İçeriğe geç

Beyaz Zambak

Bölüm 1 · 18 dk okuma

Beyaz Zambak

Bölüm 1

BEYAZ ZAMBAK Bölüm-1- "Çünkü bazı insanlar yalnız kalmalı"

Yağmur gece boyunca dinmemişti. Ravenmoor yolu boyunca uzanan orman, arabanın farlarında kısa kısa belirip yeniden karanlığa gömülüyordu. Bianca başını soğuk cama yasladı. Camdaki buğu nefesiyle silinip tekrar oluşuyordu. Annesi öldüğünden beri hiçbir yere ait hissedememişti. Şehir çok gürültülüydü. İnsanlar çok canlıydı ve Bianca artık hiçbir şeye yetişemiyordu. Parmaklarını montunun koluna gömdü. Göl yoluna girdiklerinde yağmur biraz daha sertleşti. Şoför direksiyonu çevirirken kısa bir bakış attı ona. “Ravenmoor’u ilk kez mi görüyorsun?” Bianca gözlerini camdan ayırmadan cevap verdi. “Çocukken bir kere gelmişim.” Sesi bile yorgun çıkıyordu. Şoför başını hafifçe salladı. “İnsan unutuyor sanıyor ama bu kasaba unutulacak gibi değil. ”Bianca cevap vermedi çünkü haklıydı. Kasaba daha girişte bile insana bir şey hissettiriyordu. Sanki Ravenmoor sadece görülen bir yer değilmiş de içine işleyen bir şeymiş gibi. Yolun sonunda göl görünmeye başladığında Bianca istemsizce nefesini tuttu. Siyah su geceyle birleşmişti. Annesi neden bu yeri seviyordu? Neden hep buradan bahsederken sesi yumuşardı? “Bir gün seni de götüreceğim, Bianca. Yağmur yağarken göl başka görünür.” Bianca gözlerini sıkıca kapadı.

Annesinin sesini unutmak istemiyordu. Fakat hatırlamak da canını acıtıyordu. Araba sonunda eski göl evinin önünde durduğunda Bianca birkaç saniye hareket etmeden oturdu. Ev karanlığın içinde sessizce bekliyordu. Solmuş beyaz boyalar, eski veranda, rüzgârda hafifçe sallanan sarmaşıklar... Sanki ev onu tanıyordu. Şoför bagajı indirirken “Elektrikler bazen gidiyor.” dedi. “Eski bir yer sonuçta.” Bianca hafifçe gülümsedi. “Sanırım ben de biraz eski hissediyorum.” Şoför ona ilk kez gerçekten baktı. Sonra yüzündeki ifade yumuşadı.“Ravenmoor kırık insanları sever.” Bu cümle Bianca’nın içine garip şekilde oturdu. Şoför arabaya binmeden önce orman tarafına baktı. Yüzündeki rahat ifade kısa süreliğine kayboldu. “Gece olunca gölün kuzeyine gitme.” Bianca kaşlarını çattı. “Neden?” Şoför birkaç saniye sustu. “Bazı insanlar karanlıkla fazla uzun yaşar.” Sonra motor çalıştı ve Bianca yine yalnız kaldı.

—

Ethan Arden o gece serasının arkasındaki veranda da oturuyordu. Yağmurun sesi cam tavana vuruyordu. Çiçekler sessizdi. İnsanların aksine çiçekler yalan söylemezdi. Ethan eski cep saatini avucunda çevirdi. Metal soğuktu. Saat durmuştu yıllar önce ama Ethan onu hâlâ yanında taşıyordu. Bazı şeyler öldüğünde bile insan bırakamıyordu. Gölden gelen far ışıkları seranın camına vurduğunda başını kaldırdı. Yeni gelen kız. Kasaba sabahtan beri bundan bahsediyordu. Laurent soyadı Ethan’ın içinde eski bir yankı gibi dolaştı. O soyad Ravenmoor’da unutulmazdı. Çünkü bazı hikâyeler kasabanın içine gömülürdü ve bazı insanlar geri dönmemeliydi. Ethan gözlerini kapadı. Uzak durması gerekiyordu. Hemde en başından...

—

Bianca anahtarı çevirdiğinde kapı zor açıldı. Ev içeriden eski ahşap ve zambak kokuyordu. "Annem..." Bu düşünce o kadar ani geldi ki Bianca’nın boğazı düğümlendi. Ayakkabılarını çıkarıp sessizce içeri yürüdü. Beyaz örtülerle kaplı eşyalar karanlıkta hayalet gibi görünüyordu. Parmaklarını yemek masasının üzerinde gezdirdi. Toz, sessizlik ve yalnızlık... Burada gerçekten yaşayabilecek miydi? Üst kata çıkmadan önce pencerenin önünde durdu. Göl karanlığın içinde hareketsizdi ve tam karşı kıyıda bir ışık vardı. Sarı, sıcak ormanın içinde yalnız duran bir ışık. Bianca gözlerini kısmaya çalıştı. Tam o sırada arkasındaki eski saat çalışmaya başladı.

