Keyifli okumalar 😇
Eve girdiğimde Nazlı'nın döndüğünü fark ettim. Flash belleği ona verip odama gittim. Sıcaktan bayağı terlemiştim bugün. Ilık bir duş alıp kendimi yatağa attım.
Defne'yi aradım.
"Oo kısa geçmiş görüşme." dedi direk.
"Duş bile aldım."
"Konuşmadınız mı hiç ya? Verip gitti mi?"
"Aynen öyle oldu. Amaan neyse boşver. Haber ver dedin diye haber verdim ve şimdi uyuyacağım çok yoruldum."
"Hayatına heyecan soksan biraz keşke. Düşünme tarzından hep bunlar. Ne var bunda iki dalga geçip gülüşsek. Gıcık."
"Huyum kurusun."
"Kurusun."
Güldüm. "Hayatıma heyecan katan sensin. Sağol canım arkadaşımmm."
"Neyse ki yerini yapmayı biliyorsun."
"Övdün mü sen beni? Genelde sövüyorsun şaşırdım şu an."
"Arada şımartılman gerektiğine karar verdim. İçin kokuşmuş çünkü. Böyle böyle yola geleceksin."
"Bir iltifat ettin bok etmeseydin bari. Püü."
Kahkaha attı. "Tamam tamam seviyorum seni. Şimdi uyuyabilirsin izin veriyorum. Rüyanda beni gör."
"Kabus görmek istemiyorum."
"He he he çok komik. Beni daha çok kırmızı götlü mumla ararsın."
"İyi geceler Defne. Rüyanda beni gör."
"Tamam uzatmayacağım. İyi geceler. Muck."
Deli bu kız. Gerçekten hayatımın eğlence kaynağı.
Işığı kapatıp uyudum. Pazar günü tüm gün evde kaldım. Sadece bir ara markete gittim yemeklik bir şeyler almak için. Evde yemek yapmaya alışsam iyi olurdu. Zaten yarın işe başlayacaktık. Stres olmuştum. Bir de gezip kendimi yormak istemedim. En iyisi evde takılmak.
Pazartesi işbaşı yaptık. İlk gün sabah şirket araba göndermişti. Ertesi gün Mehmet Nazlı'yı almaya gelmişti arabayla. Hemen araba ayarlamış kendine. Erkeklerin araba sevdası beni benden alıyor. O günde onlarla gittim. Şantiyeye gittiğimiz zamanlarda seni de alırız demişti Mehmet ama kendi işimi kendim halletsem daha iyiydi. Artık etrafı öğrenmem farz olmuştu yani.
Yeni işimize alışmaya çalışınca yoğun geçti ilk hafta. Mert ile de arada göz göze geldik sadece. Yanıma falan gelmedi. Gelmemesi daha rahat etmemi sağlıyordu gerçi. Aynı iş yerinde böyle olmak da berbat bir durumdu da neyse yapacak bir şey yok.
İşe adapte olabilmek için ilk birkaç hafta daha fazla çalışmam gerekecekti. İşe alışana kadar olaya hakim bir şekilde işe gitmek istiyordum. Bilmeden gidince bön bön bakmak ne demek iyi bilirdim. Tembellik yaptığım zamanlar oluyordu. Bu sefer yapmasam iyi olurdu.
Evde tek yaşıyormuş gibiydim. Nazlı'yı pek görmüyordum. Alt komşumuzda yok gibiydi. Hiç karşılaşmamıştım. Sesleri de gelmiyordu.
Evde bunalınca sıkılmamak için cumartesi günü bilgisayarımı da alıp geçen gittiğim kafeye gitmeye karar verdim. Rahat ve sakin bir yerdi. Çalışmak için gayet güzeldi. Gidip arka köşelerden birine oturdum. Çalışmaya dalınca kaç saat geçtiğini fark etmemiştim bile. Acıktığımı fark ettim. Biraz daha çalışıp eve dönsem iyi olacaktı. Bir ara boynumu ovuşturup etrafa bakarken gözüm birine takıldı. Çarptığım adamdı. Üzerinde bol bir şort, buz mavisi bir tişört ve spor ayakkabıları vardı. Baya sportif duruyordu. Bön bön bakarken göz göze geldik. Kafasını eğip gülümseyerek selam verdi ve kahvesini alıp gitti. Şimdiden iki kere karşılaştıysak buraya sık sık geliyor olmalıydı.
