Keyifli okumalar 😇
Aradan iki saat geçti hala cevap yazmamıştı. Pişman olmaya başladım. Ne diye yazdıysam? Bir anda aydınlanma geldi. Ya sevgilisi varsa? Allah'ım rezalet. Şahsen ben hiç hoşlanmazdım böyle bir şeyden. Sevgilisi olsa bir kızla ne diye başbaşa gezmeye çıksın ki? Erkeklerin sağı solu belli mi olur. Hiç güvenmiyorum. Keyfim iyice kaçtı. Bundan sonra biraz soğuk davransam iyi olacak. Gerçi zaten mesafeliydik. İyice saçmalıyorum ortada hiçbir şey yok ki. Evet bir bu eksikti. Düşünecek şeylerim yokmuş gibi bir tane daha eklemiştim. Ne diye kafama takıyorsam? Normal bir mesaj atmıştım sadece.
Kerem mesaj atmadı.
Mert mesaj attı.
"Yarın iş çıkışı biraz konuşabilir miyiz?"
Şaşırdım yazmasına. Beklemiyordum.
"Olur, konuşalım." yazdım. Konuşmamız gerekiyordu çünkü. Nazlı'yla konuştuktan sonra emin olmuştum. Ekibin içinde birbirimizden kaçmamız oldukça garip duruyor gerçekten. Ekiptekilerde şüphelenmeye başlamışlar. Konuşup halletsek iyi olacak.
Mert ile işe ilk başladığım zamandan beri yakındık. Arkadaş olarak birlikte çok keyifli vakit geçiriyorduk. Ta ki geçen seneye kadar. İş yerinde en yakın arkadaşım oydu. Hatta son üç senedir. İş hayatım normal hayatım da olduğu için iş dışında da gayet samimiydik. Uzun boylu, kumral, beyaz tenli yakışıklıydı biriydi. Sadece tip olarak değil karakter olarak da oldukça hoş biriydi. Ama benim açımdan bir arkadaştan daha fazlası değildi. Dediğim gibi benim açımdan. Bir süre sonra bana farklı davranmaya başladı. Bana karşı hisleri varmış gibi... Arkadaşlığımızı aşkla karıştırdığını düşünüp sesimi çıkarmadım. Arkadaşça davranmaya devam ettim. Çünkü ona karşı farklı duygular hiç beslemedim. O da bunu anlamış olacak ki uzun bir süre normal davranmaya çalıştı. Becerebildiği kadar. Katar'a gelmeden önce de açıldı. Ben de ona karşı aynı şeyleri hissetmediğimi kafasının karışmış olabileceğini söyledim. Ama O duygularından oldukça emin olduğunu söyledi. Deneyelim dedi fakat onu oyalamanın doğru olmadığının farkındaydım. Zamanla hislerimin değişeceğini hiç zannetmiyordum. Ben de reddettim. O zamandan beri konuşmuyoruz. İki kişiden biri farklı duygular besleyince arkadaşlık yapmak da zor. Bu yüzden uzak durmaya çalışıyor. İyi de oluyor aslında ama aynı yerde çalışınca da bu iş iyice garipleşmeye başladı. Bu durumu düzeltmemiz en mantıklı olanı.
Telefonum bipledi. Ekranda Kerem'in adı belirdi. Hemen mesaja tıkladım.
"Tabi. Bir iki yerin konumunu atarım. Siz hangisine gitmek isterseniz karar verirsiniz." yazmış.
Hemen cevap verdim. Teknoloji çağındayız sonuçta bazı zamanlar hariç telefon sık sık elimizde. Hemen cevap verebilirim değil mi?
"Harika olur."
Birkaç dakika sonra iki tane konum attı.
"İkisinin yemekleri de oldukça lezzetli. Umarım beğenirsiniz (gülücük)."
Bu sefer hemen cevap vermedim.
Beş dakika geçmeden "Nasıl geçiyor günlerin?" yazdı.
Kendi kendime sırıtmaya başladım.
"Güzel, yorucu. Alışıyorum. Sen neler yapıyorsun?"
"Misafirlerimiz var. Ev kalabalık."
Yaa demek ki o yüzden yazmamış.