Tik

Tak...

Bianca irkildi. Ev bir anda canlı hissettirmişti. Sonra tekrardan

Tik

Tak...

Kalbi hızlandı. Sonra dışarıda bir hareket gördü. Verandanın önünden geçen siyah bir siluet. Uzun boylu biri. Bianca perdeyi hafifçe araladığında adam durdu. Yağmur siyah saçlarını ıslatıyordu. Keskin yüz hatları kısa süreliğine verandanın sarı ışığında belirginleşti ve gözleri Soğuk gri-mavi gözleri doğrudan Bianca’ya kalktı. Bianca’nın nefesi sıkıştı. O yabancının bakışlarında tuhaf bir şey vardı. Sanki onu ilk kez görmüyormuş gibi.

—

Ethan birkaç saniye boyunca evin ışığına baktı. Pencerenin arkasındaki kız düşündüğünden daha kırılgan görünüyordu. Annesine benziyordu. Bu düşünce Ethan’ın içinde sert bir huzursuzluk yarattı. Geri dönmeliydi. Şimdi. Fakat Bianca perdeyi biraz daha araladığında Ethan istemsizce durdu. Açık ela gözler. Yorgun ama hâlâ yumuşak bakan gözler. Ethan uzun zamandır birine böyle bakmamıştı. Bu kötüydü. Çok kötü. Çünkü yakın olduğu herkesi mahvederdi. Ravenmoor bunu herkesten iyi biliyordu. Bianca perdeyi bıraktığında ellerinin titrediğini fark etti. Neden korktuğunu bilmiyordu. Adam hiçbir şey yapmamıştı. Sadece bakmıştı. Fakat o bakışın içinde tuhaf bir ağırlık vardı. Sanki Ravenmoor’un bütün sessizliği onun gözlerinde toplanmış gibiydi. Bianca derin nefes aldı. “Saçmalıyorsun.” diye fısıldadı kendine. Yorgundu hemde fazlasıyla uzun yol, cenaze, kutular, annesinin yokluğu... İnsan zihni bazen karanlığı olduğundan büyük görürdü. Kafasındaki bir ton düşünceyle çaresiz üst kata çıkıp birkaç kutuyu açtı. Odalar soğuktu. Eski ahşap zeminin gıcırtısı dışında ev tamamen sessizdi. Yatağın üzerine bıraktığı çizim defteri dikkatini çekti. Annesi öldüğünden beri neredeyse her gece çizim yapıyordu. Uyuyamadığında, ağlamamak için. Bianca defteri açtı. Sayfaların çoğunda çiçekler vardı. Zambaklar. Hep beyaz zambaklar... Parmakları çizimlerden birinin üzerinde durdu. Annem neden onları bu kadar seviyordu? Bir anda alt kattan metal bir ses geldi. Bianca irkilerek başını kaldırdı. Ses netti bir şey düşmüştü. Kalbi hızlandı ve evde yalnızdı. Sessizlik geri döndü. Fakat artık huzurlu değildi. Bianca yavaşça odadan çıktı. Merdivenlerden inerken her adımı evin içinde yankılanıyordu. Alt kata vardığında mutfağın ışığının hafifçe sallandığını gördü. Pencere açıktı. Soğuk rüzgâr tülleri hareket ettiriyordu. Bianca’nın nefesi kesildi. "Ben kapatmıştım…" Yavaşça pencereye yaklaştı ve sonra gördü. Masanın üzerinde duran beyaz zambağı. Üzerinde yağmur damlaları vardı. Taze kesilmişti. Bianca birkaç saniye boyunca hareket edemedi. “Bu da ne…” Parmaklarını çiçeğe uzattığında kapının dışından gelen ayak sesiyle dondu. Verandadan biri geçmişti. Bianca perdeyi hızla araladığında sadece yağmuru gördü. Sonra da göl yolunda uzaklaşan siyah silueti.

