Tüm karakterler ve olaylar hayal ürünü olup, kurgudan ibarettir.
Keyifli okumalar...
🌊🐟
YAZAR'DAN...
Hareketlenen adamı gördüğünde, elindeki içki bardağını sert bir şekilde tezgaha bırakıp ayağa kalktı. Büyük adımlarla hızla yürümeye başladı. İnsanların içine girerken aniden bileğinden tutulmuştu. Dönme zahmetinde bile bulunmadan ireli bir adım attığında, tenindeki el yerini korumaya devam etti.
Öfkeyle arkasını döndüğünde gördüğü kişiyle şaşırsa da abartı bir tepki vermeyip, mimiklerini sabit tutmayı başardı. Sert bir şekilde kolunu çekip "Belanı sikerim oğlum senin!"dedi. Önüne döndüğünde gözleriyle etrafi taradı, ancak adam gözden kaybolmuştu.
Takım elbisesine tezat bir şekilde insanların içinde ayakta dikilirken boğazını temizleyip, yeniden genç kadının bileğini yakaladı. Tenine değen parmaklarla aynı anda yüzünü çevirdi Hâye.
"Sinirli görünüyorsun. Rahatlaman için bir içki ısmarlaya bilirim."dedi gülümseyerek. Etrafa hakim olan müzik yüzünden hafif sesini yükseltmek zorunda kalmıştı.
Genç kadın karşısında dudakları yukarı kıvrılan adama bakarken onu dövmemek için kendini zor tuttu. Onun yüzünden takip ettiği adamı kaçırmıştı. O adamı öldürmesi için banka hesabına beş yüz bin dolar yatırılmıştı. Önüne gelen insana; kadın, erkek, çocuk demeden tecavüz eden bir sapıktı. Böyle kirli bir özgeçmişe sahip olması beyaz ölümün öldürme isteğini tetikliyordu. Bu gün o adamın işini bitirmeliydi, ama kaybetmişti.
Ona gülümseyerek bakan erkeğin omzuna sert bir şekilde çarparak yanından geçip, dakikalar önce kalktığı bar masasına doğru ilerledi.
Elini tezgaha vurup barmenin dikkatini çekerken şarap istedi. Yanındaki taburenin harketlendiğini gördüğünde göz ucu ile sol tarafına baktı.
Gelmişti yine taşçı.
Tüm işlerine taş koymaktan başka bir işe yaramıyordu. Allah günahlarının bedeli olarak bu adamı ceza niyetine göndermişse, hemen tövbe edebilirdi.
Onun aksine bu durumdan fazlasıyla memnun olan adam, yanında oturan kadının yüzünü incelerken barmene başıyla sağını işaret etti. Barmen başını sallamış genç kadının içtiği şaraptan doldurup servis etmişti.
İçkisini yudumlarken sağında oturan kadına bakmış "Fazla hızlı içiyorsun."demişti samimi bir şekilde. Ama Hâye aynı şeyi düşünmüyordu.
Diliyle dudaklarını ıslatıp "Fazla burnunu sokuyorsun."dedi.
Erkeksi bir kahkaha attı, bardağındaki sıvıyı haraket ettirirken konuyu değiştirdi. "Kalbimden vurdun beni. Sorumluluğunu üstlenme gibi bir düşüncen yok mu?"dedi, Barlas Ilgar.
Hâye sabahtan beri içtiği içkinin sertliğiyle hafif sarhoş olurken "Benim bu hayattaki tek sorumluluğum yaşamak."dedi, karakterine ters bir şekilde duygusal konuşarak. Kurbanını izlerken içkiyi fazla kaçırmıştı.
Barlas susmayı tercih etti bir süre, sonra dayanamayıp "Tesadüfe bak."dedi.
Hâye duyduğu kelimeler karşısında kahkaha atarken kırmızı hareler onu izliyordu. Bu sözü çok kullanırdı. Ama asla tesadüflere inanmazdı. İnsanlarla ayal ederdi çoğu zaman.
Barlas'ın gözleri iki dudak kıvrımında kalsa da "İsmin ne?"diye sordu. Hâye elinde kalan şarabı içerken üstüne döktü, beyaz elbisesini kirletti. Ardından bardağını iki kez tezgaha vurdu. Başını çevirip gözlerini genç adamın üzerinde gezdirdi. Bakışları kırmızı tonlarının hakim olduğu irislerde dolanırken elini havaya kaldırıp "Lilit."dedi.
Hâye Sedef Berzah, diye mırıldandı, Barlas Ilgar. Birkaç kez içinde tekrar etti aynı ismi. Koyulaşan yeşil harelere bakarken elini tuttu genç kadının.
"Adem."diye mırıldandı Barlas.
Bir süre bakıştılar. Gözler konuştu, tenler konuştu, kalpler konuştu, zihinler konuştu, yalnız dudaklar sustu.
Hâye sarhoşluğun etkisiyle ayağa kalkarak kollarını havaya kaldırıp, Barlas'ın boynuna doladı. Yüzlerini yaklaştırdığında Barlas bir elini genç kadının beline koymuş, diğer eliyle bacağını tutarak kendine çekmişti.
Dudaklar arsında millim mesafe kaldığında ikisi de kıpırdamadı. Hâye işaret parmağını Barlas'ın gözünün etrafında gezdirdi.

"Sever misin kırmızı rengini?" Gözlerini kırmızı harelerden ayırmadı. Müzik sesi etrafı, insanları esir almıştı.
"Severim."
Gülümsedi. "Ben beyaza bulaşan kırmızıyı severim."dedi, vişne rengi dudaklara kapanarak. Eliyle yanaklarını tuttu sıkıca.
Alevli bir şekilde öpüşürken aniden geri çekilip nefesini üfledi. "Başka bir yere gidelim."
