İçeriğe geç

Bin Bir Ecel

Bölüm 8 · 9 dk okuma

Bin Bir Ecel

Bölüm 8

Güzel Gözler ve Bitişler

''Zaman bir oyundan ibaret, kazansak ta kaybetsek te ilerliyor. Bazen durdurmak istiyoruz, hayır başa sarmaktan bahsetmiyorum. Biraz geriye gitsek değiştiremeyeceğimiz güzelliklere üzülüyor insan.

Bulutlarda olmak istiyorum bazen, en yükseklerde. Herkesten uzak, sessiz ve sakin. Saatlerce bir denizi izlemek istiyorum bazen, değiştiremeyeceğim hayatın yaşattıklarına bakıyorum, geçmişe ve izlere.

Denizin dalgalarına dalıp, yaşadıklarıma, yaşayamadıklarıma, yaşayacaklarımı düşünüyorum. Canım yanıyor bazen, yaşananlar bir yarabandı değil tuz oluyor. Yaram daha da acıyor. Başka bir mutlu son düşünüyorum.

Daldığım masmavi gökyüzü sadece mavilerden ibaret değil artık. Mavi, masum anılarımızı hatırlatıyor bana, tıpkı denizi seyretmek gibi. Hayatımda çok şey değişti. Devam etmek istemediğim zaman da devam etti yaşam bana inat.

Yaşayamadığım anılarımızı, mutlu anılarımızı resmettim. Onları çizdim, ölümsüzleştirdim. Belki bir gün unutursam dönüp baktığım da hatırlarım diye.

Kaybolan gençliğimi çizemedim. Fırçayı elime her aldığımda sadece boş kağıda bakabildim.

Ama sonra yine çizdim, bizi yine ölümsüzleştirdim. Belki onu hiç göremedim, gördüğümü de bilmek istemedim.

Gözyaşlarımın boyaları sulandırdığı günler oldu, ama resmimi hiç yarım bırakmadım, küçükken de bırakmayı sevmezdim zaten.

Üç kişi çizdim her zaman ki gibi.

Ben, annem ve ablam.

-Maysa UĞULTU ''

Günümüz.

Umudunu kesmeyen, bekleyen ve özleyen bir insan hayatta en büyük mücadelesini verir. Başkalarının umutsuz bakışlarını es geçerek, kalben yaşayan insanlar her zaman çok cesurdur. Gemiyi sürmeyi bilmeyen kaptan olamaz, umutsuz bekleyen insanlar da beklediğine kavuşamaz.

Acı çekmek, gözlerden belli olmaz bazen. Acı çekmek gözyaşların akması değildir bazen. Acı çekmek bağırmak, haykırmak değildir bazen.

Acı çekmek sessiz bir arayıştır bazen. Umutla dolan gözler, bıçak açmayan bir ağızdır. Sadece iç savaş vermektir. Belki de sadece gökyüzüne baş kaldırıp yıldızları dilemektir.

Arabayı gireceğimiz yerden biraz uzak bir yere park ettim. Arabanın içindeydik emniyet kemerimi açıp, kızlara döndüm. Nifda dilini damağına vurmuş keskin gözlerle yolu izliyordu, ona döndüğümü bile fark etmemişti.

Öykü askeri kamuflaj bir kargo pantolon giymişti, üzerine siyah body giymiş, gözlerinin altına siyah boyalarla 2 çizgi çizmişti.

''Direk dalıyor muyuz, ayrılıyor muyuz?'' Nifda da emniyet kemerini çözüp soru sormuştu.

Öykü daha önce boksa gitmişti, hatta odasında bir boks torbası bile vardı, gözü karaydı. Gardırobundaki pembe elbiselere zıt, göstermeyen bir kişiliği daha vardı.

Nifda kara kuşaktı. Ona ters bir hareket yapıldığı takdirde fiziksel şirinliğinden kırıntı kalmıyordu. Daha önce çok kez bunu göstermişti. Çok küçükken kurslara gitmişti.