—

Ethan hızlı yürüyordu. Yağmur montunun omuzlarından aşağı süzülüyordu ama aldırmıyordu. Aptalca davranmıştı. Seradan aldığı zambağı bırakmamalıydı. Ona yaklaşmamalıydı ama Bianca’nın evindeki ışığı gördüğü an içinde açıklayamadığı bir şey kıpırdamıştı. Uzun zamandır hissetmediği kadar insani bir şey. Bu onu rahatsız etti. Göl kıyısına geldiğinde durdu. Siyah su rüzgârla hafifçe hareket ediyordu. Ethan başını geriye atıp gözlerini kapadı. “Laurent…” diye mırıldandı. Bu soyadının Ravenmoor’a dönmesi iyi değildi. Çünkü bazı geçmişler gömülü kalmalıydı ve Ethan mezar açmayı iyi bilirdi. Cep saatini cebinden çıkarıp kapağını açtı. Durmuş akrep ve yelkovana baktı. O gece de durmuştu. Her şeyin mahvolduğu gece. Ethan’ın çenesi gerildi. Tam saati kapatırken arkasında kuru bir dal sesi duyuldu. Ethan dönmeden konuştu. “Beni takip etmeyi bırakmalısın, Lucian.” Sessizlik. Sonra düşük bir kahkaha. “Sen hâlâ insanların yaklaşmasını istemediğin zaman aynı sesi kullanıyorsun.” Lucian ağaçların arasından çıktığında yüzünde o rahatsız edici sakin gülümseme vardı. Uzun koyu saçları yağmurdan ıslanmıştı. Ethan’ın bakışları sertleşti. “Ravenmoor’a dönmemen gerekiyordu.” Lucian omuz silkti.

“Özledim.”

“Yalan.” Lucian hafifçe sırıttı. Sonra gözlerini göl evine çevirdi. Uzakta Bianca’nın penceresindeki ışık görünüyordu. “Yeni kız…” dedi yavaşça. “Gerçekten onun bir Laurent olduğunu bilmiyordum. ”Ethan hiçbir şey söylemedi. Bu sessizlik Lucian’ın hoşuna gitti. “İlginç.” diye devam etti Lucian. “Çünkü senin gözlerin genelde kimseyi izlemez." Ethan bir adım yaklaştı. “Onun yakınında görünme.” Lucian başını hafifçe eğdi. “Yoksa ne olur?” Yağmur aralarındaki sessizliği doldurdu. Ethan’ın sesi sonunda düşük ve soğuk çıktı. “Bu kez seni ben durdururum.” Lucian birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra gülümsedi. Fakat bu gülümseme de sıcaklık yoktu. Sadece yaklaşan bir fırtınanın huzursuzluğu vardı...

Ertesi sabah Bianca uyandığında yağmur hâlâ yağıyordu. Ravenmoor’da sabahlar bile gece gibi görünüyordu. Bir süre tavana bakarak hareketsiz kaldı. Gece gördüğü adamı düşünmemeye çalışıyordu ama zihni sürekli aynı ana dönüyordu. Gri-mavi gözler, yağmur ve masadaki beyaz zambak. Bianca sonunda yataktan kalktı. Üzerine krem rengi kalın bir kazak geçirip saçlarını gelişigüzel topladı. Alt kata indiğinde ev daha az yabancı hissettiriyordu. Ya da Bianca yorulmuştu. Mutfağa geçtiğinde gözleri doğrudan masaya kaydı. Zambak hâlâ oradaydı. İnce beyaz yapraklarının üzerinde birkaç yağmur damlası durmuştu. Bianca çiçeği eline aldı. Annesi hep zambakların narin olmadığını söylerdi. “İnsanlar beyaz şeyleri kırılgan sanıyor.” Bianca hafifçe gözlerini kapadı.Tam o sırada kapı çaldı. Ses evin içinde yankılandı. Bianca birkaç saniye kıpırdamadı. Ravenmoor’da onu kim tanıyor olabilirdi?

Kapıyı açtığında karşısındaki kızın yüzündeki sıcak gülümseme kısa süreliğine bütün kasabanın soğukluğunu unutturdu. Bakır saçları yağmurdan hafifçe kabarmıştı. Elinde iki kahve bardağı vardı. “Tam tahmin ettiğim gibi,” dedi kız. “Yeni gelenler burada ilk gece ya uyuyamaz ya da kaçmak ister.” Bianca istemsizce küçük bir gülümseme gösterdi. Kız bunu fark edip biraz rahatladı. “Ben Elena, Elena Everhart.” Kahvelerden birini uzattı. “ Sanırım sende Bianca Laurent’sin.” Bianca şaşırdı. “Herkes soyadımı biliyor galiba.” Elena birkaç saniye sustu. Sonra omzunu hafifçe kaldırdı. “Ravenmoor küçük bir yer.” Fakat bakışlarında başka bir şey vardı. Sanki söylemediği bir cümle daha. Bianca kapıyı biraz daha açtı. “İçeri gelmek ister misin?”

