İçeriğe geç

BİLİMİN OYUNU

Bölüm 1 · 8 dk okuma

BİLİMİN OYUNU

Bölüm 1

Kabus

Olezka İVANOV ismim buydu işte kimine anlamlı gelen kimine ise bir o kadar anlamsız gelen isim...

Soyadımın olması bazen beni anlamsız bir diyara sürüklemiyor değildi. Her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan, hayatında kimsesi olmayan sıradan bir kızdım. Ah sıradan mı demiştim ben? oysa sıradanlıktan oldukça uzak bir hayat serüvenim vardı. Göğsümde hissettiğim ağrı ve baş dönmesi ile mutfağa gitmek için kalktığım kanepeye gerisin geriye kendimi bıraktım.

Aslında her zaman DNA'larımın laboratuvar ortamında oluşturulmasından kaynaklı ara sıra vücuduma ağrılar giriyordu. Fakat şu da bir gerçekti ki bu sıralar ağrılarım katlanamayacak reddeye gelmişti. Göğüs kafesimde ve başımda hissettiğim ağrı yetmiyormuş gibi üstüne bir de karnım ağrımaya başladığında kafamı kanepe başlığına yaslayarak cenin pozisyonuna geçiş yapmıştım bile.

Eğer geriye dönebilme gibi bir şansım olsaydı yapmaya çalışacağım ilk şey laboratuvar ve bilgisayarda oluştuğum gerçeğini değiştirmek olurdu. Eğer bunu yapabiliyor olsaydım sevgi duygusundan, yaşıtlarım'ın aşk diye adlandırdığı duygudan, ve anne baba sevgisinden mahrum kalmazdım. Kısacası bir robottan farkım olurdu. Şimdi mutlu muydum peki? o kadar mutsuzdum ki kendime sorduğum bu soru bile çok anlamsız geliyordu.

Sevgi öldürmezdi ki aksine yaşam verirdi. Ben ise sevgi denilen duygudan bir haberdim. Durum böyleyken ve bunu kendimce doğrulamışken gerçekten yaşıyabileceğimi ve mutlu olabileceğimi kim savunabilirdi ki. Ben sadece nefes alıyordum işte nefes almak ise benim için yaşamak değildi. Düşüncelerimin arasında uzaklardan gelen telefonumun sesiyle kendime gelirken ağrılarımın az da olsa dindiğini fark ettim. Telefonumu aramaya başlarken aynı zamanda en son nereye koyduğumu hatırlamaya çalışıyordum. Hatırlama çabalarımın boşa çıktığını fark ettiğimde kendimi sese verdim fakat telefon sanki yer yarılıp içine girmişti. Ben telefonu aramaya devam ederken çalmaya devam etmişti.

Arayan kişinin ise neden bu kadar ısrar ettiğini anlam verememiştim doğrusu. Zaten şu da bir gerçekti ki beni bir günde arayan kişi sayısı beş parmağımı bile geçmezdi. Arayan kişiler ise genelde samimiyetimin olmadığı kampüsteki kişilerden olurdu. Vicor hariç benimle yakın olan kimse yoktu. Açıkçası objektif bakacak olursak kimsenin benim gibi tehlikeli birisiyle yakınlık kurmasınıda bekleyemezdim. Bana çok uzun gelen dakikalar içinde telefonumu buldum. Fakat telefondan gelen ses çoktan kesilmişti, merak ederek kilit ekranını açıp ısrarla arayan kişinin kim olduğuna baktığımda laboratuvarda benimle ilgilenen Vicor'un aradığını gördüm.

Vicor ile aynı yaşta olmamız ve benim her şeyimi bilmesi onu benimle tek samimi kişi yapmıştı. Bu hayatın bana getirdiği en iyi şeyi soracak olursanız, karşılık olarak Vicor cevabını alırdınız ve bu tartışılmayacak kadar net bir cevap olurdu. Vicor beni normal zamanlarda da arardı fakat ilk defa ısrarla üst üste aradığına şahit oluyordum. Bu durum ise beni tedirgin etmekten başka bir şeye sebep olmuyordu. Vicor'un aramasına geri döndüğümde birkaç çalıştan sonra tedirgin sesini işitmiştim.

