İçeriğe geç

BİR'İMİZ

Bölüm 1 · 13 dk okuma

BİR'İMİZ

Bölüm 1

1

Keyifli okumalar 😇

Uyuyamadığım bir gecenin sabahı nasıl mı olurum? Pimi çekilmiş bir bomba gibi. Böyle anlarda da olmayacak her şey ama her şey beni bulur yani tüm aksilikler.. Benim inandığım insan ne kadar gergin ve stresli olursa bir o kadar da aksiliği çeker.

Yani ben çekiyorum.

İki saat sonra uçağım var ve ben hala evden çıkamadım. Trafiğe takılma ihtimaline karşı çoktan çıkmış olmam gerekiyordu. Annem bir yandan ben bir yandan etrafta koşturup duruyorduk. Bir şey unuttuysam da yapacak bir şey yok diyip kendimi taksiye attım. Annemlerle doğru düzgün vedalaşamadım bile. Derin bir nefes alıp başımı arkama yasladım. Şu an tek dileğim sorunsuzca Katar'a varmak.

Evden her ayrıldığımda değişik bir hüzün çöküyordu üzerime. Tüm hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçiyordu. İnsanlar ölümü böyle tarif ederler benimse yolculuk tarifim böyle. Her seferinde çok zor geliyordu. Gece de uyuyamamıştım. Kaç hafta önceden streslenmeye başlıyordum. İşimin zor yanı da buydu. Çünkü alışma sürecim uzun sürüyordu. Tam alışmaya başladığımda da iş bitiyordu. İlk günden beri biraz daha idare edeyim biraz daha katlanayım derken üç sene olmuştu. Evet, biraz daha idare edebilirim. Zaman çabuk geçiyordu zaten. Bu seferde nasıl geçip gittiğini anlamayacaktım.

Diye diye havaalanına kadar kendimi ikna etmeye çalıştım. İşe yaradı mı? Birazcık. Neyse ki yetiştim hatta vakit bile vardı. Koştura koştura işlemleri halledip valizlerimi teslim ettim. Ekip uçağa binmiş olmalıydı. Etrafta kimseyi görmemiştim. Telefonu elime alıp mesajlara baktım. Evet binmişler. Endişelenmesinler diye geldiğimi söyledim. Hemen lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Off! Hiç sevmiyorum koşuşturmayı. Gece uyumayıp üstüne geç kalmayı nasıl başardım bilmiyorum gerçekten.

Uçağa binince gözlerimle bizim ekibi aradım. Gördüğümde onlarda beni fark etti. Beni görünce onlarında rahatladığını fark ettim. Gülümseyerek onlara doğru ilerlerken gözüm Mert'e takılınca gülümsemem yavaşça silindi. Geçip yerime oturdum. Nazlı'yla yanyanaydık. Ortada oturmuştu. Diğer tarafında Mehmet oturuyordu. Nazlı'nın sevgilisiydi. Selam verdik birbirimize. Nazlı'yla muhabbetimiz birkaç cümleden öteye gitmezdi. Aramız pek iyi sayılmazdı. Kötü de değildi aslında. Ne bileyim. Genelde Mehmet'le takılıyorlardı. Kızın sevgilisiydi sonuçta ne diyebilirim ki. Her gittiğimiz yerde aynı evde kalmak da bir şeyi değiştirmedi. Ne yakınlaştırdı ne de uzaklaştırdı. Kendi halimizde takılıyorduk.

Ekibimiz yedi kişiydi. İki kızdık sadece. Nazlı benden bir yaş küçüktü. Yakın zamanlarda işe alınmıştık. Mehmet benden üç yaş büyüktü, Mert de iki yaş büyüktü. Diğer üç abimizde bizden bayağı büyüklerdi. En iyi anlaştığım kişi ise Mert'ti. Dediğim gibi idi.

Aile grubumuza rahat bir şekilde vardığımı ve yetiştiğimi yazıp telefonu kapattım. Biraz uyusam çok güzel olurdu. Tabi yolculuk denince benim düşüncelere dalmam kaçınılmazdı. Aklım yine uçtu gitti.