“Elbette.”

Elena eve girer girmez etrafına baktı ama bu meraklı insanların yaptığı türden bir bakış değildi. Daha çok eski bir anıyı hatırlamaya çalışıyor gibiydi. “Burası hâlâ aynı kokuyor,” dedi sessizce. Bianca onu duydu ama bir şey sormadı. İkisi mutfağa geçtiğinde Elena’nın bakışları masadaki zambağa takıldı. Yüzündeki ifade aniden değişti. “Kendin mi aldın bunu?” Bianca başını salladı. “Hayır.” Elena birkaç saniye çiçeğe baktı. Sonra çok dikkatli şekilde, “Ravenmoor’da insanlar bazen kapılara çiçek bırakır,” dedi. “Ama bu…” Bianca duraksadı. “Pencere açıktı.” Elena’nın gözleri kısa süreliğine Bianca’nınkilerle buluştu. O neşe saçan kız ilk kez gülümsemedi. “Dün gece biri mi geldi buraya?” Bianca ne cevap vereceğini bilemedi. Çünkü kulağa saçma geliyordu ama o anda yağmurun içindeki siluet yeniden zihninde belirdi. “Elena…” dedi yavaşça. “Kasabada insanların uzak durduğu biri var mı?” Elena kahve bardağını elinde çevirdi. Sessizlik uzadı. Sonra pencerenin dışına bakarak konuştu. “Ethan Arden, herkes onun hakkında bir şeyler söyler.” Bianca’nın içinde açıklayamadığı bir his kıpırdadı. “O adam mı?” Elena hemen cevap vermedi. “Ethan kötü biri değil.” dedi sonunda. “Ravenmoor’daki insanlar geçmişi unutmayı sevmez.”

“Ne yaptı?”

“Elimde olsa sana anlatırdım.” Elena bakışlarını kaçırdı. “Fakat burada insanlar bazı şeyleri isim vermeden konuşur.”

Tam o sırada dışarıdan motor sesi geldi. Elena pencereye baktı. Bianca da onunla birlikte döndü. Siyah bir kamyonet göl yolunda ağırça ilerliyordu. Direksiyondaki adamı Bianca anında tanıdı. Yağmurun altındaki yabancı. Ethan Arden. Kamyonet birkaç saniyeliğine evin önünde yavaşladı. Ethan’ın gözleri doğrudan Bianca’nın penceresine kalktı. O kısa an sırasında Bianca’nın kalbi sebepsizce hızlandı. Ethan’ın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Fakat gözlerinde derin, yorucu bir yalnızlık vardı. Sonra kamyonet yeniden hareket etti. Elena nefesini yavaşça verdi. "İşte ondan bahsediyordum...” Bianca pencerenin önünde birkaç saniye daha hareketsiz kaldı. Kamyonetin kırmızı arka ışıkları yağmurun içinde kaybolurken içinde garip bir boşluk hissetti. Sanki biri gelmiş sonra hiçbir şey söylemeden gitmiş gibi. Elena kahvesinden küçük bir yudum aldı. “Tam olarak böyle yapar işte.” Bianca gözlerini yoldan ayırmadan sordu: “Nasıl?”

“İnsanların aklında kalır.”

Bu cevap Bianca’nın istemsizce gülümsemesine neden oldu. Elena bunu fark edip hafifçe omzunu kaldırdı. “Ciddiyim. Ethan konuşmadan bile huzursuzluk bırakabiliyor.” Bianca masadaki zambağa baktı. “Beni izliyormuş gibi hissettim.” Elena’nın yüzündeki ifade yeniden ciddileşti. “Ravenmoor’da insanlar birbirini izler.”

“Bu biraz ürkütücü.”

“Öyle.” Elena küçük bir nefes verdi. “Ama zamanla alışıyorsun.” Bianca alışmak istediğinden emin değildi.

—

Öğlene doğru yağmur hafiflediğinde Elena onu kasabaya götürmeyi teklif etti. Ravenmoor gündüz gözüyle bile karanlık görünüyordu. Dar sokaklar ince sisle kaplıydı. Eski dükkânların camlarında sarı ışıklar yanıyordu. İnsanlar yürürken sessizce başlarını eğiyor ama Bianca’ya uzun uzun bakıyordu. Yeni gelen kız. Laurent’ın kızı. Bianca bunu hissedebiliyordu. Elena ellerini montunun cebine soktu. “Sana bakıyorlar diye rahatsız olma.”

“Bakıyorlar çünkü annemi tanıyorlardı.” Elena cevap vermedi. Bu sessizlik Bianca’ya yeterince şey anlatmıştı. Kasabanın merkezine vardıklarında eski kitapçı dükkânının önünde durdular. Üstündeki tabela yağmurdan solmuştu.