''Göreceğiz.''

''Öykü arabanın arkasındaki mor örtünün altındaki silahları verir misin?'' Öykü sorumla şoka girmişti, Nifda kaşlarını çatınca açıklama yapmam gerekti.

''Silahlar benim değil merak etmeyin, sorgulamayın hızlı.'' Öykü dediğimi yapıp mor örtüyü bulup içindeki silahları vermişti, 2 taneydi.

''Fethetmeye hazır mıyız?'' Öykü'nün heyecanlı sesi arabayı doldurunca, ona bakıp kafamı salladım.

3 katlı bir villanın gerisindeydik, arabadan inip bahçeye doğru ilerledim. Arka kapıdan girecektik. Villanın arka bahçesine doğru ilerliyorduk, iki silahı da ben almıştım, arka cebime sokuşturup ilerledim.

Kızlarla yan yana geldik. Çitlerin üstünden atlayıp bahçeye girdiğimde kafamı kaldırıp kızlara baktım, onlar da atlayınca, Öykü dizlerinin üstüne düşünce fazla ses çıkarmıştı. Elini tutup ayağa kaldırdım.

Sağ elimle gidelim işareti yapınca bahçenin diğer tarafına girdik. Siyah takım elbiseli şerefsizin adamlarından birini gördüğümde, ayağımın dibindeki küçük taş parçasını alıp önümdeki havuza attım.

Adam havuza bıraktığım dalgaları görünce, önüme doğru geliyordu, olduğum yerden biraz daha geri gittim, adam beni fark ettiğinde kolumu tutacakken, karnına bir yumruk indirdim, irkildi, dev denilecek kadar cüsseliydi. Karnına attığım tekmeyle daha da irkildi, nefesi daralıyordu.

Yumruk attığında eğilip, bacağına sapladığım çakıyla inledi. Ses çıkarmıştı lanet olsun. Yere düşünce bende eğildim, o bacağını tutuyordu, ağzını tuttum elimi ısırmaya çalışıyordu ama sol soluna sapladığım çakıyla gözleri gidiyordu, çakıyı çıkarıp sağ omzuna da saplayınca bilinci tamamen kapandı.

Ayağa kalktığım da Nifda ve Öykü yanımda yoktu, kahretsin nereye gittiniz?

Bahçenin öbür ucuna baktığımda Öykü'yü gördüm, adamlardan birini yumrukluyordu, adam tökezlendi. Tekrar dikleşecekken Öykü'nün yumruğunu adamın yüzüne atınca, burnu kanamaya başladı. Adam bağıracakken yediği 3. yumrukla yere kapaklandı.

Nifda'ya baktığımda sürüklediği bir adam gördüm. Ona baktığımda iki eliyle başıyla selam verdi, dudağımın kenarı kıvrıldı.

Üçümüz de yan yana gelince nefesle soluklandık.

''Bütün cevherlerimizi göstermek için doğru zamanı bulduğumuzu düşünüyorum.'' Öykü her 2 kelimenin ardından nefes veriyordu.

Ellerimde kan vardı, kanın bir tarafı ıslaktı bir tarafı rüzgardan kurumuştu. Bu kan boşa değildi, bu kan benim kanımı benden alanların kanıydı, bazı bedellerin, çalınan duygularımın kanıydı.

Tam bu sırada arkadan 2 koruma geldi, biri koluyla Nifda'nın boğazını sıkmaya başladı, hızla öne atılacakken bana gerek kalmadan, Nifda havada sıçrayıp bir korumanın karnına tekmeyi basıp, yere indiğinde ayağıyla çelme takıp diğer adamın kolunu ters çevirdi.

Yerdeki koruma kalkacakken ucunda susturucu olan silahımla omzuna sıktım.

Nifda kolunu çevirdiği korumanın bir elini tutuyordu aniden ayağıyla yüzüne 2 kere vurunca adam yere yığılıp bilinci kapandı.