Üç sene önce, iki senedir işsiz bir makina mühendisi olarak evde otururken başvurmuştum bu şirkete. Ev rahatlığına alışmıştım ama evde sıkmaya başlamıştı. Rahat rahat para harcayamamak da çok zordu. Ne hikmetse o zamanlar kimse iş başvurularımı görmüyor ya da beni istemiyorlardı. Şehir dışında iş bulabilirdim ama evden uzaklaşmak hoşuma gitmiyordu. Ailemin yanında kalmak istiyordum. Böyle de iş bulamıyordum. O yaşta ailenden harçlık istemekte oldukça zordu. Gezmek istesem para dışarı çıksam para.. Hiçbir aktivite yaptığım da yoktu, bir iki arkadaşım vardı onlarda çalıştığı için ayda yılda bir görüşüyorduk. Hayatımda sadece ev vardı. Sıkmaya başlamıştı bu durum artık. İstemesem de bu şehirden birazcık uzaklaşmak iyi olacak sanırım diye düşündüm. Sonra gaza geldim. Şehirdışındaki işlere başvurmaya karar verdim. Birden gayet mantıklı ve yapılabilir geldi. Vazgeçmeden bir an önce yapmalıyım dedim. Çünkü her an kararım değişebilirdi. Yine aynı döngüye girmeden icraata geçmem gerektiğini düşündüm. Hem işe alacakları ne malum bir başvurayım da ararlarsa duruma göre bakarım diye diye başvuru yapmıştım ve birkaç yer görüşmek için çağırmıştı. Şimdi de buralardayım. Üç sene oldu. Okurken mesleğime pek ısınamamıştım ama çalışmaya başlayınca sevmeye başlamıştım. Zor ama seviyorum en azından. Gezmeyi sevdiğim için farklı ülkelerde vakit geçirmek de güzel oluyordu. İşimiz hep yurtdışında olmuyordu zaten. Yurtiçinde de şehir değiştiriyorduk. Sürekli geziyordum yani. İyi tarafını düşünmek lazım değil mi?

Şimdi de yolum Katar'a düşmüştü.

Düşünürken uyuyakalmış olmalıyım ki iniş anonsuna uyandım. Ekiple birlikte çıkışa yöneldik. Şirket iki araba göndermişti.

Kısa süreli işlerde otelde kaldığımız oluyordu fakat burada ne kadar kalacağımız belli değildi şimdilik. Sadece en az altı ay sürer onu biliyorduk. Bazen uzayabiliyordu. Dokuz ay da olabilir bir sene de.

Türkiye'den gelen mühendislere ev tahsis etmişler. Malum mühendislikte kadın sayısı az olduğu için kadın olarak sadece Nazlı ve ben varız. Yani ikimiz bir evi paylaşacağız. Önceden Rusya'da da birlikte kalmıştık o yüzden bu duruma çok yabancı olduğum söylenemez.

Evimiz şirkete yakın ama şantiyeye vasıta ile gidilebilecek bir mesafedeymiş. İşimizin çoğu şantiyedeydi zaten. Şirketin gönderdiği biri bizi araçla evimize bıraktı. Evimiz merkeze yakın olduğundan işlek yerlerin biraz yukarısında kalıyordu. Dar sokaklardan birini bekliyordum fakat gayet geniş bir sokaktı. Sıkış tepiş yerler beni bunaltıyor. Tam televizyonda gördüğümüz gibi sarı taşlı binalardandı. Ama oldukça estetik ve modern bir görüntüsü vardı. Görevli bizimle birlikte ikinci kata kadar çıkıp anahtarı bize verip gitti. Bir apartman dairesiydi. Bu demek oluyor ki alt komşumuz var. Buna sevindim, etraftan ses gelmesi içimi rahatlatıyor. Özellikle de kendimi yalnız hissettiğim zamanlarda.

