İçeriğe geç

Bıçak Sırtı (Kanlı Kader-I)

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Bıçak Sırtı (Kanlı Kader-I)

Bölüm 4

Atiye

İstediğimiz ilaç kutularının gelmesi üzerine, Birce ile ikimiz işe koyulduk. Fakültedeki hocalarımızın da yardımı ile bunları iyice inceledik ve yan etkileri üzerine konuştuk.

Bütün bunlar olurken, Fatih'in verdiği bilgiler de işimize yaramıştı. Evde şüphelendikleri birkaç kişinin, gizliden gizliye bu ilaçları temin edip, Sıraç'ı zehirlediğini düşünüyorlardı.

Sıraç'ın korumaları, evde soruşturma başlatırken, Birce ile ikimiz birlik olup, Sıraç'ın tedavisini değiştirme kararı almıştık. Gözlemlerime göre, ișe yarıyor gibi gözüküyordu.

Armağan ile de pek iyi anlaşır olmuştu. Sıraç'ın Armağan'ı uyurken izlediğini gördüğümde, gülümseyerek onlara baktım. Onunla vakit geçirmek gerçekten ona iyi geliyordu.

Bir süre sonra, tekrar Armağan ile görüşmesini sağladım. Mesai bitiminde ise hayatımın șokunu yaşadım desem yalan olmaz. Çünkü, Sıraç'ın adamları, aracımın bagajına yerleștirilmek üzere bir sürü alışveriş çantası tașıyarak peşimizden geliyordu. Dayanamadım ve sordum.

-Beyler, bunlar nereden çıktı?

İrfan, gülerek her şeyi anlatmaya başladı.

-Duhan abi, Armağan için alışveriş yapılmasını söylemiş bizim Eren'e. Eren de Müge'nin arkadaşı Nalîn ile alışverişe çıktı.

-Nalîn ve Eren mi? Ciddi misin?

Nalîn'i, Müge sayesinde tanıyordum. Bir iki defa da görüntülü konuşmada yüzünü görmüştüm. Güzel ve tatlı bir kızdı. Ayrıca cana yakın biriydi.

Yine de ben İrfan'ın dediklerine şaşırırken, Eren'in utangaç bakışları, duyduklarımı doğruluyor gibiydi. Eren'in ifadesini daha sonra alacaktım. Öncelik, Sıraç'ın yaptığı bunca masrafın nedenini öğrenmekti.

-Tamam, her şeyi anladım da, Sıraç neden bu kadar masraf yaptı? Kendimi ona karşı borçlu hissettim.

Bunu utana sıkıla söylemiştim. Adamlar ise önce birbirlerine bakıp güldü. İrfan, bu sorumu cevapladı.

-Ne borcu, baldız? Aşk olsun, sen onun iyileşmesi için elinden geleni yapıyorsun ve bunu yaparken kendini attığın tehlikenin de farkındasın. Başkası bunu göze alamazdı.

Düşününce ona hak verdim. Bir mafyanın hayatını düzene koymak için başıma gelecek olası tehlikeleri hiçe saymıştım. Ancak, bana bu işin içinde daha fazlası varmış gibi geliyordu.

-İrfan, bana baksana sen. Müge gibi, Sıraç'ın benden hoşlandığını falan ima etmeyeceksin değil mi?

İrfan'a sorduğum bu sorunun cevabını Fatih verdi.

-Aman, yenge. Duhan abi senin için sıkı tedbir koydurdu. Saçının teline zarar gelirse dinime imanıma bu koca şehri yakar. Ne diyorsun sen?

Gözlerim kocaman açıldı. Bu kadarını yapabilir miydi? Hem de benim için? Belki de beylerin ve Müge'nin dediği doğruydu.

Eve dönerken yolda Armağan'ın ağzını yokladım.

-Kızım, Sıraç abini çok sevdin galiba, yüzünde de güller açıyor.

-Çok sevdim anne. Çok iyi biri. Yoksa sen onu sevmiyor musun?

Armağan'ın sorduğu soruyu iyice bir düşündüm. İkimizin de çektiği acılar vardı, kabul ediyorum. Kimseye vermediği imtiyazları bana veriyor, kendini benim yanımda daha rahat hissediyordu konuşurken.

