bana bakar mısın canım?”

Yutkundum. Bu kadın benim annemmiş... Cansız bedeninin başında saatlerce ağladığım kadın değil, bu kadınmış benim annem.

Ellerinin gözyaşlarımı silmesiyle ağladığımın farkına vardım ve gerçekliğe döndüm.

Oturduğum yerde geriye çekilerek yüzümdeki ellerden uzaklaştım. Seren Hanım'ın elleri havada kalırken üzgün gözlerle bana baktı. Biyolojik babam olan Yekta Bey rahatsız olduğumu fark ederek Seren Hanım'ı geriye çekip benden uzaklaştırdı.

“Miray, biz seni yanımızda istiyoruz.”

Yekta Bey direkt konuya girdi. Gözlerim ikisinde gezinirken gözlerindeki umut canımı yaktı.

“Ben...” Yutkundum. DNA testi sonucuyla boğazıma oturan yumru yerinden kalkmıyordu. “Ben sizinle gelmek istemiyorum.”

Seren Hanım ağlamaya başlayarak önümde diz çöktü. Ellerimi ellerinin arasına alıp konuşmaya başladı:

“Miray, sen bizim kızımızsın. Ne olur bize bir şans ver. Yıllardır acısını çektiğim kızımın ölmediğini öğrendim, daha fazla senden ayrı kalmak istemiyorum. Yapma bana bunu.”

Ellerimi çekerek hızla ayağa kalktım.

“Sizi istemiyorum, beni rahat bırakın, karşıma çıkmayın!”

Bir adım attım geriye doğru. Gerçeklerden uzaklaşmaya bir adım yetmiyordu. Gerçekler bir adım önümdeydi.

Bir adım daha attım ama hızla dönen başım büyük adımlar atmamı engelliyordu.

“Bayılacak,” diyen erkek sesiyle yerin ayaklarımın altından kayması bir oldu.

Sert bir zemin beklerken birinin beni kucağına aldığını hissettiğim an bilincim kapandı.

--♡--

Göz kapaklarım ağırdı. Açmaya çalıştıkça ışık gözlerime daha çok batıyordu. Zihnim bulanıktı. Sesler uzaktan geliyordu; sanki bir tünelin içindeydim.

“Miray…” dedi yumuşak ama titrek bir kadın sesi.

Kirpiklerim titredi. Gözlerimi araladığımda ilk gördüğüm şey... yine oydu. Seren Hanım. Bu sefer gözleri daha şiş, elleri daha endişeliydi.

“Beni korkuttun,” dedi usulca. Elimi tutuyordu. Sıcak, nazikçe... ama ben hissetmiyordum. İçimde hâlâ bir boşluk vardı.

Elimi çekmek istedim ama gücüm yetmedi. Göz göze geldik. O, bir anne gibi bakıyordu; ben ise hâlâ bir yabancı gibi hissediyordum.

“Seren Hanım…” dedim kısık sesle.

Yüz ifadesi değişti. “Bana öyle deme. Ne olur şimdilik anne diyemeyeceğini biliyorum ama... bir kere bile olsa...” Yutkundu, boğazı düğümlendi.

Sessiz kaldım, gözlerimi kaçırdım.

Ayak ucumda dikilen Yekta Bey konuyu değiştirmeye çalıştı:

“İyi misin, Miray?”

“İyiyim.”

“İstediğin zaman hastaneden çıkabiliriz.”

“Daha fazla burada kalmak istemiyorum.”

Sabah test yaptırmak için geldiğimiz bu hastaneden artık gitmek istiyordum.

“Ben hemşireye haber vereyim, serumu çıkarsın, gidelim.”

Yekta Bey odadan çıkınca Seren Hanım'la göz göze gelmemek için başımı cama çevirdim. Hava kararmıştı. Nereye gideceğimi bilmiyordum ama artık eve gidemeyeceğimin farkındaydım. Muhtemelen yine ve yine sokaklardaydım.

Telefon sesiyle başımı Seren Hanım'a çevirdim.

“Ben hemen konuşup geliyorum canım.” Güler yüzüyle odanın dışına çıktı.

Kapıyı kapatmadığı için sesini duyabiliyordum:

“Efendim oğlum... Ben biraz geç gelebilirim, bir tanem, sen uyu. Yarın anlatacağım her şeyi... Tamam canım, camı açık bırakma, ocağı da kontrol et, sen de geç olmadan uyu.”

Bir çocukları daha vardı demek ki.

Telefonu kapatmış bir şekilde içeri girdi. Hemen arkasından da Yekta Bey ve bir hemşire geldi.

“Nasıl hissediyorsunuz?”

“İyi... Gidebilir miyim?”

“Tabii ki,” dedi hemşire serumu çıkarırken. Serumun çıkmasıyla kolumu ovuşturdum.