Kapıyı açıp içeri girdim. Valizleri bir köşeye koyup evin içine gelişigüzel baktım. Daha sonra ayrıntılı incelerdim. Genel olarak evin içi bayağı iyiydi. Dizaynda altın renkler fazlaca kullanılmıştı. Neyse ki abartı değil diye düşündüm. Eşyalar tam tıkırında eksik bir şey yok gibi görünüyordu. Onun dışında 3+1 büyük camları olan sıradan bir ev. Nazlı arka tarafta yan yana olan iki odayı göstererek

"Hangisini istersin?" dedi.

"Fark etmez. Sen seç."

"Baktım ikisinde de banyo var. Soldakini seçiyorum."

"Peki."

Valizlerimi almadan kendi odama geçtim. Girdiğimde küçük bir hol beni karşıladı. Sol tarafımda boydan bir ayna vardı. Kapının tam karşısında büyük pencereler, kenarlarında da koyu bordo fon perdeler asılıydı. Pencereye gidip dışarı baktım. Evin küçük bir arka bahçesi varmış demek. Bir masa ve dört sandalye dışında pek bir şey yoktu. Kafamı camdan eğip aşağı baktım. Evin önünde bir sürü renkli çiçek vardı. Çiçekler olduğuna göre arka bahçe alt komşuya ait olmalı diye düşündüm. Dönüp odaya baktığımda. En köşe sağ tarafta duvara dayalı orta büyüklükte krem bir gardırop, onun yanında da beyaz renkte masa ve sandalye vardı. Sol taraftaki başlığı duvara dayalı bembeyaz nevresimlerle örtülü çift kişilik yatağa gidip oturdum. Evet gayet rahat. Yatağın solunda kalan duvarda bir kapı vardı. Kapıyı açıp içeri kafamı uzattım. Küçük bir banyo ve bir kulozet. Biz gelmeden evi temizletmiş olmalılar ki her yer gayet temizdi. Eşyalar kullanılmış belli ama yıpranmış falan değiller. Şimdilik beni rahatsız eden pek bir şey yok gibiydi.

Valizlerimi alıp odaya geri döndüm. İlk önce üzerimi değiştirip hemen duşa girdim. Çok rahatladım ve mayıştım. Çıkınca elime telefonu aldım. Annemler aramış tabiki. Arama tuşuna basıp geri aradım. Kısaca rahat vardığımı ve yorgun olduğumu söyleyip kapattım. Onlarda uzatmadı. Defne'ye de haber vermeliydim. Yoksa onun dilinden kurtulamazdım. Mesaj yazarken Nazlı kapıyı tıklatıp kafasını içeri uzattı.

"Ben açlıktan ölüyorum. Akşam yemeğine daha çok var bir şeyler atıştıralım mı?"

"Olur hemen saçımı tarayıp geliyorum." dedim.

Dışarı çıkıp yakınlardaki marketten bir şeyler alıp geri döndük eve. Dışarının gürültüsünü kafam kaldırmazdı şu an. İkimizde çok yorgunduk. Yaylana yaylana aldığımız abur cuburları atıştırdık. Pek muhabbetimiz olmadığını söylemiştim. Sadece işten konuştuk biraz. Sonra ben evi karıştırdım ne var ne yok ne nerde diye. Saate baktığımda saat 6 olmuştu. Vakit ne ara geçti bu kadar. Güya biraz uyuyacaktım.

Akşam saat sekizde ekiple yemek yiyip gidişat hakkında konuşacaktık. Allah'ım çok uykum var. İnşallah alık alık bakmam adamlara. Şirketten biri gelip bizi aldı. Yakınlardaki bir restorana gittik. Bu kadar şatafat bana fazla. Televizyonda gördüğümüz restoranlar gibi oldukça şıktı. Umarım aç kalmayız. Şatafat ne kadar fazlaysa yemek o kadar az gelir gibi geliyor bana. Neyse ki arap yemekleri bizimkilerden çok farklı değil. Her yerde yemek yiyemeyen biri olarak hassas noktamdı.

Yemek iyi geçti. Sadece arada Mert ile göz göze gelince gerildim. Sonra da görmemezlikten geldim. Pazartesi işbaşı yapacakmışız. Yani dinlenmek ve gezmek için 3 günümüz var.

Çok hoş.