Hâye bir ateşin koynuna girmişti o gece, sadece kırmızı tonun hakim olduğu bir ateş.
Adem ve Lilit'in ateşi.
🔥
Başına giren ağrı gözlerinin açılmasına sebep olmuştu. Bedenini yatakta haraket ettirip kıpırdandığında, duyduğu nefes sesiyle doğruldu.
Bakışları sağ tarafındaki yapılı vücutta dolaşırken, kapalı göz kapaklarının ardındaki kırmızı hareleri görmek istedi.
Barlas Ilgar, diye mırıldandı. Sonra şafağa kadar seviştikleri anlar gözünün önüne geldi.
Kendini hızla toparlayarak üzerindeki örtüyü kenara bırakıp ayağa kalktı. Yerdeki şaraba bulanmış, beyaz renginden uzaklaşmış elbisesine baktı. Elbisenin yanında duran beyaz gömleği gördüğünde eline alıp giyindi.
Çantanın zincir sapını beline doladıktan sonra içini açıp, bir miktar para çıkardı. Barlas'ın yattığı tarafa yaklaşıp, komodinin üzerine bıraktı. Uyandığında yanında olamasa da onu sinir etme fırsatını kaçıramazdı.

Gülümseyerek eğilip dudaklarına uzun bir öpücük bıraktı.
Bakışları yüzünde dolanırken "İkimiz de aynı topraktan yaratıldık, Adem."diye fısıldadı dudaklarına doğru. Parmakları kalbinin tam üstündeki yaraya dokundu. Yüzünde bir tebessüm oluşurken yanından uzaklaştı.
Kulağını kapıya dayadığında, konuşma seslerinden önünde iki adamlar olduğunu anladı. Boynunu kütletip kolu aşağı çekti. Adamlar hemen önünü kestiğinde odadan çıkıp, kapıyı kapattı.
Başını kaldırdığında korumalardan birinin "Abim..."diye başladığı cümleyi yumruğuyla yarıda bölmek zorunda kalmıştı. Yumruğunu sert bir şekilde çenesine geçirdiği adamın sırtı duvara değerken, diğerinin erkekliğine tekme atmıştı.
"Adem'i uyandırmayın, Havva'yı bekliyor."dedi arkasını dönerek. Korumaların sorgulayıcı bakışlarını sırtında hissediyordu. Delirdiğini falan düşünüyor olmalıydılar. Hadi ama Adem'in eşi Havva'ydı.
Bense günahkar, Lilit'dim.
Otelden çıktığında eliyle kahkülünü düzeltti. Gözlerini kısıp, gülümsediğinde bir taksini durdurmuş binmişti. Yüzündeki tebessümü hızla silerken telefonunu eline aldı.
Aynı zamanda gelen mesaj kaşlarının çatılmasına sebep oldu.
"Temiz halletmişsin! Başka işlerde görüşürüz, beyaz ölüm."
Bu mesaj ona öldürme emrini veren adama aitti. Ama Hâyd dün o adamı öldürmemişti.
Öfkeyle dudaklarını yalayıp, parmaklarıyla oynamaya başladı. Kim öldürmüştü o adamı? Başka bir düşmanı mı yapmıştı? Büyük bir hata yapmıştı, kimliğini bile ifşa etmiş ola bilirdi.
Aniden şakağına sert bir şekilde vurduğunda, taksi şoförünün delirdiğini düşündüren bakışlarına maruz kaldı.
Gülümseyip "Ah, kendi kendime çok konuşurum, bazen hareketlerim de düşüncelerime eşlik eder. Sonuçta uzman görüşü önemli, değil mi?"dedi açıklama yaparak.
Şoför beceriksiz şekilde başını salladıktan sonra evinin önünde durmuştu. Ödemeyi yaptıktan sonra arabadan indi. Evinin bahçesine girdiğinde yan komşusu Neriman teyze balkondan "Kız Sedef, akşam neden eve gelmedin?"diye sordu, üzerini süzerek.
Kural 1: Nerimanlardan uzak durun. Özelikle komşunuz ve akrabanızsa.
"Hobilerini değiştirme zamanı gelemdi mi, Neriman teyze?"diye sordu. Anahtarını bulmak için çantasını karıştırıyordu o sırada.
"Ne hobisi iskeletör?"dediğinde dudağını ısırdı. Bu kadının dilini kesmemesi için tek bir sebep aradı, ancak bulamadı. Bir akşam uyurken yastığıyla onu boğarak öldüre bilirdi. Kalçası, göğüsleri ve göbeği bedenine ait bile görünmezken ona iskeletör diyordu. Şu kaslı vücuduna!
"İnsanların hayatını gözlemlemek, uzun burunluk yapmak gibi. Sonuçta sen bir pinokyo değilsin."dedi gülümsemeye çalışarak. Mahalledeki imajını çizen yegane kadındı. Sabrını tüketmiyor, adeta emiyordu.
Neriman teyze elini havada sallayıp "Oğlum geldi, görevden Sedef. Yakışıklı,-işaret ve baş parmağıyla yüzünü gösterdi-kaslı,-kollarını sıkarak havaya kaldırdı-zeki,-kafasına vurdu, ay birde benim oğlum."dediğinde "Birazdan ölü olacak."diye mırıldandı.
Aniden üstüne çekirdek kabuğu atıp "Ne dedin kız?"diye sordu. Bakışlarını ağır bir şekilde yeniden balkona çıkardığında anlattığı kadar yakışıklı olan oğlu balkona çıktı "Anne."diyerek. İşte bu yüzden onu öldürmeye bilirdi.
Kahverengi gözleri ikinci kattan bana kayarken "Günaydın."dediğinde karşılık verdi.
"İşe gidiyorum anne, mesaiye kalacağım için geçikeceğim."