Ayaklarımı yataktan sallandırdım, ayakkabılarımı giydim. O sırada Seren Hanım elinde montumla gelip giymeme yardım etti. Fermuarımı kapatırken sessizce onu izliyordum.

Fermuarı kapattıktan sonra kafasını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde çok dikkatli bakmış olmalıyım ki açıklama yapmaya başladı:

“Hava soğuk, üşütüp hasta olma.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım; beni düşünmelerini istemiyordum.

“Miray, Kadir Bey'le konuştuk. Zorluk çıkarmayacak ve velayetini verecek. Reşit olmadığın için bizimle kalacaksın.”

“Ben sizinle kalmak istemiyorum.”

Derin bir nefes aldı. “Bugün benimle geleceksin, sonrasını yarın konuşacağız.”

Tam bir şey demek için ağzımı açmıştım ki Seren Hanım lafa girdi:

“Pardon da seninle mi gelecekmiş? Umarım ben yanlış duymuşumdur.”

“Evet, benimle gelecek.”

“Ne münasebet, kızım tabii ki benimle gelecek!”

Kaşlarım havalandı. Nasıl yani, ayrılar mıydı?

“Seren, yarın çocuklara anlatacağız. Hem anlaşmaları için bende kalması daha iyi.”

Çocuklar?

“Ben sabah Soner'i de Miray'ı da alıp gelirim, anlatırız. Ayrıca çocuklar bana da gelebilir.”

“Bir şeye de inat etme, bırak benimle kalsın işte! Hem Atlas'la aynı okula gideceğine göre bende kalacak.”

Kaç tane çocukları vardı bu insanların?

“Onları da o zaman düşünürüz, şimdi benimle kalacak!”

“Seren, Miray'ın önünde daha fazla tartışmayalım istersen, benimle gelecek dedim.”

“İlk gün benim yanımda daha rahat eder, siz ne anlayacaksınız kızdan?”

“İyi, o zaman sen de bizimle geliyorsun!”

“Saçmalama, annenin olduğu eve adımımı bile atmam.”

--♡--

Büyük konuşmamak gerekiyormuş. Bunun en büyük örneği de şu an arabada kollarını birbirine bağlamış, yenilmişlikle yanımda oturan Seren Hanım'dı.

Yekta Bey zorla da olsa kabul ettirmişti; ikimiz de ona gidiyorduk. Benim için fark etmezdi, sonuçta ikisi de benim için yabancıydı ama Seren Hanım'ın gözlerinden resmen ateş çıkıyordu.

“Soner'i de şimdi mi alalım?”

“Uyumuştur, mesaj atarım, sabah gelir.”

“Şey... Sizin kaç çocuğunuz var acaba?”

Bu soruyu daha fazla içimde tutamamıştım. Onlar hakkında bir şeyler merak etmem Seren Hanım'ı heyecanlandırmış olacak ki kollarını birbirinden ayırarak mutlulukla anlatmaya başladı:

“Seninle birlikte yedi kardeşsiniz—”

“Ne!” dedim yüksek bir sesle.

Yedi çocuk mu? Yok artık, neresinden çıkarmıştı bu kadın bu kadar çocuğu?

Yekta Bey bu halime sadece güldü.

“Evet, tepkinde biraz haklısın, bir anda söyleyince şaşırman normal. Dört tane abin var.”

“Yok artık!” dedim, fenalık geçirecektim birazdan. Ben daha biyolojik anne baba şokunu atlatamamıştım ki...

“Ve bir erkek kardeşinle ikizin var.”

“İkiz mi?” Tamam, işte en beklemediğim şey buydu. Ne demek ikiz?

“Evet, ikizin Atlas.”

İkizim olmasının şokunu yaşarken daha büyük bir gerçekle yüzestim: Dört abi, bir erkek kardeş ve ikizim Atlas...

“İkizim de mi erkek?”

Hayretle sorduğum bu soruya ikisi de gülmüş olsa da ben kalp krizi geçirmek üzereydim.

“Evet güzelim, tek ve biricik kızımız sensin.”

Bir ailenin biriciği olmak pek bana göre değildi sanırım. Yolun geri kalanını ileriyi düşünerek geçirmiştim. Seren Hanım birkaç kere beni konuşturmaya çalışsa da kısa kısa cevaplar vermemle üzerime gelmemişti.

Uzun bir yoldan sonra sonunda evlerine gelebilmiştik. Arabadan indiğimizde gördüğüm eve şaşkınlıkla baktım; burası ev değil, resmen saraydı. Durumlarının iyi olduğunu fark etmiştim ama bu kadar zengin olduklarını düşünmemiştim. Issız bir yerdeydi; ileride bir villa daha vardı, başka bir şey gözükmüyordu.