"Hımm.. Sen böyle diyince ailemi özlediğimi hissettim." Yazarken bile hüzünlendim.
"İş bitene kadar gitmeyecek misin?"
"Belki, bilmiyorum."
"Tek çocuk musun, kardeşin var mı?"
"Bir abim bir de kız kardeşim var. Senin?"
"İki ablam bir tane de abim var."
"Evin en küçüğüsün yani. Kıskandım.."
"Yeğenlerim olduğu için bir süredir değilim."
"Yaa ne güzel. Küçükler mi?"
"Büyük de var küçük de. Bir gün seni tanıştırırım favori yeğenimle."
"Favori yeğenin mi? Kötü amca. (kızgın emoji)"
"Diğerlerini sevmiyorum demedim ki. Hepsini çok seviyorum. Sadece bununla daha iyi anlaşıyoruz diyelim. Dibimden ayrılmıyor. Duygularımız karşılıklı yani."
Gülümsedim. Çocuk haklı ben olsam ben de ayrılmam. Ne dediğimi fark edince ayaklarımı yatağa vurdum. Ne diyorum ben iyice kafayı yedim.
"Tamam tamam. İnandım. (Gülücük)."
"Senin yeğenin yok galiba?"
"Yok. Abim evli değil. Yakında düğünü olacak."
"Kız kardeşin peki? Küçük mü?"
"Pek küçük sayılmaz benden beş yaş küçük."
"Kardeşim olmasını istemezdim.(suratını buruşturmuş emoji)"
"Tabi.. eminim ki evin en küçük kardeşi olmak müthiş bir duygudur."
"Öyle.(sırıtan emoji)"
Konu konuyu açtı. En son saate baktığımda bir buçuktu. Ne ara uyuyakalmışım bilmiyorum. Alarmın sesine uyanıp aval aval tavana baktım. Gözlerimi kırpıştırıp duruyordum ama çok fena uykum vardı. Sızlanıp yüzümü yastığa gömdüm. Sonra aklıma dün gece geldi. Hemen telefonu elime alıp mesajlara baktım. En sonki mesajına cevap vermemiştim. Birkaç dakika sonrasında iyi geceler yazmış.
Kafamı tekrar tavana çevirip kendi kendime sırıttım.
Bugün güzel bir gün olacak.
İşe gidip Mert'i görünce vazgeçtim. Gergin bir gün olacaktı. Bugün konuşacaktık. Durumdan hiç hoşnut değilim. Keşke böyle olmasaydı.
İş çıkışı kapıda Mert'in gelmesini bekledim. İki dakika geçmeden yanıma geldi.
"Merhaba." dedim.
"Merhaba." dedi O da. Mahcup duruyordu. Geldiğimizden beri hiç keyifli görmemiştim O'nu. Yakınlardaki bir kafeye gidip oturduk. Konuya nasıl gireceğini bilemiyor gibiydi. Ben de zaman tanıdım. Sesimi çıkarmadım.
Biraz sonra "Seninle neden konuşmak istediğimi merak etmiyor musun?" dedi.
"Söylemeni bekliyordum."
"Sessiz durma konusunda pek becerikli değilsin halbuki." diyip gülümsedi.
Ben de gülümsedim.
"Konuya göre değişir." dememle yüzündeki gülümseme soldu yavaşça. Hay ben şu ağzımı.. Bu konu için imada bulunmak istememiştim aslında. Gerçekten.
Derin bir nefes aldı.
"Bak Ayza. Bu halimiz ekip içinde garip duruyor. Böyle olmasını istemezdim. Benim yüzümden sen de zor durumda kalıyorsun farkındayım. Biraz sindirmem gerekiyordu. Sana olan duygularım hemen geçip gidecek vaziyette değiller. Ama sana hissettirmemeye çalışacağım. Elimden geldiğince.. Ve ne kadar becerebilirsek eski halimize dönmemizi istiyorum. Ne dersin, bunu deneyebiliriz bence."
İması onun kalbini kırdığı kadar benimkini de kırmıştı. Onun için kolay olacağını düşünmüyordum fakat bu isteğini reddedersem daha çok zorlanacağından emindim. O yüzden şu durumda alttan alan taraf ben olmalıydım.