Öykü bir elini çenesine koymuş mahalle kavgalarını izliyormuş gibiydi. Nifda nefes nefese kalmıştı. Bize doğru gülerek gelmişti.

''Ninjam benim.'' Öykü ellerini havaya kaldırarak Nifda'ya doğru yürüdü, sarıldıklarından sonra ikisi de elimdeki silaha baktılar.

''Sen böyle silah kullanmayı nereden öğrendin?''

''Sonra anlatırım.'' Silahı pantolonumun arka cebine yerleştirip evin diğer tarafına doğru yürüdüm. Bahçe kapısı açıktı, görür görmez kızlara döndüm.

''Bahçe kapısı açık, içeri gireceğim, üst katta olmalı, siz arabaya geri dönün.'' Cevabımla ikisi de sinirli bakışlar atarak birer adım önümde durdular.

''Biz gitmiyoruz saçmalıyorsun, seni yalnız bırakmayacağımızı biliyorsun.''

''Öykü bu ciddi bir iş, bir kostüm partisinde değiliz ve sizin canınızı tehlikeye atamam.''

''Valla ninja Nifda'm ve uzmanlıkla silah kullanan bir arkadaşım olduğu sürece tehlikede olanların o şerefsizler olduğunu düşünüyorum, keşke elime pembe bandaj sarsaydım ya.''

Ağzıma açacakken Nifda'nın sert bakışlarını görünce geri kapattım, tekrar önüme dönüp bahçe kapısını biraz ittirdim. Etrafta kimse yoktu, üçümüzde çömelip içeri girdik. Büyük bir oturma salonundaydık, karşıda duran 2. katın merdivenlerini görünce tekrar kızlara döndüm, gözlerimle komut edince, koşar ama en sessiz adımlarla merdivenlere doğru çıktık.

Merdivenin yarısındayken içeriyi daha da kontrol ettim, her an kafamıza dayanacak bir tabanca olabilirdi.

Merdivenin sonuna geldiğimizde, uzun koridorda çömelerek ilerledik.

''Nerede bu herifin odası lan.'' Nifda'nın sözleriyle kapıları dikkatle incelemeye başladım.

Odası olduğunu düşündüğüm odanın önüne geldiğimizde kızlara döndüm. İkisi de beni bırakacak gibi değillerdi, bırakmazlardı.

Elim kapının koluna gittiğinde, soğuk kapının koluyla irkildim.

''Şimdi gireceğiz, olası bir durumda sadece buradan çıkmaya bakın, eğer çıkmazsa-'' Öykü lafımı böldü.

''Olası bir durum olmayacak, gitmemize ihtimal veriyorsan kardeşim bizi tanımamışsın.'' Öykü'ye yarım ağız gülümsedim ardından kapıyı açtım.

Kapıyı açtığım an ışık hızıyla içeri girdik, kimseyi görmeden silahımı direk doğrultarak içeri girdim.

Kimse yoktu, o da boştu ama masasının üzerinde onun adı yazıyordu.

Gazin Aytora.

Elimdeki silahı indirip masasına doğru ilerledim. Masasının üzerinde beyaz bir zarf vardı, üzerinde büyük harflerle adım ve soyadım yazıyordu. Lanet olsun anlamıştı.

Zarfı elime alıp açtığımda rahatsız bir nefes verdim, buraya girdiğimden beri içimde dolan ve boğazlayan bir huzursuzluk vardı lakin kardeşimi almadan bu boğazımı sıkan hissiyat gitmeyecekti.

Zarfı açtığımda dört parçaya katlanmış olan kağıdı açtım, kağıdı görünce Öykü'yle, Nifda'da başımda belirdi.

'' Bazı oyunları oynamadan önce kurallarını bilmek önemlidir, yoksa şah ve mat. Kaybettin…

Oyuna bilmeden başlamak aptallıktır. Oyunun kurbanı olmak istemiyorsan, oyunu bilmen gerekir ve de bazı taktikler geliştirilmesi gerekir, yoksa rakibinin gülüşü öyle bir yankılanır ki.