Eve döner dönmez yatağın nevresimlerini çıkarıp kendi getirdiğim nevresimleri geçirip kendimi yatağa attım. Defne'yi daha sonra da arayabilirdim. Uyku daha ağır basıyordu. Sabah perdelerin arasından gözümün içine içine vuran güneş yüzünden uyandım. Allah'ım bu ne sıcak. Terden su gibi olmuştum.

Nazlı daha kalkmamıştı. Ben de seslenmedim. Tek başıma dün aldığımız birkaç şeyden atıştırarak kendimi kahvaltı yapmış saydım. Sonrasında yapacak bir şey bulamayınca hem dışarıyı gezip hem de bir yerde oturup şirketin dün verdikleri plana bir göz atayım dedim. Çıkarken Nazlı'ya yazdım. En azından merak etmesin. Eder miydi bilmiyorum gerçi ama ben olsam haber vermesini isterdim. Bambaşka bir yerdeyiz sonuçta.

Etrafı gözleye gözleye yürüdüm. Sanırım sevdim burayı sıcak hissettiriyordu. Yarın da deniz tarafına gidebilirdim. Yorulunca bir kafeye oturup soğuk bir şeyler içmeye karar verdim. Kendi etrafımda dönüp nereye girsem diye bir düşünüp en köşedeki küçük kafeye girmeye karar verdim. Küçük ve insanın içini sıcacık yapan yerleri severim. Güzel hoş bir yerdi cidden. Pek kimse de yoktu içeride. Soğuk bir içeçek söyleyip arka tarafta kalan bir masaya geçtim. Flash belleğimi çıkarıp telefonuma taktım. Planları açıp biraz inceledim. Pazartesiye kadar bakmamız gerekiyordu. Bir ara Nazlı aradı. Birlikte yemek yiyelim dedi. Şaşırdım Mehmetle takılmamasına. Yorgunlardı diye heralde. Yoksa yapmaz böyle bir şey. Ben de reddetmedim. Yemeği dışarıda yemeye karar verdik. Bu yüzden kafeyi tarif edip buraya gelmesini söyledim. Eve yakındı zaten.

Nazlı gelmeden kalkıp lavaboya gittim. Çıkışta koridorda telefondan Defne'ye cevap yazarak yürüyordum ki birine çarptım. Arapça bir şeyler söyledi anlamadım. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım.

Ben de ingilizce olarak "Kusura bakmayın." dedim.

"Ahh! Ben özür dilerim, kusura bakmayın." dedi ingilizce olarak çarptığım kişi.

"Önemli değil önüme bakmadan yürüyordum suç benim." dedim. 180 boylarında erkek biriydi. Belki benimle yaşıt belki de benden küçüktü bilemiyorum. Minyon bir tipti.

Gülümseyip "İyi günler." dedi.

Ben de gülümseyip "İyi günler." dedim ve yoluma devam edip kafeden çıktım.

Nazlı ile buluşup başka bir kafeye girip yiyebileceğimiz bir şeyler sipariş ettik. Eti aşırı lezzetliydi.

Nazlı "Sanırım burda kilo alacağız." diyip burnundan güler gibi nefesini verdi.

"Sen bu çıtırlıkla alabilirsin ama ben alırsam balon gibi olurum." diyip suratımı buruşturdum. "O yüzden evde yemek yeme olayına kendini hazır etsen iyi olur." diye devam ettim.

"Sen ye, ben dışarda yerim."

Uyuz bu kız. Cidden.

Ertesi sabah ben tek başıma kahvaltı yaparken Nazlı "Yumurta kapıya dayandı. Şu planlara baksam iyi olacak artık. Sen baktıysan bana verir misin flash belleğini?" dedi. Yemek sırasında uğraşmamak için sadece ben almıştım planları.

"Tabi, dur getireyim."

Odanın altını üstüne getirdim. Flash yok. Her yere baktım. Yok, yok, yok. Kendi kendime konuşuyordum. "Düşürdüm mü acaba? En son kafede elimdeydi. Kafede mi düşürdüm? Sonra, evet sonra.. Koridorda çocuğun tekiyle çarpıştım. O zaman mı düştü ki? Belki de yolda düşürdüm. Ahh o seçeneği düşünmek bile istemiyorum."