"Haklısın. Benden yana bir sıkıntı olmayacağından emin olabilirsin. Elimden geleni yapacağım. Eski hallerimizi özlüyorum. Böyle olmak benim içinde çok zor."
Kafasını aşağı yukarı sallamakla yetindi sadece. Sonra konuyu dağıtmak ister gibi "Ee artık arayı düzelttiğimize göre yarın sabah kahveler benden. İçmeden gel." dedi zorla gülümseyerek.
Ben de gülümsedim.
"Tamamdır."
***
Konuşmamızın üstünden iki gün geçmişti. Mert'le hemen eski halimize dönebilmiştik. En azından ilk iki gün öyle olduğunu düşünmüştüm. Çarşamba günü sessizleşip uzaklaşmıştı. Üstüne gitmedim ben de. Demek ki bu kadar yapabiliyordu. Sanırım eski halimize hemen dönemeyecektik. Belki de hiç...
Bu hafta bir öyle bir böyle geçip gitmişti. Arada Kerem ile mesajlaşıyorduk. Önümüzdeki haftasonu yine gezmeye gidecektik. Bu hafta biraz çalışmam gerekiyordu. Cuma günü iş çıkışı Mert ile dışarıda yemek yemeye gittik. Eskisi gibi olmaya çalışıyorduk. Ama sadece çalışıyorduk. Hiç sevemedim bu halimizi. Restorandan çıkıp yürüyorduk ki kafamı kaldırmamla karşımızda Kerem'i gördüm. İki arkadaşıyla bize doğru geliyordu. Sonra O da beni fark etti. Sanırım benim gibi O da selam verip vermemekde kararsız kaldı. Yaklaştıkça sebepsizce gerildim. Derin bir nefes alıp selam vermeye karar verdim. Gözleri Mert'e değip sonra bana döndü. Arkadaşlarını geride bırakıp yanımıza geldi. Benden önce davranıp gülümseyerek biraz da çekinerek
"Hey, selam!" dedi.
"Selam. Nasılsın?"
"İyi, arkadaşlarla takılıyorduk." diyip Mert'e baktı. Sorgular gibi bakınca ben de Mert'i gösterip
"Arkadaşım Mert. Birlikte yemek yedik dönüyorduk." dedim. Kerem'i Mert'e tanıtmadım. Ne diye tanıştıracaktım ki? Kafasını karıştırmaya gerek yok.
"Merhaba." diyip kafa selamı verdi Mert'e.
Mert kafa sallamakla yetindi. Garip garip bakıyordu Kerem'e.
"Görüşürüz o zaman. İyi akşamlar." dedi bana sıcacık gülümsemesiyle.
"Görüşürüz, iyi akşamlar." dedim bende. Dönüş yolunda Mert yine durgunlaşmıştı. Pek konuşmadı.
Anlaşılan kafasını karıştırmak istemesem de çoktan karışmıştı.
Ertesi gün akşam saatlerinde bilgisayarımı alıp yine her zaman gittiğim kafeye gittim. Kerem'e de söylemiştim laf arasında kafede olacağımı.
Belki gelir diye.
Sohbeti hoştu. Muhabbeti sarıyordu. Sürekli onunla konuşasım geliyordu. Samimiydi, insan yanında gerilmiyordu bir kere. Kısa süredir tanışıyor olmamıza rağmen rahat rahat konuşabiliyorum O'nunla.
Bu, seni pek tanımayan biriyle konuşmanın rahatlığıydı belki de. Bilmiyorum.
Oturalı iki saat falan geçmişti ki oturduğum masaya biri parmaklarını vurdu. Kafamı kaldırıp bakınca gülümsedim.
"Çalışırken hep böyle ciddi misin? Korktum bu halinden." dedi ürpermiş gibi yaparak. Kot pantolonla ince keten su yeşili bir gömlek giymişti.
"Dalmışım sadece." "Otursana." dedim.
"Yakınlardaydım. Burada olduğunu söyleyince bir uğrayayım dedim." Ensesini ovuşturup oturdu.
Yersen.