Sende duyuyor musun?

Bu benim gülüşüm. Sen oyuna bilmeden katıldın ve bam. Elendin. Benim evime ve bana bu kadar yakın olabileceğini sana inandıran nedir? Bu aptal planını tahmin edemeyeceğimi mi düşündün?

Ben sana zaman tanıyorum cici abla. Kardeşine kavuşmak istiyorsan benim kurallarıma uyacaksın, aksi takdirde ölüm bir kurşuna bakar. Bir tetik, bir saniye, bir ölüm.

Benim oyunumda benim kurallarım vardır, çünkü kurucu zaten benimdir.

Ve namımı duyduğunu düşünüyorum. Bir Aytora asla geri planda durmaz cici abla. Önüne gelen çaylakları tek bir hamleyle eler.

Kum saatini çeviriyorum, oyun başlasın.''

Sinirden önümdeki sandalyeye tekme attım, darbemde ilerdeki vazoyu devirip geçti. Biliyordu, onun bu kadar zeki olacağını biliyordum ama gafil avlamak isterken avlanmıştım.

Ellerimle masanın iki yanını tuttum, başım masasının sandalyesine doğru dikti.

Benimle oyun oynamak istiyordu, oyunu bilmediğimi ve eleyeceğini söylüyordu, kardeşime zarar gelirse ve bunu burada sonlandırmazsa, asıl oyunu ben oynayacaktım.

Ve oyunu ona öğretende ben olacaktım, kum saatinden akan her bir kum için ona mağlubiyeti kazandıracaktım.

…

Evimize geri döndüğümüz zamanın üzerinden saatler geçmişti, beni aramıyordu ve konuşamıyorduk. Bu beni deli ediyordu. Aradığı numaraları defalarca aramıştım ama numarasını kapattırmıştı. Tek seçenek beklemekti.

Bir barın içindeydim, coşkulu müzikler çalınıyor, rengarenk ışıklar bütün mekanı aydınlatıyordu. Tek başıma gelmiştim.

Uzaktan gördüğüm kişiyle duraksadım, bu yüzü tanıyordum, bu oydu.

Ezel.

Dans ettiğim adamı burada bulmayı beklemiyordum. Önünde birkaç arkadaşı olduğunu düşündüğüm insanlarla konuşuyordu. Halinden mutlu görünüyordu. Görmezlikten gelmeyi denesem de incelemekten alıkoyamamıştım.

Barmene ilerleyip şarap istediğimi söyledim. İçeceğimi alıp tekrar masama döndüm. Kafamı çevirmemle onu dibimde görmeyi beklemiyordum.

''Üzgünüm, korkuttun mu?'' Gözlerinde ince bir telaş vardı, gözleri beni, hayır.

''Korkutmadınız.'' Gülümsüyordu. Dağılan 2 gamzesi gün yüzündeydi.

Yüzümü inceliyordu ve o inceledikçe nefesim daralıyordu.

''Çok güzel dans ettiğinizi biliyor muydunuz?'' O gün doğum günü partisinden bahsediyordu. Daha önce bir partner eşliğinde dans etmemiştim, garip bir şekilde bir uyumla dans etmiştik.

''Hayır, bilmiyordum.''

''İsmimi hatırlıyor musunuz?'' Unutmak mümkün müydü ki.

''Ezel'' Dedim. Gülümsemesi derinleşti, gülümsedikçe bir boşlukta yürüyormuşum gibi hissediyordum.

''Siz hatırlıyor musunuz?'' Unutmuş olabilir miydi?

''Güzel gözleri ve bitişleri unutmak mümkün müdür?'' Kalbimin bir anlığına titrediğini hissettim.

''Ecel.'' İsmime baskı yaparak söylemişti, unutmamıştı, unutsaydı ne hissederdim bilmiyorum ama ben unutmamıştım.

''Gitmem gerek.'' Evet, gitmem gerekiyordu. Balkabağına dönüşmeden burayı terk etsem iyi olacaktı.