Gerçi... Benim de farkım yoktu ya, onun beni iyice ezberlemesine izin verdim resmen. Başkası olsaydı çoktan duvarlarımın arkasına saklamıştım kendimi.

Sanırım ona güvenmeye başlamıştım, tıpkı onun bana güvendiği gibi.

-Anne, sustun. İyi misin?

-İyiyim canım, düşünüyordum.

-Ee, seviyor musun Sıraç abiyi?

-Sevmeye başladım diyelim.

Armağan bu cevabımı gülerek karşıladı. Kesin Sıraç'ı bir sonraki görüşünde ağzından kaçıracak. Kızım diye demiyorum, samimi olduğu kişilere karşı çenesi düşüktür.

Bunu düşünüp, gülümseyerek eve gittim. Müge, pencerenin önünde bizi bekliyordu. Bizi görünce gülerek kapıya koştu. Ben ise arabadan inip, bagajı açmıştım, bunca şeyi eve nasıl taşıyacağımı düşünürken, Müge çoktan yanımıza gelmişti.

-Ohooo, eniştem cömert çıktı.

Alabildiği kadar çanta ve paketi eve taşırken gülüyordu. Armağan, tașıyabileceği ağırlıktakileri aldı ve eve gitti. Ben de geri kalanını alıp eve geçtim. Hepsini Armağan'ın odasına taşıdık ve merakla hepsine bakmaya başladık.

Sıraç'ın bu kadar masrafa girdiğine inanamıyordum. Renk renk, desen desen kıyafetler ve ayakkabılar, saç aksesuarları, bir çocuğun isteyebileceği neredeyse her şeyi almış bu manyak!

-Gerçekten inanmakta zorlanıyorum! Görüyorsun değil mi, Müge?

Müge, bu duruma benim kadar şaşırmadı. Sanki bunun olacağını biliyormuş gibi rahattı.

-Görüyorum da, bunu yapacağını tahmin etmiştim. Sana ve Armağan'a değer veriyor bu adam, kabullen artık.

-Kabullenmekte zorlanıyorum, Müge. Birinin beni bu kadar çok önemsemesine inanmayı ben de istiyorum ama olmuyor. Sanki gerçek değilmiş gibi.

-Ama gerçek, Atiye. Anla artık! Aşk çoktan kapını çaldı, artık o lanet kadının dediklerine takılmayı bırakıp, mutlu olmaya odaklanır mısın?

Yine ve yine Müge'nin dediklerini kafamda tarttım ve ona hak verdim. Kendi kendime kuruntu yapmayı bırakıp, aşka bir şans vermeye kesin olarak kararlıydım artık.

Müge ile konuşmamız bittiğinde, Armağan'a alınmış bütün eşyaları dizmeyi neredeyse bitirmiștik. Armağan, o günün akşamı, benimle uyumak istedi. Pek sık istediği bir şey değildi bu. Kafasına bir şey takıldığı zaman, ya da canı sıkıldığında yanımda uyumak isterdi.

Bir huyu daha vardı Armağan'ın. Uyumadan önce mutlaka saçlarını taramamı isterdi. Gülümseyerek, Armağan'ın yanıma gelmesini izledim ve bașucumdaki komodinde duran tarağı alıp, saçlarını taramaya başladım.

-Anne, Sıraç abiyle konuşacak mısınız?

-Konușacağız prensesim de... Nereden çıktı bu?

Armağan omuz silkti ve kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

-Ben onu çok sevdim. Bir an önce iyileșsin olur mu? Hem, o seni de çok seviyor.

Tek kaşımı kaldırıp, Armağan'a baktım. O ise sevimli bir şekilde gülümsedi. Bir süre öylece yüzüne baktım ve "Sıraç abin mi dedi bunu sana?" diye sordum.

-Sayılır, ama anlıyorum ben. Ona senden bahsedince gözleri parlıyor. Gülüyor mesela.

Yüzündeki gülümseme birden solmaya bașladı. İşte o an canını sıkan şeyi anlamıştım. Bakışlarını kaçırdı. Kısık bir sesle konuştu.

-Hem, o iyileşirse belki o zaman ikiniz evlenirsiniz ve bir aile oluruz.