Neriman teyze eliyle beni gösterip "Komşumuz, Sedef. Sen göreve giderken taşındı Ferhan. Bacakları çırpı olsa da güzel değil mi? Beğendin mi?"dedi. Kirpiklerini kırpıştırdığında yediği hakaretlerden kurtulmak için yorgun olduğunu, uyuyacağını söyleyerek eve girdi.
"Çırpıymış... İskeletöre alıştım da, çırpı bacak ne amına koyayım. Dünyanın keşf edilmemiş sekizinci mucizesiyim, bana dediği şeye bak."
Çantasını yere fırlattığında oturup ağlayabilirdi.
Aniden burnuna gelen koku dikkatini dağıtırken Barlas'ın gömleğinden geldiğini farketti. Hızla üzerini çıkarıp odasına girerek duş aldı. Uzun süre suyun altında bekledi.
İstemsizce onunla yaşadıği gece aklına gelirken sıcak suyu soğukla değiştirdi.
Yaşanmaması gereken bir akşamdı.
🌊
On dokuz dakikadır elindeki dokuz yüz doksan dokuz türk lirası ve doksan dokuz kuruşla otel odasında volta atıyordu Barlas.
Ona jigolo muamelesi yapmış, adamlarını dövmüş, 999,99 tl ile onu başbaşa bırakmıştı. Hediye olarak da elbisesini vermiş olmalıydı. Ne kadar da yüce gönüllü bir kadındı. Dokuz kuruşu neden yanında taşıdığını merak ediyordu açıkcası!
Hâye Sedef Berzah!
Bu kadını bulmak düşündüğünden zor olmuştu. Köprücük kemiğindeki ona özel tasarlanan bir balık dövmesi ile onu bulabilmişti.
Ancak bulamadığı bir çok şeyi iyi gizliyordu.
Zemheri yatağa gömlek bırakırken gülmemeye çalışarak odadan çıktı.
Onu umursamayarak hızlıca duş almış, üzerini giyinmişti. Küçük hanımla konuşacakları vardı.
Zemheri ile arabaya binerken Ceza gülerek yanına oturup "Abi doksan dokuz kuruş borç verir misin? Akşam lazım olur."dediğinde elinin tersiyle kafasına vurdu.
Ceza nefesini verdi. "Beş oldu!" Zemheri gülüp "Dikkat et, dokuz olmasın!"dedi.
"Bir daha ağzınızdan dokuz rakamanı duyarsam sikerim hepinizi."dedi öfkeyle Barlas. İkisi de susup gülmemek için birbirine baktığında söylediği şeyi anlayarak "Dudak kenarlarınız yukarı kıvrılsın, arabanın arkasına bağlar, gün boyu öyle gezdiririm sizi!"dedi.
Ceza etrafa bakarken "Dokuz kuruşu nereden bulmuş acaba?"diye mırıldandı. Barlas kafasına vurup "Bu da altı olsun!"dedi, araba dururken.
İndiğinde hızla bahçeden içeri girmiş, kapıya yaklaşmıştı. Çocuklara arabada beklemelerini söylemişti. Kapıyı çalmak için zile basacağı sırada açık olduğunu farketti.
🐟
HÂYE'DEN...
Bedenimi kuruladıktan sonra havluyu kirli sepetine atıp banyodan çıktım. Kapıyı açtığım an durmak zorunda kalmıştım.
Bu adamın evimde, odamda ne işi vardı?
Bakışları çıplak bedenimde dolanırken yerinde donup kaldığını görebiliyordum. Yavaş adımlarla makyaj masama ilerleyip, sandalyeme bıraktığım sabahlığımı giyindim. Ardından hızlıca cebinden çakıyı çıkarıp üzerine yürüdüm.
Çakının sivri ucunu kalbine bastırdığımda bu hamlemi beklemiyor olduğu belliydi. Beni çıplak görmenin şokunu yaşıyordu hâlâ. Daha fazlasını yaşamıştık, ama saçma bir şekilde kontrolünü kaybetmişti.
Kendine geldiğinde "Kapın açık olunca zarar gördüğünü düşünerek evine girdim. Kaba hareketim için özür dilerim."dedi kibar bir şekilde. Neriman teyze yüzünden kapıyı kapatmayı unutmuş olmalıydım. Deli karı akıl mı bırakmıştı bende!?
"Adem, Adem, Adem."diye mırıldandım.
Ardından başımı havaya kaldırıp "Doktorlara sesleniyorum. Şu çıkardıklarınızı önceden kontrol mü etseniz? Sonra biz uğraşıyoruz!"dedim.
Yine saçma bir şekilde gülümsedi.
"Şizofren olduğun konusunda ısrarcıyım."
"Beyin nakli olman konusunda ısrarcı olacağım. İstek değil, ihtiyaç!"
Çakıyı ters çevirip yaralı göğsüne bastırdım. Yüzü ekşimezken "Ne işin var burada?"diye sordum.
Bileğimden tutup elimi indirmek istediğinde izin vermedim. Birden sağ eliyle karnıma vurup, çakının sivri ucunun hedefini benim kalbim yaptığında "Borcum vardı sana."diye mırıldandı. Onu kalbinden vurduğum için beni de aynı şekilde öldürmeye geldiyse bunu sabah kolaylıkla yapabilirdi. Amacı kesinlikle beni öldürmek değildi.
Yüzüme eğreti duran tebessüm oluşurken elinden tuttum. Metal tenime değdiğinde "Borç, huzursuzluğun ana kaynağıdır derler. Öde!"dedim gözlerine ısrarcı bir şekilde bakarak.
Emredici sesim onu rahatsız etmiş olacak ki, çakıyı yere fırlattı. Ardından "Giyin, aşağıda bekliyorum seni."dedi, emir kipiyle.