Evin ışıkları yanmıyordu. Saat kaçtığı bilmiyordum ama geç bir saat olmalıydı ki herkes uyumuştu. İşime gelmişti, şu an kimseyle tanışacak halim yoktu.

Gözlerim etrafta gezinmeye devam etti. Kapıda takım elbiseli adamlar vardı. Ben tam olarak nasıl bir aileye düşmüştüm?

“Saat geç oldu, diğerleri uyumuştur. Eve girelim, sen de dinlen biraz, yarın sabah tanışırsınız, konuşuruz.”

Yekta Bey'e cevap vermek yerine sadece başımı salladım.

Eve girdiğimizde bizi karşılayan huzurlu bir sessizlikti. Gürültüye alışıktım; sessiz geçen hiç günümüz olmamıştı, hep bağırış çağırış kavga vardı. Şimdi böyle sessiz bir ev değişik gelmişti.

Montumu çıkarınca Seren Hanım'a verdim, o da askılığa astı. Ayakkabıları da çıkarmış ve ev terliklerini giymiştik. Zenginlerdi falan ama iyi ki evde ayakkabıyla gezmiyorlardı. Hayatım kayarken düşündüklerime içten içe sinirlendim. Ben saçma sapan bir şekilde iç sesimle kavga ederken Seren Hanım ve Yekta Bey kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı.

“Gel bakalım Miray, bugünlük misafir odasında kal, en yakın zamanda kendi odanı yaparız.”

Yekta Bey bizi merdivenlere ilerletirken bu konuşmayı yapmıştı.

“Buna gerek yok çünkü burada kalmayacağımı size söyledim.”

Seren Hanım ve Yekta Bey biraz duraksadıktan sonra merdivenden çıkmaya başladılar, ben de ortalarında ilerliyordum.

“Reşit değilsin ve olmana daha çok var Miray. O zamana kadar istesen de istemesen de buradasın.”

Bu sefer ben olduğum yerde durdum. Benim durmamla onlar da bana döndü.

“Beni zorla burada tutamazsınız.”

“Seni zorla tutmuyorum ama ya burada ya da Seren'in yanında kalacaksın. Gidecek başka bir yerin yok diye düşünüyorum.”

Haklıydı, maalesef gidecek bir yerim yoktu. Babam Kadir –ya da üvey babam, her neyse– bu saatten sonra beni eve almazdı. Yanında kalabileceğim bir arkadaşım da yoktu.

Seren Hanım gerginliği bitirmek amacıyla lafa girdi:

“Tamam, bunları sonra konuşalım lütfen. Şimdi kafalarımız karışık, önce dinlenelim.”

Daha fazla uzatmamıştık. Birlikte üst kata çıkarken ikinci katta bir odanın önüne geldik. Yekta Bey kapıyı ve ışığı açtığında beyaz ve ferah bir odayla karşılaştım.

“Burası senin odan olacak, en kısa zamanda da istediğin gibi düzenleriz,” dedi Yekta Bey.

Ne kadar "Burada kalmayacağım" demek istesem de şu an tek istediğim dinlenmekti, bu yüzden teşekkür etmekle yetindim. Önemli değilmişçesine başını salladıktan sonra bakışlarını Seren Hanım'la benim üstümde gezdirdi.

“Siz bekleyin, ben geliyorum.”

Yekta Bey odadan çıktıktan sonra Seren Hanım arkasından göz devirdi.

“Bekleymiş... Bekleyemem, ne bekleyeceğim acaba seni, uyuz şey!”

Seren Hanım'ın bu haline istemsizce güldüm. Göz kırpıp o da güldü.

“Yekta soğuk duvarın tekidir, onu çok takmaya gerek yok,” dedi eliyle boş ver der gibi havada sallayarak.

“Arkamdan konuşman bittiyse al,” dedi imayla odaya giren Yekta Bey. Elindeki iki pijama takımından birini Seren Hanım'a doğru fırlatırken diğerini bana daha sakin bir şekilde uzattı.

“Bunlar benim değil mi, burada ne işi var?”

“Unutmuşsun, verecektim aklımdan çıktı.”

“İyi!” Seren Hanım yüzüne doğru fırlatmasından dolayı sinirlenmişti.

Birkaç dakikanın ardından Yekta Bey odasına, Seren Hanım ise bana verilen odanın yanındaki misafir odasında kalacağını, bir şey olursa yanına gelebileceğini söyleyerek odadan çıkmışlardı.

Tek kaldığım odada tekrar gözlerimi gezdirip ofladım. Bir süre öyle durduktan sonra kapıyı kilitledim; ne olur ne olmazdı, yabancı bir evdeydim sonuçta, kimseyi tanımıyordum.