''İzin verirseniz ben bırakayım?'' Gözleri derin bakıyordu. Onu reddetmek neden böylesine zordu? Beni kendine bağlayan bir şeyler vardı. Gözleri önce saçlarımı tekrar benim gözlerimi buldu.

Başımı aşağı yukarı sallayınca çıkışa doğru yürümeye başladık. Arabasının ön koltuğunu açıp oturmam için tekrar bana baktı. Koltuğa oturunca o da kapısını kapatıp hemen kendi koltuğuna oturdu.

Evimi az buz tarif ettiğimde, arabayı çalıştırdı. Sokak lambalarının aydınlattığı karanlık sokaklardan geçtik. Bir süre ikimizde konuşmadık. Garipti. Onu 2. kez görüyordum ama bu kadar huzurlu hissetmem beklenmedikti.

Radyoyu çalıştırdığında, arabayı bir ritim doldurdu. Kargo'dan 'Yıldızların Altında' çalıyordu.

''Benim gönlüm sarhoştur, yıldızların altında, sevişmek ah ne hoştur yıldızların altında.''

Yandan onu izlediğimi fark edecek olsa ki o da kafasını çevirip bana baktı, gözlerimi çeken ben olmuştum. Ellerim ne yapacağını bilmiyordu, eklemlerimle oynuyordum. Bunu fark ettiğinde güldü.

Gülerken saçları gözlerine düşmüştü. Gözlerine düşen saçlarını düzeltip tekrar yola odaklandı.

''Mavi nurdan bir ırmak, gölgede bir salıncak, birde ikimiz kalsak yıldızların altında.''

''Yanmam gönlüm yansa da ecel beni alsa da, gözlerim kapansa da yıldızların altında.''

Şarkıda ismimin geçtiği yerde gözlerime bakarak söylemişti. Kalp ritimlerimde bozukluk yaşasam da sakin kalmıştım. Şarkının geri kalanı akıp gitmişti. Geriye 2 çift gamze, sürekli hareket eden ellerim, ve 2 çift gülümseme kalmıştı.

Evimin önüne geldiğimizde araba durmuştu. Arabasından inip benim tarafımın kapısını açınca indim. Arabanın kapısını kapatıp önümde durdu.

''Teşekkür ederim.'' Diyebildim. Gözlerim uykusuzluktan kapanıyordu.

''Ne demek, ayrıca'' elini ilerletip saçlarıma götürdü. Saçımdaki düşmek üzere olan mavi çiçek şeklindeki tokayı saçıma oturtturdu.

''Tokanız düşüyordu.'' Gülümsedim, elini saçımdan çektiğinde rahat bir nefes soludum.

''Maviyi seviyorsunuz sanırım.'' Mavi'yi seviyordum, annem için de, kendim için de.

''Maviyi seviyorum.'' Dedim, gözleri gözlerimde uzun süre oyalandı.

''Maviye benziyorsunuz, ve derin bakıyorsunuz, mavi gibi.'' Sözleriyle yanaklarıma sızan kanı hissettim. Sözleri beni böylesine nasıl etkileyebiliyordu?

''Gözlerim mavi değil ki.''

''Mavi demedim ki.'' Gözleri yüzümü inceliyorken, burnuma, çeneme, yanaklarıma kaydı.

Ona bir gülümseme bıraktım, arkama dönüp evime girecekken, saniyeler sonra sesini işittim. Sesi, onun sesi, güzel bir şarkının nakaratı gibiydi, bir müziğin en güzel melodisi gibi.

''İsmim Ezel değil. Ben Ezel Zamir Sarnıç. Ama sadece Ezel, sadece güzel bitişlerin başlangıcı olan.''

Güzel bitişlerin başlangıcı, ve beni sonsuzluğa bağlayan. Ben başlangıçların bitişiydim, o ise bitişlerin başlangıcı. Bu başlangıcın sonum olmaması dileğimdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.