"EVERHART KİTAPÇISI "

“Elena Everhart’ın görkemli imparatorluğu.” dedi Elena dramatik bir sesle. Bianca ilk kez biraz daha doğal güldü. İçeri girdiklerinde eski kitap kokusu Bianca’nın içine işledi. Raflar tavana kadar uzanıyordu. Köşedeki pikapta düşük sesli bir caz plağı çalıyordu. Burası huzurluydu. Belki Ravenmoor’daki ilk huzurlu yerdi. “Elena!” diye bir kadın sesi duyuldu. Kasadaki kısa siyah saçlı kadın Bianca’ya dikkatlice baktı. “Yeni kız bu mu?”

"Bu meraklı da Clara” dedi Elena. “Kasabanın bütün sırlarını bilir ama asla kabul etmez.”

Clara gözlerini devirdi. “Ben sadece gözlem yapıyorum.” Sonra Bianca’ya döndü.

“Laurent.”

Bu tek kelime bile ortamı değiştirmeye yetmişti. Bianca bunu hemen hissetti. Clara birkaç saniye boyunca ona baktıktan sonra yumuşadı. “Annen güzel bir kadındı.” Bianca’nın boğazı düğümlendi. “Teşekkür ederim.” Clara bir şey söyleyecek gibi oldu ama dükkânın dışındaki hareket dikkatini dağıttı. Bakışları pencereye kaydı ve yüzündeki ifade değişti. Elena da dönüp baktığında sessizce küfretti. Bianca pencereye yaklaştı. Karşı kaldırımda biri duruyordu. Uzun koyu palto, soluk yüz, sakin ama rahatsız edici bakışlar... Adam doğrudan Bianca’ya bakıyordu. Onu görür görmez Bianca’nın içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk yayıldı. Adam hafifçe gülümsedi. Fakat bu sıcak bir gülümseme değildi. Daha çok bir şeyi önceden biliyormuş gibiydi. Elena aniden Bianca’nın kolunu tuttu.

“Sakın onunla göz teması kurma.”

“Kim o?”

Elena cevap vermeden önce Clara fısıltıya yakın bir sesle konuştu.

“Lucian Graves.”

Bianca tekrar cama baktığında Lucian hâlâ ona bakıyordu. Sonra başını hafifçe eğdi ve yağmurun içine karışıp yürüdü. Bianca’nın içi sebepsizce ürperdi. Çünkü adam giderken bile sanki odadaki hava onunla birlikte çıkmamıştı. Lucian gözden kaybolduktan sonra dükkânın içinde tuhaf bir sessizlik kaldı. Pikaptaki müzik bile uzaklaşmış gibi geliyordu. Bianca yavaşça pencerenin önünden çekildi. “O kimdi?” Elena ve Clara kısa bir bakış paylaştı. Bu bakış Bianca’nın dikkatinden kaçmadı. Kasabadaki insanlar konuşmadan anlaşmaya alışmış gibiydi.

Sonunda Clara iç çekti. “Baş belası.”

“Clara!” dedi Elena sinirlenerek. “Ne?” Clara omuz silkti. “Yalan mı?” Elena huzursuz görünüyordu. “Lucian uzun zamandır burada değildi.” Bianca montunun kolunu hafifçe sıktı. “Beni tanıyor gibiydi.” Bu cümle üzerine Clara’nın yüzü birkaç saniyeliğine ciddileşti. “Ravenmoor’da insanlar sandığından fazla şey bilir.” Daha fazlasını söylemedi. Bianca bunun kasabadaki ortak alışkanlık olduğunu fark etmeye başlıyordu. Herkes cümleleri yarım bırakıyordu. Sanki bütün kasaba bir sırrın etrafında dolaşıyor ama ona dokunmuyordu...

—

Öğleden sonra Elena Bianca’yı kasabanın küçük pazarına götürdü. Yağmur yeniden başlamıştı. İnce damlalar taş yollarda parlarken insanlar dükkânların tenteleri altında dolaşıyordu. Bianca yürürken bakışları üzerinde hissediyordu. Meraklı, sessiz, bazen de üzgün. Bir kadın yanlarından geçerken Elena’ya eğilip fısıldadı: “Gerçekten geri mi geldi?” Bianca duyduğunu belli etmedi. Elena’nın eli kısa süreliğine gerildi. Pazarın sonunda küçük bir çiçek tezgahı vardı. Bianca beyaz zambakları görünce istemsizce durdu. Sonra tabelaya baktı.