Üstümü değiştirdim. Telefonumun şarjı çoktan bitmişti; "İnşallah şarj makinemi almışımdır" diye dua ederek kol çantamı açtım. Şükür ki almıştım. Yatağın baş ucundaki prize takıp açılmasını bekledim.

Saat gece 1 olmuştu. Arayan soran tabii ki yoktu. Kendi halinde yaşayan bir kızdım; evden okula, okuldan işe, işten de eve gidiyordum. Evet, çalışıyordum; ufak bir kitapçıdaydım, eve yakındı ve sahibi Nergis Teyze de iyi bir kadındı. Okulda da hiç arkadaşım yoktu, tek odağım derslerdi. 11. sınıfa gidiyordum ve babamdan kurtulmanın tek yolu okuyup kaçmaktı. Bu yüzden dersler konusunda taviz vermiyordum.

Telefonumdan Google'a girdim. Zenginlerdi ve illa onlarla ilgili bilgi vardım. İlk önce Yekta Bey'in adını yazdım: Yekta Erçetin.

Çıkan sonuçlardan ilk siteye girdim. En başta Yekta Bey'in fotoğrafı vardı. Yazılanları okudukça tanınan bir iş adamı olduğunu anlamıştım. Uygulama şirketleri vardı ama bunun yanı sıra pek çok sektörde de faaliyet gösteriyordu; mesela bugün gittiğimiz hastane onlarınmış, kendilerine ait okullar varmış. Ülkenin sayılı zenginlerindendiler.

Kariyeri beni pek ilgilendirmediği için hayatının olduğu kısma girdim. İçinde Seren Hanım'ın olmadığı bir aile fotoğrafı vardı, sanırım boşanalı çok olmuştu. Bir buçuk saatlik araştırmadan sonra onlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmuştum:

* En büyük abi Aras Erçetin: 29 yaşında, Yekta Bey'in yanında çalışıyormuş. O da çok başarılı bir iş adamıymış. 7 yıl önce evlenmiş, evlendikten 2 yıl sonra boşanmış. 6 yaşında bir oğlu var, adı Efe. Onun hakkında neredeyse hiçbir bilgi yok.

* İkinci abi Yaman: 28 yaşında, doktor. Kendi hastanelerinde çalışıyor. Onun hakkında çok fazla bilgi yoktu, daha çok kendi halinde yaşıyor.

* Üçüncü abi Berkay: 26 yaşında, polis. Nişanlısı Pınar 25 yaşında; onun da ailesi tanınan biri ve babasının şirketinde çalışıyor.

* Dördüncü abi Yiğit: 20 yaşında ve tam olarak ailenin sorunlu çocuğu. Haberlerin çoğu o ve çapkınlıklarından oluşuyor. Üniversitede psikoloji okuyor ama daha çok öylesine seçmiş gibi.

* İkizim Atlas: Enerjik bir çocuk. Erçetinlere ait bir lisede okuyor, basketbolla ilgileniyor. Çıkan haberlere göre de kavgacı biri.

* Kardeşim Soner: 14 yaşında, 8. sınıfa gidiyor. Sessiz, sakin, medyadan uzak, kendi halinde bir çocuk.

* Yekta Bey: 50 yaşında.

* Seren Hanım: 49 yaşında. 5 yıl önce boşanmışlar. Seren Hanım'ın kendine ait bir moda atölyesi var, orayla ilgileniyor. Boşanmadan önce şirketle de bir irtibatı varmış ama sonrasında sadece kendi işiyle ilgilenmiş.

Neden boşandıklarını anlayamamıştım. Eski hallerinden birçok fotoğraf vardı, ikisi de birbirine aşık görünüyordu, bakışlarından belliydi.

Telefonumu komodinin üstüne koyup yatağa girdim. Sırtüstü yattığım yataktan tavanı izliyordum. Çok garipti; bu insanlar ailemdi ama ben isimlerini bile internetten öğreniyordum. Sözde ailemdi ama evlerinde yabancıydım, bana ait tek bir şey bile yoktu bu evde.

Gözümden bir damla yaş süzüldü. Neden... Neden bunlar benim başıma geliyordu? Yıllardır tek bir günüm bile kavgasız geçmemişti, sürekli bir gürültü hakimdi eve. Ama burada olsaydım belki de bunlar yaşanmayacaktı, yalnız kalmayacaktım.

Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip daha fazla düşünmeyi bıraktım. Bu saatten sonra düşünmek bana sadece zarar verirdi, her şey yaşanmış ve bitmişti. Gözlerimi kapatır kapatmaz günün yorgunluğuyla uykuya daldım.

•Bölüm Sonu•

Evet 1. Bölümün sonuna geldik düşünceleriniz neler?

Beğenmediğiniz bir yer varsa buraya yazabilirsiniz elimden geldiğince düzeltirim.

Diğer bölümde görüşmek üzere..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.