Kendi evi gibi odamda takılıyor, şimdi de salonuma iniyordu. Geniş herif!
Pencereye yaklaşıp aşağı baktığımda gözlerim şaşkınlıkla aralandı. İyi ki mahallede dikkat çekmek istemiyordum. İyi ki!

Hızlıca üzerime rahat bir tişört geçirip aşağı indim. Aşağıdan tıkırtılar geliyordu.
Merdivenleri bitirdiğimde Barlas'ın kahve hazırladığını gördüm. Yere attığım gömleği ve çantamı düzenli bir şekilde tek kişilik koltuğa bırakmıştı.
Tezgaha yaklaştığımda "Soru-cevap şeklinde ilerleyelim."dedim. Sesimi duyduğu an arkasını dönmüştü. Kırmızı irisleri beni bulduğunda hazırladığı kahveyi önüme koydu.
"Kimsin sen?"diye sorduğumda "Eminim kim olduğumu iyi biliyorsun."dedi.
Gülümsedim. "Tamam, Barlas Ilgar. Kartları açık oynayalım o zaman." Başını salladı kendine hazırladığı kahveden bir yudum alarak.
"İlk önce neden Andrei Averin'i öldürdün? Neden o barda karşıma çıkıp beni oyaladın?" Kaplumbağa deden, derse iyi rezil olurdum.
"Hâye Berzah. İsmini ilk kez duyuyorum."
"İsmim, Sedef. Bir daha sakın bana öyle seslenme!" Uyarımdan sonra sabırlı bir şekilde yüzüne baktım, sorumu cevaplaması için.
Bakışları yüzümde dolanırken irislerinin etrafı da gün ışığı yüzünden kızarmıştı. Yakut gözlere sahip olmak o kadar da iyi değildi.
"İlk önce isminin anlamını açıkla, cevap vereceğim." Duraksayıp "Hâye isminin."dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Bu adam beni her türlü taşla tanıştırıyordu. Sabır taşıyla muhatap olmak zorunda kalmıştım şimdi de!
"Annemle babamın isimlerinin ilk iki harfi."dedim dürüstçe. Anlatsa iyi olacaktı.
Tebessüm edip başını salladı. Ardından "Benim hakkımda ne biliyorsun?"diye sorduğunda elimi sert bir şekilde tezgaha vurup "Tek taraflı bir sorguda gibi hissediyorum. İlk önce sen anlatmaya ne dersin?"dedim sinirle. Ne bilip, bilmediğimi anlamaya çalışıyordu kendince.
Rahat bir şekilde konuşmaya başladı. "Andrei bir uyuşturucu baronu! Bana sunduğu teklifini kabul etmediğim için başka biriyle anlaşma yapacaktı. Gerekeni yaptım ben de. Bar meselesine gelirsek. Bir amacım yoktu, sadece seni görünce konuşmak istedim." Bar konusunda kesinlikle yalan söylüyordu. Ustaca kullandığı beden dili aksini iddia etse de hislerime güveniyordum.
"Alnımda müneccim yazmıyor ama yalan söylediğini anlayabiliyorum. Bir mafya, özellikle devletle iş yapan bir mafya neden benimle bu kadar yakından ilgileniyor?"
"İlk görüşte kalbimden vurdun beni."dedi hızlıca. Devam etti. "Sen kimsin, Hâye? Bir mahallede yaşayan bir genç kız için fazla bilgiye sahip değil misin? Senin ne işin vardı o binada? Üstelik silahla. İyi dövüşüyorsun, dudak okuyabiliyorsun, iyi bir dinleyicisin."dediğinde "Sevişmeyi saymadın, kırıldım. Ben her konuda en iyisiyim."dedim. İsmimi söylemeyi bırakmayacak gibiydi. Ansızın dili ağzından firar edebilirdi.
"Konuyu değiştirme cevap ver. Onda profesyonel olduğunu gördüm. Konuşma bittikten sonra o paranın hesabını da vereceksin." Bir beyefendinin içinden maço bir dağ ayısı çıkardığım için kendimle gurur duymam gerekiyordu galiba.
"Senin şüpheli haraketlerini gördükten sonra içimdeki dünyayı kurtarma isteği kabardı. Terörist zanettim seni. Üzerimde de hep babamın silahını gezdiririm. Malum dışarı pezevenk kaynıyor." Elimle dudaklarımı kapatıp "Pardon, adabı muaşeret kurallarını ihlalettim."dedim kafamı oynatarak.
Başını iki yana salladı, söylediklerime inanmamış gibi bir hali vardı. Açıkcası ben de inanmamıştım. Yoksa yalan söyleme becerimi mi kaybediyordum¿
"Zaten herkesin cebinde S-24 silahı olur değil mi?! Adam öldürmediğin zamanda yazarlık mı yapıyorsun?" Başımı iki yana salladım.
"Yok yatıyorum genelde. Öldürgen değilim, yatalaganım."
Gözleri üzerimde dolandı bir süre. Ardından kahvesinden bir yudum daha aldı. Rahat bir şekilde kalçasını tezgaha yasladı.
"İştahın ölümü. Tokluğun, tıkınmanın. Açlığı tatmanın, açlığın lezzetine kavuşmanın bir diğer adı. Kana mı doyuyorsun?" Zihnimi okumak ister gibi bakışları yüzümde dolandı.
"Neden beyaz ölüm?"
🐟🌊
İnstagram: aidehaciyevaa
Balık kaçar efendim...
ZurnanınTüm karakterler ve olaylar hayal ürünü olup, kurgudan ibarettir.
Keyifli okumalar...
🌊🐟
YAZAR'DAN...