"Sonunda Olezka bir şey oldu sandım! Kızım bu yaşta kalpten gidiyordum az kalsın."

telefonu açar açmaz kurduğu cümlelere gülmeden duramamıştım. "Tamam Vicor sakin ol ben gayet iyiyim. Asıl benim senin beni neden ısrarla aradığını sormam gerek?"

Dolaylı yoldan sormuşta olmuştum zaten.

"Laboratuvarda embriyo gelişimi üzerinde çalışan bilim insanları tarafından acil bir şey olduğu ve biz sekreterlerin sizlere arayıp buraya çağırmamız gerektiği söylendi. Kısacası hemen buraya gelmen gerekiyor Olezka!"

duyduğum cümleler birkaç saniye algılarımın kapanmasına neden olurken hâlâ kulağımda tutmakta olduğum telefondan yüksek sesle ismimi duymam algılarımı açmış ve beni zorla gerçek dünyaya sürüklemişti.

"Efendim Vicor. Ne bağırıyorsun sağır mıyım sanki?!"

"O kadar fazla seslendim ki bir an gerçekten sağır olduğunu düşünmedim değil."

demişti.

"Vicor abartma o kadar da değil."

söylediğim cümlenin ardından öyle bir kahkaha attı ki kulaklarımın zarar görmemesi için telefonu kulağımdan uzaklaştırma mecburiyetine girmiştim. Sonunda Victor'un gülmesi azaldığında telefonu kulağıma yaklaştırdım. Gülmekten nefes nefese kaldığı o kadar belliydi ki, karşımda bir insan mı soluyordu yoksa bir köpek mi ayırt etmesi benim için oldukça zor olmuştu.

Nefesini az da olsa toplamaya başardığında "Emin olduğum tek şey var, o da senin arada hayal dünyasına dalıp gittiğin."

dedi. Vicor, bu cümlesinin ardından önceki gülmesinden daha şiddetli olan gülme seansına başlamıştı.

"Hey Vicor" bekledim...

"Vicor sana diyorum."

ve bir daha bekledim... en sonunda dayanamadım ve sesimi yükselterek,

"Ne halin varsa gör Vicor!"

deyip telefonu hala gülmekte olan Vicor'un yüzüne kapatarak derin bir nefes aldım. Kendime güzel bir kahve yapıp kitap okuyarak uzun bir süredir ruhumu karabasan gibi istila eden yorgunluğumu üzerimden atabileceğim düşüncesini, kulağımda yankılanan Vicor'un sözleriyle sızlanarak aklımdan çıkardım.

koşar adımlarla odama gittiğimde dar paça siyah pantolon, siyah boğazlı kazak giyip partmontodan deri ceketimide üstüme atarak yanıma gerekli olacağını düşündüğüm şeyleri bel çantamın içine koydum. Küçük ama bir o kadar da lüks olan evimin kapısını kilitleyip şansıma bu katta olan asansöre binerek 12.kattan aşağı inmesini bekledim. Arabalar için ayrılmış bodrum katına girdiğimde bile yüzüme çarpan soğuk rüzgar, havanın ne kadar soğuk olduğunun bir göstergesiydi. Bütün arabaların içinde kendi parlayan porsche'imi gördüğümde yeniden şunun farkına vardım ki bir servet yatırdığım arabam, kitaplarımdan sonra vazgeçemeyeceğim tek şeydi.

Arabaya binip otoparktan çıkarak laboratuvara doğru gitmeye başladım. Eğer Vicor'un abartığı kadar önemli bir şey yoksa Ankara'nın bu soğuk havasında beni dışarı çıkarttığı için onu uzun süre buna pişman edecektim ve benden kesinlike kurtulamayacaktı. benim için asırlar gibi geçen fakat saate baktığımda sadece yarım saat sürmüş arabaya yolculuğumu laboratuvarın bahçesinde otoparka gelerek sonlandırdım. Neredeyse 40 katlı olan ve geniş deneyler yapılan laboratuvarın otomatik kapısından geçip hızlı adımlarla asansöre doğru adımlamaya başlamışken kolumda hissettiğim baskı ile arkamı dönerek bileğimi tutan kişiye baktım.