Daha çok karşılaşacağız galiba.
Yine pazartesi oldu cuma oldu. Bu haftada bitti. Yoğunluktan anlamıyordum. Yolu öğrenmiştim. Şantiyeye gitmek için bir otobüse binmem yetiyordu. Durak biraz uzaktı ama yürümeyi sevdiğim için sorun etmedim. Durağa giderken flash belleğimi düşürdüğüm kafenin önünden geçiyordum. Bir iki gün kahve alırken yine çarpıştığım adamı görmüştüm. Beni fark ettiğinde baş selamı veriyordu. Salı günü iş çıkışı ekipce yemeğe gitmiştik sadece. Onun dışında hiçbir şey yapmıyordum. Eve geldiğim gibi de bizimkilerle konuşup yatıyordum. Bu sefer ki maceram sıkıcı geçiyordu. Adı üstünde macera olmalıydı ama yok. Sanırım yolculuk demem yeterdi. Sevmemiştim. Öncekilerde Mert'le eğleniyorduk. Pek sıkılmıyordum. Şimdi kendimi çok yalnız hissediyorum. Ben sırf bu yüzden şehir değiştirmeyi bile istemezken başka ülkelere gidiyordum. Kendimi fazla zorluyorum. Üstesinden geliyor muyum? Geliyorum. Zor da olsa. Bu sefer baya zor olacak sanırım.
Bir sonraki hafta ben yine çalışma mekanıma yürürken çarpıştığım adamı gördüm. Yine. Karşıdan geliyordu. Takma ad mı taksam çarpıştığım adam ne ya. Kafenin kapısında karşılaştık. Selam vereyim en iyisi ayıp olmasın dedim. Sürekli baş selamı vermek de iyice komik olmaya başladı.
"Merhaba." dedim gülümseyerek.
"Merhaba." dedi.
"Sık sık karşılaşıyoruz."
"Öyle." dedim zorla gülümseyerek.
"Önceden sizi burada hiç görmemiştim. Yeni mi taşındınız?"
"Evet. Geçen gün keşfettim burayı. Hoşuma gitti. Çalışmak için de çok iyi."
Kapıyı açıp eliyle içeriyi göstererek "Buyrun." dedi.
"Teşekkür ederim."
Sipariş vermek için kasaya gittik.
"Ne içersiniz?" diye sordu bana.
Ama ben tezgahın arkasındaki adama "Orta boy latte lütfen." dedim.
"Ben de filtre kahve alayım." dedi.
Ben cüzdanımdan parayı çıkarırken "İkisini de burdan alın lütfen." diyip parayı uzattı.
"Yoo lütfen, mahcup oluyorum böyle." diyip parayı uzatmaya çalıştım.
"Bugün ben ısmarlamak istiyorum. Hem anladığım kadarıyla sık sık karşılaşmaya devam edeceğiz. Başka zaman da siz alırsınız." dedi ve sırıttı.
"Peki madem öyle olsun." dedim çekinerek. "O zaman vaktiniz varsa bana eşlik edin."
Ne dedim ben ya. Bir tedirgin oldum şimdi de. Geçen seferden sonra bir daha demem hiç hoş olmadı.
"Olur, tabi." dedi.
Keşke kabul etmeseydi. Masaya oturup çantamı diğer sandalyeye koydum O da karşımdaki sandalyeye oturdu.
Sonra saçma bir sessizlik oldu.
O "Yabancısınız galiba." dedi.
"Evet, iş için buradayım."
"Nerelisiniz?"
"Türk'üm."
"Bir kere gitme şansım olmuştu. İstanbul'a gelmiştim. Gerçekten güzel bir yer."
"Evet, canım ülkem öyledir." diyip gülümsedim. O da bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Bu arada ben Ayza. Tanışmayı unuttuk." dedim gülümseyerek.
"Ben de Mohammed Kerem. Memnun oldum."
O sırada kahvelerimiz geldi. Kerem gibi söylemişti sanki. Kareem ismini duymuştum daha önce. Ama o Kerim demek diye biliyordum. Kerem ismini hiç duymamıştım araplarda. Varmış demek ki.