Hareketlenen adamı gördüğünde, elindeki içki bardağını sert bir şekilde tezgaha bırakıp ayağa kalktı. Büyük adımlarla hızla yürümeye başladı. İnsanların içine girerken aniden bileğinden tutulmuştu. Dönme zahmetinde bile bulunmadan ireli bir adım attığında, tenindeki el yerini korumaya devam etti.
Öfkeyle arkasını döndüğünde gördüğü kişiyle şaşırsa da abartı bir tepki vermeyip, mimiklerini sabit tutmayı başardı. Sert bir şekilde kolunu çekip "Belanı sikerim oğlum senin!"dedi. Önüne döndüğünde gözleriyle etrafi taradı, ancak adam gözden kaybolmuştu.
Takım elbisesine tezat bir şekilde insanların içinde ayakta dikilirken boğazını temizleyip, yeniden genç kadının bileğini yakaladı. Tenine değen parmaklarla aynı anda yüzünü çevirdi Hâye.
"Sinirli görünüyorsun. Rahatlaman için bir içki ısmarlaya bilirim."dedi gülümseyerek. Etrafa hakim olan müzik yüzünden hafif sesini yükseltmek zorunda kalmıştı.
Genç kadın karşısında dudakları yukarı kıvrılan adama bakarken onu dövmemek için kendini zor tuttu. Onun yüzünden takip ettiği adamı kaçırmıştı. O adamı öldürmesi için banka hesabına beş yüz bin dolar yatırılmıştı. Önüne gelen insana; kadın, erkek, çocuk demeden tecavüz eden bir sapıktı. Böyle kirli bir özgeçmişe sahip olması beyaz ölümün öldürme isteğini tetikliyordu. Bu gün o adamın işini bitirmeliydi, ama kaybetmişti.
Ona gülümseyerek bakan erkeğin omzuna sert bir şekilde çarparak yanından geçip, dakikalar önce kalktığı bar masasına doğru ilerledi.
Elini tezgaha vurup barmenin dikkatini çekerken şarap istedi. Yanındaki taburenin harketlendiğini gördüğünde göz ucu ile sol tarafına baktı.
Gelmişti yine taşçı.
Tüm işlerine taş koymaktan başka bir işe yaramıyordu. Allah günahlarının bedeli olarak bu adamı ceza niyetine göndermişse, hemen tövbe edebilirdi.
Onun aksine bu durumdan fazlasıyla memnun olan adam, yanında oturan kadının yüzünü incelerken barmene başıyla sağını işaret etti. Barmen başını sallamış genç kadının içtiği şaraptan doldurup servis etmişti.
İçkisini yudumlarken sağında oturan kadına bakmış "Fazla hızlı içiyorsun."demişti samimi bir şekilde. Ama Hâye aynı şeyi düşünmüyordu.
Diliyle dudaklarını ıslatıp "Fazla burnunu sokuyorsun."dedi.
Erkeksi bir kahkaha attı, bardağındaki sıvıyı haraket ettirirken konuyu değiştirdi. "Kalbimden vurdun beni. Sorumluluğunu üstlenme gibi bir düşüncen yok mu?"dedi, Barlas Ilgar.
Hâye sabahtan beri içtiği içkinin sertliğiyle hafif sarhoş olurken "Benim bu hayattaki tek sorumluluğum yaşamak."dedi, karakterine ters bir şekilde duygusal konuşarak. Kurbanını izlerken içkiyi fazla kaçırmıştı.
Barlas susmayı tercih etti bir süre, sonra dayanamayıp "Tesadüfe bak."dedi.
Hâye duyduğu kelimeler karşısında kahkaha atarken kırmızı hareler onu izliyordu. Bu sözü çok kullanırdı. Ama asla tesadüflere inanmazdı. İnsanlarla ayal ederdi çoğu zaman.
Barlas'ın gözleri iki dudak kıvrımında kalsa da "İsmin ne?"diye sordu. Hâye elinde kalan şarabı içerken üstüne döktü, beyaz elbisesini kirletti. Ardından bardağını iki kez tezgaha vurdu. Başını çevirip gözlerini genç adamın üzerinde gezdirdi. Bakışları kırmızı tonlarının hakim olduğu irislerde dolanırken elini havaya kaldırıp "Lilit."dedi.
Hâye Sedef Berzah, diye mırıldandı, Barlas Ilgar. Birkaç kez içinde tekrar etti aynı ismi. Koyulaşan yeşil harelere bakarken elini tuttu genç kadının.
"Adem."diye mırıldandı Barlas.
Bir süre bakıştılar. Gözler konuştu, tenler konuştu, kalpler konuştu, zihinler konuştu, yalnız dudaklar sustu.
Hâye sarhoşluğun etkisiyle ayağa kalkarak kollarını havaya kaldırıp, Barlas'ın boynuna doladı. Yüzlerini yaklaştırdığında Barlas bir elini genç kadının beline koymuş, diğer eliyle bacağını tutarak kendine çekmişti.
Dudaklar arsında millim mesafe kaldığında ikisi de kıpırdamadı. Hâye işaret parmağını Barlas'ın gözünün etrafında gezdirdi.

"Sever misin kırmızı rengini?" Gözlerini kırmızı harelerden ayırmadı. Müzik sesi etrafı, insanları esir almıştı.
"Severim."
Gülümsedi. "Ben beyaza bulaşan kırmızıyı severim."dedi, vişne rengi dudaklara kapanarak. Eliyle yanaklarını tuttu sıkıca.
Alevli bir şekilde öpüşürken aniden geri çekilip nefesini üfledi. "Başka bir yere gidelim."
Hâye bir ateşin koynuna girmişti o gece, sadece kırmızı tonun hakim olduğu bir ateş.
Adem ve Lilit'in ateşi.
🔥
Başına giren ağrı gözlerinin açılmasına sebep olmuştu. Bedenini yatakta haraket ettirip kıpırdandığında, duyduğu nefes sesiyle doğruldu.
