Yıldızlarla alakalı pek çok şey biliyordum. Nasıl oluştukları, yaşamları ,ölümleri… Aşağıdan bakınca parıltıları ile o küçük noktaların göz alıcılıkları bazen onlara yaklaşmak istememe onları daha yakından görmek istememe neden oluyordu. Uzaktılar… Uzak olmalarının bir nedeni vardı. Yakınlaştıklarında ne kadar korkutucu olabildiklerini biliyordum. Ama onlara büyük bir hayranlık besliyordum. Benim gibi insanların genel özelliğidir bu. Büyük, hayranlık uyandırıcı ama bir o kadar korkutucu şeylere yaklaşmak istemek… Sence Procyon Sirius’un yanında nasıl hissediyordur? Diye sordu Pera. Sirius’a gözümü diktim pasparlaktı. Gökyüzünün en parlağıydı. Yanındaki Procyon!a diktim sonra gözlerimi. Onu seçmek çok zordu. Sirius’un yanında neredeyse görünmüyordu. Dikkatlice baktığımda gördüm onu. Muhtemelen benim gibi hissediyordur dedim. Pera uzandığı kumları hafifçe uçurarak bana döndü. Bunu neye dayanarak söylüyorsun Alin? Bilmiyorum dedim ona dönmeden. Bazen senin yanında öyle hissediyorum. Biliyorsun güzelsin, zekisin, benden daha iyi bir balerinsin. Yutkundum. Denizin eşi seçildin Pera diye mırıldandım. Alin çok iyi bir balerinsin dedi Pera. Sırıtarak normal tavrımı takındım. Hey kendim fenaymışım diye demiyorum. Yani dansımı az çok biliyorum. Ama kim olsa yanında böyle hisseder. Parlıyorsun Pera, aynı Sirius gibisin ve ayrıca en yakın arkadaşımın böyle havalı biri olması benim için mükemmel. Teşekkür ederim anlayışlı olduğun için dedi. Anlayışla alakası yok dedim ben de yüzümü ona çevirirken. Sadece içimden geçenler bunlar Pera. Gerçekten içimden onun iyiliği ve mutluluğu dışında bir şey geçmiyordu. Gülümsedi. Deniz konusunda… Lafını tamamlamadı. Seni Denizden çok daha seviyorum önümüzdeki beş yıl boyunca maalesef ki sevmediğin biriyle her gün çalışacağın için üzgünüm sadece dedim. Doğru değildi. Denizin partneri olmak istiyordum ama bunun için yeterli değildim. Pera yüzünü buruşturarak o şımarık çocuktan nefret ediyorum ama senin onu sevmenden daha çok nefret ediyorum dedi. Kıkırdadım on dokuz yaşına kadar tatil günleri hariç her gün onunla çalışacaksın Pera dedim a’yı uzatarak. Sırıttı. Tekrar anlayışla karşıladığın için sağol Alin dedi. Tabii ki anlayışlı olacağım seçimler için çok çalıştın kiminle olacağın umurumda değil beyaz kuğu oldun Pera inanabiliyor musun? Dedim. Alin sen de çok çalıştın dedi Pera yüzüne vuran hafif ay ışığında. Pera’nın çok güzel bir yüzü vardı. Yeşil gözleri bembeyaz bir teni sarı saçları ile harika görünüyordu. Demek ki yeteri kadar çalışmamışım Pera dedim sesimin titrememesine dikkat ederek. Hey çok depresif bir havaya büründük farkında mısın Alin? Dedi. Hadi daha neşeli şeyler konuşalım lütfen. Hımmm dedim düşünmem lazım. Gözlerimi kapattım ve uzun süredir beklettiğim bir haberi söyledim. Ata hakkında dedim. Ay ışığında kumlarda uzanıyorduk ama yanaklarının kızardığını görebiliyordum. Eee nolmuş ki ona? Dedi. Gözlerimi devirdim. Pera bilmiyormuş gibi yapamazsın dedim. Yapmacık bir tavırla kaşlarını çattı. Ata senden hoşlanıyor dedim bıkkın bir sesle. Sanki bilmiyormuş gibi bir ses çıkardı. Gelip burada abinin benden hoşlandığını söyleyemezsin dedi. Söyledim bile dedim. Peranın kesinlikle Ata’dan hoşlandığı belliydi. Ata olmaz.