Armağan'ın son dediklerini düşündüm. Haksız sayılmazdı. Sevgi dolu bir aile onun da hakkıydı. Sıraç'ın ona ne kadar alıştığını da düşünürsek... Onun varlığı Armağan'a iyi gelebilirdi.

-Bunu düşüneceğim, canım. Belki de haklısın.

Gülümsedi ve o gece birlikte uyuduk. Sabah çok erken kalkmıştım, normalde her zamanki saatinde kalkarım ama uyku mu tutmadı bilemem, ilk defa böyle bir şey olmuştu. Düşünceliydim. Sıraç'ın iyi olmasını ben de çok istiyordum, bu sefer de aklıma yine o olumsuz düşünceler üşüștü.

Ya bir ilişkimiz olduğunda bütün büyü bozulursa? Ya da kardeşleri, anneannesi ne düşünecek benim hakkımda? Beni kabul edecekler mi?

Bu sorularla boğuşurken, bir yandan da hazırlandım. Her zamanki sabah rutinimizi yaptıktan sonra, Armağan okuluna gitti, Müge kafesine gitti ve ben de kliniğe gittim. Görünüşe bakılırsa, Sıraç yine beni bekliyordu.

-Günaydın, Atiye. Nasılsın?

-Günaydın, Sıraç. İyi sayılırım, birazdan yanına geleceğim, hem seninle konuşmak istediğim bir şeyler var.

-Sıkıntı yok, beklerim.

Ofisime gittim ve bazı işleri halledip, Sıraç'ın yanına geri döndüm.

-Bugün daha iyi misin, Sıraç?

-Daha iyiyim, sanırım şu yeni tedavi işe yaradı.

-Bunu duyduğumda çok sevindim. Öyleyse artık kendini suçlu hissetmiyorsundur.

-Hayır, çünkü artık gerçek suçluların kim olduğunu anladım.

-O zaman doğru iz üzerindeyiz demektir.

İkimiz de gülümseyerek birbirimize bakıp durduk. Konuya nereden gireceğimi kestiremiyordum, daha önce böylesi bir konuşma hiç yapmamıştım. Tamamen hazırlıksızdım. Birden konuya dalsam, hiç uzatmasam çok mu abartı olurdu? Olmazdı, değil mi?

-Sıraç, sana bir şey daha sormak istiyorum, lütfen dürüst ol.

-Dinliyorum.

-Sıraç... Bana karşı tam olarak ne hissediyorsun?

Bu sorum karşısında başta afalladı, duymayı beklediği bir şey değildi belli ki. Gerçi, ben bile şu an yaptığıma șașırıyordum ya neyse.

-Atiye? Bunu gerçekten bilmek istiyor musun? Yani, sonradan pişman olmanı istemiyorum.

-Çok düşündüm, Sıraç. Emin olmasam, bu soruyu sormam.

Sıraç, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Ya şimdi, ya hiç." diye mırıldanarak gözlerini tekrar gözlerime kilitledi.

-Keşke karşına daha güzel bir şekilde, daha temiz bir geçmiş ile çıksaydım ve bu konuşmayı yapmış olsaydık ama olan oldu. Atiye, seni ilk defa bu hastane odasında tanıdığımda, çekilmez biri olduğuma inanmıș, neredeyse kendimden bile vazgeçme noktasına gelmiştim. Tamam yani benim bu lanetten kurtuluşum yok diye düşünürken, bir anda beni anlayan birini bulmak... Benim için mucize gibi bir şeydi.

Taşlar yerine oturmuştu. Sıraç'ın bana ilk konuşmamızda ve sonrasında söyledikleri anlam kazanmıştı. Hayat, gerçekten de bizi aynı yerden bağlamıştı.

Verdiği bu cevap yeterliydi benim için, ancak yine de Sıraç konuşmayı sürdürdü.

-Seni seviyorum, Atiye. Biliyorum, belki de bencillik bu yaptığım, belki de seni benimle birlikte bu karanlığa sürüklemeye hakkım yok ama kalbim yana yakıla seni istiyor ve ben buna engel olamıyorum. Bir sarılışın, bir küçük tebessümüne yeniliyorum bile isteye.