Bakışları sağ tarafındaki yapılı vücutta dolaşırken, kapalı göz kapaklarının ardındaki kırmızı hareleri görmek istedi.
Barlas Ilgar, diye mırıldandı. Sonra şafağa kadar seviştikleri anlar gözünün önüne geldi.
Kendini hızla toparlayarak üzerindeki örtüyü kenara bırakıp ayağa kalktı. Yerdeki şaraba bulanmış, beyaz renginden uzaklaşmış elbisesine baktı. Elbisenin yanında duran beyaz gömleği gördüğünde eline alıp giyindi.
Çantanın zincir sapını beline doladıktan sonra içini açıp, bir miktar para çıkardı. Barlas'ın yattığı tarafa yaklaşıp, komodinin üzerine bıraktı. Uyandığında yanında olamasa da onu sinir etme fırsatını kaçıramazdı.

Gülümseyerek eğilip dudaklarına uzun bir öpücük bıraktı.
Bakışları yüzünde dolanırken "İkimiz de aynı topraktan yaratıldık, Adem."diye fısıldadı dudaklarına doğru. Parmakları kalbinin tam üstündeki yaraya dokundu. Yüzünde bir tebessüm oluşurken yanından uzaklaştı.
Kulağını kapıya dayadığında, konuşma seslerinden önünde iki adamlar olduğunu anladı. Boynunu kütletip kolu aşağı çekti. Adamlar hemen önünü kestiğinde odadan çıkıp, kapıyı kapattı.
Başını kaldırdığında korumalardan birinin "Abim..."diye başladığı cümleyi yumruğuyla yarıda bölmek zorunda kalmıştı. Yumruğunu sert bir şekilde çenesine geçirdiği adamın sırtı duvara değerken, diğerinin erkekliğine tekme atmıştı.
"Adem'i uyandırmayın, Havva'yı bekliyor."dedi arkasını dönerek. Korumaların sorgulayıcı bakışlarını sırtında hissediyordu. Delirdiğini falan düşünüyor olmalıydılar. Hadi ama Adem'in eşi Havva'ydı.
Bense günahkar, Lilit'dim.
Otelden çıktığında eliyle kahkülünü düzeltti. Gözlerini kısıp, gülümsediğinde bir taksini durdurmuş binmişti. Yüzündeki tebessümü hızla silerken telefonunu eline aldı.
Aynı zamanda gelen mesaj kaşlarının çatılmasına sebep oldu.
"Temiz halletmişsin! Başka işlerde görüşürüz, beyaz ölüm."
Bu mesaj ona öldürme emrini veren adama aitti. Ama Hâyd dün o adamı öldürmemişti.
Öfkeyle dudaklarını yalayıp, parmaklarıyla oynamaya başladı. Kim öldürmüştü o adamı? Başka bir düşmanı mı yapmıştı? Büyük bir hata yapmıştı, kimliğini bile ifşa etmiş ola bilirdi.
Aniden şakağına sert bir şekilde vurduğunda, taksi şoförünün delirdiğini düşündüren bakışlarına maruz kaldı.
Gülümseyip "Ah, kendi kendime çok konuşurum, bazen hareketlerim de düşüncelerime eşlik eder. Sonuçta uzman görüşü önemli, değil mi?"dedi açıklama yaparak.
Şoför beceriksiz şekilde başını salladıktan sonra evinin önünde durmuştu. Ödemeyi yaptıktan sonra arabadan indi. Evinin bahçesine girdiğinde yan komşusu Neriman teyze balkondan "Kız Sedef, akşam neden eve gelmedin?"diye sordu, üzerini süzerek.
Kural 1: Nerimanlardan uzak durun. Özelikle komşunuz ve akrabanızsa.
"Hobilerini değiştirme zamanı gelemdi mi, Neriman teyze?"diye sordu. Anahtarını bulmak için çantasını karıştırıyordu o sırada.
"Ne hobisi iskeletör?"dediğinde dudağını ısırdı. Bu kadının dilini kesmemesi için tek bir sebep aradı, ancak bulamadı. Bir akşam uyurken yastığıyla onu boğarak öldüre bilirdi. Kalçası, göğüsleri ve göbeği bedenine ait bile görünmezken ona iskeletör diyordu. Şu kaslı vücuduna!
"İnsanların hayatını gözlemlemek, uzun burunluk yapmak gibi. Sonuçta sen bir pinokyo değilsin."dedi gülümsemeye çalışarak. Mahalledeki imajını çizen yegane kadındı. Sabrını tüketmiyor, adeta emiyordu.
Neriman teyze elini havada sallayıp "Oğlum geldi, görevden Sedef. Yakışıklı,-işaret ve baş parmağıyla yüzünü gösterdi-kaslı,-kollarını sıkarak havaya kaldırdı-zeki,-kafasına vurdu, ay birde benim oğlum."dediğinde "Birazdan ölü olacak."diye mırıldandı.
Aniden üstüne çekirdek kabuğu atıp "Ne dedin kız?"diye sordu. Bakışlarını ağır bir şekilde yeniden balkona çıkardığında anlattığı kadar yakışıklı olan oğlu balkona çıktı "Anne."diyerek. İşte bu yüzden onu öldürmeye bilirdi.
Kahverengi gözleri ikinci kattan bana kayarken "Günaydın."dediğinde karşılık verdi.
"İşe gidiyorum anne, mesaiye kalacağım için geçikeceğim."
Neriman teyze eliyle beni gösterip "Komşumuz, Sedef. Sen göreve giderken taşındı Ferhan. Bacakları çırpı olsa da güzel değil mi? Beğendin mi?"dedi. Kirpiklerini kırpıştırdığında yediği hakaretlerden kurtulmak için yorgun olduğunu, uyuyacağını söyleyerek eve girdi.
