Merhaba benim adım Lucas. Sıradan bir insanım. Her gün işe gider, gelir; dizi, filim veya anime izlerim. Daha doğrusu yapardım.
Güzel bir Haziran sabahıydı. Kahvaltımı etmiş, evden çıkmış, iş yerime doğru gidiyordum. Nedense etrafta tuhaf bişey vardı. Güzel başlayan gün, rengini yitirmiş gibiydi.
Sonra üstüme doğru bir kalabalığın koştuğunu gördüm. Querion da böyle olaylar normal sayılabilirdi. Halk düzenli olarak baskıcı yönelime karşı ayaklanma çıkarırdı. Ama bu gün farklı bir şey vardı. Sanki kalabalık, bir ayaklanma grubu değilde kaçan bir koyun sürüsüydü. Ne olduğunu anlamaya çalışırke bir silah sesi duydum. Nereden geldiğine baktığımda, bir askerin kalabalığa doğru koşan bir sivile ateş ettiğini gördüm.
Ne olduğunu anlayamamıştım. Normalde askerler sivillere ateş etmezdi. En azından gerçek mermi kullanmazdı. Ne olduğunu sormak için askere doğru yöneldim. Tam o sırada sirenler çalmaya başladı. Askere ne olduğunu sorduğumda bana bildiği tek geyin "şehri tahliye ettikleri" olduğunu söyledi. İnsanların kafayı yediğini ve diğer insanları öldürdüklerini, nasıl oluyorsa bu durumun bulaşıcı olduğunu da ekledi. O yüzden saldırgan tavır sergileyen herkesi vuruyorlarmış. Konuşurken asker bir anda donakaldı. Naye baktığın görünce bende çok şaşırdım. Vurduğu sivil yavaşca ayağa balkıyordu. Yüzü kanlar içindeydi. Vücuduna aldığı hasardan dolayı çok kan kaybetmişti ama hala ayaktaydı. Bize doğru koşmaya başlayınca ne yapacağımızı şaşırdık. Ama başka biryerden başka bir silah sesi geldi ve adam yere serildi. Ateş eden kişiye baktığımda başka bir asker olduğunu gördüm.
Yeni gelen askere dikkatli baktığımda bir çavuş olduğunu farkettim. Çavuş, askere:
-Hey, Remzi! Buraya çene çalmaya değil sivilleri tahliye etmeye geldik. İşine odaklan, dedi.
Yanımdaki asker çavuşa selam verdikten sonra bana iki blok ötedeki bir yerin adresini verdi. Ve sonrasında sivilleri korumak için grubun yanına döndü. Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. En azından karar vermeliydim. Ya oraya tek başıma gidecek ya da grupla birlikte gidecektim.
Yalnız gitmeye karar verdim. Çünkü tek başımayken daha hızlı hareket edebilir ve daha gizli olabilirdim. Yarım saat gizlendikten sonra bir patlama sesi duydum. Sonrasında da düşen bir uçak gördüm. Çok yakınlarıma düşmüştü.
Gidip kontrol etmem gerektiğini düşündüm ve yola çıktım. Kaza alanına vardığımda uçağın yandığını gördüm. Üstünde bir logo vardı. Bu logo ünlü Ar-Ge şirketi SukaiRai 'a aitti. SukaiRai, her türlü şeyi yapardı; bilgisayarlar, akıllı ev sistemleri, mutfak aletleri, garaj malzemeleri ve ordu için silah. O sırada uçağın içinde bişey dikkatimi çekti. Bir ceset...
Ama. güzel olan yanı elinde bir telsiz tutuyordu. Hızlıca telsizi aldım ve uçaktan uzaklaştım. Telsizi açtım ve yayın yapmaya başladım. İlk birkaç dakika cevap gelmedi. Sonra birisi bana karşılık verdi.
Konuştuğum kişinin adı Arthur Moon'du. Kendisi SukaiRai sirketinin baş bilim adamıydı. Bana burada olanların bir hastalık kaynaklı olduğunu, telsizde çok birşey anlatamayacağın söyledi. Hastalığın kuduz gibi sinir sistemine yayıldığını söyledi.
Biraz daha konuştuktan sonra her türlü yardıma ihtiyaçlarının olduğunu ve saha ekibine katılmamı istediğini söyledi. Bende kabul ettim. Oda bulunduğum konuma beni alması için ekip göndereceğini söyledi ve sonrasında yayını kapattı. Ve bulunduğum adrese bakınca orasının Remzi'nin bana verdiği tahliye noktası olduğunu fark ettim.
Şoke olmuştum. Etrafıma bakınırken bir hareketlilik... farkettim. Gördüğüm şey bir grup insandı. Ama gözlerinde ışık, bedenlerinde ruh yoktu. Üstüme koşmaya başladılar. Bende tersi yöne koştum. ilk önce bir arabanın, sonra otobüsün üstüne atlayıp bir apartmanın ikinci katına girdim. Oradanda çatıya çıktım ve kapıyı bir kasa ile bloke ettim. Bir kaç dakika kapıyı zorladılar. Tam işimin bittiğini düşünürken bir helikopter geldi. Bu beni almak için gönderilmiş helikopterdi.