Yabancı biriyle ne konuşulurdu ki? Tanımadığım insanlara kendi hakkımda ayrıntılı bilgi vermek hiç hoşuma giden bir şey de değil. Ayrıca yabancı bir ülkede yabancı biriyle oturup muhabbet etmek aşırı saçma. Güvenli alanımdan çıkmak beni geriyor. Gerçi çok naif birine benziyor. Kötü biri olsa sezerdim. Sezgilerim kuvvetlidir. Aklıma Defne'nin dedikleri geldi. Birazcık kendime izin verebilirim bence.
"Ne iş yapıyorsunuz?" diye sordu.
"Makina mühendisiyim. Şirketin işi için bir süreliğine buradayım."
"Anladım. İyimiş."
"Siz?"
"Futbolcuyum. İsviçre'de bir takımda oynuyorum. Tatil için ailemin yanına geldim."
"Sizinki daha iyimiş bence." diyip güldüm. O da ufak bir kahkaha atıp kafasını önüne eğdi. Ohaa gamzesi mi var onun. Sağ yanağında bir tane vardı.
"Teşekkür ederim ama mühendisliğin oldukça havalı bir meslek olduğunu düşünüyorum." diye cevap verdi.
Biraz daha havadan sudan sohbet ettik. Türkiye'den, Katar'dan, İsviçre'den. Katar'ı beğenip beğenmediğim, gezip gezmediğim hakkında sorular sordu. Daha iki haftadır burada olduğumu söyleyince şaşırdı.
"Taşınma derken ülkeye de yeni geldiğinizi düşünmemiştim." dedi.
"Yeni geldim. O yüzden pek gezmeye vaktim olmadı. Geçen hafta etrafı gezerken buraya denk gelmiştim."
"Etrafı keşfetme amaçlı geziler. Bilirim."
"Aynenn."
"Anlıyorum..bilen birileri olmayınca tek başına gezmek biraz uğraştırıcı oluyor. Kendimden biliyorum. Menajerim de pek gezmeyi seven biri değil o yüzden zor oluyor benim içinde."
"Öyle zor..ama yapacak bir şey yok."
"Yanlış anlamazsan eğer.. bir iki yeri gezmene yardımcı olabilirim." dedi.
Ben iptal. Hiç böyle bir şey söyleyeceği aklımın ucundan geçmezdi. Ne diyeceğim ben şimdi? Suratıma da çok..ikna edici bakıyor. Kanmasam iyi olur. Elin adamı sonuçta.
Bön bön baktım bir süre. Macera mı istiyordun? Al sana macera. Defne'nin sesi de resmen beynimin içinde tur atıyordu.
"Zahmet olmasın size?" dedim.
"Öyle olsa sormazdım." dedi gülümseyerek.
"Peki o zaman..memnun olurum." dedim. İçimle dışım bir değildi. İçimden, dediğimi ben de garipsemiştim.
Bir şeylerden korkup kaçmamak için anında karar verirdim. Söylediğim anda pişman oldum.
Yine.
Salak Ayza.
"Spora gitmek dışında pek bir işim yok. Zahmet değil. Yani yardımcı olmak hoşuma gider. Hımm..haftaiçi vaktin olmayacağını düşürsek haftasonu daha iyi olur. Sana da uygunsa eğer yarın da gidebiliriz."
Biraz düşünüp "Hımm..olabilir." dedim.
"Tamam o zaman. Anlaştık diye düşünüyorum. Sohbetten de çok keyif aldım bu arada. Kendim gibi farklı bir ülkede yabancı hisseden biriyle muhabbet etmek hoştu." derken gülümsedi. Gamzesi çok tatlı duruyordu.
"Sevindim. Tanıştığıma çok memnun oldum."
Telefonunu eline aldı.
"Geçen gün beni aradığın senin numaran mıydı?"
"Evet benim numaram."
"O zaman kaydediyorum. Katar'ın sıcağı malum. Ne kadar erken gezmeye başlarsak o kadar iyi olur. Yarın sabah burada kafenin önünde buluşup gidebiliriz."
"Olur, öyle yapalım."
"Akşam haberleşiriz yine." Telefon numaramı kaydedip "Tamamdır o zaman." diyip ayaklandı. "Seni çok meşgul ettim."
"Yoo hayır. Güzel vakit geçirdim."
"İyi çalışmalar. Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz." dedim ve gülümseyip gitti.
Olayın şokuyla bir süre boş boş baktım masaya. Daha demin ne yaşadım? Ne yapıyorum ben..