"Çırpıymış... İskeletöre alıştım da, çırpı bacak ne amına koyayım. Dünyanın keşf edilmemiş sekizinci mucizesiyim, bana dediği şeye bak."
Çantasını yere fırlattığında oturup ağlayabilirdi.
Aniden burnuna gelen koku dikkatini dağıtırken Barlas'ın gömleğinden geldiğini farketti. Hızla üzerini çıkarıp odasına girerek duş aldı. Uzun süre suyun altında bekledi.
İstemsizce onunla yaşadıği gece aklına gelirken sıcak suyu soğukla değiştirdi.
Yaşanmaması gereken bir akşamdı.
🌊
On dokuz dakikadır elindeki dokuz yüz doksan dokuz türk lirası ve doksan dokuz kuruşla otel odasında volta atıyordu Barlas.
Ona jigolo muamelesi yapmış, adamlarını dövmüş, 999,99 tl ile onu başbaşa bırakmıştı. Hediye olarak da elbisesini vermiş olmalıydı. Ne kadar da yüce gönüllü bir kadındı. Dokuz kuruşu neden yanında taşıdığını merak ediyordu açıkcası!
Hâye Sedef Berzah!
Bu kadını bulmak düşündüğünden zor olmuştu. Köprücük kemiğindeki ona özel tasarlanan bir balık dövmesi ile onu bulabilmişti.
Ancak bulamadığı bir çok şeyi iyi gizliyordu.
Zemheri yatağa gömlek bırakırken gülmemeye çalışarak odadan çıktı.
Onu umursamayarak hızlıca duş almış, üzerini giyinmişti. Küçük hanımla konuşacakları vardı.
Zemheri ile arabaya binerken Ceza gülerek yanına oturup "Abi doksan dokuz kuruş borç verir misin? Akşam lazım olur."dediğinde elinin tersiyle kafasına vurdu.
Ceza nefesini verdi. "Beş oldu!" Zemheri gülüp "Dikkat et, dokuz olmasın!"dedi.
"Bir daha ağzınızdan dokuz rakamanı duyarsam sikerim hepinizi."dedi öfkeyle Barlas. İkisi de susup gülmemek için birbirine baktığında söylediği şeyi anlayarak "Dudak kenarlarınız yukarı kıvrılsın, arabanın arkasına bağlar, gün boyu öyle gezdiririm sizi!"dedi.
Ceza etrafa bakarken "Dokuz kuruşu nereden bulmuş acaba?"diye mırıldandı. Barlas kafasına vurup "Bu da altı olsun!"dedi, araba dururken.
İndiğinde hızla bahçeden içeri girmiş, kapıya yaklaşmıştı. Çocuklara arabada beklemelerini söylemişti. Kapıyı çalmak için zile basacağı sırada açık olduğunu farketti.
🐟
HÂYE'DEN...
Bedenimi kuruladıktan sonra havluyu kirli sepetine atıp banyodan çıktım. Kapıyı açtığım an durmak zorunda kalmıştım.
Bu adamın evimde, odamda ne işi vardı?
Bakışları çıplak bedenimde dolanırken yerinde donup kaldığını görebiliyordum. Yavaş adımlarla makyaj masama ilerleyip, sandalyeme bıraktığım sabahlığımı giyindim. Ardından hızlıca cebinden çakıyı çıkarıp üzerine yürüdüm.
Çakının sivri ucunu kalbine bastırdığımda bu hamlemi beklemiyor olduğu belliydi. Beni çıplak görmenin şokunu yaşıyordu hâlâ. Daha fazlasını yaşamıştık, ama saçma bir şekilde kontrolünü kaybetmişti.
Kendine geldiğinde "Kapın açık olunca zarar gördüğünü düşünerek evine girdim. Kaba hareketim için özür dilerim."dedi kibar bir şekilde. Neriman teyze yüzünden kapıyı kapatmayı unutmuş olmalıydım. Deli karı akıl mı bırakmıştı bende!?
"Adem, Adem, Adem."diye mırıldandım.
Ardından başımı havaya kaldırıp "Doktorlara sesleniyorum. Şu çıkardıklarınızı önceden kontrol mü etseniz? Sonra biz uğraşıyoruz!"dedim.
Yine saçma bir şekilde gülümsedi.
"Şizofren olduğun konusunda ısrarcıyım."
"Beyin nakli olman konusunda ısrarcı olacağım. İstek değil, ihtiyaç!"
Çakıyı ters çevirip yaralı göğsüne bastırdım. Yüzü ekşimezken "Ne işin var burada?"diye sordum.
Bileğimden tutup elimi indirmek istediğinde izin vermedim. Birden sağ eliyle karnıma vurup, çakının sivri ucunun hedefini benim kalbim yaptığında "Borcum vardı sana."diye mırıldandı. Onu kalbinden vurduğum için beni de aynı şekilde öldürmeye geldiyse bunu sabah kolaylıkla yapabilirdi. Amacı kesinlikle beni öldürmek değildi.
Yüzüme eğreti duran tebessüm oluşurken elinden tuttum. Metal tenime değdiğinde "Borç, huzursuzluğun ana kaynağıdır derler. Öde!"dedim gözlerine ısrarcı bir şekilde bakarak.
Emredici sesim onu rahatsız etmiş olacak ki, çakıyı yere fırlattı. Ardından "Giyin, aşağıda bekliyorum seni."dedi, emir kipiyle.
Kendi evi gibi odamda takılıyor, şimdi de salonuma iniyordu. Geniş herif!
Pencereye yaklaşıp aşağı baktığımda gözlerim şaşkınlıkla aralandı. İyi ki mahallede dikkat çekmek istemiyordum. İyi ki!

Hızlıca üzerime rahat bir tişört geçirip aşağı indim. Aşağıdan tıkırtılar geliyordu.