Ata büyük benden ayrıca Ata’nın kahkülleri var dedi çabucak. Minik bir kahkaha koparıp sırtımı tekrar kumlara bastırdım. İlk olarak Atanın kahkülleri gayet güzel ve aranızda neredeyse bir yaş var. Ayrıca sen kör müsün Pera? Çocuk peşinde pervane. Her bize gelişinden bir şeyler alma bahanesiyle bizim ortama girmeler, saçma şeylerden muhabbet açmaya çalışmalar ayrıca bir salaklık da geldi Ata’ya ve her ne kadar bilmiyormuş gibi yapsan da farkındasın ve sen de onu seviyorsun Pera. Atanın kahkülleri var Alin ve çilleri dedi aceleyle. Pera dedim a’yı uztarak. Saçmaladığının farkındasın umarım. Bu saçmalarından bile anlaşıyor dedim. Ama Atanın – sözünü bitirmedi. İç geçirdi. Beni neden bu kadar iyi tanımak zorundasın Alin? Dedi. Kabul ettin işte dedim histerik bir gülüş sunarak ve en yakın arkadaş olmak bazı özellikler kazanmamı sağlıyor diye ekledim. Bilmiyorum diye mırıldandı. Ata… Ata o yani senin abin. Evet benden iki yaş büyük olan ve sana takıntılı kahkülleri ve çilli bir tipi olan abim. Sağ yanağındaki çilleri orion’un ters çevrilmiş haline benziyor diye mırıldandı. Cidden bunu biliyordu. Pera sen gerçekten Ata’dan hoşlanıyorsun ayrıca Astronomiye kafayı takmış bir aşıksın dedim. Evet öyleyim a- Sözünü bölüp kıkırdadım. Aşık olduğunu kabul ediyorsun yani Peracım dedim. Gözlerini muhtemelen devirip sözüne devam etti en azında öleli bir asırdan fazla olmuş bir kadının kitaplarına takıntılı değilim dedi. Damarıma basmıştı. Hey Louisa’ya* laf atamazsın. Yani benim yanımda atamazsın. Hemen lafının yönünü değiştirdi. Hey saygısızlık yapmıyorum. Sadece bir tık abartıyorsun. Yani aynı kitabı on ikinci kez okuyup ağlama krizine girdiğin için provaya geç kaldın yalnız hatırlamıyorsam dedi. Evet bu gerçekten yaptığım bir şeydi. Kitaplarıma laf atma Pera dedim sahte bir kırgınlıkla. Eh kitabın sonu mutlu bitiyordu ama dedi. Bu hiçbir şey değiştirmez dedim. Hayatımın kitabı diyeceğim kitabı böyle savunurdum işte. Biraz yıldızları izledik. Siriusa odaklandım. Yıldızların isimlerini tabii ki biliyordum. Geleceğin astrobilimcisi yanımda uzanıyordu. O da Küçük Kadınlar, İyi Eşler ve tüm Louisa kitaplarını ezbere bilirdi. Yoğum sessizliğin içinde konuşmaya başladı. Hiç Hayal’i düşündüğün oluyor mu Alin? Hayal hakkında konuşmazdık hiç. Hayali pek fazla hatırlamazdık zaten. Hayal Pera’nın üç yaşında ölen kız kardeşiydi. Ben o sıralar beş yaşındaydım ve pek bir şey anlamamıştım. Ama nedense Hayal hakkında konuşunca boğazıma bir yumru oturuyordu. Bende olan şey muhtemelen Pera’da da oluyor hatta bir abla olarak çok daha fazlasının hissediyordu. Pera dedim mırıldanarak. Bu konuda konuşmayı gerçekten sevmediğimi fark ettim. Bazen evet bir eksik parçam varmış gibi hissediyorum. Ama sadece beş yaşındaydık. Yani o sıralar sadece bir oyun arkadaşı kaybettiğimi düşünüyordum. Ama bu yaşımda olaylara baktığımda acaba Hayal şimdi burada olsan nasıl olurdu diye düşünüp dururdum sürekli. Aklıma hep gelirdi Hayal. Yani ne demem gerek bilemiyorum dedim kısık bir sesle. Bazen gerecekten onu derin derin düşünüyorum. Burada olsa ne olurdu. Derin bir nefes aldım. Eğer, eğer yaşasaydı ne olurdu diye düşünüyorum Ama çok küçüktük Pera. Bunu söylemek ne kadar acı verse de o sadece bir oyun arkadaşıydı benim için ama onu seviyordum ve onu hatırladığım kadarıyla hala çok seviyorum. Gözlerimden akan yaşları durduramıyordum. Son sözlerimi sesim titreye titreye söylemiştim. Hayal’in Pera’nın tam zıttı olan siyah saçları ve yeşil bakışları olan küçük bir kız çocuğu olarak hatırlıyordum. Eğer burada olsaydı nasıl görünürdü kafamda kuramıyordum. Ben de aynı şekilde düşünüyorum dedi Pera titrek bir sesle sonra burnunu çekip toparlandı. Uzandığı kumdan kalkıp bağdaş kurdu. Pera güçlü bir kızdı. Hayatta ne kadar kötü şey olduğunun farkındaydı. Hiç böyle konuları dramatize etmezdik içimizde. Belki de bu ailelerimizin meslekleri yüzündendi. Belki de hayatın ne kadar zor ve insanların ne kadar kötü olabileceğini en iyi bilen ve bizi her daim bu kötü olaylara hazırlayan insanların çocukları olduğumuz için böyle davranıyorduk. Yaşımızdan olgun ve ne olursa olsun şükreden çocuklardık. Ailemizin her an ölebileceği bilincinde olan on dört yaşında