"İyi yapmışsın. Ben de sıkılmıştım zaten."
"Nasıl gidiyor? Çok mu yoğun işler?
"Eh işte. İlk birkaç hafta rahat edebilmek için çalışıp gitmem daha iyi olur diye planlara bakıyorum."
"Anladım. Alışabildin mi biraz daha?..Gerçi arkadaşların var. Daha kolay oluyordur."
Mert'e mi imada bulundu, kendine mi değinmek istedi anlamadım.
"İlk günler gibi değil tabi. Sevmeye başladım burayı. Doğru..arkadaşlarım yardımcı oluyor alışmama. Modumu çok çabuk düşürebiliyorum. Özellikle de boş vakitlerimde beni meşgul etmeleri kendi kendime düşünüp dertlenmemi de engelliyor. Gayet memnunum." dedim.
Onu kastettim çünkü doğru düzgün takıldığım başka arkadaşım yoktu şu an. İmamı anlamıştır umarım.
"Bildiğim iyi oldu." dedi sırıtarak.
"Neden?" dedim bilmemezlikten gelerek.
"Seni daha çok darlayabilirim. İznimi aldığımı düşünüyorum. Yanlış mıyım?"
Güya ben onu sıkıştıracaktım, O beni sıkıştırdı. Direk kabul etmek de ne bileyim. İmalı konuşmak gibi değil.
"Nasıl anladıysan." dedim omuz silkerek.
"Yemek yedin mi?"
"Yani..öğlen yemiştim."
"Ben yemedim sen de açsındır o zaman. Hadi kalk yemek yemeye gidelim."
"Oluur." dedim uzatarak.
Yürüyerek birkaç sokak ilerideki küçük bir restorana girdik. İçeriye beyaz renk hakim olduğu için olduğundan daha büyük duruyordu. Fena değildi. Orta halli bir yerdi anlaşılan. Oturup siparişlerimizi verdik. Ben yine riske girmeyip etli bir şey sipariş ettim. Dışarıda özellikle de başka bir ülkede sebze benim hassas noktam. Yiyemiyorum malesef.
Yemeklerimizi beklerken "Senin tatilinin yeni başlaması gerekmiyor mu? Futboldan pek anlamam ama hazirana daha yeni girdik." diye sordum.
"Ufak bir sakatlığım oldu. O yüzden sezonu erken kapattım. Tatille birleşti anlayacağın."
"Ah! Geçmiş olsun. Nasıl şimdi?"
"İyi. Yeni sezonda sahalara dönebilirim."
"Spor yapıyorum demiştin sanki. Bacağın için iyi mi ki?"
"Aslında tam anlamıyla spor yapmıyorum. Antrenörlük yapıyorum. Bir hocama yardım ediyorum da diyebiliriz."
"Öğrencilerin var yani?" dedim gülümseyerek.
"Evet. Öyle oluyor sanırım."
"İyimiş."
"Senin işin ne kadar sürecek peki? Daha ne kadar buradasın?"
"Belli değil şu an. Sonbahara kadar buradayım orası kesin."
"İyimiş."
O sırada yemeklerimiz geldi. Kokusu burnuma doldu. Acıkmıştım gerçekten. Neyse diyip kendimi çok kaptırmadan silkelendim.
Yemek yedikten sonra biraz daha sohbet edip kalktık. Gerçi ikimizinde gidesi yoktu ama abartmamak gerek bence. Her şeyi birden tüketmek istemiyordum. En sinir olduğum şey. Ben pek konu açabilen birisi değilimdir. Karşı taraf muhabbeti ilerletebiliyorsa iyi arkadaş olurum. Ama tam tersiyse kısa sürede biter. Yanında sıkılmadığın sürekli konuşacak bir şeyler bulduğunuz birilerini bulmak da çok zor. Bir gün tükenip gitmek de bende ki korkusu. Sevdiğin birisi ama yanyanayken yapacak bir şeyiniz kalmamış, konuşacak bir konunuz kalmamış. Bu araya mesafeler girip uzaklaşan insanlar içinde, birlikte çok vakit geçiren insanlar içinde geçerli. Ben çabuk sıkılan birisiyimdir. Bazen her şeyden uzaklaşıp tek başıma vakit geçirmeye ihtiyaç duyuyorum bu yüzden. Defne artık bildiği için böyle zamanlarda beni kendi halime bırakıyor. Anlayışla karşılıyor. Ama bu durumu dengesizliğim olarak düşünen de çok var. Vardı. Hiçbiriyle konuşmuyorum artık. Kolay insan silerim.