Defne çıldıracak. Hemen arayıp anlatmalıyım. İçim kıpır kıpır oldu. Heyacan bastı. Hiç benlik hareketler değil. Bir anda huzursuz da hissettim. Arayıp işim çıktı falan mı desem acaba? Öyle de ayıp olur. Aman ya canım sıkılıyor yalnızım diyordum. Arkadaş edinmiş olurum hem. Umarım.
Biraz daha plana bakıp eve döndüm. Nazlı evdeydi. Telefonla konuşuyordu anladığım kadarıyla. Ben de sesimi çıkarmadan odama geçtim. Çok geçmeden odanın kapısından kafasını içeri uzattı.
"Gelebilir miyim?"
"Tabi gel." diyince içeri girip masaya yaslandı.
"Yarın Mehmet'le gezmeye gideceğiz. Mert ile seni de çağıralım dedik. Farklılık olur. Gelmek ister misin?"
Ne alaka ki şimdi? Hiç çağırmazlardı. Mehmet ile Mert yakınlardı ama Nazlı genelde Mehmet'le başbaşa takılmayı severdi. Yani öyle duymuştum Mert'ten.
"Davet için çok teşekkür ederim ama ben gelmesem daha iyi olur."
Mert'in de bu fikre sıcak bakacağını hiç zannetmiyordum.
"Mert yüzünden mi?"
"Hem evet hem hayır."
Yarın başkasına söz vermiştim. Aklıma gelince bu fikir daha çok hoşuma gitti.
"Aranız bozuk. Herkes bunun farkında. Bana düşmez ama ekip içinde birbirinizden kaçmanız hoş olmuyor. Barışmasanız bile daha normal olmanız lazım sanki?"
"Haklısın. Ama benlik bir durum yok. Benden kaçan o."
Normal davranamayan O.
"Sen veya O fark etmez. Sonuç ortada ve ikinizle alakalı. Hem evet hem hayır dedin. Diğer sebep ben miyim? Bak biraz soğuk biri olabilirim. Hatta bayağı soğuk belki de. Ama bu seni sevmediğim istemediğim anlamına gelmiyor. Bilmeni istedim." diyip omuz silkti.
Benim hakkımdaki düşüncelerini duymak hoşuma gitti.
"Yarın başkasına sözüm var. Seninle alakalı değil. Ama sözüm olmasaydı diğer sebep sen olurdun. Seni sevmiyor değilim ama gerçekten soğuksun. Anlaşabilmemiz için fırsat vermiyorsun. Erkek arkadaşın var diye arkadaşa ihtiyaç duymuyor olabilirsin. Ama arkadaş edinmen hayatını daha kötü yapmaz. Çok daha iyi yapar. Kendi tercihin tabi." dedim ben de omuz silkip. İş dışında en uzun konuşmamız bu olabilir. Vayy..
"Birazcık haklı olabilirsin yalan söyleyemem. Neyse sen bilirsin. Belki başka bir zaman.." doğrulup kapıya yöneldi.
"İyi geceler." dedim gülümseyerek.
"İyi geceler." dedi arkasına bakmadan.
Duştan çıkınca kendimi yatağa atıp telefonumu elime aldım. Kerem mesaj atmış. Kerem demeye karar verdim. Daha hoş geldi.
"Özellikle gitmek istediğin bir yer var mı?"
"Fark etmez. Sana güveniyorum." sana güveniyorum mu? Göndermeden hemen sildim mesajı.
"Fark etmez neresi olursa." yazıp gönderdim.
"Tamamdır o zaman. Ben kafama göre plan yapıyorum. Bana güvenmek zorundasın. Sabah görüşürüz. İyi geceler."
Bana güvenmek zorundasın demesi çok manidar oldu. Başka çarem mi var bu saatten sonra?
"İyi geceler." yazıp Defne'yi aradım hemen.
Çığlık çığlığa bir konuşma oldu.
Defne "Gözlerimi yaşartıyorsun cidden. Aferin benim kızıma." dedi.
"Bir anda oldu yaa. Gerçi bir ikisinde aklıma sen geldin ve öyle tepkiler vermemin sebebi sensin. Sağol canım arkadaşım. Sayende çok gerginim şu an. Başıma bir iş gelmez umarım. Elin adamıyla gezmeye gidiyorum."
"Babalarımız da annelerimiz için elin adamıydı hatırlatırım."