"HOLLOW ÇİÇEKLERİ "

Tezgâhın arkasındaki yaşlı kadın başını kaldırdı ve birkaç saniye boyunca Bianca’ya baktı. Sonra yüzü yavaşça yumuşadı. “Sen Evelyn’in kızısın.” Bianca’nın kalbi sıkıştı. Annesinin adını bir başkasından duymak hâlâ garipti. “Evet.” Yaşlı kadın tezgâhın altından küçük beyaz bir saksı çıkardı. İçinde henüz tam açmamış genç zambaklar vardı. “Annen bunları çok severdi. Bu arada ben Margaret, Margaret Hollow” Bianca dikkatlice saksıyı aldı. “Bianca Laurent. Peki bu zambaklar için ne kadar borçluyum?” Margaret başını salladı. “Bazı şeyler para için verilmez.” Tam o sırada pazarın diğer ucunda bir hareket oldu. İnsanların konuşmaları hafifledi. Birkaç kişi dönüp baktıktan sonra gözlerini kaçırdı. Bianca da istemsizce başını çevirdi. Siyah kamyonet yolun kenarına yanaşıyordu. Ethan araçtan indiğinde yağmur koyu saçlarını hafifçe ıslatıyordu. Uzun siyah montuyla doğrudan çiçek dükkânına yürüdü. Kimse ona kötü davranmıyordu ama insanlar hafifçe geri çekiliyordu. Bir yol açılıyordu. Sessizce...

Ethan buna alışmış gibi görünüyordu. Bakışlarını kimseye kaldırmadan Margaret’ın önünde durdu. “Orkide siparişi hazır mı?” Sesi düşüktü, sakin. Margaret başını sallayıp arka taraftan birkaç kutu çıkardı. “Seran için gübre de ayırdım.”

“Teşekkürler.” Ethan kutuları alırken çevredeki fısıldaşmalar hafifçe arttı. Bianca bunu fark etti. İnsanlar ondan korkuyordu ama Ethan’ın yüzünde buna dair en ufak tepki yoktu. Sanki uzun zaman önce kabullenmişti. Tam dönecekken gözleri Bianca’ya kaydı ve birkaç saniyeliğine durdu. Kasabanın bütün sesi Bianca için o anda silinmiş gibiydi. Ethan’ın bakışları sert değildi. Sadece yorgundu. Çok yorgun. Margaret ikisinin arasında gidip gelen sessizliği fark etmişti. “Elindeki zambaklar güzel durmuş." dedi. Ethan’ın gözleri Bianca’nın tuttuğu saksıya inerken. Yüzündeki ifade neredeyse fark edilmeyecek kadar değişmişti. Bianca nedenini bilmeden konuştu. “Dün gece de biri kapıma zambak bıraktı.” Sessizlik. Ethan’ın çenesi hafifçe gerildi. Margaret anında başka tarafa baktı. Elena’nın yüzü gerildi. Bianca yanlış bir şey söylediğini o an anladı. Ethan birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra konuştu. “Geceleri pencereni kilitli tut.” Bianca’nın kaşları hafifçe çatıldı. “Bu bir uyarı mı?” Ethan cevap vermedi. Kutuları kamyonete bıraktı. Kapıyı açmadan önce tekrar Bianca’ya baktı. Yağmur gri-mavi gözlerine düşüyordu. “Ravenmoor yeni gelenlere karşı nazik değildir,” dedi sessizce. Sonra kamyonete binip uzaklaştı ve Bianca, neden olduğunu bilmeden, onun arkasından bakarken içinde garip bir yalnızlık hissetti. Ethan’ın kamyoneti gözden kaybolduktan sonra Bianca hâlâ birkaç saniye boyunca yağmurun altında kalan boş yola baktı. Elena sonunda dirseğiyle hafifçe ona dokundu. “Tamam, şimdi resmi olarak Ravenmoor deneyimini yaşadın.” Bianca istemsizce ona döndü. “Bu mu deneyim?”

“Elbette. Gizemli adam, yağmur ve insanların gereğinden fazla dramatik davranması.” Bianca ilk kez gerçekten güldü. Kısa sürdü ama gerçekti. Elena bunu fark edip memnun bir ifadeyle sırıtı. “İşte bu daha iyi.” Margaret küçük bir homurtuyla çiçekleri sulamaya devam ederken. “Elena herkesle arkadaş olmaya çalışıyor. Buna dikkat et.”

“Bu kötü bir şey değil,” dedi Elena.

“Kasabada bazen kötü.” Margaret bunu söylerken bile sert görünmüyordu. Daha çok yıllardır aynı insanları izlemekten yorulmuş biri gibiydi.