1.85 civarlarında ki boyu, sert çenesi, kalkık ve düzgün olan burnu, mavi ile yeşilin arasında gidip gelen gözlerle yakışıklı diyebileceğim bir erkekti. Bunları boş vererek tek kaşımı sorgularcasına kaldırıp gözlerimle kolumdaki elini işaret ederek sert ve kendimden emin çıkan ses tonumla,

"Pardon bir şey mi diyecektiniz?"

Dedim. Sanki gözlerime hipnoz olmuşçasına bakan bakışları bir an sendeleyecek gibi olduysa da kendini toplayarak

"buraya ne için geldiğini ve kimin çağırdığını soracaktım"

cümleleri ile kaşımı çatmama sebep olmuştu.

"Ne için geldiğimi de beni kimin çağırdığını da hiç tanımadığım ve iletişimimin olmadığı bir kişiyi söyleyeceğimi nereden çıkardın bilmiyorum ama, söylemeyeceğime emin olabilirsin." dedim.

Derin derin nefes alışlarından ve göz renginin koyulaşmasından sinirlendiğini anlamıştım. Oysaki yaptığım şeyin doğruluğundan kesinlikle emindim. Derin bir nefes alarak "peki sen söylemek istemiyorsan ben hemen tahmin edeyim." Ukala. Evet bu cümlesinin ardından onun hakkında düşündüğüm tek şey ukala olmasıydı. Yakışıklı ukala. Bir kaç saniye geçtikten sonra cümlesini devam ettirdi.

"Vicor yaklaşık bir saat önce seni aradı ve buraya acilen gelmeni söyledi. Bana bu şekilde davranmanın sebebi ise oldukça gergin olman. Aslında senin kodlarında gerginlik yok sadece ve sadece sakinlik var ve emin ol ki bu zamana kadar hiç gergin olmadığını çok iyi biliyorum. Peki sen şuan neden bu kadar gergin olduğunu biliyor musun? ben cevap vereyim hayır bilmiyorsun. Senin aksine ben biliyorum eğer öğrenmek istersen benimle gelmen gerekiyor ve merak etme Vicor da yanımızda olacak hatta sadece o değil bütün sekreterler ve bilim insanları."

sadece 1 dakikalık konuşmanın ardından kafam o kadar dolmuştu ki bu çocuk kimdi bilmiyorum ama kesinlikle burada olanları bilen biriydi. Belki bir sekreter belki de bir bilim insanı. Ne kadar korktuğumu belli etmek istemesem de gerçekten korkmaya başlamıştım. Beklemek istemiyor olacakki sabırsız bir şekilde " bu olanların sebebini öğrenmek istiyorsan beni takip et. Ha yok istemiyorum diyorsan keyfin bilir." dedi ve cevabımı beklemeden asansöre doğru gitmeye başladı. UKALA ÖKÜZ!! sabır dilenerek hızlıca yürümye başladım. Tam asensör kapısı kapanacakken elimi uzatarak kapıyı durdurdum. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeri girdiğimde" Bende seni bekliyordum" dediğini duydum. "UKALA!" "ne dedin?" O kadar kısık sesle mırıldanmıştım ki kendim bile kendi sesimi zar zor duymuştum ona rağmen bu çocuğun nasıl duyduğuna hayretler içerisinde kalmıştım. "yok bir şey demedim." inanmamış gibi bakıyordu ama bu durumda en son dert edeceğim şeydi bana inanmaması.

Sonunda ineceğimiz kata geldiğimizde asansörden indik. Önden ukala çocuk giderken onu arkasından takip ediyordum. Daha önce bir kere geldiğim toplantı odasının yanındaki ve baya büyük olan odaya girdiğinde bende arkasından girmiştim. Kafamı kaldırıp odaya baktığımda ise ağzımdan istemsiz bir şekilde "oha" kelimesi çıkmıştı. Bunu duyan ukala çocuk kısık sesle kahkaha atarak "Ben sana demiştim." dedi. Ben bu çocuğa boşuna ukala demiyordum işte. Yakışıklı ukala. Ee birazda öküzlük vardı kendisinde.

