İçeriğe geç

Bilinmezlik üzüntüsü

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Bilinmezlik üzüntüsü

Bölüm 2

2 yıl önce...

Bugün erkenden uyandım. Aslında uyandım demek biraz yanlış olur çünkü dun gece heyecandan hiç uyuyamadım. Hayatımın en güzel günü ertesi gün ise o gece nasıl uyuyabilirdim ki? Yataktan kalkar kalkmaz güneşin sıcaklığı yüzüme vurdu. Bu duyguyu gerçekten çok seviyordum. Yüzümde küçük bir tebessümle banyoya doğru ilerledim. Tanrının bize bahşettiği su kollarimdan süzülürken anın mükemmelliği içinde kayboluyorum resmen. Soğuk su vücudumun tüm gün dinç kalmasına çok yardımcı oluyordu. Banyodan çıktıktan sonra içinde yeşil ve kahverenginin en güzel tonlarını barındıran ve bugün için özel olarak tasarlanmış elbisemi giydim. Sarı saçlarımı yer yer örüp özenle yaptım. En sonunda da saçlarımı asıl muhteşem gösterecek olan yeşil elmas ve mücevherlerle süslenmiş tacımı taktım. Ayakkabımı ise sarayımızın en iyi tasarımcısı olan Sofia 'ya yaptırmıştım. Kahverengi dalların üzerinde yeşil yapraklar bulunan bir işleme vardı. Mükemmel duruyordu. Yardımcım Do ise yüzüme elbisem ve ayakkabılarımla uyumlu olan kahverengi ve yeşil tonlarında bir makyaj yaptı. Sade ve güzel olmuştu. Her şey yolunda gidiyordu. Sorun yoktu, sıkıntı yoktu, rahat olabilirdim. Ama istemeden de olsa heyecanına yenik düşüp endişeye kapılıyorum. Ya yolunda gitmezse, benim bunca yıl bekleyip olması için fedakarlıklar yaptığım bu tören kötü geçerse...

Hayır, endişe etmemeliydim her şey yolunda ilerliyordu, ben bugün o kılıcı alacak ve kraliçe olacaktım...

Kulağıma artık aşağı inmem gerektiğini haberleyen rahatlatıcı bir klasik müziğin yumuşak melodileri geldi. Beni, kapımın önüne -yani eski kralın- yardımcısı olan Bay Brad bekliyordu. Artık onun da emekliye ayrılma zamanı gelmişti. Kraliçe olduğumda benim yardımcım Bay Brad'in oğlu Marcus olacaktı. Benden bir yaş büyük, hemen hemen her konuda bilgisi olan, yetenekli ve önceki yıllarda babama krallık için çok yardımcı olan biriydi. Kraliçenin yardımcısı olma kutsallığını ancak o hakediyordu. Ondan öğreneceğim şeyler olabilirdi. Küçüklüğümden beri krallık yönetimi hakkında ders alıyordum ama tabiki bilmediğim şeyler olabilir ve eksik kaldığım konularda ondan yardım isteyebilirdim. Birkaç gün önce bu konuda Marcus ile bu konuda konuşup ona yardımcım olma teklifini sunmuştum. O da bu teklifimi seve seve kabul etmişti. Krallık adına çalışmayı , halkı memun etmeyi kutsal bir görev olarak görüyordu. Bu özelliği, onu yardımcım yapma konusunda büyük rol oynamıştı. Bay Brad nazikçe koluma girdi ve merdivenlerden inmeye başladık. Büyükannem Elizabeth, büyük salonda şeffaf, güzel sandığın içindeki o ilahi kılıca bakıyordu. Normalde size bu kılıcı sizden bir önceki kral takdim ederdi ama benim ailem krallığımızı kurtarmak için çabalarken hain bir pusu kurulması sonucu öldürülmüştü ve ben o gün babamla kavga ettiğim için onlarla beraber gitmeyip sarayda kalmayı tercih etmiştim...

Tam tamına iki yıldır bu azabı çekiyordum. Belki babamla tartışmasaydım benim ailem ölmeyecekti, şuan yanımda olabileceklerdi. Büyükannem Elizabeth ailemin ölümüyle benim hiçbir alakam olmadığını ve suçun asla bende olmadığını söylerdi hep. Ailemden geriye bir tek o kalmıştı. Ona iyi bakmak benim en büyük görevimdi.

Büyükannem parıldayan gözlerle bana bakıyordu. Merdivenler bittiğinde Bay Brad büyükannemin bana kılıcı takdim etmesi için kenara çekildi. Salonda benim kraliçe olma törenim için toplanan misafirlerimize baktım. Hepsi bana büyük bir umutla bakıyorlardı. Onları hayal kırıklığına uğratmayacaktım. Merdivenlere varmıştım. Kılıcı almama ve kraliçe olmama sadece üç basmak kalmıştı. Basamakları yavaş ama temkinli adımlarla çıktım. Büyükannem de bu sırada kılıcı eline almış beni bekliyordu. Kılıca doğru bir adım daha attım. Büyükannem kılıcı bana doğru uzatırken kulağıma şiddetli bir ses geldi. Bu sesle refleks olarak kulaklarımı ve gözlerimi kapattım. Gürültülü ve patlama sesine benzeyen bu ses kulaklarımı çok rahatsız ediyordu. Bay Brad ile Marcus'un lanetler yağdıran fısıltılarını duydum. Artık o rahatsız edici ses kesilmişti. Büyükannem ve misafirler şaşkınlık içinde sesin geldiği tarafa doğru bakıyorlardı. Hızlıca arkamı döndüm. Ama ben kapının önünde duran kişiyi gördüğümde hiç şaşırmamıştım.

Büyükannemin elinden hızlıca kılıcı aldım ve merdivenlerden inmeye başladım. Son basamağı da inecekken -hiç olmaması gereken bir anda- ayağım takıldı. Tam düşecekken kolumda bir el hissettim, bu elin sahibi Marcus'tu. Elmacık kemiğine kadar uzattığı dalgalı, kumral saçları neredeyse yüzüme değecekti. Yeşil gözleri gözlerimde çok az bir süre gezindikten sonra kılıcı elimden alıp muhafızlara doğru yöneldi.

Ben de kapıda beni bekleyen düşmanıma...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.