—

Pazardan çıkarlarken yağmur hafifledi. Ravenmoor’un sokakları artık daha canlı görünüyordu. Bir grup çocuk göl yolundaki su birikintilerine basarak koşuyordu. Fırının önünden sıcak ekmek kokusu geliyordu. Karşı dükkândaki yaşlı adam Elena’ya el salladı. “Bugün dükkâna uğramıyorsun demek!”

“Elimde turist var!” diye bağırdı Elena. Bianca başını iki yana salladı. “Turist mi oldum şimdi?”

“Henüz değil. Bir hafta sonra seni de yağmur altında yürürken şiirsel cümleler kurarken görürsem tamamdır.”

Bianca hafifçe gülümsedi. Uzun zamandır biri onun yanında bu kadar doğal davranmamıştı. Şehirde insanlar acısına dikkatli yaklaşırdı. Sanki Bianca kırılacak cam bir şeymiş gibi ama Elena öyle değildi. Onun yanında nefes almak daha kolaydı. Küçük fırının önünden geçerken içeriden orta yaşlı bir adam çıktı. Unlu ellerini önlüğüne silerken Elena’ya baktı. “Elena Everhart! Yine kahvaltıyı atladın, değil mi?”

“Elinde kanıt yok. Bu yüzden atladığımı bilemezsin." Adam gözlerini devirdi. “Sen korkunç bir yalancısın.” Sonra Bianca’ya döndü ve sıcak şekilde gülümsedi. “Yeni komşu?” Bianca başını salladı. “Bianca.”

“Ben Samuel. Kasabanın en iyi tarçınlı çöreklerini yapıyorum.”

“Elindeki tek unvan bu değil,” dedi Elena. “Kasabadaki herkesi evlat edinmeye çalışan adam aynı zamanda.” Samuel gururla omuz silkti. “Birinin bunu yapması lazım.” Sonra Bianca’ya küçük bir kese uzattı. “İlk gün hediyesi.” Bianca şaşkınlıkla içine baktı. Küçük tarçınlı çörekler vardı ve hâlâ sıcaktılar. “Gerek yoktu…”

“Ravenmoor’da yeni gelenlere hoş geldin denir.” Bu cümle Bianca’nın içinde beklemediği bir sıcaklık bıraktı. Çünkü uzun zamandır hiçbir yer ona “hoş geldin” dememişti.

—

Akşama doğru Bianca eve döndüğünde yağmur durmuştu. Göl ilk kez sakin görünüyordu. Kutuları yerleştirirken eski pikabı çalıştırmayı başardı. Düşük sesli bir melodi evin içine yayıldı. Bu sessizlik artık biraz daha yaşanabilir geliyordu. Bianca mutfakta çay hazırlarken pencerenin dışına baktı. Ormanın içindeki sarı ışık yine yanıyordu. Ethan’ın serası. İstemeden düşündü: "Acaba hep yalnız mı?" Bu düşünce onu huzursuz etti. Çünkü bir yabancıyı merak etmek istemiyordu. Özellikle de gözlerinde bu kadar fazla yalnızlık taşıyan birini. Tam fincanını alırken kapı tekrar çaldı. Kapıyı açtığında Elena nefes nefese görünüyordu. “Elena?”

“Elimde çok önemli bir bilgi var.” Bianca kaşını kaldırdı. Elena dramatik şekilde eğildi. “Yarın kasaba festival hazırlıkları başlıyor.”

“Festival mi?”

“Evet. Ravenmoor tamamen depresyondan oluşmuyor, şok edici biliyorum.” Bianca istemsizce güldü. Elena zafer kazanmış gibi işaret parmağını kaldırdı. “İşte bunu seviyorum. Sonunda seni biraz güldürebildim.”

Ertesi sabah Ravenmoor ilk kez daha canlı görünüyordu. Sis hâlâ gölün üstünde ince bir örtü gibi duruyordu ama sokaklarda hareket vardı. Dükkânların önüne küçük ışıklar asılıyor, insanlar çiçek kasaları taşıyor, meydandaki eski sahne temizleniyordu. Bianca pencerede durup kasabayı izledi. Rüzgâr saçlarının arasından geçerken elindeki çayı biraz daha sıkı tuttu. Uzun zamandır ilk kez bir sabah bu kadar ağır başlamamıştı. Kapının önündeki merdivende Elena’nın sesi duyuldu. “Biancaaa!” Bianca aşağı baktığında Elena’nın elinde iki kâğıt bardak ve büyük bir kutu taşıdığını gördü.

“Bir insan neden aynı anda bu kadar şey taşır?”

“Çünkü dramatik girişleri seviyorum.” Bianca aşağı indiğinde Elena kutuyu ona uzattı. “Festival görevin.”