Vicor oturduğu sandalyeden ayağa kalkarak yanımıza geldi ve "Biraz beklettiniz ama önemli değil hoşgeldiniz." "kusura bakma kardeşim yanımdaki asi kızıl yüzünden biraz geç kaldık."

Yanımdaki ukala çocuk yine bana laf atmıştı.

"Sen ona bakma Vicor asıl şu ukala öküz yüzünden geç kaldık. " "ukala öküzmü ciddenmi nerem ukala benim?"

" Nerem ukala değil deseydin daha çabuk cevap verebilirdim emin ol." Vicor aramıza girerek "Olezka ve Asır cidden bu durumda laf dalaşınamı giriyorsunuz? acil birşey var derken şaka yapmıyordum. Çabuk yerlerinize geçin kaybedeceğimiz bir dakika bile yokken burda boş çenenizi dinliyemeyeceğim."

Vicor'un sert çıkışından sonra ikimizde konuşmayarak kendimize ayrılan yerlere geçmiştik. Labarotuvarın baş yetkilisi sanki bizim oturmamızı bekliyormuşçasına lafa girmişti.

"Evet biliyorum şuan çok şaşkınsınız sizler gibi sekreterlerimizde şaşkın ve ne diyeceğimizi bekliyorlar. öncelikle şuna değinmek isterim ki şuan içinde olduğumuz durum gerçekten bir felaket. Fakat bundan önceki sorunlarımızda olduğu gibi bu felaketi de ayakta ve güçlü durarak atlatacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu süreçte sizden beklediğimiz sadece anlayışlı olmanız ve bize güvenmeniz. Şundan emin olabilirsiniz ki biz size kalbimizle güveniyoruz ve sorun çıkarmayacağınıza eminiz."

Bu adam her defasında en az yarım saat boş yapıyordu. Bu kadar insan burada toplanmış bu adamın boş cümlelerini bekliyorduk gerçekten. Bunun haricinde şaşırdığım diğer şeyde bu kadar insanın bilim insanı ve sekreter olamayacağıydı. Salon içerisinde binlerce insan vardı ve buranın baş yetkilsi sesini duyurmak için mikrofon kullanıyordu. daha fazla boş yapmasını istemediğim için lafına devam etmesini engelledim "Ivan bey sözünüzü kesmek istemem fakat burada binlerce insan sizin konuya girmenizi bekliyor uzatmadan konuya geçsek gerçekten çok iyi olur."

Konuşmamdan sonra beni ilk destekleyen kişi ismini Vicor sayesinde öğrendiğim ukala çocuk yani Asır olmuştu. Onun ardından bir çok insan daha desteklediğin de karşımdaki pislik adam yapacak bir şeyi olmadığını bildiği için mikrofonuyla konuşmaya devam etti.

"Tamam arkadaşlar sakin olun lütfen konuya giriyorum. Aslında buradaki bilim insanları ve sekreterler hariç diğer kişiler bizim sadece kendilerini oluşturduğumuzu düşünüyor. Fakat aslında burada biz hariç oturan herkesin DNA'sı ve karakteri bilimin gücü sayesinde uzun uğraşlarımızdan sonra biz tarafından oluşturuldu. Bazıları cani birer katil hayatı yaşarken bazıları sakin bir insan hayatı yaşıyor. Şimdi diyorsunuz ki bunca süreden sonra bunları neden açıklıyorsunuz ve buraya bizi neden topladınız. Bu soruları sormakta haklısınız....

----------------------------

BÖLÜM SONU..

Öncelikle herkese merhabalar. Umarım ilk bölümümüzü beğenmişsinizdir yorumlarınızı dört gözle bekliyorum. Tutulur mu tutulmaz mı bilmiyorum fakat bu bölümü büyük bir umutla yazdım.

Bu bölümü kimsesiz olanlara, çığlıklarını, acılarını, ağlamalarını ve üzüntülerini kimseye duyuramamış olanlara yani elmas kadar değerli olan okuyucularıma bırakıyorum. Umarım beğenirsinz iyi okumalar:)

diğer bölümde görüşürüz 💎'ım

Bölüm sonu

1 yorum