çocuklardık. Pera bağdaş kurunca bende yanına yanaştım. Bu akşam biraz duygusal mıyız neyiz dedi Pera. Gülümsedim. Evet ama her şeye ve her duruma rağmen yan yanayız değil mi Pera? dedim. Elimi sıktı. Yanımda olduğun için teşekkür ederim Alin diye mırıldandı. Bende dedim. O benim çocukluk arkadaşım, kız kardeşim ve bir nevi sığınağımdı. Cebinden telefonunu çıkardı ve saate baktı. Saat çok geç olmuş Alin neredeyse iki saattir buradayız ayrıca buraya gelirken annemlere haber vermedim. Şuan muhtemelen uyuduğumu düşünüyor olmalılar ve yarın provamız var. Sen de muhtemelen Duygu hocaya yine İyi Eşler’in mutlu biten sonuna ağlıyorum bahanesini ikinci kez kullanamayacaksin. Yani kalksak iyi olacak. İşaret parmağımla kumlara desen çizerken yanıtladım. Tabi kalkalım Pera dedim. Geceleri ailelerimiz uyurken sahile kaçmamız zor olmuyordu. Pera’nın evi ile bizim evimiz yan yanaydı ve direk kumsalın kenarındaydı. Haftada birkaç gün yıldızları izlemeye çıkabiliyorduk. Pera’nın ailesi benimkilere göre –tabii mesleklerinin tehlikesinin farkında olduklarından- birazcık katıydı. Ama benim ailem Ata gibi zaptedilemez bir çocukları olduğundan o kadar önemsemiyorlardı. Kumlardan kalkıp üstümüzü silkeliyorduk ve önce her zaman yaptığımız gibi Pera’yı eve bırakacak ardından ben eve geçecektim. Ama zamanın hiç planladığımız gibi ilerlemeyeciğinden haberdar değildik. Peraların evinin pervazına ulaştığımızda ona el sallamak için elimi kaldırdım ve sonra asla beklemediğimiz bir şey oldu. Önce tiz bir kadın sesi duyuldu. Ardından bir tüfek sesi eşlik etti. Korkudan dondum. Zaman o an durdu. Bu kadın sesini tanıyordum. O çığlık o kadar sesliydi ki tüm İstanbul duymuştu. O kadın, o kadının sesi… O… Nasıl? Nasıl? Ayaklarım yere çivilenmişti. Gözlerime hücum eden bir sızı hissettim. Ardından anlaşılabilir bir erkek sesi boğuşma sesi ve tekrar tüfek eve çok yakındık evin içindeki her şeyi kavrayabiliyorduk. Peraya döndüm. Ağlıyodu. Ağlayışı hıçkırışlara dönüştü. Ağzını elimle örttüm. Çok yakındık. Eve çok yakındık. Ben böyle yetiştirilmiştik. Ağlamaya başladım. Bir elimle Pera’nın ağzını, bir elimle kendimi ağzımı örtüyordum. Daha önce hiç bu kadar korktuğumu hatırlamıyordum. Kalp atışlarım hem durmuş hem de göğüs kafesimden çıkacakmış gibi hissediyordum. Bir tüfek sesi daha duyuldu. Ardından bir tane daha. Sanki emin olunmak isteniyormuş gibi peş peşe ateş atılıyordu. Artık Pera elime çığlıklar atıyordu. Onunla çömelttim ve yanına ben de çömeldim. Her an gelebilirdiler. Görünmememiz lazımdı. Bizim evin ışıklarının açıldığını görebildim belli belirsiz ışık huzmeleri süzülüyordu. Görünemeyeceğimiz bir yere soktum ikimizi. Gözlerim karardı. Bedenim bu adrenelin dalgasına dayanamadı. Belli belirsiz duyduğum ses babamın sesini duydum. Babamın hızlı hızlı annemle konuşmaları ve ikisinin de ceplerinden çıkardıkları tabancaları gördüm. Merdiven basamakları gümbürdüyordu. Yukarıdan birilerinin indiğini anlayabiliyordum. Serra teyze ve Ahmet amcanın katilleri’nin sesleri… Pera’nın ailesinin katileri... Birkaç mermi sesi duydum. Babamın tabancasından çıktığına emindim. Başımı zorlayarak o tarafa çevirdim. Peranın göz yaşları elimi ıslatmıştı. Babam tam olarak adamı nişan almıştı. Diğer adam korkak gözlerle anneme bakıyordu ki annem adamı kolundan yakaladı. Hiçbir şey hissedemiyordum ,korkuyordum herhalde. Pera’nın gücü kalmamıştı. Artık olayları kavradığını varsayıyordum ve muhtemelen o yüzden hiç olayların olduğu tarafa bakmaya yeltelenmiyordu. Yorgundum. Demin yaşadıklarım… Gözlerim kararmaya başladı yeniden. Bu boşlukta elim Peranın ağzından kaydı ve Pera’nın çığlıkları genç bir adam çığlıklarıyla gökyüzüne karıştı. Gözlerim kapanmadan son duyduğum şeydi bu.