Nazlı' nın yanına gidip kaşlarım çatık bir vaziyette "Flash yok. Kaybettim galiba." dedim.

"Emin misin? Baktın mı her yere?"

"Evet yok. Dün kafede elimdeydi en son. Yani..her yerde düşürmüş olabilirim." dedim.

"Hımm.. İlk önce o kafeye gidip bir sor. Orada da yoksa eğer.. Mert'ten istersin bir çaresini bulup verir bence sana." dedi tek kaşını kaldırarak imalı imalı. Yakın olduğumuzu ve bu aralar aramızın limoni olduğunu sezmişti anlaşılan.

Soğuk soğuk "Tamam. O zaman ben hazırlanıp çıkıyorum." dedim.

Odaya koşturdum. Çıkarken en son Nazlı'nın "Bulursan bana da haber ver!" diye bağırdığını duydum. Telaş yapınca hemen stres oluyorum anında halledip rahatlamam lazım. Katar'ın öğle sıcağında koştura koştura kafeye girdim.

Tezgahın arkasındaki adam yabancı olduğumu anlamış olmalı ki İngilizce

"Merhaba, ne alırdınız?" dedi gülümseyip.

"Merhaba, ben dün flash belleğimi kaybettim. En son burada elimdeydi. Acaba gördünüz mü ya da bulan oldu mu?" dememle adam

"

Ah evet. Dün bir beyefendi numarasını bıraktı, burada yerde bulmuş. Bir saniye.." diyip tezgahın üstünde bir yerleri kurcaladı. Kağıdı bulunca uzattı. Ohh çok şükür.

"Çok teşekkür ederim. O zaman ben bir ice-mocha alabilir miyim?"

"Tabi."

İçeceğimi alıp bir masaya geçtim ve numarayı tuşlayıp arama tuşuna bastım. Bir iki çalışın ardından karşıdaki ses arapça bir şey söyledi. Anlamadım. Yani merhaba falan demiştir heralde.

Ben de İngilizce olarak "Merhaba, ben bulduğunuz flash bellek için aramıştım." dememle adam direk İngilizceye döndü.

"Ahh evet. Hatırlarsanız dün koridorda çarpışmıştık. O zaman düşürdünüz sanırım. Alıp, size bakmak için içeri döndüm ama göremedim sizi."

"Ahh anlıyorum. Problem yok. Çok teşekkür ederim."

"Rica ederim. Şu an işim var. Acil değilse akşam versem sizin için uygun olur mu? Saat 8 gibi o kafede buluşsak?"

"Tabi olur, öyle yapalım. İyi günler o zaman."

"İyi günler." diyip kapattı.

Şükür hallettim bunu da.

Akşama daha çok vardı ben de eve döndüm. Eve döndüğümde Nazlı yoktu. Mehmet ile buluşmaya gitmiş olmalı. İki senedir sevgililerdi. Genelde ikisi yalnız takılıyorlardı. Sanırım bu yüzden arkadaşa ihtiyacı yoktu. Birden kendimi çok yalnız hissettim. Mert ile de konuşmuyorduk. Aramız iyi olsaydı sürekli birlikte takılırdık biz de. O da mı tekti şu an? Diğerleri yanındadır ne yalnızı? Ben tektim. Arkadaşlarım vardı ama çok da arkadaş canlısı biri değildim. Yalnız başıma vakit geçirmeyi severdim. Sadece bazen bu yalnızlık hissi çekilmiyordu. Defne, en yakın arkadaşım, çok kızıyordu. Kendi kendimi yalnızlaştırıyormuşum güya. Ne alakası var ki? Zorla arkadaş edinemem ya? Hem zaten Mert vardı şimdiye kadar. Neyse ne. Daha fazla düşünmeme fırsat vermeden konuyu değiştirdim. Yalnızsam yalnızım. Tek başıma da gezebilirim sonuçta. Ben de hazırlanıp deniz kenarına gitmeye karar verdim.