"Üfff bak bu çok iyiydi. Susmaktan başka çarem yok."
"Ne kadar kasarsan belayı o kadar çekersin. Eğlenmeye bak."
"Yapmaya çalışırım." dedim suratımı buruşturarak.
"Tamam şimdi git yat. Yarın da dönüşte mutlaka beni ara."
"Tamamdır öptüm." dedim ve kapattım telefonu. Alarmımı kurup ışığı da kapattım. Uykum gelmedi. Yatakta dönüp durdum. Ne ara uyudum bilmiyorum.
Alarmın çalmasıyla uyandım. Gezme için rahat bir şeyler giysem iyi olacak dedim kendi kendime. İnce havuç kahverengi bir pantolon, krem rengi bir tişört ve altına da beyaz spor ayakkabı giydim mi tamamdır. Üstümü giyindim. Güneşten dolayı saçlarımın rengi koyu kumral değildi artık. Katar'da daha da açılır umarım. Boyamaktansa kendi açılsın. Birazcık makyaj yaptım. Buranın sıcağında daha fazlasını istesem de yapamazdım. Çantamı alıp aceleyle evden çıktım. Kafeye doğru yürürken içimden kendime güzel bir gün olacak kasma diyip duruyordum. Yaklaşınca Kerem'i gördüm. Gelmişti bile. Kafası önünde boş boş yeri eşeliyordu.
Yanına gidip "Günaydın." dedim.
"Günaydın, nasılsın?" dedi sevecen bir şekilde.
"İyiyim. Sanırım biraz heyecanlıyım, sen?" dedim gülümseyerek.
Derin bir nefes alıp O da gülümsedi.
"İyiyim ben de. Kahvaltıdan önce kahve içer misin?"
"Yok ben almayayım, teşekkürler."
"Tamam ben kendime bir tane alıp geliyorum."
Kafamı aşağı yukarı sallayıp bekledim. Biraz sonra arkamdan "Hadi gidelim." dedi.
Gideceğimiz yere otobüsle gidecekmişiz. Otobüsle gitmemizin benim şehri görmem açısından daha iyi olacağını söyledi. Durağa gidip otobüse bindik. Yan yana oturduk. Ben pencereden dışarıyı izledim. O da bana arada önünden geçtiğimiz yerleri anlattı. Yarım saatlik yolculuğun ardından inip kahvaltı için bir kafeye girdik. Oturup siparişlerimizi bekledik.
Sessizlik olunca "Burası da sevdiğim yerlerden biri. Arada arkadaşlarla geliriz." dedi.
Etrafa bakınarak "Yaa öyle mi? Cidden hoş görünüyor. Yemeklerini de göreceğiz bakalım anlattığın kadar var mı?" dedim.
"Umarım damak tadına uyar."
"Benim için absürd durmuyorlardı. Severim bence."
"İnşallah."
Yine bir sessizlik oldu. İkimizde düşüncelere dalmış gibiydik bu sefer.
Sonra "Memleketinden uzakta yaşamak nasıl bir duygu? Kendini oraya ait hissediyor musun?" diye sordum.
"İsviçreyi seviyorum. Müthiş bir ülke. Aitlik duygusuna gelince..bazen kendimi oraya ait hissetmiyorum evet ama arada sırada burada da öyle hissettiğim zamanlar oluyor. Sık sık yer değiştirmek zordu başlarda. Ama alıştım."
Kafamı aşağı yukarı salladım anlıyormuş gibi. Biraz duraksadıktan sonra devam etti.
"Sen peki, zorlanıyor musun şu an?"
"Biraz..bir yeri katlanılabilir kılan insanlar bence. Şu an alışmaya çalışıyorum. Ekiple birlikte gelmemin katkısı büyük tabi." dedim. Gözlerim masanın üzerinde bir noktaya dalmıştı. Ona baktığımda bana bakıyordu.
"İlk defa mı yurtdışında çalışıyorsun?"
"Daha önce Rusya ve Kuveyt'e gittim."
"Yaa öyle mi? Benim annem Kuveytli."
"Aaa! Ailen burada mı yaşıyor?"
"Evet. Babam Katarlı."
"Vay canına. İki ayrı uyruktan insanın evlenmesi beni hep çok etkilemiştir."