Pazar günü odamı temizledim. Evi de bir süpürsem iyi olur diye yanlışlıkla evi de temizledim. Nazlı evde yoktu. Yine Mehmet'leydi anlaşılan.
Güzel yorulmuştum. O yüzden bugün makarna günüydü. En kolayı o çünkü. Bu yorgunlukla başka yemekle uğraşamazdım.
T
emizlik, yemek derken akşam olmuştu. Akşam olunca bizimkileri görüntülü aradım. Sık sık görüntülü konuşuyorduk. Son üç senedir hepimiz ayrı bir yerdeydik. Hasan yani abim benden iki yaş büyük. Çorlu'da çalışıyor. Saçma bir iletişimimiz var kendisiyle. Bazen çok kavga ediyorduk bazen de çok iyi anlaşıyorduk. Uzakta olunca kavgalarımız ufak atışmalara dönmüştü artık. Kız kardeşim Ayça'da benden beş yaş küçük. Yeni mezun o yüzden evde şu an. Ayça, annem ve babam Sakarya'da, abim Çorlu'da ve ben de Katar'dayım.
"Naber cadaloz? Sıcaktan erimişsin sanki?" dedi abim olacak Hasan Bey.
"Tatlılıktan canım." dedim burun kıvırarak.
"Peh..bilmesem inanacağım."
"Gıcık. Evlenip gitsen de kurtulsak senden." dedim ben de.
"Anne duyuyorsun değil mi? Biricik oğluna neler diyor."
Babam'da atladı oradan "Yakında evleniyorsun artık seni sattık. Kızıma laf etme." dedi gülerek.
"Vayy bee..vayy be.. Sen de mi baba?"
Bir kahkaha patlattım.
Ayça'da arkadan "Ee anne ablam da evlenir yakında değil mi?" dedi sinsice. Tipe bak şeytannn! Sinir olduğumu biliyor. Aklı sıra annemi kışkırtıyor.
"Ayy inşallah! Tık yok ama. Boşver onu sen evlen en iyisi."
Dil çıkardım Ayça'ya. "Canımm annem konuş lütfen."
Seslerimiz birbirine girdi bir süre sonra. Annem de en son kapatın artık başım ağrıdı diyince kapattık telefonu.
***
Pazartesi günü Mert yine soğuk yaptı. Dün de. Bu konu hakkında bir konuşma daha yapsak iyi olacak. Bu akşam konuşamam çünkü Kerem'e sözüm vardı. Buluşacaktık. Bir an kendimi çok kötü hissettim. Mert'in yerine cidden Kerem'i mi koymuştum? Mert'le böyle olmasaydık Kerem ile arkadaş olur muydum? İyi de benim ne suçum var? Sorgularsam çok uzar bu iş. Hem Mert bozdu aramızı. Tamam isteyerek değil belki ama ne yapabilirim zorla olmuyor. Böyle de olmuyor. Off! Bilmiyorum.
İş çıkışı Kerem beni arabayla aldı. Bir restorana gidip yemek yedik. Sonra dondurma alıp yine sahile gidip oturduk.
"Kız arkadaşın falan yok mu?" diye laf attım ortaya. Kafama takılmıştı. Cevabı bilsem de teyit etmek istemiştim.
"Şu an yok."
"Vardı yani?" dedim. Üfff sanane kızım yaa. Cevabını aldın zaten.
"Vardı."
"Neden bitti?"
"Bitmesi gerektiği için."
"Bazen sadece bitmesi gerekir değil mi?" dedim. Bu sadece aşk için değil arkadaşlık içinde geçerli. Bazen bitmesi daha iyidir. Kafanda bitirmiş olursun en azından. Beklentin, umudun kalmaz. Bir burukluk bırakır ama daha iyi hissedersin.