Haritaları açıp baktığımda pek de yakın görünmüyordu. Taksiye atlayıp gittim ben de. Sıcak bir esinti vardı. Yürüdüm sahil boyunca. Bir ara dondurma alıp yedim. Sonra sahilin etrafındaki dükkanları gezdim. Bayağı yürümüştüm. Yorgun ve aç hissesince yakınlardaki bir hamburgerciye girip yemek yedim. Sıcak da insanı ayrı bir yoruyor. Yemek de yiyince iyice mayıştım. Bir an önce flash belleğimi alıp eve dönmek istiyorum.

Kafe sahile uzak kaldığı için erkenden yola çıktım. Biraz da orada oturup bekleyebilirdim.

Vardığımda saat daha yediydi. Bir masaya oturup beklemeye başladım. Canım sıkılınca Defne'yi aradım. Olayı anlatıp biriyle buluşacağımı söyleyince hemen nasıl biriydi diye didiklemeye başladı.

Gözlerimi devirip "Çok dikkat etmedim Defne." dedim bıkkın bir sesle.

"İyi bu sefer incele bir güzel. Artık birileriyle görüşme vaktin geldi."

Güldüm. "Pes artık. Şu durumun konuyla ne alakası var?"

"Belli mi olur kızım? Allah Allah!"

"Peki peki." dedim hızlıca.

"Geçiştirme beniiii!" diye cırladı.

"Off!! İş ciddiye binince kaçtığımı biliyorsun. Ne diye üsteliyorsun hala?"

"İşte bunu yapma artık diyorum. Mert ne yapıyor?"

Şu an hiç Mert'in sırası değil.

"Bilmiyorum en son geçen akşam yemekte gördüm." Kafeye biri girince gözlerimi kısıp baktım giren kişiye.

"Dünkü adama benzeyen biri bu tarafa doğru bakıyor. Geldi sanırım. Kapatıyorum, çok öptüm."

"Oo tamam, dönünce mutlaka yaz. Öptüm." diye cırladı telefonun öbür ucundan. Gülümseyip kapattım.

Adam bana doğru yürüyünce ayağa kalktım. Üzerinde kot pantolon, beyaz tişört ve gri bir ince hırka vardı. Saçları ne çok uzundu ne de çok kısa. Hafif kirli sakalı vardı. Kumral biriydi. Üstü başı özenli duruyordu. Çok yakışıklı demezdim ama hoş biriydi.

"Merhaba." diyip gülümsedi.

"Merhaba, buyrun oturun." diyip ben de gülümsedim. O da karşımdaki sandalyeye oturdu.

"Kusura bakmayın daha erken gelmek isterdim fakat işlerim vardı." diyip cebinden flash belleği çıkarıp uzattı. Sonra ellerini hırkasının cebine koydu.

"Hayır ne kusuru. Çok teşekkür ederim. Keşke zahmet etmeseydiniz. Kafeye bırakabilirdiniz." diyip aldım flash belleğimi. Hem doğruya doğru ne diye bizzat vermek istedi ki?

"Üstündeki süs kopmuştu. Yere düşünce. Ben de düzeltip öyle vermek istedim. Özür mahiyetinde." diyince mahcup oldum.

"Ahh! Tekrar teşekkür ederim."

"Rica ederim." diyip gülümsedi.

"Bir şeyler içer miydiniz?"

"Aslında kalksam iyi olur. Pek vaktim yok." derken saatine bakıyordu. Kendimi garip hissettim. Ben sanki yürümeye çalışmıştım da adam kaçıyor gibiydi. Kendi bilir ben teşekkür için sordum. Ben de o gidiyormuş gibi saldalyemi itip ayağa kalktım. Ukalalık yapamayı severim.

"İyi akşamlar o zaman." dedim. Bozulduysa da çaktırmadı.

Ayağa kalkıp "İyi akşamlar." diyip baş selamı verdi ve kafeden çıkıp gitti.

Ben de çıkıp eve yürüdüm.

En büyük destek okuyup yorum yapmanız...

Şimdiden teşekkürler 😇

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.