"Evet haklısın. Dünyanın bambaşka yerinden biriyle karşılaşıyorsun ve onunla bir hayatı paylaşıyorsun müthiş bir şey." dedi.
"Nasıl tanışmışlar peki?"
"Babam iş için Kuveyte gitmiş. Orada biri aracı olmuş. Tanışıp evlenmişler. Sonra buraya yerleşmişler. Burada doğup büyüdüm yani."
"İyimiş."
O sırada yemeklerimiz geldi. Yemek yerken bana bugünkü planı anlattı. Onu oturup gezi için plan yaparken hayal ettim. Sonra kafamı sallayıp bu düşünceden uzaklaşmaya çalıştım. Ödeme sırasında biraz tartışmış olabiliriz. Onun misafiri olduğumu söyleyip ödememe izin vermedi başta. Sonra yemeği ben öderim o zaman diyince "Tamam kahvaltıyı sen öde, yemeği ben öderim." dedi. Üstelemeyip kahvaltıyı ben ödedim. Hoşuna gitmemişti yüzünden belliydi ama yapacak bir şey yok. İçim rahat etmezdi.
Kafeden ayrılıp görmem gerektiğini düşündüğü ilk yere gittik. Kahvaltı yaptığımız yere çok uzak değildi o yüzden yürüdük. Arada bana komik anılarından bahsedip güldürdü. Birkaç yeri daha gezdikten sonra oturup bir yerde geleneksel yemeklerden birini denemem için ısrar etti. Fena değildi, aşırı baharatlıydı sadece. Sonra çarşı gibi bir yeri gezdik. Cıvıl cıvıl rengarenk bir yerdi. Oradan da sahile gitmeye karar verdik.
Biraz yürüdük sonra "Dondurma yemek ister misin?" dedi.
"Olur yiyelim."
Bir kafeye yöneldiği sırada "Alıp buraya geri gelsek. Kafedense burasını tercih ederim." dedim.
"Tabi olur."
Dondurmaları alıp geri döndük. Betondan basamağımsı yere oturduk. Deniz çok güzeldi. Güneş yeni batmıştı fakat gökyüzü hala aydınlıktı. Şehir ışıklarıyla etraf çok masalsı duruyordu. Bizi fotoğraf karesinde düşündüm. Şehre sırtını dönmüş kızıl gökyüzünün altında iki kişi.
Güzel olurdu.
"Nasıl geçti günün? Umarım memnun kalmışsındır." diyip beni düşüncelerimden kopardı ya da hayallerimden mi demeliyim.
"Çok eğlendim." dedim. Sorgularcasına tek kaşını kaldırıp suratıma baktı.
"Gerçekten..çok güzeldi. Teşekkür ederim rehberim olduğun için. Bir rehberden daha fazlasıydın belki de." dedim ve ne dediğimin farkına varıp düzeltmeye çalıştım.
"Yanii..bir rehber bu kadar ilgilenmez. Genelde sen rehbere uyarsın o sana uymaz. Sen benim isteklerim doğrultusunda hareket ettin hep. Umarım sen de eğlenmişsindir, sıkılmamışsındır."
"Farklı bir gün oldu benim için de. İyi anlamda tabiki. Eğlendim. Bir daha olsa bir daha yaparım. Pişman değilim." diye gülerek bana takıldı. Ben de ufak bir kahkaha attım.
"İyi, sevindim."
Hoş çocuktu, sevdim. Çocuk ne ya? Adam desem daha doğru olur. Küçük duruyordu ama. Benden bir yaş büyükmüş. Yani yirmi sekiz yaşında. Gayet genciz aslında. Kendimi çok yaşlı hissetmemden hep. Yaşımı unutuyorum.
Ben yine düşüncelere dalmışken derin bir nefes alıp "Arkadaş olalım mı?" dedi şak diye. Baya dümdüz dedi. Boş boş baktım ilk önce.
Sonra sorgularcasına "Olmadık mı?" dedim.
"Olduk mu?" dedi şaşkın şaşkın.
"Olduk bence. Ben öyle arkadaşım demeyeceğim kişiyle gezmem."
"Yani ben de o potansiyeli gördün?" dedi dişlerini göstererek gülerken. Bu gamzesi neden benim tarafımda kaldı ki. Keşke diğer tarafa otursaydım. İçim sıcacık oldu. Kafamı önüme çevirdim.
"Hissettim." dedim gülümseyerek.