Bıraksam daha da konuşacaktı ama ne diyeceğini az çok biliyordum. O yüzden lafını kestim.

-Sıraç, bu karanlıkta seni yüzüstü bırakacağımı düşünme sakın. Bir kez olsun kendi mutluluğunu düşünmek bencillik değil ki. Bu senin hakkın.

-Öyle mi düşünüyorsun gerçekten?

Sesi de, yüzündeki o ifade de bir çocuk kadar masumdu. Gülümsemeden edemedim.

-Evet, mutlu olmak hakkın. Ve ben de bunun için elimden geleni yapacağım. Gerekirse ondan da fazlasını.

Bunu duyduğuna çok mutlu olmuştu. Yüzünden belliydi. Bana sarılıp, sayısız kez teşekkür etti.

Bu konuşmadan sonra, her zamanki seansımıza döndük. Yapılan tedavi değişikliği olumlu sonuç vermeye başlamış gibi gözüküyordu. Bu iyiye işaretti. Seansımız da bittiğinde, diğer hastalarla ilgilenmeye geri döndüm.

Yoğun geçen bir günün sonunda, ofisime gitmek üzereydim. Garip bir şey oldu, klinikte hiç birimizin görmediği bir sima ile karşılaştım. Gideceği yönü kestirmeye çalıștığımda, Sıraç'ın odasına gittiğini fark ettim. Elindeki iğnenin etiketine baktığımda gözlerim korkuyla büyüdü. Koşarak peşinden gittim ve elindeki iğneyi alma çabası ile onu duvara ittim. Sıraç'ın korumaları görmüş olacak ki imdadıma yetişti. Onlar adamı zaptederken ben de iğneyi aldım ve çöpe attım. Adamlar onu götürürken, ben de Sıraç'ın odasına gittim. Telaşlı bir şekilde birbirimize bakıyorduk.

-Atiye, iyi misin?

-Boșver beni, Sıraç. Sen iyisin ya, önemli olan o. Fark etmeseydim olacakları düşünmek bile istemiyorum.

-Boșveremem, o iğne sana saplansa içindeki ilaç sana neler yapardı düşünsene. Ya da o alçak herif silahlı olsaydı... Düşüncesi bile korkunç.

Bunları söylerken, korkusu sesine yansımıștı. Beni kaybetmekten korktuğunu anlayabiliyordum. Ona sıkıca sarılıp, sakinleşmesini sağladım.

-Sıraç, korktuğunu biliyorum ama beni de anla lütfen. Yeni yeni ilaçların etkisinden kurtuluyorsun, bir daha aynı işkenceyi yaşamanı istemedim. Hem, bak sapasağlam karşındayım.

Zor da olsa onu sakinleştirdim. Sıraç konu değiştirmek için Armağan'ı sormaya başladı.

-Armağan nasıl? Şimdiden özledim prensesi.

-Emin ol o da seni özlemiştir. İkiniz çok çabuk anlaşmaya başladınız.

-Öyle. Peki... Sence bu konuştuklarımıza ne diyecek?

-Armağan mı? Sevinçten havalara uçar. Çok istiyordu bizim birlikte olmamızı.

-Bak sen küçük cadıya, nereden anlamış?

-Açık verdin demek ki.

-Küçük hanımın onay vermesine çok sevindim.

-Ben de öyle. Geriye bir tek şey kalıyor, tedavinin sorunsuz bir şekilde bitmesi.

-Senin sayende içine düştüğüm bu durumdan çıkacağıma eminim.

Gülümsedim. Biraz daha onunla konuşup, diğer işlerimi bitirmek için ofisime gittim. Son notlarımı da aldıktan sonra mesaimin bitiminde toparlanıp klinikten ayrıldım.

Tam önümde siyah bir araç durduğunda istemsizce gerildim. Aracın otomatik kapısı açıldı ve yaşlı bir kadının eliyle gelmem için işaret yaptığını gördüm. Bindiğimde beklediğimin aksine oldukça sakin, yaşına inat oldukça asil ve sıcakkanlı bir kadındı.

-Nihayet tanıșabildik, Atiye. Ben Meliha Bayar. Duhan'ın anneannesiyim.

Bölüm sonu

5 yorum