Biraz kafamı dağıtmak için dışarı çıkmaya karar vermiştim. Evde kalırsam daha da sinirlirlerim bozulmaya başlıcak ve o zaman daha da kötü olacaktım. Bir süre yürüdükten sonra eve gitmeye karar vermiştim. Havanın kararmış ve neredeyse sokakta kimse kalmamıştı. Sonradan çıktığıma bin pişman olmuştum. Sanki arkamdan beni nefesime kadar takip eden biri vardı. O kadar korkuyordum ki gören beni deli zanneder ve kaçardı. Tenha sokaklara girmemeye çalışarak yürümeye ve dikkatli olmaya çalışıyordum. Işıkların ve insanların olduğu yerlerden yolumu uzatarak eve yaklaşmaya başlamıştım. Tam evin önüne geldiğim an arkamda uzun iri yarı bir gölge gördüm. Arkama dönmeye korktuğum için yerimde donup kaldım. Hareket dahi edemedim. Bir el ağzımı kapatmaya başladı. Panikle çırpınmaya başladım ama ne yapsam boşunaydı. Parmakları boğazıma baskı yaparak nefessiz bıraktı. Ne sesim çıktı nede bir avazım. Kulağıma uğultular gelmeye başladı. Bedenim ayakta kalamayacak kadar güçsüzleşti. Sonra arkamdan keskin bir iğnenin boynuma batışını hissettim, sonrasını hatırlamıyorum. Çünkü bir anda yere yığıldım. Son gördüğüm beni kaldırmek için kucağına almasıydı. Ama yüzünü göremedim. Sonra gözlerimi karanlığa yumdum. Gözlerimi açtığımda karşımda gördüklerime şaşırmıştım. Kendi evimde kendi yatağımda uyumuş bide üstümdeki kıyafetler değişmişti. Yataktan doğrularak kalkmaya çalışınca başım dönmeye başlamıştı. Bana ne verdiğini tahmin edemiyordum. Telefon ötmeye başladı. Kalkıp telefonu aramaya başladım. Etrafa bakınırken telefonu odanın daha uzağında masada gördüm. Kalkmaya çalıştığımda başım şiddetli döndü ki tekrar yatağa yığıldım. Ama zorlukla kalkıp telefonu aldım. Baktığımda yine aynı olduğunu anlamıştım. Bilinmeyen numaradan gelmişti bu mesaj. - Panzeherini sevdin mi? Öyle bir panzehir ki o bütün gün beni hatırlıyacak ve beni her yerde gittiğin bütün yerlerde beni hayal edeceksin. Tabiki de belki gerçekten beni görüyor olacaksın. Ama maalesef dokunmaya ak beni hissedemiceksin. Canım benim hep beni gör tamam mı sakın beni unutmaya çalışma çünkü istesen de unutamazsın. Maalesef şimdi kapatmak zorundayım ama seni çok sevdiğimi unutma ve beni ara biraz çünkü sensiz çok sıkılıyorum. Her saat her dakika arayabilirsin. Ben senden sıkılmam sende benden sıkılamazın zaten. Seni senden daha çok seven ve katilın olacak adam. Korkudan elim ayağım tutmaz olmuştu. Yere yığılırken yerde küçük bir ayı vardı. En sevdiğim oyuncaklarımdan biriydi. Küçüklüğümden beri yanımdan ayırmadığım sakladığım tek oyuncaktı. Ağzı iplikle dikilmiş ve iğnesi ağzında bırakılmıştı. Oyuncağın gözleri iğneyle delinmiş göz bebekleri yok olmuştu. Korkudan ne yapacağımı bilmeden etrafıma bakınmaya başladım. Belki o buralarda bir yerdedir diye. Ama öyle bişey yoktu çünkü gitmişti. Evde ses bile çıkmıyordu. Oyuncağın üstünde bir yazı vardı. Titreyen ellerimle korktugumu düşünmeden elime aldım. Notta aynen böyle yazıyordu. "Masumiyetin bile kan ağlıyor. Tanrı ne yapmasını bekliyorsun. Gölgelerden, karanlıklardan seni izliyorum. Gözü dört açman lazım. Çünkü ben her yerdeyim ve en çokta senin yanındayım. Belki de şuan buradayım. Pencerelerden seni izliyorum yada kapin aralık kaldığında oradan bakıyordum. Sen seç canım sevgilim. Etrafımda deli gibi dönmeye başladım. Ama kimse yoktu. Artık hiç birşey eskisi gibi olmucaktı. Çünkü artık herşey değişmişti. Artık katili bulmaya çalışacaktım. Ölmekten kurtulmam lazımdı. Çünkü bu ülkede kadına değer verilmiyordu. Adalet tek erkeklere ve zenginlere işliyordu. Ama kadınlar ölünce değer biniyordu.
Bir an evde ayak sesleri gelmeye başladı. Yada yerde sürünen bir demirin sesiydi. Nefesim hızlandı kalbim durma noktasina geldi. Sonra kapı yavaşça sanki eğleniyorum dercesine yapıyordu. Ailemden kimse olmazdı çünkü onlar burada yaşamıyor hatta içeri dahil giremezlerdi. Arkadaşlarımdan hiçbiri olmazdı. Geriye tek bir sonuç kalıyor. Katil burada ve şuanda arkamda olduğunu biliyordum.