"Hislerin kuvvetli demek."
"Bazen."
"O bazı anlardan biri bana denk geldi yani. Özel hissettim."
"Hımm.. biraz da canımın istediği gibi davranmak istedim diyebiliriz."
Fazla mı cesur davrandım. Yoo gayet normalim. Gerçekleri söylemekte çekinmem.
"Normal de canının istediği gibi davranmıyor musun?"
"Pek değil."
"Neden?"
Ben "Öyle." diyince üstelemedi O'da. Bugünlük benden bu kadar.
"Dönelim mi? Malesef yarın iş var."
"Ahh tabi. Düşünemedim kusura bakma."
"Sorun değil."
Dönüş yolunda sessizdik. İkimiz de yorulmuştuk. Otobüse binip kafeye yakın durakta indik. Kafeye kadar yürüdük. Ellerini pantolonunun cebine koyup bana döndü.
"Arkadaş da olduğumuza göre Katar'ı gezmeye devam edebiliriz değil mi?"
"Çok memnun olurum." dedim sırıtarak.
"O zaman görüşürüz diyebilirim?"
Kıkırdadım. "Diyebilirsin."
"Görüşürüz." dedi sırıtarak.
"Görüşürüz."
Dönüp eve yürüdüm. Kendimi yatağa attığımda yüzümde şapşal bir gülümseme oluşunca hemen dudaklarımı büzdüm. Defne'yi aradım çabucak.
"Naber?" dedim.
"Boşver beni. Çabuk konuya gir." diyince bir kahkaha patlattım.
"Defneee.." dedim uzatarak. "Çoook güzeldi. Gerçekten ama gerçekten. Çok eğlendim."
Telefonun öbür ucunda bir çığlık koptu. "Yaaa.. İnanamıyorum. Görüntülü arıyorum hemen. Yüzünü görmem lazım." Bir şey dememe fırsat vermeden suratıma kapattı telefonu. Peşinden telefon çalmaya başladı. Salak salak sırıtmamam lazım yoksa bu kızın dilinden kurtulamam.
"Şimdi baştan anlat."
Sırıtmama engel olamadan anlattım baştan sona.
"Vaay bee!! Bak buraya yazıyorum sizden olur." Parmağını yalayıp masaya yazar gibi yaptı.
"Abartma istersen. Alt tarafı arkadaş arkadaş takılıyoruz, takılacağız."
Düşünceli düşünceli "Kader böyle bir şey. Bunca senedir neden hala bekarsın diye düşünüyordum demek Katar'a gitmen gerekiyormuş." dedi. Hala kendi kendine konuşup beni dinlemiyordu.
"Yuuh Defne ya. Olayı hemen nereye bağladın. Pes cidden."
Defne kendince bir şeyler daha anlatmaya devam etti. Kendini kaptırdı mı duramıyordu. Ben esnemeye başlayınca kapattık. Alarmı kurup yatacaktım ki mesaj geldi. Kerem'den.
"Çok güzel bir gündü. En kısa zamanda tekrarlamaktan onur duyarım. (Memnun surat emojisi) İyi geceler. "
Ooo bu bir teklif sanırım.
"Neden olmasın? İyi geceler. " yazıp ışıkları kapattım.
Ertesi gün kafenin önünden geçerken gözüm Kerem'i aradı. Malesef bugün şansım yaver gitmedi. Belki başka bir gün.
Bu hafta sadece bir akşam nasılsın nasıl gidiyor diye yazdı öyle kısaca mesajlaştık. Çok mu mesafeli davranıyorum acaba? Gerçi birden samimi olmak da hoş değil. Zamanla oturur. Ne zamanı? Kısa süreliğine buradayım. Hem o da gidecekmiş. Ama kendisi arkadaş olalım mı dedi. O zaman yazabilirim sorun yok.
"Naber, nasılsın?" yok naber çok samimi oldu. Hımm.. Acaba farklı bir soru sorarak mı muhabbet açsam? Ne olabilir? Biraz düşündüm.
Evet buldum.
"Arkadaşımla haftasonu Katar'a özgü yemekler yiyebileceğimiz güzel bir yere gitmek istiyoruz. Önerebileceğin bir yer var mı?" diye yazıp gönderdim ve telefonu ters çevirdim.
Beğenip destek verirseniz mutlu olurum. Teşekkürler ❤