Bianca kutuyu açtı. İçinde küçük beyaz ışıklar vardı. “Ben neden yardım ediyorum?”

“Çünkü artık Ravenmoor’dasın. Kaçışın yok.” Bianca hafifçe gülümsedi. “Bu tehdit gibi geldi.”

“Biraz öyle.”

—

Kasaba meydanı öğlene doğru kalabalıklaşmıştı. Samuel, büyük masalara tatlı tepsileri yerleştiriyor, Clara uzaktan herkese emir veriyor, çocuklar sahnenin etrafında koşturuyordu. Ravenmoor ilk kez Bianca’ya gerçek bir yer gibi görünüyordu. Sadece sırlar ve sessizlikten oluşan bir yer değil. Yaşayan bir yer. Elena merdivene çıkıp ışıkları asarken aşağı seslendi: “Bunu biraz tut!” Bianca uzanıp kabloyu tuttu. Tam o sırada rüzgâr sertleşti. Elena dengesini kaybedince Bianca refleksle ona sarıldı. İkisi birden gülmeye başladı. “Ölümüm dekoratif ışıklar yüzünden olacaktı,” dedi Elena dramatik şekilde.

“Kasabanın en trajik hikâyesi.”

“Kesinlikle.” Bianca gülerken bir anlığına bunu unuttu. Annesini, yorgunluğunu, ve neden buraya geldiğini... Bu his kısa sürdü ama gerçekti.

—

Meydanın diğer tarafında bir kamyonet durduğunda birkaç kişi dönüp baktı. Bianca da istemsizce başını çevirdi. Ethan araçtan indiğinde yanında büyük tahta kasalar vardı. İçlerinde çiçekler bulunuyordu. İnsanlar yine hafifçe sessizleşti ama bu kez Bianca başka bir şey fark etti. Korkudan çok çekinme vardı. Kasaba Ethan’a alışkındı. Sadece ona nasıl yaklaşacağını bilmiyordu. Samuel uzaktan seslendi: “Arden! Bu yıl geç kaldın.” Ethan kasayı omzuna alırken, “Çiçekler aceleyi sevmez,” dedi. Samuel güldü. “İnsanlardan daha mantıklılar zaten.” Bu cümle Ethan’ın yüzünde belli belirsiz bir ifadeye neden oldu. Belki gülümsemeye en yakın şeydi. Bianca bunu fark ettiğinde gözlerini istemsizce ondan ayıramadı. Ethan meydanın kenarına siyah ve beyaz çiçekleri yerleştirirken hareketleri dikkat çekici derecede sakindi. Nazik bile denebilirdi. Sanki kırılacak şeylere dokunmaya alışkındı. Elena Bianca’nın bakışını yakaladı ve sırıttı.

“Ona bakmayı bırakmazsan insanlar seni fark edecek.”

Bianca hemen gözlerini kaçırdı. “Bakmıyordum.”

“Elbette.”

“Elena.”

“Tamam sustum.” Elena hâlâ gülüyordu.

—

Bir süre sonra Clara Bianca’yı sahnenin arkasına çağırdı. “Şunları depoya götürür müsün?” Bianca kutuları aldıktan sonra meydanın arkasındaki dar yola geçti. Festival sesleri uzaklaştıkça ortam sessizleşti. Tam depoya yaklaşırken birinin sesi duyuldu.

“Bianca Laurent.”

Bianca durdu. Arkasını döndüğünde Lucian Graves duvara yaslanmış onu izliyordu. Bugün siyah yerine koyu gri bir palto giymişti. Yüzündeki sakin ifade yine rahatsız ediciydi. Bianca istemsizce kutuyu biraz daha sıkı tuttu. “Benim adımı herkes biliyor sanırım.” Lucian hafifçe gülümsedi. “Kasabalar böyledir.” Bianca cevap vermedi. Lucian birkaç adım yaklaştı. “Ravenmoor sana nasıl davranıyor?”

“Şimdilik iyi.”

“Şimdilik.” Lucian bu kelimeyi tekrar etti. “İlginç.” Bianca onun yanında neden bu kadar huzursuz hissettiğini anlayamıyordu. Adam tehditkâr davranmıyordu ama sanki sürekli görünmeyen başka bir cümle taşıyordu. Lucian’ın bakışları kısa süreliğine Bianca’nın elindeki kutuya indi. Sonra tekrar yüzüne baktı. “Ethan’dan uzak durmalısın.” Bianca’nın kaşları hafifçe çatıldı. “Neden?” Lucian birkaç saniye sustu ve ilk kez yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Çünkü bazı insanlar yalnız kalmalı.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.