"Senin yok mu?" dedi.
"Yok."
"Yok muydu?"
"Hımm..uzun zamandır yok."
Sessizlik oldu. Bir şey söyleyecek gibiydi. Sonra memnuniyetsiz bir şekilde "Yanlış anlamazsan gözlemimi söyleyeceğim."
"Tabi?"
"Şu Mert denen arkadaşın. Farklı bakıyordu sana." dedi.
Bir defa görmüştü. Fark ediliyor demek ki.
"Hoşlantı sadece. Arkadaş halimi seviyor ve yanlış anlıyor."
"Farkındasın yani." duraksayıp devam etti. "Hem nereden biliyorsun belki gerçekten seviyor."
"Sevmiyor."
"Daha çok kendini öyle olduğuna inandırıyor gibisin."
Sinirlendim.
"Hiçbir şey bilmiyorsun. O yüzden yorum yapmazsan sevinirim." dedim ters ters. Sinirli halimi görmesini istemezdim. Ama kendi kaşınıyor.
"Ben yorum yapmıyorum. Çocuğun bakışlarını gördüm ve belki erkek olduğum için daha net anlayabiliyorum. Senin sevgi anlayışın ne bilmiyorum ama herkes farklı sever ve öyle kolay bir şekilde sevmiyor diyemezsin."
O da gerilmişti sebepsizce.
"Dediğin gibi herkesin sevgi anlayışı farklı. Kendince seviyor olabilir fakat bana göre sevmiyor. O yüzden de birlikte değiliz." Tansiyon yükselmişti bir kere.
"İstediğin şekilde seni seven birini bulman çok zor. Seni seven birinin sevgisini küçümseme. İnan sadece." diyip kafasını sağa sola salladı.
İyice kan beynime sıçradı.
"Bilip bilmeden konuşuyorsun şu an."
Ağır konuşmamak için kendimi zor tutuyordum. "Hem istediğimin sevgi olduğunu kim söyledi? Belki sadece sevmek istiyorum olamaz mı?" dememle sustu. Cidden bilip bilmeden konuşuyordu. Sinirle önüme döndüm. Sevgi aradığım falan yoktu. Bunun konuyla da alakası yoktu. İki dakikada konu nerelere geldi.
Birkaç dakika sonra sessizliği bozup "Özür dilerim." dedi.
Dediğini duymazdan gelip "Kalkalım mı?" diyip ayaklandım.
Önüme geçip "Gerçekten özür dilerim. Bilip bilmeden yorum yapmamalıydım. Farkındayım beni ilgilendiren bir konu da değildi." dedi. Pişman olduğu belliydi. Kedi yavrusu gibi suratıma bakıyordu.
"Evet, yapmamalıydın." dedim ters ters.
"Kendimi affettirmek için ne yapmalıyım?"
Off bakma öyle! Sinirim biraz yumuşamıştı. Özür diledi sonuçta. Tabi ki affedeceğim ama içimdeki şeytan tarafım süründürmek istedi.
"Orası sana kalmış." dedim.
Ne yapacağını düşünüyormuş gibi etrafına bakındı. Üzgün görünüyordu. Suratı asılmıştı. Biraz düşünmesine izin verdim. Gerçekten üzgün görünüyordu o yüzden kıyamadım.
"Tamam, tamam. Affettim." dememle kafasını bana taraf çevirdi. Yüzü aydınlandı. Gülümsedim O da gülümsesin diye.
"Haklılık payın olduğu yerler hatrına uzatmayalım." dedim.
"En kısa zamanda telafi edeceğim. Bedavaya affedilmiş olmayı gururum el vermez."
"Vayyy ne kadar da centilmensin." dedim gülerek.
Çenesini kaldırarak "Öyleyimdir." dedi.
Dedim ya yanında rahatım. Hiç yabancılamıyorum. Uzun zamandır tanışıyor gibiyiz. Bu benden kaynaklanmıyor. Ondan kaynaklanıyor. Onun samimiyeti bana bulaşıyor ve ortaya güzel bir manzara çıkıyor.
Ben sevdim bu manzarayı..
Okuduğunuz için teşekkürler ❤