Merdivenleri bitirdiğimde Barlas'ın kahve hazırladığını gördüm. Yere attığım gömleği ve çantamı düzenli bir şekilde tek kişilik koltuğa bırakmıştı.
Tezgaha yaklaştığımda "Soru-cevap şeklinde ilerleyelim."dedim. Sesimi duyduğu an arkasını dönmüştü. Kırmızı irisleri beni bulduğunda hazırladığı kahveyi önüme koydu.
"Kimsin sen?"diye sorduğumda "Eminim kim olduğumu iyi biliyorsun."dedi.
Gülümsedim. "Tamam, Barlas Ilgar. Kartları açık oynayalım o zaman." Başını salladı kendine hazırladığı kahveden bir yudum alarak.
"İlk önce neden Andrei Averin'i öldürdün? Neden o barda karşıma çıkıp beni oyaladın?" Kaplumbağa deden, derse iyi rezil olurdum.
"Hâye Berzah. İsmini ilk kez duyuyorum."
"İsmim, Sedef. Bir daha sakın bana öyle seslenme!" Uyarımdan sonra sabırlı bir şekilde yüzüne baktım, sorumu cevaplaması için.
Bakışları yüzümde dolanırken irislerinin etrafı da gün ışığı yüzünden kızarmıştı. Yakut gözlere sahip olmak o kadar da iyi değildi.
"İlk önce isminin anlamını açıkla, cevap vereceğim." Duraksayıp "Hâye isminin."dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Bu adam beni her türlü taşla tanıştırıyordu. Sabır taşıyla muhatap olmak zorunda kalmıştım şimdi de!
"Annemle babamın isimlerinin ilk iki harfi."dedim dürüstçe. Anlatsa iyi olacaktı.
Tebessüm edip başını salladı. Ardından "Benim hakkımda ne biliyorsun?"diye sorduğunda elimi sert bir şekilde tezgaha vurup "Tek taraflı bir sorguda gibi hissediyorum. İlk önce sen anlatmaya ne dersin?"dedim sinirle. Ne bilip, bilmediğimi anlamaya çalışıyordu kendince.
Rahat bir şekilde konuşmaya başladı. "Andrei bir uyuşturucu baronu! Bana sunduğu teklifini kabul etmediğim için başka biriyle anlaşma yapacaktı. Gerekeni yaptım ben de. Bar meselesine gelirsek. Bir amacım yoktu, sadece seni görünce konuşmak istedim." Bar konusunda kesinlikle yalan söylüyordu. Ustaca kullandığı beden dili aksini iddia etse de hislerime güveniyordum.
"Alnımda müneccim yazmıyor ama yalan söylediğini anlayabiliyorum. Bir mafya, özellikle devletle iş yapan bir mafya neden benimle bu kadar yakından ilgileniyor?"
"İlk görüşte kalbimden vurdun beni."dedi hızlıca. Devam etti. "Sen kimsin, Hâye? Bir mahallede yaşayan bir genç kız için fazla bilgiye sahip değil misin? Senin ne işin vardı o binada? Üstelik silahla. İyi dövüşüyorsun, dudak okuyabiliyorsun, iyi bir dinleyicisin."dediğinde "Sevişmeyi saymadın, kırıldım. Ben her konuda en iyisiyim."dedim. İsmimi söylemeyi bırakmayacak gibiydi. Ansızın dili ağzından firar edebilirdi.
"Konuyu değiştirme cevap ver. Onda profesyonel olduğunu gördüm. Konuşma bittikten sonra o paranın hesabını da vereceksin." Bir beyefendinin içinden maço bir dağ ayısı çıkardığım için kendimle gurur duymam gerekiyordu galiba.
"Senin şüpheli haraketlerini gördükten sonra içimdeki dünyayı kurtarma isteği kabardı. Terörist zanettim seni. Üzerimde de hep babamın silahını gezdiririm. Malum dışarı pezevenk kaynıyor." Elimle dudaklarımı kapatıp "Pardon, adabı muaşeret kurallarını ihlalettim."dedim kafamı oynatarak.
Başını iki yana salladı, söylediklerime inanmamış gibi bir hali vardı. Açıkcası ben de inanmamıştım. Yoksa yalan söyleme becerimi mi kaybediyordum¿
"Zaten herkesin cebinde S-24 silahı olur değil mi?! Adam öldürmediğin zamanda yazarlık mı yapıyorsun?" Başımı iki yana salladım.
"Yok yatıyorum genelde. Öldürgen değilim, yatalaganım."
Gözleri üzerimde dolandı bir süre. Ardından kahvesinden bir yudum daha aldı. Rahat bir şekilde kalçasını tezgaha yasladı.
"İştahın ölümü. Tokluğun, tıkınmanın. Açlığı tatmanın, açlığın lezzetine kavuşmanın bir diğer adı. Kana mı doyuyorsun?" Zihnimi okumak ister gibi bakışları yüzümde dolandı.
"Neden beyaz ölüm?"
🐟🌊
İnstagram: aidehaciyevaa
Balık kaçar efendim...
Zurnanın zırt, pırt dediği yer olsa gerek.
Herkes, her şeyi biliyor, ama kimse bir şey söylemiyor. Can sıkıcı.
Bölüm hakkında sorular:
Neden beyaz ölüm?
Hâye hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ve diğer karakterler?
En önemlisi doksan dokuz kuruş? Zaafımız var;)
zırt, pırt dediği yer olsa gerek.
Herkes, her şeyi biliyor, ama kimse bir şey söylemiyor. Can sıkıcı.
Bölüm hakkında sorular:
Neden beyaz ölüm?
Hâye hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ve diğer karakterler?
En önemlisi doksan dokuz kuruş? Zaafımız var;)